Cleon, sinirden kararan gözleriyle otomatik pilota aldığı arabanın içinde, direksiyonu var gücüyle sıkıyordu. Her iki dakikada birde alışkanlık haline getirdiği şekilde bağırarak aynı cümleyi tekrar ediyordu. "Daha hızlı sür, Clem. Siktiğimin evine bir an önce gitmek zorundayız."
Komutanı dinleyen Clementine'da metalik seslerin arasından duyulan ince sesiyle, sürekli olarak aynı cevabı veriyordu. "Son sürat gidiyoruz, efendim. Sakinleşmeniz gerekiyor."
Cleon, dakikalar sonra eklemlerinin sancısı ile direksiyonu serbest bırakırken derin bir nefes aldı. Sakinleşmesi gerekiyordu, öyle değil mi? Peki bunu nasıl başaracaktı? Renk ruhlarının başına gelenleri ve özellikle Fia'nın o halini gördükten sonra nasıl sakin olabilirdi? Tabi bunların en önemlisi şu an Lea'nın yanında olma ihtimallerinden çok, orada olduklarından emin olduğu Kenny ve adamları vardı.
Umut edebilirdi. Bunu gerçekten yapabilirdi. Lea'ı sapasağlam bulabileceği konusunda kendini kandırması da mümkündü. Tabi tüm bunlar Lea'nın çığlığını duymamış olsa düşünebileceği şeylerdi. Fia, konusuna ise özellikle girmek istemiyordu.
Dünyaya geldiklerinden bu yana renk ruhlarını bulmalarının temel amacı kraliçeye ulaşmaktı. Fia'ı geldikleri ilk zamanlarda aramış olsalar da bulamadıkları için, arşivcilerden hayatta kalanlar, renklere odaklanmaları gerektiğini söylemişti. Cleon'da tam olarak bunu yapmaya çalışıyordu. Tüm aksiliklere, yoldan çıkmış koruyuculara rağmen başarmış sayılırdı. ilk bulunan renk Lea, sonra da Xylia'dı. Ama bilmedikleri detay Damien'ın, Fia'ı çoktan ele geçirdiği gerçeğiydi.
Belki de Damien, kıyametin yaşandığı o günden beri Fia'a sahipti. Onu asla bırakmamıştı. Yapmaya çalıştıkları, Kenny'nin söyledikleri tamamen kelime oyunlarıydı. Şu an bile nasıl bir oyunun içinde oldukları muammaydı. Cleon, her şeyin kontrolü altında olduğunu sandığı en zor zamanda, iplerin yeniden elinden alındığını fark ediyordu. Onu en çok deli eden de tam olarak bu durumdu.
"Kalp atışlarınız tehlikeli düzeyde, efendim. Sakinleşmeye çalışmalısınız. Yoksa ani bir atak geçirebilirsiniz."
Cleon, Clem'in sesiyle sıklaşmış nefeslerini kontrol altına almaya çalıştı. Bu kadar sık nefes alıp, verdiğinin farkında bile değildi. Belki de yanına koruyuculardan birinin oturmasına izin verse sakinleşmesine yardımcı olan biri olurdu. Ama Cleon, Rodas'ı bile geride bırakarak hızla arabayı çalıştırmış, geride iki araba olmasının rahatlığı ile yola çıkmıştı.
Zihnini talan eden düşüncelerinin arasında sakinleşmek için bir yol aradı. Kısa süre sonra da odaklanacağı duygusunu buldu. Öfkesine tutunarak sakinleşmeyi başarabilirdi. Kenny'i bulduğu anda güçlü olması gerekiyordu. Zayıf, her an yıkılacak bir adam olamazdı. Güçlü olamazsa Lea'ı nasıl kurtaracaktı? Bu düşünceyle kalp atışları yavaşlamaya başlarken düzenli nefes almaya çalıştı. Bir kaç dakika sonra da Clementine, "Değerleriniz normale dönüyor, efendim. Yaklaşık beş dakika içinde evde olacağız." dedi.
...
Dakikalar sonra araba evin bulunduğu sokağa girdiğinde, Cleon duran arabadan hızla indi. Binanın dışarıdan görüntüsü bile iyi şeyler bulamayacağının haberini verir türdendi. Camların çoğu kırılmış, pencere pervazları yerinden oynatılmıştı. Bina duvarlarında yer yer kurşun delikleri bulunuyordu. Cleon, oto kontrolünü bırakmadan arabanın içinden silahlarını aldı. Koruyucuları beklemeyi düşünse de daha fazla zaman kaybetmek istemiyordu.
Saatler önce evde
Max, kulaklarına ulaşan acı dolu çığlıkları, uğultu şeklinde duyarken karşısındaki kişinin bedeninde yarattığı şok etkisiyle baş etmeye çalışıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Onun burada olması imkansızdı. Zihni ona kesinlikle oyun oynuyor olmalıydı. İçinde bulundukları lanet tuzakta, Damien'ın adını bile bilmediği yaratıkları yüzünden hayal görüyordu. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Zihninin küçük bir başka kısmı ise tüm sistemi nasıl ele geçirerek buraya geldiklerini sorguluyordu.
Uğultulu sesler, normale döndüğünde Max'in kulağına Lea'nın acı dolu sesi doldu. "Tuzak." Max, bir kaç adım arkasındaki renk ruhuna baktığında kriz geçirdiğini görebiliyordu. Xylia, ona yardım etmeye çalışsa da tek yapabildiğini eline aldığı peçeteyle, Lea'nın kan akan burnuna baskı yapmaktı.
Lea'nın sürekli hareket halindeki bedeniyle kan duracakmış gibi de görünmüyordu. Xylia'da hem kanı durdurmak, hem de Lea'nın sabit kalması için çaba gösteriyordu. Max, içinden küfürler ederek bedeninin kontrolünü ele almaya çalıştı. O bunları yaparken, kadının kendisine doğru yaklaştığını fark etti.
Buna normal tepkisi silahlarına uzanmak ve savaşa hazır bir şekilde renk ruhlarını korumaya çalışmak olmalıydı. Ama yapamadı. Dudaklarından dökülen "Sen." kelimesinden sonra kadının elini yanağında hissetti. Kadının arkasında kırmızı gözleriyle ona bakan adamları, garip derilere sahip yaratıkları ve gölgelere çekilen Nyx'leri beyni yeni yeni algılıyordu. Kadın ile göz göze geldiğinde bir anlığına da olsa zaman durmuş gibiydi.
"Maxi, kendine gelmelisin bebeğim. Hayal görmüyorsun."
Max, kulaklarına ulaşan sesin ardından tamamen kendine gelerek yanağına dokunan eli ittirdi. Toparlanması ve renk ruhlarına yardım etmesi gerekiyordu. "Burada neler oluyor? Sen... Sen ölmüştün. Burada olamazsın."
Kadın bir adım geriye çekilirken yüzüne geçmişi hatırlatan bir gülümseme yerleştirdi. "Gördüğün gibi ölmedim. Benden vazgeçerek ölüme terk ettiğinizi de unutmadım, Maxi. Yine de kin tutan biri değilim, bebeğim. Özellikle de sana..." Max, elini yumruk yaparak konuşacağı sırada Xylia'nın sesini duydu. "Max, Lea, ölüyor... Kanı durduramıyorum. Yapamıyorum. Lanet olsun!" Rengin hüzün ve üzüntü dolu çıkan sesinden sonra Max konuşmaya başladı.
"Lea'a yardım etmeliyim. Yaratıklarını çek!"
Kadın eliyle Lea'ı işaret ettiğinde kırmızı gözlere sahip adamlar Xylia ve Lea'a yaklaşmaya başladı. Max, tezgahın üzerinde bulunan silaha ulaştığında renk ruhlarını, arkasına alarak adamlara doğrulttu. Tek başına olsa da savaşmama gibi bir seçeneği yoktu. Binanın içinde bulunan güvenlik sistemi elektriklerin gelmesiyle yeniden devreye girmiş olmalıydı. Gelmese bile jeneratör her şeyin normale dönmesini sağlamak zorundaydı.
"Ölmek istemiyorsanız onlardan uzak durun! Evde bir çok tuzak var."
Kadının kahkahası odaya dolarken, gölgelerin arasından çıkan iki yaratık yılana benzeyen kuyrukları ile Max'in kollarını sardı. Düşen silahın ardından Max, kurtulmak için çırpınıyordu. Ama her hareket etmeye çalıştığında, yılan gibi kıvrılan kuyruk kemiklerini kıracakmış gibi kollarını daha sıkı sarıyordu. Yaratıkların çekmesi üzerine Max, dizlerinin üzerine çöktü.
Kadın, Max'e yaklaştığında nefesi yüzünü yalayacak şekilde, bedenini öne doğru eğdi. Koparılan bir çiçeğin güzel kokusunu kokluyormuş gibi adamın kokusunu içine çekti.
"Dahi beynine çok fazla güveniyorsun, Maxi. Geçmişte de böyleydin. Bana tüm o çalışmalarını öğretirken, bilginin seni kurtaracak şey olduğunu bilirdin. Ama dikkat etmediğin şey sürekli büyüyen kibrin oldu. Hala tek başına çalışmakta ısrar ettiğine eminim. Hatta tamamen buna güvendim ve yanılmadım, yalnızsın bebeğim."
Max, duydukları ile bir anlık geçmişe sürüklendi. Kendine güveni, yaptığı her şey, başarıları. Her zaman bir ekibin parçası olmasına rağmen, tek başına başardıkları ile gurur duyardı. Dünyaya geldikleri zaman da bu durum değişmemişti. Herkes, en yakını olan Walter ve Caprea bile her seferinde yardım etmeyi teklif etmiş, Max ise elinin tersi ile onları reddetmişti. Hatta dün gece bile Walter yanında kalabileceğini söylemiş, güvenlik için daha iyi olacağını dile getirmişti. Ama Max, Walter'a komutanın yanında olmasını ve her şeyin planına dahil olduğunu söylemişti.
Peki şimdi durum neydi? Olur da burada sağ kalırsa, Lea ve Xylia'a bir şey olduğunda, komutana ve diğerlerine nasıl bir açıklama yapacaktı? Lanet olası tuzaklar neden işe yaramıyordu? Kollarının acısı ile gözleri dolan Max, başını yukarı doğru kaldırdı.
"Nasıl bir kıyametten sağ çıktığımızı çok iyi biliyorsun, Kate! Felaketten önce kurtarabildiğimiz herkesi aldık, sana ulaşmaya çalışmadığımızı mı sanıyorsun? Ayrıca bana kibir konusunda nasihat verecek son kişi bile değilsin! Kin tutmadığını söylerken bile gezegenimizi yok eden adam için çalışıyorsun. İçinde bulunduğun ironinin farkında mısın?"
Max, konuşmasını noktaladığı sırada Lea'ın kendinden geçmesiyle Xylia, "Lea." diyerek bağırdı. Kate, adamlarına işaret verirken iki adam Xylia'nın kollarından Lea'ı çekerek zorla kopardı. Xylia, "Onu rahat bırakın! Hastaneye gitmesi gerekiyor." dese de adamlar Lea'ı odadan çıkarmak için harekete geçti. Bir başka adam da Xylia'nın kaçmaması için kollarını tutarken, hareket etmemesini sağladı. Kız çırpınarak adamdan kurtulmaya çalışsa da, oldukça güçlü olan adamın yerinden oynamasını bile sağlayamıyordu.
Kate, dikkatini çeken kadına yönelirken, Max, "Uzak dur onlardan! Lea ölecek." diye bağırdı.
Kate, onu umursamadan bakışları Xylia'a odaklı bir şekilde, "Merak etme renk ölmeyecek, adamlar iyileşmesini sağlarlar. İsteklerini ise şu an için umursamıyorum, tatlım. Max'in konuşmamasını sağlayın." dedi.
Max'in kollarını saran yaratıklardan biri, yüzüne yaklaşırken ellerinin etrafını saran iğnelerden birini ensesine batırdı. Max, tenine batan iğnenin yarattığı acıya tepki bile veremeden kendinden geçti.
Xylia, Max'in kendinden geçen bedeniyle daha çok çırpındı. Kurtulamıyor oluşu, endişesi, korkusu tüm duyguları birbirine karışmış bir halde öfke ile bağırdı. "Onu öldürdün mü? Lanet olası sürtük. Ne istiyorsun bizden!"
Kate, Xylia'ın yanına geldiğinde saçlarını eline dolayarak acı verircesine çekti. "Sürtük öyle mi? Max'in becerdiği kaltak şu an sen misin? Seni yakınında tuttuğuna göre öyle olmalısın. Ne yazık ki artık Max ile alakan olamaz. Eski sahibine geri dönecek, yani bana."
Xylia, saç diplerinin acısı ile dişlerini sıkarken acısını umursamamaya çalıştı. Kadının sözlerinden anladığı tek şey Max'in sadece bayıldığıydı. "Sen aklını mı kaçırdın! Max'den bahsediyoruz. Kaybettiğin evcil hayvanından değil. Ayrıca ihanet eden bir sürtük olduğunu konuşmanızdan oldukça net anladım."
Kate, öfkeyle saçlarını daha sert çekerken, Xylia acıyla inledi. Çenesinin sertçe kavranmasının ardından da kulaklarına Kate'in sesi doldu.
"Düzgün cümle kurmanı öneriyorum. Yoksa dilini keser, Max'in başında duran yaratıklara yem ederim."
Xylia, yüzüne acısına rağmen gülümseme yerleştirirken çoktandır harap olmuş sinirlerine teşekkür edebilirdi. Kate, deli görmüş gibi Xylia'nın çenesini bırakırken, "Neye gülüyorsun?" diye sordu.
Xylia'nın yüzündeki gülümseme daha da büyürken, serbest kalan çenesiyle kahkaha atmaya başladı. "Sadece düşünüyorum. Max, senin gibi bir sürtükle nasıl birlikte olmuş olabilir? Muhtemelen iyi rol yapıyordun. Tehdidini ise zerre umursamıyorum. Hareket etmesini engellediğin senden güçsüz bir kadını, tehdit ediyorsun. Gerçekten dediklerini yapabileceğinden şüpheliyim. Büyük ihtimalle yaratıklara dilimi koparmalarını emredeceksin."
Xylia, Kate'in yüzündeki sinir olmuş ifadeye bakarken gülümsemesini bozmadı. Aslında şu an ne yapmaya çalıştığını kendi de bilmiyordu. Belki de sadece zaman kazanmaya çalışıyordu. Yine de Cleon ve koruyucuların ne zaman geleceklerini bile bilmiyordu. Sadece hızlı olacaklarıyla ilgili planı dinlemişti ve şu an içinden eve dönüş yolunda olmalarını diledi. Kate, "Bırakın onu." dediğinde Xylia, kollarını bırakan adamdan bir kaç adım uzaklaştı.
"Cesur olduğunu düşünüyorsun öyle değil mi? Ne kadar cesur olduğunu görelim."
Xylia, Kate'in üzerine gelmesiyle kendini korumaya çalıştı. Geçmişte dövüş konusunda Strider ve Aidan'dan ders almışlığı vardı. Bunun tek sebebi de tacizcilerden yada hırsızlardan kendini korumaktı. Ama hayatına Clive girdikten sonra, sıradan yaşamında bunları da unutmuştu. Kate'in ilk darbesi yüzüne inerken Xylia hafif baş dönmesi yaşadı. Kızın ikinci darbe girişimini kolunu kavrayarak engellese de tekrar saçını kavrayan el acıyla inlemesine sebep oldu.
"Gerçekten çok narin birisin. Ne kadar tatlı." Xylia, hala kavranan saçları yüzünden, Kate'in attığı adımlara eşlik etmek zorunda kaldı. Odanın gölgelerine yaklaştıklarını fark ediyordu. Gitmemek için direnirken Kate'in saçlarını tutan ellerine tırnaklarını geçirdi. Zoraki attığı adımların arasında Kate'in bacağına sert olmasını umduğu şekilde tekme attı. Kadın hafif sendelemiş olsa bile saç diplerini deli gibi acıtan tutuşunu değiştirmemişti bile...
Xylia, Kate ile birlikte gölgelere geldiğinde bir çift kırmızı gözü üzerinde hissetti. Onların ne olduğunu düşünmesine gerek yoktu, cevap basitti. Nyx. Xylia, korkuyla yaratığa bakarken Kate, "Bu kız renk ruhu mu? Yoksa insan mı?" dedi.
Nyx, yanına doğru yaklaşırken Xylia gerilemek istese de Kate'in mengene gibi bedenini kavraması yüzünden hareket edemedi. Yaratığın burnunu teninin hemen üzerinde hissederken titriyordu. Kısa süre sonra Nyx, "Ko...kokusu... iii...insan gii...gibi değ...değil. Aaa...ama reee...renk ru...ruhlarına da bee...benzemiyor." dedi.
Xylia, Nyx'in söylediklerini acaba doğru mu anladım diye düşünürken kaşlarını çattı. Renk ruhu olduğundan kesinlikle emindi ama yaratık neden böyle söylemişti? Düşüncelerinin arasında Kate'in "Seni renk ruhu diye yanlarında tutuyorlardı, anlaşılan. Ama hiç bir işe yaramıyorsun. Sadece eğlence aracı olabilirsin." dediğini duydu. Bedeni Kate tarafından hızla fırlatılırken Xylia düşerken başını sertçe odanın zeminine çarptı. Kendinden geçmeden önce, gördüğü son şey üzerine doğru gelen kırmızı gözlere sahip iri adamlardı.
...
Max, saçlarında hissettiği dokunuşlar ile gözlerini zoraki bir şekilde açmaya çalıştı. Zaman ve mekan kavramını yitirmiş, beyni blender makinesinden geçirilmiş gibi hissediyordu. Kate, "Max, uyan, bebeğim." dediğinde gözlerini yavaşça açtı. İlk başta kendini Sui Colores'de olarak düşünse de etrafına baktığında gerçeklik zihnine doldu. Aniden doğrulmaya çalışırken, yaşadığı baş dönmesi yüzünden etrafı bulanık görüyordu. "Ne yaptın bana!"
Kate, Max'in ayakta duramayan bedenini sabit tutmaya çalışırken, "Rapax, zehrine maruz kaldın, bebeğim. Zehrin sağlık açısından pek bir etkisi yok. Sadece kısa süreli baygın kalmana sebep oluyor. Birde halsizlik yüzünden hareketlerini kısıtlıyor." dedi. Max, kontrol edemediği bedenini Kate'den uzaklaştıramadığı için etrafına baktı. Ne Lea'ı ne de Xylia'ı göremiyordu. "Xylia ile Lea nerede? Ne yaptın onlara?"
Kate, sıkkın bir ifadeyle Max'e bakarken "Lea, iyi durumda, Xylia ise artık umurunda olmamalı. Ben buradayım, tatlım." dedikten sonra ellerini Max'in yanaklarına yerleştirdi. Max, halsizliğin etkisi ile itemediği Kate bir yana birden dudaklarına dokunan dudaklarla daha fazla sinirlendi. Kate, sanki çok ateşli bir öpücük gerçekleştiriyorlar gibi dudaklarını öpüyor ve emiyordu. Max, sinirle Kate'in alt dudağını dişleri arasına aldığında acı verici şekilde ısırdı. Kate, acı ile kendini geriye çekerken Max'in yanağına tokat attı. Max, aldığı darbe ile geriye düşerken hala kendine gelmeyen bedenine küfürler ediyordu.
Kate, yerde yatan Max'in bacağına tekme attıktan sonra, "Anlaşılan o sürtük seni oldukça iyi tatmin ediyor. Neyse bu kadar eğlence yeter. Artık gerçek işimize dönelim." dedi. Max, Kate'in ilk cümlesini tamamen göz ardı ederek düşünmeye ve plan yapmaya çalıştı. Ama lanet beyni tıpkı bedeni gibi uyuşuk olduğundan hiç bir şey düşünemiyordu. Yapabildiği tek şey Kate ile iletişim kurmaktı. Şimdiye kadar bir sürü taraf değiştiren koruyucunun olduğunu öğrense de Kate'in durumu fazlasıyla karışıktı. Gezegenlerinde yaşanan felaketten sağ çıktıktan sonra Caprea ve Walter ile Kate'in yasını tuttuğunu hatırlıyordu. Şimdi hayatta olması bir yana Damien ile çalışıyordu. Neden?
"Ne işinden bahsediyorsun, Kate! Ayrıca neden Damien ile çalışıyorsun? Tüm bu yaratıklar..." Max, konuşmasına yanlarına gelen adam yüzünden ara verirken, adamın kan kaplı elini gördü. "Xylia'ı öldürdünüz mü?" Max'in düşünmeden dudaklarından dökülen soru cümlesinden sonra Kate kahkaha atsa da konuşmadı. Adam, "Her şey hazır gidebiliriz." dedikten sonra Kate'in işaretiyle odadan ayrıldı. Max, biraz olsun hareket kabiliyetini kazanan bedeni ile hafifçe doğruldu. "Bana cevap ver? Xylia'a ne oldu?"
Kate, "Öncelikle kraliçemiz bile Damien'ın yanında, bunu biliyorsun öyle değil mi? Ama yok elbette bilmiyorsun. Kırdığım şifrelerin ve dosyaların hiç birinde buna dair bir bilgiye rastlamadım. Xylia'a gelince biz gittikten sonra arta kalanları ile idare edebileceğini düşünüyorum. Şimdi gitmemiz gerekiyor, bebeğim." dedi.
Max, öfke ile attığı bir kaç adımdan sonra sendelerken içinden küfürler ediyordu. "Kraliçenin, Damien'ın elinde olduğunu biliyorum. Onun yanında olarak hala kraliçeye çalıştığını mı sanıyorsun? Xylia nerede?." Kate, gülümseyerek Max'e yaklaşırken gözlerinin içine baktı. "Geçmişi düşünmeni tavsiye ederim, Max. Kraliçenin kararları bizi yok oluşa sürükledi. En azından şu an kazananın yanında olduğumu biliyorum. Xylia'ı sormayı bırakırsan da sana bir teklif sunabilirim. Damien'a itaat edeceğine söz verirsen sen de bizimle gelebilirsin."
"Ben hain değilim, Kate. Sen ise... Artık tanıdığım kişi kesinlikle değilsin. Tam olarak gücüm yerinde olsa kazananların tarafında olmak nedir sana gösterirdim. Aşağılık sürtük!"
Kate, dişlerini dudaklarına geçirirken, "Yazık oldu o zaman. Tadını özlemişim. O halde seni komutanın öfkesine bırakıyorum. Buraya olanları gördükten sonra sana güvenmemesi gerektiğini ve artık zekanın hiç bir işe yaramadığını öğrenecek. Elveda Max." dedikten sonra cebinden çıkardığı silahını Max'e doğrultarak ateş etti.