Tahtada yazılanları dikkatle defterime geçiriyordum. Amfide orta sıralara oturmuştum ve dolayısıyla tüm arkadaş grubum da benden uzakta durmamak adına çevremi kuşatmışlardı. Onlar kendi aralarında sohbet ederken ben dersin bitmesi için sürekli duvardaki büyük saate bakıyordum.
"Nora?"
Dirseğiyle sağ kolumu dürttüğünde kalemim kağıdın üzerinde yamuk bir çizik oluşturunca kaşlarımı çatıp omzumun üzerinden yanımdakine baktım.
"Bu akşam büyük bir parti vereceğim, popüler olmam için katılman gerekiyor."
Kırmızı saçlarını geriye doğru siyah taçla sabitlemiş güzel bir kızdı. Aramızdaki arkadaşlık ilişkisi grupça bir yerlere gitmekten ibaretti. İkili diyaloğumuz olmamıştı, şimdi olması da bazılarının sığındığı nedenle aynıydı.
"Sen gelirsen herkes gelir." Tahtaya yazı yazmaya devam eden profesöre baktıktan sonra oturduğu yerden kayarak daha çok yaklaştı. "Konumlu bir fotoğraf paylaşırsın ve tüm okulun katıldığı kalabalık bir gece olur."
Özellikle yaptığım bir şey değildi fakat girdiğim ortamda dikkat çekmeyi başarıyordum. İlk seneyi bölüm birincisi olarak bitirdiğimde aynı tepkiyi eğitmenlerim tarafından da almıştım. Nora varsa bir şeyler yolunda ve biraz daha eğlenceli ya da doğruydu. Bunların hiçbiri bana sorumluluk yüklemiyordu ama keyifliydi de.
"Bu akşam olması şart mı?" Bars'la bir haftadır konuşuyorduk ve bugün onlara gideceğime söz vermiştim.
"Hey, sorun değil, öyle bir şart yok. Sen hangi gün istersen ayarlayabiliriz." Mutlu bakışlarına ağzı da eşlik edince kollarımı tuttu. "Yeter ki gel, Nora."
Kim bilir popülerlikteki planı ve amacı neydi. Günü bile değiştiğine göre aciliyeti olan önemli bir şey yoktu ortada. Omzumu silktim, öyleyse bekleyebilirdi. Profesör kol saatine bakıp dersi bitirdiğinde oturduğum yerden kalkmadan defterimi ve kalemleri çantama sıkıştırdım.
"Buzdolabını boşalt ve içecek stoku yap. Dağınıklıkta veya çoklu tartışmalarda sorumluluk almam. Partiler pislik yuvası olur, kişisel odanı kilitle. Ortak bir gün ve saate karar veririz."
Adını hatırlamadığım kız ellerini çırparak boynuma sarıldığında karşılık veremedim. Sıraların arasından geçip neşeyle kapıya koşarken arkasından uzaylı görmüş gibi, hayır hayır daha şaşkın şekilde baktım.
Sınıf arkadaşlarımla takılmak istemediğim için hepsini tek tek reddederken sınıftan çıkmıştım. Eyda'nın bugün dersi yoktu, Alp ise nereye gideceğimi bildiği için çok fazla gözümün önüne gelmemeye çalışıyordu. Sırt çantamın kayışlarını tutarak kampüsün içinde yürürken açıkçası ben de onunla rastlaşmamayı diliyordum.
Fakültelerin önünden geçerken çekingenlikle selam verenlerle de tam tersi durup uzun uzun konuşmak isteyenlerle de oyalanmadan gülümseyerek acele adımlarla yürüdüm. Eski taş binanın önüne geldiğimde bir kez daha fark ettim ki birçok onarıma rağmen bu bina tarihi bir eser gibi korunuyordu ve dış estetiğine dokunulmamıştı. Başımı kaldırıp büyük, gösterişli tabelasına baktım.
Mühendislik Fakültesi.
Bars buraya aitti bir zamanlar fakat hiç gelmemişti. Her ne kadar kapısından içeri girmemiş olsa da buranın bir öğrencisi, mezunuydu. Öğle arası olduğu için binalardan dışarıya akınla öğrenci taşıyordu. Fakültelerin içi kısa sürede bomboş olurdu, hiçbir akademisyene ulaşamazdık. Burası bir süre kimsenin haberi olmadan benimdi.
Girişte bölümleri belirten tabelaya baktığımda Genetik Mühendisliği yazan ok yönünü takip ettim. Binanın son katına ulaşana kadar birileriyle konuşarak zaman kaybetmemek için yüzümü saçlarımın ardına gizlemiştim. Bizim binaya benziyordu burası da fakat ışıkları nedense loştu ve elbette birçok labaratuvarı vardı.
Üçüncü katın koridorunda dururken Bars'ın parlak gri zeminde ışıldayan bir auroyla yürüdüğünü düşündüm. Siyah bir pantolonun üzerine, yeşil gözlerini ortaya çakan mürdüm renk bir gömlek giymiş, koyu renk bir postacı çantası takmış. Muhakkak bir kulaklık sarkıyor boynundan, kolunun altına kalın kitapları sıkıştırmış. Duvara monte edilmiş metalik dolaplardan kendine ait olanına beyaz önlüğünü sıkıştırırken arkadaşları onu bir yere davet ediyor. Bars beni fark edince onlardan özür dileyip yanıma geliyor. Tüm kızlar onu izlerken o beni izliyor ve beraber merdivenlerden iniyoruz.
"Durdur şu dönüp duran hayal dünyanı, Nora." Başımı sağa sola sallayarak sınıflardan birine girdim.
Boş olduğunu düşünürken yanılmamıştım. Yankılı adımlarımla sıraların önünden geçtim. Eğer Bars sınıfa gelseydi nereye otururdu sorusunun cevabı olarak pencere kenarındaki bölmenin en arka sırasına yürüdüm. Oturdum ve camı açtım, ağaçların dalları çok yakındı. Hafifçe kıpırdanan yaprakları Bars'ın gözlerine benziyordu. Elimi çeneme yaslayıp izlemek istedim.
Yeşilleri seyrederken gülümsemem büyüyordu ki telefonum titreyince bakışlarımı indirdim. Saçlarımı ellerimle aceleyle taradım. Görüntülü aramalara cevap verdiğinde ilk önce kendi yansımasına bakanlardandım. Bu defa, belki de ilk kezdi arayan kişiye odaklandım. Öndeki uzun kahverengi saç tutamlarını dağınık bir şekilde geriye doğru yatırmıştı. Görüntü harikaydı. Şebeke iyi çekiyordu; sebebi buna bağlamalıydım.
"Merhaba, Nora." Aynı anda gülümsediğimizde dudaklarını yaladı. "Nasılsın?"
"Ben, iyiyim." Başımı salladım. "Dersten çıktım. Sen nasılsın, nasıl gidiyor?"
Bars kafasını sağa sola eğerek idare eder demeye çalıştı. "Sanırım hâlâ sınıftasın."
Yutkunduğumda pencereyi arkama doğru alarak saçlarımı elmacık kemiklerimden uzaklaştırdım. "Aslına bakarsan burada biraz günün tekrarı için ders çalışacaktım." Öğrenciliğimi az buçuk tanımış olsaydı hiçbir dersi günü gününe tekrar etmediğimi bilirdi. "Sen neler yapıyorsun?"
Bars yeşil bakışlarını telefonunun arkasında gezdirdikten sonra omuz silkti. "Evde ne yapılabilirse," diye mırıldandı. "Biraz sudoku çözdüm, bodrumda spor yaptım sonra bize geleceğin için atıştırmalık bir şeyler hazırladım. Makaron sever misin?"
"Deli misin, bayılırım!" Dudaklarımı ısırırken karnımın acıktığını hissettim. "Akşam söz verdiğim gibi geleceğim." Oturduğum yerden kalkarken sırt çantamı omuzlarıma astım. "Uğramam gereken birkaç yer var, olabildiğince erken gelmeye çalışacağım."
"Akşam olmak zorunda mı?" Yürüdüğüm esnada durdum, o da yatağından kalkıp ayaklandı. "Ben ders biter bitmez geleceğini düşünmüştüm."
Bunu söylemişti fakat her gün bir anda yanına ışınlanamazdım. Reddetmek istemediğim için akşama bir plan yapmıştık ve anlaşmamıza göre son kararımızdı.
"Bunu konuştuk, Bars." Sessiz koridoru adımlarken gözlerimi telefon ekranından kaçırıyordum. "İşlerim var, işlerim olmasa bile zaman zaman planda olmayan şeyler gelişiyor. Tempolu bir hayat yaşadığımı sen benden daha iyi biliyorsun."
Bars da evin içinde yürürken onun da tıpkı benim gibi koridorda dolandığını fark ettim. Elleriyle gözünün önüne gelen bir tutam saçı yeniden geriye yatırdı. "Tam da şu an burada olmanı her şeyden daha çok istediğim için..." Aniden durup başını salladı. "Üzgünüm, kapatmam gerek."
Ekranı bir anda dönme dolap manzaralı duvar kağıdım doldurdu. Kendimi, suçsuz olmadığım halde berbat hissederken acelesiz adımlarım beni uzun bir süre sonra merdivene ulaştırdı. Aramızda dolanan atmosferin adını koyamıyordum. Kendime sürekli benim de en az onun kadar normal olmadığımı hatırlatmak zorunda kalıyordum. Başka türlü yürümezdi.
Fakültelerin arasından yürürken bu telefon konuşmasının aramızda bir kopukluğa sebep olmamasını diliyordum. Elbette, en başından beri sıradan ve kolay ilerleyeceğini düşünmemiştim. İkimiz de plansızdık.
"İki dakika daha bakarsam Alp'e hak vereceğim!" Kampüsün girişindeki caddede, Ardel Malikanesi'nin şoförü, hayranlık ve merak duyan bakışlar eşliğinde Range Rover'ın ön kaputuna yaslanmıştı.
Görüntü harika, manzara epey pahalı, aynı zamanda emir kokuyordu. Bundan gerçekten ama gerçekten hoşlanmamıştım. Vereceğim en iyi tepki arabaya sırtımı dönerek zıttı yönden gitmekti.
Yine de her şeyden önce çıkışa yönelmem gerekiyordu.
Nefesimi düzene sokmaya çalışırken tanıdığım, tanımadığım insanlara gülümsedim. Ellerimi kısa, su yeşili hırkamın ceplerine yerleştirip beyaz spor ayakkabılarımın uçlarına bakarak hızlı adımlar atmaya başladım. 10'a kadar say, sakinleşmezsen başa dön. 10'a kadar tekrar say, burnundan solumaya devam edersen eline bir taş alıp ön camı kır. Hayır yapma, bunu unut. Sadece nefes almayı dene.
"Nora!"
Başımı çevirdim. "Merhaba, hoşça kal."
"Hey, bir dakika." Yakınında olduğum için hemen önüme geçmişti. "Araba hemen şurada."
Bakışlarımı kıstım. "Öyle bir arabayı görmeme ihtimalim yüzde kaç? Ayırt edebiliyorum ve evime ayaklarımı kullanarak dönmeyi tercih ediyorum."
Şoför kaşlarını çattığında yeniden yürümeye hazırlanıyordum. "Ama, şey..."
"Kesinlikle, şey..." İnsanlar bize baktıklarında duymamaları için aramızdaki mesafeyi kapadım. "Telefonu yüzüme kapatıp seni buraya göndermesini asla onaylamadığımı ilet." Yürümeye devam edecektim ki durdum. İşaret parmağımı göğüs hizamı geçmeyecek kadar doğrulttum. "Hatta ve hatta bu akşam iptal. Canım ne zaman isterse o zaman kendim gelebilirim."
Gözlerimi devirip önüme döndüm. Bana bunu yapmaya devam etmediği sürece yakın olabilirdik. Değişmesi gereken oydu, ben ve özgürlüğüm değil.
Arkamdan beni takip eden onlarca göz eşliğinde durağa ilerlerken telefonumu çıkardım. Kulaklığımı takıp hangi müziği dinleyeceğime karar vermek, insanların şu an için hakkımda ne düşündüklerinden daha fazla umurumdaydı.
Otobüsü beklerken önümde hafif frenle duran araca baktım. Kulaklığımın tekini tutan sağ elim havada asılı kalmıştı. Ön kapı açılınca tanıdığım silüet samimi görünmeye çalışan bir gülümseme eşliğinde araçtan indi. Arabanın önünden dolanıp benden taraftaki yolcu koltuğunun kapısını açtı.
"Hadi güzelim, kliniğe gidiyoruz."
Günlerdir sessizdi ve bunun altından itici bir geri dönüş beklemiştim. "Bir kere de yanılt be Tuğrul, beynini yolda akıta akıta mı geldin?"
"Ah sen ve şu kibrin." Tuğrul çevremizdeki kızlara alıcı gözlerle bakarken havalı görünmeye çalışıyordu. Siyah ceketinin kol düğmeleriyle oynarken bakışları tekrar beni buldu. "O ilaç firmasıyla bağımız kalmadı. Genel geçer bir kazancın konu olduğu sebepten seni kaybedemem. Biliyorsun, önemli olan sen değilsin, kaybetmekten hoşlanmam."
"Defol." Kulaklığımı yerleştireceğim esnada geniş bir adım atarak kaldırıma çıkıp kolumu tuttu.
Eski patronumla bulunduğumuz bu hal, Range Rover'ı olan adamla konuşmamdan daha fazla dikkat çekmişti.
"İkiletme!" Uzun alt çenesini kulağımın dibine yaklaştırdı. "Staj yapacağın klinik bırakmam, okul hayatını bitiririm."
Kolundan sıyrılıp gücümün yettiği kadar iteklediğimde sırtı hafifçe durak camına çarptı. Aklından geçen beni hışımla arabaya sürükleyip kapıyı kilitlemekti. İnsanların içinde bunu yapmaktan çekiniyordu. Bazıları zaten usulca yaklaşmıştı fakat Tuğrul'un tutumu sebebiyle tam olarak cesaret edemiyorlardı.
"Seni süründürürüm, Nora."
Ağzımı açarken durağın elli metre gerisinden yaklaşan bedeni gördüm. "Beni süründürmek için önce ayağa kalkman gerek, Tuğrul."
"Şu tavrına bir bak. Tuğrul Bey'e ne oldu?" Tilki gülümsemesiyle doğrulup yanıma yaklaştı. "Aramızdaki resmi duvarı yıkalım diyorsun yani."
Pisliğin teki olduğu için beklenen hamleyi gerçekleştirse de bir süredir himayesi altında çalıştığım adamdan bunları duymak iğrençti. Tüylerim diken diken olmuştu, nutkumun tutulduğu bir noktadaydım. Evliydi. Evli biriyle beraber olmanın ufacık düşüncesi bana karanlık anılarımı çağrıştırıyordu.
"Nora Hanım, bir problem mi var?"
Tuğrul benden daha süratli döndüğünde şoförle karşılaştı. Adamda tam bir bodyguard izlenimi vardı. Tuğrul'u tek eliyle yolun karşısına fırlatacak kadar güçlü duruyordu. Bunu yapmaktan çekinmeyecek kadar da soğukkanlı.
"Beyefendiyle konuştuğunuz için rahatsız etmek istemedim." Kaldırıma çıktığında aramızdaki mesafeyi saygıyla aşmaya devam ediyordu. "Fakat eğer bir problem varsa aynı istikamette yürüyerek kaburgalarının üzerinden geçebilirim."
Böyle bir tepkiyi beklememekle beraber uygulamaya geçirecek kadar korkusuzdu. İkisi arasında alevlenen bir mevzu olmak istemiyordum. Sıkıntıyla yanaklarımı şişirirken Tuğrul beni arkasına alarak bir adım öne çıktı.
"Bu hangi sevgilinin köpeği, Nora?" Önündeki takım elbiseli adamın fiziğini baştan aşağı süzdü. "Paramatiğini ara ve evcil hayvanının kaçtığını söyle. Gelip almazsa ben boynuna bir zincir geçireceğim."
"İsterseniz ben arayabilirim." Ceketinin iç cebinden büyük telefonunu çıkardı ve dikkatle ekrana baktı. "Oysa o hizmetinde çalışanlara köpek diye hitap etmeyi tercih etmez." Kafasını kaldırıp ciddiyetle Tuğrul'a baktı. "Gerçi siz Günay Ardel'i ve şu iyi huylarını biliyorsunuzdur."
Tuğrul düşmanları olan bir tip değildi, yalakaydı. Sorun çıkmasın diye herkesle iyi geçinen, içten pazarlıkçı biriydi. İlk defa bir isim karşısında kalakaldığını gördüm. İstemsizce Bars'ın şoförüne doğru bir adım attım.
Telefonu yeniden ceketinin cebine yerleştirdiğinde içinde yanardağ patlaması yaşanırken sakin kalanlara benziyordu. "Bu arada sahibime ulaşmak isterseniz bizimle Ardel Malikanesi'ne gelebilirsiniz, sizi ağırlamaktan onur duyacaklardır." Tuğrul yutkunurken o gülümsedi; buna ilk kez şahit olsam da gerçekçi değildi. "Korkmayın ısırmam. Ben ısırmak için değil, parçalara ayırmak amacıyla eğitildim."
"N-Nora." Yanından geçtiğimde kekeleyen eski patronuma döndüm. "Aptal şansı nereden yakaladın bilmiyorum ama oraya gittiğinde hakkımda kötü bir şey söylememeni umuyorum."
Ben cevap veremeden kaldırımdan inen Tuğrul bir kez dönüp bakmadan arabasına yürüdü. Titreyen elleriyle kapıyı açtığında emniyet kemerini takmadan motoru çalıştırdı. Arkasında bir toz bulutu oluşturarak kaybolduğunda etrafı taradım. Bize bakanlar gözlerini kaçırıp yürümeye devam ettiklerinde anlamsızca dudaklarımı büzerek şoförün yanına doğru yürüdüm.
"Bars ve Günay Ardel arasındaki bağlantı?"
"Baba oğul ilişkisi." Binmem için arabanın arka kapısını kaçtı.
Parçaları birleştirmek adına duymam gereken çok şey olduğunu hissediyordum. Bildiklerini bana süzgeçten geçirmeden anlatacak en doğru kişi de Bars'tan başkası değildi.
"Bars Bey okuldan sonra işleriniz olduğunu söyledi. Araç beklemekle zaman kaybetmemeniz için beni göndermişti. Sizi malikaneye götürmek için gelmemiştim aslında fakat biraz öfkeli olduğunuz için yanlış anladınız."
Başımı cama yaslayacağım esnada duyduklarım boynumu öne doğru uzatmama sebep oldu. "Bars tarafından bugün benim şoförüm olman için mi görevlendirildin?"
Gözünü trafikten ayırmadan başını salladı. "Bars Bey ders programınızı incelemiş ve bugün ağır dersleriniz olduğu için toplu taşıma kullanmanızın sizi rahatsız edebileceğini düşünmüş."
Belimi tekrardan geriye yasladım. Ensem koltuklara değerken arabanın grimsi tavanına kaldırdım gözlerimi. Fevri davrandın, Nora. Bugün de bir şeyleri eksik yaptın.
"Eviniz ne tarafta? Yol ayrımına yaklaşmak üzereyiz."
Tuğrul'un deminki yüz ifadesini anımsadım. Birkaç doktor klinikten aynı anda istifa etse bu kadar üzülmezdi. Korktuğu kişileri, akrabalık bağlarını tarttım. Birilerinden çekineceğini zannetmezdim. Düşmanımın düşmanı dostumdur, diye düşündüm.
Gözlerim dikiz aynasında sabitlendiğinde şoförle göz göze geldik.
"Ardel Malikanesi'ne sür. Bugün orayı evim gibi hissediyorum."