Sessiz Anlaşma

1162 Words
Bars'la aramızdaki o soğukluk daha kolay çözülmüştü. Aslında bunu biliyordum çünkü beni henüz arkadaşlığımız yeni olsa da kaybetmekten korkuyordu ya da yalnızca çekiniyordu. Telefon konuşmasındaki soğukluğu anımsadığımda bu konu hakkında daha fazla düşünür olmuştum ama detay da vermiyordu. Ben de fazla üstüne gidip onu korkutmak, onun tarafından yanlış anlaşılmak hatta bir benzeri öfke patlaması yaşamasını istemiyordum. Önümdeki keki çatallarken kapının kilidiyle oynandığını duyumsadım. Mutfak masası tam da kapıyı görebileceğim bir açıdaydı ve yüzüm o tarafa dönüktü. Kapı iteklenince dalgınlıkla anahtarını delikten çıkaran ev arkadaşım Alp'i gördüm ama o beni henüz fark etmemişti. Konuşmak yerine bakışlarımı önüme indirerek tabaktaki çikolatalı keke odaklandım. Eyda aşçılığa merak saldığından beri yarı zamanlı çalıştığı garsonluk gelirini mutfak malzemesine harcıyordu. Bu yüzden midemizde heyecanlı ve tombik kelebekler uçuşuyordu. "Selam," diye mırıldandı. Onu yeni fark etmişim gibi yanaklarım doluyken başımı kaldırdım. "Ah, selam. Erkencisin bugün." Doğal görünebilmek için lokmamı çiğnerken konuşarak görgü kullarını hiçe saymıştım. Bitmek üzere olan renkli peçetelerden birini yerinden çıkararak dudaklarıma götürdüm. "Affedersin." "Sorun değil," dedi buzdolabının kapağını açtığında. "Acıkmış görünüyorsun." Lokmayı zorlukla yuttuğumda cevap niteliğinde bir şey söylemedim. Alp buzdolabından çıkardığı kutu içeceğin kapağını açtığında omzuyla örttü. Kapıya doğru yürüdüğünde sırtına baktım. "Alp," diye seslendim. Dalgınlıkla bana döndü. "Benimle oturur musun? Biraz konuşalım." Siyah gözleri üzerimdeyken kararsız kalır gibi duraksadı. Elindeki içeceğe baktı sanki ondan yardım istermiş gibi. "Şey, benim dinlenmem gerekiyor. Yorgunum." "Lütfen," dedim. Gözlerimle karşımdaki sandalyeyi işaret ettim. Alp küçücük de olsa bakışlarını devirmeye engel olamamıştı. Erkeklerin biz kadınlara göre daha geç olgunlaştığını herkes bilirdi. Bense bu durumu tamamıyla kişinin karakterine bağlardım ve istisnalar için kaideyi her zaman bozardım. Genellendirmeler bana göre olgular değildi. "Canın sıkkın," dedim. Karşımdaki sandalyeye keyifsizce oturup soğuk içeceğinden küçük bir yudum aldığında. "Bu yüzden canım sıkkın." "Anlamadım," dedi, boş bakışlarla bana dönüp. Önümdeki tabağı yemeyeceğimi belli edercesine kenara itekledim. Ardından o boşluğa kollarımı yasladığımda tamamıyla onun sorgulayıcı gözlerine odaklandım. "Şimdiye kadar seni öfkelendiren, üzen hatta kıran ne varsa Eyda da ben de aynılarını hissettik, bunu biliyorsun. Kaba bir hesap yapacak olursak birbirimizi 2 senedir tanıyoruz. Koskoca 730 gün eder, Alp. En düşük ihtimalle. Birincisi, Eyda ile aranızda sanki bir kardeşlik bağı var çünkü ikiniz de ailenizden uzakta yaşıyorsunuz. Senin bir kız kardeşin, onun da bir ağabeyi vardı. O eksikliği tamamlamış gibi davranabiliyorsunuz. Bense," dedim yutkunup. Ona ailem hakkında ne söyleyebilirdim ki, neyin boşluklarını doldurabilirlerdi? Kardeşim olmamıştı, çocukluk arkadaşım ya da süt kardeşim falan da yoktu. "Bense," dedim yeniden, kaldığım yerden devam ederek. "Psikoloji öğrencisiyim. Bir psikiyatrist adayıyım. Sizi çok net görüp anlayabiliyorum. Bu yüzden, bu zamana kadar bir şey olduğunda benden kaçamadınız. Şimdi de kaçmana izin vermeyeceğim, Alp. Bu şekilde asla." Cümlem bittiğinde Alp içeceğinden yavaşça bir yudum daha aldı. Sanki konuşmayacak ama hep dinleyecek gibi duruyordu. Haklısın deyip gitmesinden, beni kestirip atmasından korkuyordum. "O çocuk kim, Nora?" diye sordu aniden. Keskin soruları vardı, bir anda gelen ve kaçınılmaz. "Bars'ı mı diyorsun?" dedim sessizce. Suratıma aynı ifadeyle bakmaya devam edince başımı salladım. Onu soruyordu tabii ki. "Daha önce bahsettiğim gibi bana i********: aracılığıyla ulaşan biri." "Biri mi?" diye sordu tekrar ederek. "Biri yani, hasta falan da demiyorsun." "Alp," diye mırıldandım bıkkınlıkla. "Sektör gereği böyle konuşsak da yaşadığı bunalımlardan dolayı psikolojisi değişebilen insanlara hasta demekten hoşlanmadığımı biliyorsun. Benim için hepsi aşılabilir ve çözebilir şeyler." "Bir şizofren hastası ya da katil bir sadist için de böyle söyleyebilir misin?" "Ne alakası var?" dedim gözlerimi ve ellerimi açarak. "Bars denen herifin nasıl biri olduğunu bilmiyoruz. Güya evden çıkamıyor, güya insanlardan korkuyor. Bu yüzden o adım atmıyor ve sen onun yanına gidiyorsun Nora, evine. Sana zarar verebilir, süslü kelimelerin ya da bilimsel aforizmaların canını kurtarmaz. Üstelik bizi de istemiyor beyefendi. Bunun bir tuzak olmadığını göremiyor musun gerçekten?" Sırtımı sandalyeye yasladığımda gözlerimi çevirdim. Bunu herhangi birine özellikle Alp gibi birine ikna etmek epey zordu. "Yapsaydı çoktan yapardı." Alp yavaşça doğrulduğunda öfkeli bir şekilde bana baktı. "Yapsaydı çoktan yapar mıydı? Bu ne demek biliyor musun, Nora? Şimdiye kadar gittiğim günler de bunun ihtimali vardı ama şanslıyım ki başıma böyle bir şey gelmedi, demek. Yani bile isteye oraya yürüdüğünü kabulleniyorsun. Ona güvenmediğini de." "Ne yapmamı istiyorsun?" dedim başımı Alp'e doğru çevirip. "Söyle. Bana bu konu hakkında bir çözümle gel. Başıma gelebilecek en ufak tehlikeyi ben de daha önce, defalarca düşünmüştüm." Ama hiçbiri Bars tarafından değildi. "Bunun için şöyle yapabilirsin diyebileceğin bir yol var mı?" Alp'in öfkeyle açılmış olan hafif aralık ağzı usulca kapandı. Bunu beklemiyordu. Onun beklediği aynı sinir hali ile yönelmemdi fakat olabildiğince hatta diğer tüm zamanlardan daha sakin kalmıştım. "Baskısı tükenen ama sende olan bir psikoloji kitabını istememiş miydi bu herif? Ulaştırdın işte. Paranı al ve geri çekil." "Aslında o konu da göründüğü gibi değilmiş," dedim. Tırnaklarımı masanın yüzeyine sürttüğümde bir süre dudaklarımı birbirine bastırdım. "Bars problemlerini kitaptaki metotları uygulayarak çözeceğini düşündüğü için istemiş." "Nasıl yani?" diye sordu şaşkınlıkla. "Kendini o şekilde tedavi etmek için mi?" "Evet, sen düşün. Kitap okuyarak her şeyin geçeceğini zannetmiş büyük bir umutla. O kadar basit değil, hiçbir zaman da basit olmadı zaten. Ben işin içindeyim, her gün düzinelerce insan gördüm. Bazıları kendi kendine yapamaz, destek şart." "Öyleyse destek alsın. Gerçek bir psikologdan, gerçek bir seans." "Bunu daha önce hiç denemediğini mi düşünüyorsun?" diye sordum. "Hatta ben olası diğer soruna da bir çözüm getireyim. Biliyoruz ki Bars evden dışarıya hiçbir koşulda çıkamıyor. Peki bir kliniğe nasıl gidecek? Bingo! Doktor eve gelebilir. Ya da diyelim uzaktaki bir klinik ve işinde harika başarılara imza atan, sayısız memnuniyetler almış bir doktora nasıl ulaşabilir? İkinci bingo! Görüntülü aramalarla da tüm bu mesafe aşılır. Peki bir de şöyle düşün Alp, Bars ya ikna edinildiği kadar hasta değilse?" Alp bakışlarını dolandırdığında düşünceliydi. Elindeki içeceği içmeyi hatta içmediği için masaya bırakmayı bile tamamen unutmuştu. "İkna edinildiği kadar mı? Bu ne demek? Yani aslında o iyi mi tamamen?" "Hayır, iyi değil. Hiç değilse tamamen değil. Belki bizden daha da iyi olurdu eğer hasta olduğuna inandırılmasaydı." "Ben hiçbir şey anlamıyorum Nora," dedi düşünceli bir tonla. Daha yumuşak ve çok daha sakindi sesi. "Madem iyi olabilecekse neden öyle davranmıyor ki? Ve onlar diye bahsettiğin kişiler kim? Bunu yapanlar ve sebepleri ne?" "Bilmiyorum Alp," diye mırıldandım. "Bilmiyorum ama uğraşıyorum, çözeceğim." Dudaklarımı yaladığımda ona baktım. "Ama sen de şunu bil ki, Bars ile okulda ya da dışarıda bir yerde karşılaşsaydın onu tanıyıp yardım etmek isterdin. Hatta emin ol dinlemeden, daha fazlasını anlattırmadan, sorgulamadan bırakmazdın. Tek fark Bars'ın bizim gibi özgür olamaması, bir eve hapis kalması." Alp'in hassas noktasına parmak bastığımı biliyordum. İnsanlara, özellikle de arayışta olanlara karşı duyarsız kalamıyordu. "Dikkatli ol Nora," dedi. Ardından sandalyeden kalktığında gitmeden önce gözlerimin içine baktı. "Dünyadaki herkesi, her bir kırılmış kalbi dinlerim. Ama o kalp, birini kırmak için yenileniyorsa tedavi edilemeyecek kadar üzerim. Bunu unutma ki yalnız değilsin. Kavga da etsek, çocuklaşsak da uzaklaşsak da. Hiçbir zaman tamamen gitmem. Eyda da sen de benim en yakın arkadaşımsınız. Bildiğini ya da kendince doğru olanı yapmaya devam etmekte özgürsün. Alp, her ne kadar isteksiz de olsa seninle." Alp kapının yanında ulaştığında boştaki eliyle yerdeki sırt çantasını aldı. İçeceğini dikkatle tutarken evin diğer tarafına, odasına doğru yürüdü. Onun güçlü sırtını izlerken elimin tersiyle gözlerimi sildim ve üşüdüğümü hissettim. Ama nedense o an, Bars'ın çok daha fazla üşüyebileceğini düşündüm. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD