Sabah olduğunda her şeyi Ivan'a anlattım. Karşı çıkmasını bekliyordum. Ama o sessizce kabul etti. İyileşmek istediğini söyledi.
Gitmeden önce Eva'nın mezarını ziyaret etti. Ben uzakta durdum. Hala yanına gidip Eva ile konuşmaya cesaret edemiyordum. Ivan'ın gözyaşlarını gördüğümde arkamı döndüm. Ne konuştuğunu bilmiyordum. Duymakta istemiyordum. Acılı bir kardeş neler söyleyebilirdi? Soğuk rüzgar bedenimi titretirken, dudağımı ısırdım. Eva'ya haksızlık yapmamalıydım. Onunla konuşmalıydım. Ama yapamazdım... Şuan değil. Belime dolanan kollarla, tekrar güvende hissederken. Ivan'ın bedenine sokuldum. "Buraya geldiğimde daha mutlu oluyorum." başımı salladım ama bir şey söylemedim. Özür dilerim Ivan...
***
Eve döndüğümüzde Ivan telefonla şirkette ki işler hakkında konuştu. Güvenebildiği adamlar olduğu için şanslıydı. Çünkü Ivan adece kendi hayatında değil iş hayatında da durgunluk yaşıyordu. Ama kurduğu sistem sayesinde hiç çaba göstermeden hala batmıyordu. Peki bu nereye kadar böyle gidebilirdi?
Araca bindik ve şehirden kilometrelerce uzakta ki hastahaneye geldik. Yol boyunca Ivan beni kollarında tuttu. Artık değişmişti. Kollarında ki beni bir yabancı gibi görüyordu. Saçlarımı okşamıyor, elleri çıplak kollarımda gezinmiyordu. Sadece beni tutuyordu o kadar. Bunları düşünüp sürekli kendime eziyet etmemeliydim. Zaman ve acı hiçbir şeyi aynı bırakmazdı. Aşkı bile.
***
Ivan ile birlikte - şehirden uzakta olmasına rağmen, güzel yapılı olan binaya girdik. Bizi güler yüzlü bir kadın karşıladı ve beklememizi söyledi.
Koltuklara oturduk. Hastahane çok sessizdi. Gerçekten ileri düzeyde ki hastalar burada mı kalıyordu?
İçimde ki sıkıntı bana eziyet ederken, döndüm ve ikimize söyler gibi "İyi olacaksın." dedim.
Ivan sessiz kaldı. Sabah daha neşeliydi. İyileşmek istediğini söylüyordu ama şimdi sanki vazgeçmiş gibiydi. Onun gibi bir adamın bu ikilemde olması bile garipti. Uzandım ve elini tuttum. "Yanındayım." Ivan gülümsediğinde derin bir iç çektim. "Biliyorum." diye fısıldadı.
Tam o sırada kadın bizi çağırdı. İkinci kata çıktık. Ivan odaya yalnız girdi. Yorgun bir şekilde koltuğa oturdum. Uzansam uyuyacaktım. Resepsiyonda ki kadın kötü halimi fark edip yanıma geldi.
"İyi görünmüyorsunuz. Kahve ister misiniz? " dediğinde başımı yavaşça salladım. Kadın saniyeler sonra iki kahve ile döndü. Birini bana uzattı ve yanıma oturdu. Bu yakınlığı garibime gitse de karşı çıkmadım. Yalnız kalmak istemiyordum. Kahveyi yavaşça içmeye başladım.
"Teşekkür ederim."
"Ne demek. İçeride ki sevgilin mi?" yutkundum ve "Evet." dedim.
Kadın kahveyi tutan elime dokunduğunda irkilsemde itmedim. Dokunduğu gibi geri çekildi.
"Senin için çok zor olmalı."
"Evet. Çok zor. Onu böyle görmek çok zor. Buraya gelmek zorunda olmak. Aynı kalmasını istediğim her şeyin değiştiğini görmek. Şimdi buradayken daha iyi anlıyorum." bu kadına açılmıştım çünkü başka konuşacak kimsem yoktu. Yargılamayacak tek kişi, bir yabancıydı.
Kadın bir süre sessiz kaldı. Ne söyleyeceğini düşünüyor gibiydi.
"Hala ona sahipsin. Eski günleri istiyorsan şuan bu anları yaşamak zorundasın. İyileşmesi lazım. Ne durumda olduğunu bilmiyorum ama kötü durumda görünmüyor. İyileşmesi çok uzun zaman almaz." hızla ona döndüm. Dudaklarımda minik bir gülümseme vardı. Sabah açan güneş kadar umut verici ve sıcak...
"Ciddi misiniz?" Kadın başını salladı ve hafifçe güldü. "Öyle bakma kızım, doktor değilim ama birçok hasta gördüm. Söylediklerim sadece tahmin. Fakat ne sürede iyileştiklerini biliyorum." kalbimde ki baskı azalıyordu. Hiç geçmeyecek sandığım acı belki de hızla geçecekti. Belki... biz çok kısa bir zamanda asla eskisi gibi olmasa da iyi olacaktık.
"Buraya sadece deliler gelmiyor. Gelenler kendi başlarına halledemediği sorunlar için gelir. Birkaç sefer gelip iyileşiyorlar. Çünkü bazen tek ihtiyacın konuşmaktır. Belki kapıdan çıktığında iyileşmiş bile olur." dediği şeyler canımı yaktı. Benimle konuşabilirdi. Ben onu anlardım. Onu yargılamazdım. Asla.
Kadın işine döndüğünde lavaboya gittim. Zaman geçtikçe endişem büyüyordu. Ellerimi başıma götürdüm ve ağrıyan yerde parmaklarımı gezdirdim. Aynaya tekrar döndüğümde, Eva'nın silüetini görür gibi oldum. Korkuyla geri adım attım ve duvara çarptım. Sırtım yanarken, nefes nefese aynaya yaklaştım. Sadece bir yanılsamaydı. Derin bir nefes aldım. "Özür dilerim. Acını yaşamadığımı mı düşünüyorsun? Bende ölüyorum Eva. Ama abin için hayatta kalmalıyım." kendi kendime konuşurken, kapı açıldı. Kimin geldiğine bakmadan orası terk ettim. Şimdi de kendi kendime eziyet etmeye başlamıştım.
***
Uzun bir süre orada bekledim. Gördüğüm yanılsamanın etkisinde korkuyordum ve tetikteydim. Unutmaya çalışarak, kalktım ve makineden su alıp içtim. Sonunda kapı açıldığında suyu çöpe attım. Siyah saçlı, genç kadın eliyle beni işaret edip odaya çağırdı.
Hızla odaya girdim. Ivan rahat bir pozisyonda oturuyordu. Beni gördüğünde ayaklandı ve yanıma gelip bana sarıldı. Şaşırsam da bende ona sarıldım.
"Oturun lütfen." doktor ciddi bir ses tonuyla konuşurken, Ivan elimi tuttu ve birlikte oturduk.
"Öncelikle ben Eleanor."
"Memnun oldum. Ben Lana." Kadın nezekaten başını eğdi. "Ivan bey çok kısa bir süre hastanemizde kalmalı. Ama kendisi buna karşı çıkıyor. Belki siz onu ikna edebilirsiniz." Ivan'a dönüm. Burada mı kalmalıydı? Bunu bende istemiyordum. Bunu yapmak zorunda mıydık?
"Bunu gerekli olduğu konusunda emin misiniz?" Doktor başını salladı. "Eşiniz Kabuslar gördüğünden bahsetti." Eşiniz? Evli olmadığımızı bilmiyor muydu? Şuan da odaklanmam gereken konu bu değildi.
"E-Evet."
"Size tüm detayları veremem ama bu durumu kontrol altına almak için çok kısa bir süre hastahanemizde kalmalı. Emin olun eşiniz için en iyisi." Ivan hışımla kalktı ve "Dışarıdayım." diyerek odadan çıktı. Arkasından gitmek istesem de durdum.
Sonunda cümleleri toparlayabildiğimde konuşmaya başladım.
"Anlıyorum fakat Ivan sadece ölümle başa çıkamıyor. Canı yanıyor. Burada kalmasını gerektirecek bir seviyede mi?" Doktor ayağa kalktı ve topuklu ayakkabılarını yere sağlam basarak yanıma oturdu.
Siyah saçlarını kulağının arkasına koydu ve eğildi.
"Bakın sizin için zor olduğunu anlıyorum ama buraya sizi zorla ben getirmedim. Geldiniz çünkü bir sorun var. En basitinden gördüğü kabuslar size zarar verebilir. Tedavi edilmezse gece gördüğü kabusları gündüz görmeye başlar. Gittikçe kötüleşir. Ölümün ardından çok uzun bir zaman geçmemiş evet... ama daha dün ölmemiş. Ona yardım etmek istiyor musun? " başımı salladım. Zorundasın.
Cesaretimi topladığımda odadan çıktım. Ivan gergin bir şekilde koltukta oturuyordu. Başını duvara yaslamıştı. Tırnağımı avucuma batırdım ve yanına gittim.
"Sakın. İkna etmeye çalışma Lana." geldiğimi anlayıp konuştuğunda yanına oturdum. Sert sesi beni ürkütse de dudaklarımı araladım.
"Bunu yapmalıyız Ivan. İyileşmek istediğini söyledin. Çok kısa bir süre burada kalmak zorundasın." dedim. Ivan gözlerini açtı ve derin bir nefes aldı. "Şimdiden pişman olmaya başladım."
İkna olduğunu görüp rahat bir nefes aldım. Burada olmasını istemiyordum ama yapmalıydım.
***
Vakit geçtiğinde Ivan ile dışarı çıktık. Gitmeliydim. Onu bırakmak istemiyordum. Hızla ona sarıldım. Ivan kollarını sıkıca belime doladı.
"Gitmek zorunda mısın?"
"Maalesef."
"Siktiğimin hastahanesi. "geri çekildim ve gözlerine uzun uzun baktım. Beni reddetmesinden korksam da uzanıp dudaklarına yapıştım. Ivan'ı öperken beni geri öpmüyordu. Hayal kırıklığı ile geri çekilecekken Ivan beni şaşırtarak belimi tuttu ve tutkuyla geri öpmeye başladı. Dili ile dudaklarımı ezerken, ağzımı açmam ile içeri kaydırdı. Tüm bedenim titrerken, özlemle kollarına tutundum. Beni reddetmemışti. Ivan elini boynuma götürdü ve hafifçe eğdi. Hırsla beni öperken nefes nefese geri çekildim.
"İyileşmek istiyorum." dedi. Kalbim çarparken, çenesini öptüm. "İyileşeceksin." İyileşeceğiz. Ivan belimde ki elini sıktı. "Tekrar hayatta gibi hissetmeye başladım. Beni daha önce öpebilirdin." bu dediğine güldüm.
"Seninle sevişmek istiyorum. Hastahanenin izin günleri var mı?" dediğinde daha sesli güldüm. Ivan'ın bu sözleri içinden geldiği için söylediğine umut etmek istiyordum ama bu durumda çok zordu. Beni neşelendirmek için söylüyordu. Ivan beni çok iyi tanıyor ve anlıyordu. Gözlemimi fark etmiş olmalı ki uzandı ve hafifçe dudaklarımı öptü. Geri çekildiğinde "Sabır..." dedim. Ivan yanağımı öptü. "Sabrediyorum ama içimde ki özlem büyüyor. Senin için zor tutuyorum kendimi." titrek bir nefes aldım. Git artık. Yoksa daha zor olacak. Sonunda vedalaştık. Ivan'dan ayrılmak çok zordu. Araçla ölüme gidiyordum sanki. Öyle acı içindeydim ki bugüne kadar çektiğim acı katlanarak büyümüştü. Araç hareket etmeye başladığında Ivan'ın sert yüz hatları bu durumdan memnun olmadığını gösteriyordu.
Ona gülümsedim. İyileşeceksin ve tekrar bir arada olacağız Ivan. Bunu tüm kalbimle biliyorum.