2

1063 Words
O sabah öyle bir uyandım ki, sanki yeni bir hayata uyanmışım gibi bir heyecan vardı içimde. Sanki yeniden doğmuştum. Monoton giden hayatıma bir heyecan gelmişti. Ancak tek sebep bu değildi. Neden bilmiyordum ama bu durumun benim için çok daha özel olduğunu daha şimdiden fark edebiliyordum. Okan'ı kaldırdım. Biraz zor kalkıyordu. Bu huyunu babasından almıştı belli ki ama bir şekilde bunu yenmesine yardım edecektim. Babası gibi olmasını istemiyordum. Çok severek evlenmiştim ama artık gerçek yüzünü gördüğümü düşünüyordum. Ya da bana karşı gizlediği bu yönü artık ortaya çıkmıştı. Sonuçta insan ne kadar rahatlarsa o kadar gerçek yüzü ortaya çıkar ve çevresine de rahat davranmaya başlar. Bana yaptığı da buydu. Eskiden yanımda çok daha dikkatliydi. Okan ilk doğduğu zamanlarda ben daha kalkmadan uyanır, ona bakardı. Ama artık tüm o ilgisi kaybolmuş, başka bir yere gitmişti sanki. Aslında bunu da kaldırabilirdim, çok da sorun değildi. Yani sorun sadece ilgi ve cinsellik de değildi. Ancak duygular olmadıktan sonra insan gibi hissetmek çok zor. Kendimi robot gibi hissettiğim günler daha fazla olmaya başladıkça yaşamın manasını yitirmiştim. Normalde hiç tanımadığım, benim için ekrandaki iki tane yazıdan ibaret biriyle yaptığım bir görüşme bu kadar kalbimi hızlandırıyordu. Bunun nedeni hemen hemen hiçbir hissimin kalmamasıydı. Artık hayatın bir heyecanı yoktu. Yaşamanın bir keyfi de kalmamıştı. Okan, bu hayatta doğru yaptığımı düşündüğüm ve doğru olacak tek konuydu benim için. Zaten kendi hayatımı da onun için bir kenara koymuştum. Ancak bugüne kadar... Bugünden sonra işlerin farklı olacağını hissedebiliyordum. Kocam kalkıp, günaydın dedi. Eskiden öperdi. Artık onu da yapmıyordu. Kahvaltılarını ettikten sonra Okan'ı servise bindirdim. Kocam da ondan on dakika sonra çıkmıştı. Evde açık olan televizyon sesi dışında hiçbir ses yoktu. Hızlıca telefonumu açtım. w*****d'e girdim. Bana yazıp yazmadığını merak ediyordum. O anda yeniden hatırladım. İsmini bile bilmiyordum daha. Ondan dolayı heyecanlanmıştım ama daha ismini bile sormamıştım. Ne kadar da kabaca... Uygulamayı açar açmaz mesaj kısmındaki kırmızı noktayı fark ettim. Evet... Mesaj atmıştı. Günaydın... Ne güzel bir gün değil mi? Dün gece uyuduğunu fark ettim. Umarım rahat uyumuşsundur. :) Çok ilginçti. Kendimi lise zamanlarımda, flört ediyormuş gibi hissediyordum. O zamanlarda konuştuğum erkeklerde tuhaf bir ilgi olurdu bana karşı. Öylesine ilgi verirler, benimle öyle ilgilenirlerdi ki... Gençlik işte. Tam yaşlandığımı düşündüğüm sırada gençliğimi bana geri vermişti sanki. Kelimeleri kullanış biçimi, aynı kitabındaki gibi gündelik konuşmasında da özenli ve güzeldi. Bu huyunu çok beğeniyordum. Ancak onun erkek mi kadın mı olup olmadığını bile bilmiyordum. İsmini sormaya da nedensiz bir şekilde çekinmiştim. Kitap hakkında konuşurken ben de kendime bir kahve yaptım. Güzel bir müzik de açtıktan sonra koltuğa uzandım. Özellikle kitap konusunda aklımda kalan detayları sormak çok güzel bir histi. Direk onu yaratan kişi ile konuşuyordum ve aklımda hiç soru işareti kalmayacaktı. Özel hayatını bilmiyordum, o da benimkini bilmiyordu ama sanki beni uzun zamandır tanıyormuş gibi konuşmaları vardı. Belki de her kadına karşı böyleydi. Onun bir erkek olduğuna emin oldum. Zaten bunu direk sormak anlamsızdı ama kadın bile olsa şaşırmazdım. Kadın ruhundan bu kadar anlaması beni şaşırtmıştı. O sırada kapını çalması ile yerimden sıçradım. Gittiğim zaman delikten baktım ve gelen karşı komşum Tülay'ı gördüm. Benden daha büyük, 34 yaşında bir kadındı. 1.61 boyunda, hafif balık etki olmasına karşın güzel bir yüzü, tatlı bir kişiliği vardı. Kapıyı açtım. Elinde börekleri ile gelmişti. "Günaydın, buyursana." dedim ve içeri davet ettim. "Günaydın, bak börek yaptım. Gel beraber yiyelim." dedi. "Eline sağlık. Hiç zahmet etmeseydin, kahvaltı hazırlardım." dedim. "Yok yahu zaten ben de kahvaltı yaptım da iki lafın belini kıralım dedim..." dedi ve içeri geçti kırıtarak. Tam bir fırlamaydı. "Tamam sen geç içeri ben çay koyayım." dedim. Çayları demledikten sonra içeri geçtim. Börekler gerçekten de enfes görünüyordu. "Olanları duydun mu..." dedi. Tam bir fırlama olduğu her halinden belli oluyordu. Bilmediğime emin olduğu bir şeyi öyle bir anlatırdı ki merak etmeme şansın olmazdı. "Alemsin Tülay vallahi... Duymadım tabi ki. Neler oldu?" diye sordum gülerek. "Ay kız... Emine var ya bizim apartmandaki..." "19 numara mı?" diye sordum. "Evet... O kaçmış gitmiş. Kocası falan olay çıkardı. Akrabaları eve geldi adamı götürdü falan bir ton tantana oldu. Sesleri hiç mi duymadın?" dedi. "Yok yahu ne sesi duyacağım, ne zaman oldu bunlar?" "İki gün önce. Ben de sesleri duydum ama o gün bir şey demediler. Kapıcıdan öğrendim olanları." dedi. "Dayak mı yemiş de gitmiş?" "Yok kız... Sevgilisine kaçmış." dedi hınzırca sırıtarak. "Sevgilisi mi?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Evet... Çok şaşırdım yani hiç beklemezdim ondan ama kız da haklı şimdi yani..." dedi. Emine'yi çok tanımıyordum. Benden iki yaş daha genç bir kadındı. İki tane de çocuğu vardı. Aslında keyifleri yerinde gözüküyordu. Kocası ona bir yıl önce bir jip almıştı. Neden böyle bir durum olduğunu tam anlamamıştım. "Ben de beklemezdim. Keyifleri yerindeydi. Kocasının işleri mi bozuldu acaba... Pek öyle gözükmüyordu da gerçi..." dedim. "Yok kız... Olayın parayla alakası yok. Kız haklı şimdi yani. Daha önce benimle konuşmuştu ama hayatında biri olduğunu bilmiyordum." dedi. "Nasıl yani? Ne anlattı sana?" "Kocası ilgi alakayı tamamen kesmiş. Birkaç kere de başka kadınlar ile olan yazışmalarını yakalamış... Hatta... Bak bunu kimseye söyleme..." dedi ve biraz daha ileri doğru eğildi. Böyle yaptığında gerçekten ayıp olduğunu düşündüğü bir şeyi söylerdi genelde. "Kız... Kocası şu erkekten bozma kadınlara da gider olmuş...." "Ne demek erkekten bozma kadın?" diye sordum. "Yahu var ya işte gece çıkıyorlar olay falan yapıyorlar, haberlerde gösteriyorlar. Toplar işte..." dedi gülümseyerek. "Haaa... Travestileri kastediyorsun... Valla ne diyeyim Tülay... Sapıtmış demek ki adam yani..." dedim. "Yahu kız sapıtırsın da karına karşı sapıt ya da git başka kadına karşı sapıt... Sonuçta o bir erkek yani. Garip bir devirdeyiz artık..." dedi börekten bir lokma aldı ve çayını yudumladı. "Zaten kıza da pek yaklaşmıyormuş... Yemeyenin malını yerler kız... Bir de o da haklı yani kızın da bir canı var..." dedi. "Tamam da ne bileyim... Yani boşansaydı sonra görüşseydi biriyle..." dedim. "Yok be kız... Öyle olur mu sence.... Boşanmak öyle kolay mı? Hem nereden emin olacaksın. Valla ben o durumda olsam ben de yapardım. Güneş görmeyen çiçek bile soluyor yani... Neyse... Herkesin günahı boynuna... Böyle söylediğimi kimseye söyleme ha oyarlar beni." dedi gülerek. "Yok yahu beni bilirsin aramızda kalır herşey... Yani aslında dediğin doğru ama ne bileyim..." dedim. "İki yıl... Bak şaka yapmıyorum. Kız yalvarmış kız... Samimi diyorum yani sana. Bana anlattı ben şok oldum. Abla demişti bana, gecenin bir yarısı kalkıp cilve yaptım, giyindim kuşandım bana mısın demedi dedi." "Adamın demek ki başka bir ilgisi varmış..." dedim ve o anda içimden kendi durumum geçti. Acaba benim kocam da mı öyle sapıtmıştı... Normalde yargıladığım bir durumdu ancak Tülay'a hak verdim. Güneş görmeyen çiçek bile solardı. Sevgi görmeyen kadının hali ne olurdu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD