Leke

2503 Words
Cleon, arabadan uzaklaşırken kafasında milyonlarca soru vardı. Renklerin bulunduğu evden ayrılırken, çıkarmadığı gözlükleriyle etrafı incelerken de, bu sorular kafasını meşgul etmeye devam ediyordu. Gözlüklerde bulunan özel ayar, görünmez yaratıkların varlığını haber vermekle birlikte, ısı ayarı sayesinden çevrede bulunan her hangi birinden de haberdar olmasını sağlayacaktı. İlk incelemesinde Cleon, etrafta ne yaratık ne de insana benzer birini bulamadı. Yinede tedbirli olmak adına, üzerinde Clementine ile konuşmasını sağlayan küçük cihazı kullandı. "Ev ve çevresini tara Clementine, içeride kaç kişi var? Görüş alanımda kimseyi göremiyorum." Cleon, bir kaç saniye içinde kulağına dolan Clem'in sesini dinlemeye başladı. "Evin çevresi tamamen temiz efendim. İçeride ise sadece tek bir kişinin varlığını hissediyorum." Cleon, duydukları ile derin bir nefes alırken sahip olduğu oto kontrol kırılmak üzereydi. İçeride kim vardı? Max? Lea? Xylia? Belki de hiç biri yoktu. İçeride onu bekleyen Damien ya da Kenny pisliğinden biriydi. Kontrolsüz atmaya başladığı adımlarının arasında Clementine, "Efendim, dikkatli olmalısınız. Bir noktaya kadar tarama yapabiliyorum. İçeride sizi bekleyen tuzaklar olabilir." diye açıklama bulundu. Cleon, duyduğu açıklamayı umursamadan yürümeye devam ederken "Şu an ne olduğu umurumda değil. Koruyuculara buranın ne halde olduğunu bildir." dedi. Cleon, attığı her adımda sinirlerinin gerildiğini hissederken, kontrolsüz adımlarının aksine etrafı inceliyordu. Evin önüne geldiğinde kırılmış olan kapıdan içeriye girdi. Duvarlar dışarıda olduğu gibi aşınmış ve yer yer kurşun delikleriyle doluydu. Şu an zihninde oldukça az yer kaplayan mantıklı yanıysa, kurşun deliklerine bir anlam veremiyordu. Evde çatışma çıkmış olsa karşı koyabilecek tek kişi Max'ti. Tuzaklar olsa da hiç birinin kurşun içermediğini biliyordu. Evin savaştan çıkmış halinin sebebi bu yüzden oldukça tuhaftı. Cevabını ise kesinlikle tahmin edemiyordu. Cleon, merdivenlerden yukarı çıkmaya başladığında, basamaklarda gözüne takılan ilk şey kan izleri oldu. Damladan ziyade bir kaç basamağı kaplayan kan tek bir kişiye de, birden fazla kişiye de ait olabilirdi. Kan tek bir kişiye aitse, o kişinin şu an ölmüş bile olabileceğini düşünürken, Cleon'un içinden kanın sahibinin Lea olmamasını dilemekten başka bir şey gelmiyordu. Elbette Max ve Xylia'a da bir şey olsun istemiyordu. Ama hedefin Lea olduğu oldukça açıktı. Tüm o ayarlanmış sistemler, sırf Cleon'a ulaşması için koyulmuş görüntüler... O an bunu düşünmemiş olsa da Cleon şu an emindi. Kenny'nin o görüntüleri orada bırakmasının başka bir açıklaması olamazdı. Bekleniyorlardı. Cleon'un zihnine görüntüler, Fia'nın durumu, Kenny'nin sözleri dolarken boşta kalan elini yumruk yaptı. İçindeki siniri boşaltmak adına en yakınındaki duvara oldukça sert bir şekilde yumruk atarken, eklemlerinin sızısı ile birlikte teninin üzerinde yarıklar meydana geldi. Cleon ise hissettiği acıya rağmen sesini bile çıkarmamıştı. Sanki acıyı ihtiyacı olan şeymiş gibi bedenine kabul ederken, hızlı hızlı soluk verip, almaya devam ediyordu. Sakinleş kelimesini sürekli içinden tekrar etse de arada bocalamadan edemiyordu. Clementine, "Efendim... Koruyucular beş dakika içinde burada olacaklar. Beklemenizi öneriyorum, söylediklerimi unutmayın." dediğinde Cleon başını sağa sola yatırarak boynundaki tutulmuş kasları rahatlamaya çalıştı. Hemen sonra da yüksek bariton sesiyle, "Önerini şu an duymak istemiyorum, Clem!" diyerek öfkeyle yürümeye devam etti. Koridora geldiğinde hemen sağında bulunan oturma odasına göz attı. Dün gece hep birlikte oturdukları koltuğun kumaşları delinmiş, yemek yedikleri masa kullanılmaz hale getirilmişti. Cleon, kapıları kapalı yatak odalarını es geçerek açık olan çalışma odasına doğru yürümeye devam ederek, odaya girdi. Masaların üzerinde bulunan bilgisayarların ekranları parçalanmış, klavyeleri kırılmış, ekipmanlar dağılmış, sandalyeler ise odanın sol tarafına gelişi güzel fırlatılmıştı. Teknolojik aletler gibi, sandalyelerde kullanılamaz haldeydi. Cleon, bastığı cam kırıklarının neden olduğu seslerin arasında zemindeki kan izlerini inceledi. Tıpkı merdivenlerde olduğu gibi burada da durum aynıydı. Kan miktarının fazla olmasının üzerindeki etkisi öfke ve endişesinin katlanmasını sağlıyordu. Henüz kimse ile karşılaşmamış olmanın yarattığı durum ise daha kötüydü. Cleon, öfkesi hissedilir şekilde, "Clem, içeride birinin olduğunu söylemiştin. Hangi katta bulunuyor?" diyerek bağırdı. Saniyeler içinde Clementine'ın sesi Cleon'un kulaklarına doldu. "Alt katta efendim. Sinyal antrenman odasından geliyor." Cleon, adımlarını hızla o yöne çevirirken merdivenlerden aşağıya indi. Adımları kulağına dolan sesle dururken, derin bir nefes aldı. "Bizsiz içeriye girdin öyle değil mi? Sana ulaşmaya çalışıyoruz! Birde bana sakin olmamı söylüyorsun, lanet herif". Cleon, Rodas'ın öfkeli sesine cevap verme gereği duymadan yürürken, onların dışarıda olduğunu anlamıştı. Yola çıktığında Max'in verdiği mikrofon ve kulaklığı arka koltuğa fırlattığı için, koruyucular ile iletişimi kalmamıştı. Ama şimdi Clementine'ın yanında, onun sisteminden kendine rahatlıkla ulaşabiliyorlardı. Sessiz kalmayı sürdürerek attığı adımlar, onu antrenman odasına getirdiğinde odanın ortasında bedeninin büyük bir kısmı kanla kaplanmış kişiyi gördü. Cleon, adım atacağı sırada kendini durdururken etrafa bakmak için gözlük ayarları ile bir kez daha oynadı. Fark ettiği kırmızı lazerler ise küfür etmesine sebep oldu. Hızlı bir hesaplama yaparken yakınında bulunan kırılmış sandalyeden küçük bir tahta parçası aldı. Tıpkı çalışma odası gibi burası da dağıtılmış, kırılmış sandalyeler ve zarar verilmiş spor aletleri ile doluydu. Cleon, tahta parçasını lazerlerin olduğu kısma attığında, harekete geçen sistem, tahtanın bulunduğu noktaya ondan fazla minik ok gönderdi. Dört ok tahtaya ulaşmış ve yüzeyinde derin oyuklar oluşturarak yere düşmesine sebep olmuştu. Cleon, okların geldiği ve lazerlerin çıkış noktasını araştırmaya başladı. Kaynak, tüm lazerlerin çıkış noktasında bulunurken, odanın diğer ucunda olması işini biraz zora sokuyordu. Cleon, sırtında bulunan oklardan birini alarak, yayına yerleştirdi. Elindeki sızı devam etse de onu engelleyecek kadar etkilemiyordu. Hedef alırken, oku bırakmadan evvel derin bir nefes alan Cleon, okunu serbest bıraktı. Atılan ok hızlı bir şekilde ilerlerken, tuzak mekanizması aktif hale gelse de minik oklar, atılan oka ulaşacak kadar hızlı hareket etmiyorlardı. Okun ucundaki özel madde sayesinden parçalanan kaynakla birlikte, lazerler ortadan kayboldu. Cleon, son kez etrafına bakarken, kulağına dolan adım sesleriyle gözlerini devirdi. Caprea, hızla Cleon'un yanına gelirken, ellerini büktüğü dizlerinin üzerine koyarak soluklanmaya çalıştı. Hemen sonra da "Sen aklını mı kaçırdın, Cleon? Neden bizi beklemiyorsun?" diyerek bağırdı. Cleon, Caprea'nın endişeli ve yorgun halini görmezden gelerek az önce etkisiz hale getirdiği tuzak sebebiyle rahatça ileriye doğru adım attı. Caprea, Cleon'un kolunu sertçe sıkarken başını odanın ortasına çevirdi. Gördüğü kişi ile gözleri büyürken, "Aman Tanrım!" diyerek öne doğru atıldı. Cleon da hemen arkasından yürümeye başladı. Cleon, yanına gelene kadar Caprea yaralı adamın yanına oturmuş, başını dizlerinin üzerine koymuştu. Yüzündeki kanları temizlemesi ile kim olduğu anlaşıldı, Max. Caprea, Max'in yaraları ile uğraşırken, kendine getirmeyi deniyordu. Cleon'un ise aklı tamamen başka yerlerdeydi. Tuzağa düşürülmüşlerdi. Kenny'nin yapılan bütün planlardan haberi vardı. Kızları onlara hediye gibi sunarlarken Lea'ı almak istemişler ve bunda yüzde yüz başarılı sağlamışlardı. Cleon, zihninin oluşturduğu saçma cümleyle birlikte hala kendine gelmemiş Max'e odaklandı. Onu yalnız bırakmayı kendileri istememişti. Hatta Walter'ın onunla konuşmak için ayrıldığından da haberi vardı. Peki sonuç neydi! Max, her şeyin kontrolü altında olduğunu söylemişti. Cleon, içindeki öfkeye yenik düşerek baygın haldeki Max'in bacağına tekme attı. Caprea, kaşlarını çatarak "Ne yapıyorsun!" diyerek soru sorarcasına komutana baktı. Cleon burnundan soluyarak, "Bence çok daha fazlasını yapmadığıma şükret. Onu hemen kendine getir, Caprea!" dedi. Caprea, Max'in başını yavaşça yere bırakırken ayağa kalktı. "Ona yardım etmeye çalışıyorum. Bende yeterince endişeliyim. Sakinleşmeyi dener misin? İlk yardım çantasını bulmam gerek." diyerek kendini açıkladı. Cleon ise giderek artan öfkesiyle tekrar bağırmaya başladı. "Nasıl sakin olabilirim? Evimiz ne hale getirilmiş. Lea, kaçırılmış! Xylia nerede bilmiyorum! Muhtemelen onuda yanlarına aldılar ve bunların hepsi şu an baygın olan adamın kendine aşırı güvenmesinden kaynaklanıyor. Sinirimi senden çıkarmamı istemiyorsan onu kendine getirmek zorundasın. Acele et!" Caprea, Cleon'un öfkeli sesiyle hızla hareket ederken, bakışlarını üzerinde hissediyordu. Max'i çabucak kendine getirecek ilaçları ararken, aklına Strider geldi. Onun nerede ve ne durumda olduğu da meçhuldü. Bir haftadır olan olayları ve yaşadıklarını düşünürken, aklına getirmek istemese de zihni çoktan hain kelimesiyle lekelenmişti, bile... Damien'a karşı yanlarında savaşmayı kabul ederken, onlara ihanet etmiş olabilir miydi? Düşüncesi kanını dondurup, zihnini geçmişin karanlığına sürüklemeden önce Caprea düşünceyi görmezden gelmeye çalıştı. Max, kendine geldiğinde her şey açıklığa kavuşacaktı. Cleon, geçirdiği küçük çaplı öfke patlamasının ardından olduğu yere çöktü. Yay ve oklarını odanın ortasına fırlatırken gözlerinin içi yanmaya başlamıştı. Aynı şeyleri yeniden yaşamak fazlasıyla ağır geliyordu. Geçmişte de siyah ellerinden alınmıştı ve şimdi aynı şekilde Lea'ı da kaybediyordu. Belki de komutan olması büyük bir hatadan ibaretti. Her şeyi yeniden Rodas'a bırakmalı mıydı? Max'i suçlamış olsa da ona emir verebilirdi. Küçük bir müdahale ile sonucu değiştirebilirdi. Ama yapmamıştı. Ne geçmişte Sui Colores'i koruyabilmiş, ne de dünyada ellerinin arasındakilere sahip çıkabilmişti. Omuzunda hissettiği elle başını kaldıran Cleon, Rodas ile göz göze geldiğinde yanakları göz yaşları ile ıslanmaya başladı. Rodas, "Kendini bırakma Cleon, Lea'ı geri alacağız. Xylia'dan haberin var mı?" diye sordu. Cleon, "Bilmiyorum. Hiç bir şey bilmiyorum. Clementine'a göre evde sadece tek bir kişi vardı ve o kişi de Max." dedikten sonra aklına gelen yeni düşüncelerle konuşmaya devam etti. "Belki de diğer odalarda olabilir. Her tarafı araştırma fırsatım olmadı. Birde eve saldırı olurken çalışmayan lanet tuzaklar bize karşı aktif görüyor, dikkatli ol." Rodas, anlayışla başını sallarken "Merak etme her şey ile ilgileneceğim. Walter renk ruhlarına sahip kızlarla dışarıda bekliyor, kalacak yeni bir yerde ayarlarız. Sende Max uyandığında gerçekleri öğrenirsin. Evi kontrol etme işini de ben devralıyorum." dedikten sonra antrenman odasından ayrıldı. Caprea, Max ile ilgilenirken Cleon'un sakinleşmesini de sağlayabilirdi. Kızın herkesin üzerindeki garip etkisinin farkındaydı. Bundan bir kaç gün önce kendisine de fazlasıyla yardımcı olmuştu. ... Caprea, bulduğu ilk yardım çantasının içindeki malzemelerde Max'in bedenindeki yaraları temizledikten sonra sarmaya başladı. Dakikalar sonra Max kendine gelirken, Cleon zihninin içindeki tüm soruları susturarak cevapları alacağı kişiye odaklandı. Max'in bakışlarındaki sersemlik yerini korkuya bırakırken, odaklandığı tek kişi komutandı. Cleon, bakışlarında korkuyu gördüğü koruyucu ile daha fazla öfkelenirken sonraki saniye de Max'in yakasına yapıştı. Caprea, Cleon'un kolunu kavradığında, "Sakinleş lütfen. Daha yeni kendine geldi." dedi. Cleon, Caprea'ı duymuş olsa da umursamadan tutuşunu sürdürdü. "Max ile beni yalnız bırak, Caprea!" Caprea, Cleon'un gözlerinde gördüğü öfke ile kolunu bırakmış olsa da düşüncelerini söylemeden duramadı. "Hayır, hiç bir yere gitmiyorum. Max'e zarar vermeni de istemiyorum. Fazlasıyla öfkelisin." Max, başını hafifçe öne eğerek, "Caprea, komutanı dinle. Yapacağı her şeyi hak ediyorum. Her şey... Olanlar... Benim hatam." dediğinde, Cleon yaralı elini yumruk yaparak Max'in yüzüne vurmak için hazırdı. Sesindeki ton ve Caprea'nın varlığıyla derin bir nefes alırken Cleon, Max'i sertçe iterek serbest bıraktı. "Olanları hemen anlat! Bizden nasıl haberleri oldu? Strider işin içinde mi?" Max, sert zemine çarpan bedeni yüzünden acıyla inlerken, Cleon kollarında boydan boya bulunan morlukları gördü. Bedeninin fazlasıyla hırpalandığı belli olsa da Cleon hala sakinleşmeyi başaramadığı için ona zarar verecek kadar öfkeliydi. Yine de bir şekilde koruyucunun sesine odaklanmaya çalışıyordu. "Strider'ın ne durumda olduğunu bilmiyorum. Bize ihanet edip etmediğini aynı şekilde, ama... Yine de tüm planlardan nasıl haberdar oldukları ortada..." Cleon, sabır dileyerek Max'e bakarken bağırmaya başladı. "Bilmece gibi konuşmayı bırak. Neler olduğunu anlat!" "Strider'ın bilgisayarında bulduğum dosyayı biliyorsunuz. Kendi oluşturduğum algoritma ile açmaya çalışıyordum. Dosyayı açmayı başaramamış olsam da, yönlendirilen IP adresi yüzünden yerimizi bularak sisteme giriş yapmayı başarmış olmalılar." Max'in duraklaması ile Caprea kollarını göğsünde birleştirerek, "Max senin işletim sistemini gördüm. Sisteme senin haberin olmadan birinin girmesi imkansız. Bunu mutlaka anlardın." dediğinde, Max, "Benim parola ve şifrelerim ile sistem içinde gezinirlerse, sistem ben olduğunu düşünerek tepki vermez Caprea." dedi. Cleon çığırından çıkan siniriyle Max'in üzerine yürüdü. "Bana hala adam gibi cevap vermiş değilsin, Max! Tüm bunların senin kendine aşırı güveninin sonucu olduğunu söylemesen de anlıyorum. Asıl öğrenmek istediğim bunları yapan kim! Karşıma geçip hainim ben demeyeceğine göre bana isim vereceksin." Max, komutanın öfkesiyle geriye doğru bir kaç adım attı. "Bunları yapan kişi, Kate. Sistemin nasıl çalıştığını, kodların neler olduğunu ondan başkası bilmiyor." Cleon'a duyduğu isim hiç bir şey ifade etmezken, Caprea, "Kate'in öldüğünü sanıyordum." dedi. Max'in üzüntüsüne karışmış öfkesi sesine yansırken, "Bende öyle sanıyordum. Sui Colores'den ayrıldığımız zaman bizimle değildi. Bir şekilde Damien ile birlikte gezegenden çıkmış ve şu an onun için çalışıyor." diyerek sustu. Kısa süre içinde de olanlara, Kate'in söylediklerini, eve giren yaratıkları, Lea'nın durumunu anlatmaya başladı. Konuşmasının sonuna doğru gözleri irileşmiş bir halde, "Xylia'ı buldunuz mu? Kate, onu öldürtmüş olabilir. Anlamsız bir şekilde beni onunla birlikte olduğunu sanıyordu." dedi. Cleon, Max'i dinlerken sakinleşmek için kullandığı hücrelerin her biri daha fazla öfkelenmekten başka bir iş yapmıyordu. Taraf değiştiren koruyucuların varlığı yeni haber değildi. Sui Colores de bile onlarla karşılaşmıştı. Bir çoğu yaratıkların kontrolü altında taraf değiştirmiş olsa da, hür iradeleri ile Damien'ı seçenlerde olmuştu. Kate ise başka bir hikayeydi. Onunla yüz yüze konuştuğunu bile anımsamıyordu. Diğer yandan Max, Walter ve Caprea'nın daha önce dört kişilik ekip olduklarını da biliyordu. Sırf bu yüzden de dünyaya geldiklerinde aralarına Diana'ı dahil etmişlerdi. Ama oda görev başında öldürüldüğünde yeniden üç kişi kalmışlardı. Cleon, kafasındaki soru işaretlerini oturtmaya çalışırken Xylia kısmı ile duraksadı. "Ne demek öldürtmek! Xylia'da renk ruhuna sahip. Onu sıradan biri gibi ortadan kaldıramazlar." Max, endişesini sesine yansıtırken, "Sadece Kate'in söylediğini aktarıyorum. Çok özür dilerim. Böyle olacağını bilmiyordum. Kate'in hayatta olacağını hiç bir şekilde düşünmedim." dedi. Cleon, olanları kabullenmek istemese de değiştiremeyeceği gerçeklerle yüzleşmek zorunda olduğu için derin bir nefes aldı. Xylia, konusunda iyi şeyler düşünmeye çalışıyordu. Rodas, onu bulabilirdi. Clementine bir noktaya kadar tarama yaptığından bahsetmişti. Başka bir odada olması hala muhtemeldi. "Özürlerini sonraya sakla Max. Şimdi Caprea ile aşağı iniyor ve Walter'ı da yanınıza alarak bize kalacak yer ayarlıyorsunuz. Artık durum ne olursa olsun, tek başına çalışmayacaksın. Elimizde olan renk ruhlarının güvenliğini sağlamak zorundayız." Max, "Emredersiniz." diyerek kapıya doğru yavaş adımlarla yürürken Caprea, Cleon'un yanından ayrılmadı. Cleon, onun varlığı ile kıza bakarken bakışlarından aklından geçenleri tahmin etmek zor değildi. "Caprea, emirlerime uyman gerekiyor." "Biliyorum. Sadece iyi olduğundan emin olmak istiyorum, Cleon. Yeniden her şey için kendini suçlamaya başlayacaksın. Daha önce de bu öfkeni gördüm. Bunu kendine yapma, Lea'ı geri alacağız." "Çok öncesinde kraliçe içinde aynı şeyi söylediniz, Caprea! Kraliçe hala Damien'ın elinde, artık Lea'da onun elinde. Belki de... Komutan olmamam gerekiyor. Yapamıyorum." Caprea, duyduğu kelimelerle Cleon'a doğru yürürken daha fazla konuşmaması için eliyle ağzını kapattı. "Nasıl bir komutan olduğunu çok iyi biliyorum, Cleon. Kendine haksızlık ediyorsun. Başarısızlık herkesin yaşayabileceği bir şey... Bende bir köşe de ağlamak olanları engelleyemediğimiz için kendimi suçlamak istemiyorum mu sanıyorsun? Ama yapamam. Güçlü durmak zorundayım. Hepimiz durmak zorundayız. Bu durumu bir şekilde yoluna koyacağız. Koruyucu olmak için verdiğimiz sözleri hatırla." Cleon'un tükenmişliği bakışlarına yansırken ellerini Caprea'nın beline doladı. Caprea onun ne yapmak istediğini anladığında, aynı şekilde kolları ile bedenini sardı. Karşısındaki güçlü adam başını boynuna gömerken, Caprea onu teselli etmek istiyordu. Tenine değen göz yaşlarını hissederken, kendi gözleri de dolmaya başladı. Cleon, göz yaşlarının arasında, "Yapamadım, Caprea. Lea'ı korumadım. Üstelik bana kalbini açmışken... Tamamen benim olmuşken başaramadım." dedi. Caprea, duydukları ile donarken ne diyeceğini bilmiyordu. Cleon ile önceden yaşadıkları ilişki ortadaydı. Lea'nın ise ona aşık olduğunu fark etmeye başlamıştı. Ama Cleon... Onun böyle duygulara karşılık vereceğini düşünmemişti. En başında birlikte olmalarının sebebi de buydu. Duygulara yer yoktu. Şimdi ise ne tepki vereceğini bilemediği duruma karşı sessizdi. Yine de bir nokta da teselli edici sesini devreye soktu. "Deminden beri söylediğim her kelimenin arkasındayım, Cleon. Ağlayarak, bir şeyleri parçalara ayırarak rahatlamayı deneyebilirsin. Ama kendine haksızlık etmene göz yumamam. Lea, konusunda bende üzgünüm. Onu geri almak için her şeyi yapacağız ve komuta sende olacağı için güçlü olmak zorundasın." O saniyeden itibaren her ikisi de sessizliğe gömülürken sarılmayı bırakmadan ağlamaya devam ettiler. Cleon, biraz daha rahatladığını hissederek geriye çekildiğinde, "Teşekkür ederim, Caprea." dedi. Caprea'a yanaklarını ıslatan yaşları silerken umursamayan gülüşünü yüzüne yerleştirdi. "Ne demek görevimiz. Etrafım giderek daha fazla üzgün erkekle doluyor. Sanırım yakında bu iş için para almaya başlayacağım." Cleon, duyduğu kelimelere karşılık bugün asla yapamayacağı düşündüğü bir şeyi yaparak gülmeye başladı. Kahkaha atmıyordu belki ama yüzündeki gülümseme bir şeyleri yoluna sokacağı için ona umut veriyordu. Caprea, yüzündeki gülümsemeyi bozmadan, "Şimdi emrine uyarak Max ve Walter'ın yanına gidiyorum, komutanım." diyerek odadan çıktı. Cleon, onun arkasından bir süre baktıktan sonra rahat bir nefes almaya çalıştı. Ama aldığı nefes kulağına dolan Rodas'ın endişeli sesiyle bozuldu. "Cleon, Xylia'ı buldum. Çok kötü durumda, nefes almıyor..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD