〽 〽〽
'Geçmişe takılı kalmış bir bedende de kalp, geçmişin acılarıyla yanmaya mahkumdur. '
Xylia, dudaklarında hissettiği baskıyla nefesini tutarken, zihnini karmaşanın eşiğinde buldu. Öfkeden gerilmiş kasları rahatlamadan uzak bir şekilde daha fazla kasılırken, öpücüğe karşı gerçek tepkisini bir türlü gösteremiyordu. Bunun tek sebebi de mavinin anılarında sıkışıp kaldığı zamanlarda kendisinin kontrolünde olmayan öpücüklerin varlığıydı. Şu an bile acaba diyen zihnine tepki vermesi için gereken, onu gerçekliğe bağlayacak bir kaç detayda gizliydi.
Xylia, burnuna dolan Rodas'ın erkeksi kokusuna eşlik eden, ilaç kokusunu fark ederek derin bir nefes almaya çalıştı. Rodas'ın dudaklarına uyguladığı baskı yüzünden nefes almak bir hayli zor olsa da kısa sürede bunu başardı. İlaç kokusunun etkisiyle hastane de olduğunu kabullenmek Xylia'ı, Kate tarafından işkence edildiği ana götürmek için yeterli oldu. Tüm o acı ve gözyaşının ortasında zihni gerçekliğe tutunarak toparlanmaya başladı. Şu an Rodas, anıların içinde yaşayan Maviyi değil, kendisini öpüyordu!
Rodas ise Xylia'ın içinde yaşadığı karmaşadan habersiz, karşılık vermemesini dahi umursamadan tadını beğendiği dudakları sömürmeye devam ediyordu. Xylia'nın dudaklarındaki baskının artmasıyla canı yanarken, Rodas'ın omuzlarını kavradı. Onu itmeye çalışsa da bedeninin hala halsiz oluşu her şeyi çıkmaza sokuyordu. İçindeki ruh, Rodas'ın varlığı ile işe koyulmuş, hatta doktorlar da tedavi etmiş olsa da gördüğü işkence ve ölümün kıyısından dönüşü sebebiyle, ihtiyacı olan gücü bulmakta zorlanıyordu.
Sonunda bir kaç denemesinin ardından Xylia, dudaklarını kurtarmayı başardı. İçine çektiği derin nefes, ciğerlerinin bayram etmesi için yeterli olmuştu. Hala üzerine eğilmiş olan bedenin rahatsız edici varlığı, içindeki öfke ile birleştiğinde sağ eli Rodas'ın yüzüne büyük bir gürültüyle çarptı. Tokat sesi hastane odasında yankılanırken, Xylia ne kadar sert vurduğunu sızlayan eliyle daha net idrak etti. Ama bu durumdan elbette pişman değildi. Tokat, Rodas'ın hak ettiği tepkiydi.
"Ne yaptığını sanıyorsun, sen!"
Xylia, sert bakışlarını Rodas'ın yüzüne sabitlerken, yaptığı harekete tepki olarak öfkeli gözler görmeyi bekliyordu. Ama Rodas'ın bakışlarında gördüğü tek şey tutkuydu. Tıpkı anılarda Maviye nasıl bakıyorsa, aynı şekilde kendisine bakıyordu. Rodas, gerçekten kendisini öpmekten zevk mi almıştı! Xylia, karışık düşüncelerinin ortasında Rodas'ın nefesini yeniden dudaklarında hissetti. Bu kez istemediği öpücüğün gelmemesi için ellerini Rodas'ın göğsüne koyarak hareketine engel olmaya çalıştı.
Rodas, göğsündeki narin ellerin üzerine, ellerini yerleştirirken, Xylia istemsiz bir şekilde nefesini tuttu. Rodas "Mavi." diye mırıldanırken yeniden Xylia'nın dudaklarını ele geçirecek hamlesini gerçekleştirdi. Xylia gözlerini sıkıca kapatarak gerçekten anıda olmasını dilerken, öpücüğün yanında hissettiği dokunuş gözlerini açmasına sebep oldu. Rodas, dudaklarını öperken saçlarını okşuyordu. Hayallerde, onun mavinin saçlarını okşayıp okşamadığını hatırlamaya çalıştı. Şu an neden zihni karşılaştırma yapma gereği duyuyordu? İç savaşı onu giderek daha büyük bir ikileme sürüklemekten başka bir işe yaramıyordu.
Xylia, hem tanıdık hem de bir o kadar yabancı olan dudakların tadını hiç istemese de algılarken, bedeninin bir anlığına gevşediğini hissetti. Dudaklarını çok hafifçe oynatarak karşılık vermeye başladığı öpücük, tüm hayat fonksiyonlarını darmadağın etti. Rodas, aldığı karışıklıla öpüşmeyi biraz daha derinleştirirken elleri okşayışlarını sürdürdü. Xylia, saçlarından, yanaklarına doğru inen elin verdiği hisle gerçekten sevildiğinin hissetti.
Anılarda var olan Rodas düşünüldüğünde, bir kadının ona aşık olmaması için hiç bir sebebi olamazdı. Rodas, sevecen, romantik, yakışıklı ve baba olmaya hazır harika bir adamdı. Her kadının hayal edeceği, evlenmek isteyeceği biriydi. Bu düşünceler Xylia'nın bedenini ele geçirdiğinde, biraz daha rahatlayarak oda Rodas'a dokunmak istedi. Ama elleri Rodas'ın bedenine temas edemeden dudaklarından dökülen tek bir kelime, Xylia'ın bedenini işgal eden büyüyü bozdu. Rodas, öpücüklerini boynuna yöneltirken yeniden "Mavi." demiş, hatta neredeyse inlemişti.
Xylia, Rodas'a karşı bir anlığına yumuşayan kalbine küfürler ederken, asla gerçekleşmeyecek bir hayalin içinde olduğunu fark etti. Rodas için sadece Mavi olabilirdi. Onun yerini alacak bir oyuncaktan öteye gitmesi mümkün olmayacaktı. Xylia, damarlarında hızla akan kanın ona güç verdiğini hissederken, ellerindeki karıcalanma hissiyle birlikte Rodas'ı itti. Rodas, görünmez bir gücün etkisine girmiş gibi kendini odanın duvarına çarptıktan, sonra yerde buldu. Xylia, durum hiçte anormal değilmiş gibi hasta yatağından kalkarken öfke ile soluyarak yerden yatan adama baktı.
"Bana! Bir! Daha! Asla! Dokunmayacaksın!"
Xylia, üzerine basa basa dile getirdiği kelimelerin hemen ardından odayı inletir şekilde bağırmaya devam etti. "Ben senin Mavin değilim! Olamam. Olmayacağım... Kalbindeki acının, yara bandı olmaya da niyetim yok. Beni rahat bırak!"
Rodas, bedenindeki acıyla ayağa kalkarken kafası karışmış bir halde Xylia'a bakıyordu. Bakışlarında görünen bariz tutkuya eşlik eden soru işaretleriyle öne doğru adım atarak konuştu. "Ben... Mavi..." diyerek kafasını iki yana salladıktan sonra, "Az önce kullandığın güçte neyin nesiydi?" diye sordu.
Xylia, Rodas'ın dudaklarından tekrar Mavinin ismini duyarken sinir krizi geçirmesine ramak kaldığını hissediyordu. Bu adamın gerçekten derdi neydi? Kendisinden nefret ettiğini çoğu kez dile getirmişti. Şimdi ise öpüyordu. Tabi öpücüklerinin kaynağı Mavi gibi duruyordu. Tüm o lanet anıların zihnini ele geçirerek davranışlarını değiştirmesinin yanında, görünüşünde de Maviye mi benziyordu?
Cevapsız kalan sorulara, Xylia'nın kalbi ile zihninin yaşadığı ikilem eklendiğinde giderek daha fazla deli olacağına emin oldu. Bu iş bittiğinde kesinlikle sonu akıl hastanesi olacaktı. Belki de Clive'in hemen yan odasına da onu yerleştirirlerdi. Neden olmasın? Onun delirmesinde payı olduğunu düşünülürse belki de bunu hak ediyordu.
Ellerindeki karıncalanmalar geri gelirken, Xylia, "Gücün ne olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey beni öfkeden delirtiyorsun, Rodas! Canını yaktığım içinse hiç üzülmedim." dedi. Cümlenin bitimiyle kahkaha atmaya başlarken iyice dengesiz olan duyguları, az önceki düşüncelerini doğrular nitelikteydi.
Rodas, minik adımlarla Xylia'nın yanına gelirken derin bir nefes aldı. Xylia'nın bakışları daha fazla adım atmasına engel olduğunda da durdu. Sahiden de çıldırmış gibi görünüyordu.
"Öpücükler için üzgünüm, Xylia. Özür dilerim. Bir anlığına ben... Bilmiyorum, kokun..."
Xylia, cümlenin devam etmemesi için araya girdi. "Sakın onun gibi kokuyorsun deme! Mavin zihnimi, sen ise duygularımı karıştırıyorsun. Bu durumdan bıktım artık!" Xylia, duyguları ile ilgili gerçekleri söylediğini, cümlenin sonunda fark ederken sinir boşanması yaşayarak ağlamaya başladı. Göz yaşları yanaklarından süzülürken, az önce gülmek için açılan dudakları şu an göz yaşlarıyla ıslanmış halde titriyordu.
Rodas, ne yapacağını bilmez bir şekilde karşısındaki kadına yaklaşırken, fazla düşünmeden onu kollarının arasına çekti. Xylia, başta direnir gibi olsa da çok geçmeden Rodas'ın sarılmasına izin vererek tüm sinirini, öfkesini boşaltmak istercesine ağladı. Bu adam ona bu kadar zarar verirken, aynı anda nasıl teselli edici olabiliyordu?
Hastane odasında bir süre sadece Xylia'nın iç çekişleri duyulurken bir nokta da, Rodas kendisini çekerek sarılmaya son verdi. Xylia'nın ıslak yanaklarına avuç içlerini bastırırken, "Üzgünüm, Xylia... Çok özür dilerim. Bu bir daha yaşanmayacak. Sakinleş. Bana ne yaptığını daha sonra konuşuruz." dedi. Xylia, Rodas'ın gözlerine bakarken ona pek inanası gelmese de şu noktada artık ne diyebileceğini kendisi de bilmiyordu. Sonuç olarak ondan kaçamazdı. Lea, kayıptı. Cleon nerede, onu bile bilmiyorlardı.
Çalan kapı sesiyle, Rodas ve Xylia'nın başı o tarafa çevrildi. Açılan kapıdan tekerlikli yemek masası ile giren kadın, "Yemeklerinizi getirdim, efendim." dedikten sonra odaya giriş yaptı. Xylia, ıslak yanaklarını elleriyle silerek yatağa doğru adım atarak, oturdu. Görevli kadın masayı yatağın yanına bıraktıktan sonra da odadan çıktı.
Rodas, gözleri kızarmış haldeki Xylia'ı izlerken, odada bulunan sandalyeyi alarak masanın yanına koydu. Xylia, dalgın bakışlarla odanın zeminine bakarken, Rodas, "İstersen banyoyu kullan, Xylia. Sonrada yemek yersin, daha hızlı toparlanmana yardımcı olur." dedi. Xylia, duyduğu kelimelerle kahkaha atma isteğini içinde tutmaya çalışarak ayağa kalktı. Delirdiğini kendi içinde düşünmeye başladığı bu sıralar, birde o şekilde davranmaya devam etmesi kendine pekte yardımcı olmayacaktı.
Xylia, odada bulunan banyoya girdikten sonra, aynanın önünde yansımasına baktı. Kızarmış gözleri, ıslak yanakları, karışık saçlarıyla paramparça olmuş gibi görünüyordu. Elini kumral saçlarına götürürken aldığı derin nefesle istemeden olsa Maviyi düşündü. Mavinin kendisinden farklı olarak parlak sarı saçları vardı. Sarının en güzel tonundaki saçlar, özellikle güneş ışığının altında daha canlı görünüyordu. Bunu Rodas'ın, Mavinin saçına dokunduğu anıda fark etmişti. Ona güzel olduğu ile ilgili iltifatlarının arasında saçlarından bahsettiğini hatırlıyordu. Kendisi ise... Saçlarını hiç sarıya boyatmış mıydı? Boyamak ister miydi? Şimdi neden bunu düşünüyordu?
Cevapsız soruları ağlayacak raddeye yeniden gelmesini sağlarken musluğu açtı. Buz gibi suyu bir kaç yüzüne çarparken, içinden 'Sen Xylia'sın, Mavi değilsin.' diye tekrar ediyordu. Yaklaşık beş dakikayı musluğun önünde geçirdikten sonra, banyodaki diğer ihtiyaçlarını gidererek odaya geri döndü. Beş dakika öncesine rağmen daha iyi olduğunu düşünürken, öyle kalmaya devam edeceğini umdu.
Rodas, yatağın yanında bulunan sandalyeye oturmuş yemek için Xylia'ı bekliyordu. Xylia, sessizliğini sürdürerek yatağa oturduğunda, aynı sessizliği yemek boyunca sürdürdü. Kafası fazlası ile karışıktı. Rodas'ın davranışları, Mavinin anıları, eğer aklını kaçırmazsa arkadaşları içinde endişelenecek hali kendinde bulabilirdi. Tam o anda aklına gelen isimle, elinde tuttuğu çatalı yere düşürdü. Rodas'ın, "İyi misin, Xylia?" cümlesinden sonra, Xylia, endişeyle "İyiyim. Sadece... Berbat bir arkadaşım. Bana onca olay anlattın. Hiç birinin içinde Strider yoktu. Sizi tuzağa düşüren, evi bulan adam, kim bilir ona neler yapmıştır? Ondan haber aldınız mı?" dedi.
Rodas, Xylia'nın endişeden tekrar ağlayacak hale gelmesini izlerken, kötü bir şey söylemek istemiyordu. Ama konunun Strider kısmı büyük bir soru işareti olarak öylece duruyordu.
"Öncelikle sakin ol, Xylia. Strider ile Max iletişim kuruyordu, biliyorsun. İletişimimiz koptuğunda, Strider ile de aynı şekilde iletişime geçemedik. Ama merak etme o konuyla da Max ilgilenecektir. Şu an sadece kendine odaklanman gerekiyor. Yakında koruyucular bize ulaşacak."
Xylia, duyduğu açıklamayla daha fazla endişe duyarken, "Söylediğin hiç bir kelime beni rahatlatmadı. Onun bu işe dahil olmasının sebebi benim ya ona bir şey olduysa?" dediğinde Rodas, sesindeki tondan pek fazla hoşlanmasa da bunun üzerinde durmamaya karar verdi.
"Strider, kendisi yardım teklifinde bulundu, Xylia. Kaldı ki ona ne olduğunu bilmiyoruz. Belki de sadece gizleniyor ve bekliyordur. Mesleğinin ne olduğu ortada başının çaresine bakacaktır."
Xylia, son açıklamayla kendini rahatlatmayı denedi. Strider ne olursa olsun, iyi bir ajandı. İşinin derinliklerini bilmese de başarılı olduğunu biliyordu. Xylia, biten yemekle esnerken, halsizleştiğini hissetti. Doktorlar onun yemeğine ilaç falan mı eklemişti? Gözleri yarı kapalı hale gelirken, Rodas, "İstersen uyu, Xylia. Bende koruyuculara ya da daha iyisi Cleon'a ulaşmaya çalışayım." diyerek ayağa kalktı.
Xylia, iyice ağırlaşan göz kapakları yüzünden başını yastığa koyarken, odanın kapısının açıldığını duydu. Sonrasında da derin bir uykuya daldı.
...
Rodas, hastane koridorunda olanları ve yaptıklarını düşünürken ellerini sinirle yumruk yaptı. Maviden sonra yabancısı olduğu hisler ilk kez gün yüzüne çıkmıştı. Tabi bu başka bir kadın için değil, Mavi olduğunu düşündüğü Xylia için gerçekleşmişti. Cleon ile son konuşmalarını hatırladığında kendine duyduğu öfke biraz daha arttı. Xylia'a karşı taşıdığı nefret duygusuna rağmen ona yaptıkları... Onu resmen kullanmıştı. Bunu hiç bir kadın yaşamayı hak etmezdi. Hak etmiyordu.
Rodas, yaptığı saçmalıkları bir yana bırakarak cebindeki telefonu çıkardı. Cleon ile konuşmaya fazlasıyla ihtiyacı vardı. Kapalı olan telefon sinirle solumasını sağlarken, hastane içinde telefonunu şarj edecek bir yer aradı. Dakikalar sonra hastane kantininde, telefonların hızlı şarj olmasını sağlayan aletin yanına gelirken telefonu yerleştirdi. Geçen dakikaların, saatlere eş değer olduğu zaman diliminin ardından, dolu olan telefonu makineden aldı.
İlk önce gelen her hangi bir mesaj olup olmadığı kontrol ettikten sonra, aklındaki ilk kişinin numarasını bularak aradı. Çalan uzun çevir sesine rağmen karşıdan cevap alamamak, Rodas'ı endişe içinde bırakırken, bıkmadan usanmadan tekrar ve tekrar aradı. Sonunda aradığınız kişiye ulaşılamıyor cümlesini duymak, fazlasıyla can sıkıcıydı. Cleon, hangi cehenneme gitmişti? Onu o halde bırakmak istemese de o an için önceliği Xylia olmuştu.
Rodas, telefondan bu kez Walter'ın numarasını bulduğunda, telefon bir kaç çevir sesinden sonra açıldı.
"Efendim, Rodas."
Rodas, Walter'ın canı sıkılmış sesini görmezden gelerek endişe ile konuştu. "Cleon'dan haberiniz var mı? Sizler ne durumdasınız?"
"Hayır, komutan ile konuşmadık. Şimdilik renk ruhları ile otelde kalıyoruz. Caprea ve Max ise ev işiyle uğraşıyoruz. Xylia nasıl oldu? iyi mi?"
"O iyi ama Cleon kısmı oldukça karmaşık. Biliyorsunuz, Lea'nın durumu hepimizden önce onu mahvetti. Eğer iletişime geçerseniz, mutlaka beni de bilgilendirin."
"Merak etme, zaten en fazla iki gün içinde ev hazır olacak. Komutanı da bulmak için bir şeyler ayarlarız."
"Tamam."
Rodas, biten telefon konuşmasının ardından hastane odasına geri dönmek için harekete geçti. Odadan içeri girdiğinde yatakta masumca uyuyan Xylia'a bakarak derin bir nefes aldı. Kalbi garip davranıyordu. Maviye hala delicesine aşık olduğunu biliyordu. Ama Xylia? Ondan sahiden etkileniyor olabilir miydi? Tüm o öpücükler ve dokunuşların arasında bile zihninde canlanan kişi Mavi olmuştu. Böyle düşünerek ona yaklaşması sadece haksızlık olurdu.
Rodas, can sıkıntısı yüzüne yerleşmiş bir şekilde odada bulunan koltuğa oturduktan, kısa süre sonra yatma pozisyonuna geçti. Kafasının altına bir gece önce aldığı yastığı koyduktan sonra düşüncelerinin Xylia ve Mavi kısmını tamamen göz ardı ederek Cleon'a odaklandı. Son hali düşünüldüğünde şu an nerede olduğunu tahmin bile edemiyordu.