Beni seviyordu

2006 Words
O an ne dediğini anlayamadım. Şaşkın bakışlarım yüzüne kilitlendi. “Çocuğun mu var…?” “Ece… bak. Üç sene önce bir hata yaptım. Biz ayrılmıştık. Ve ben biriyle birlikte oldum… hamile kaldı. Doğduktan sonra geldi ve ben ne yapacağımı bilemedim. Biz barıştıktan sonra öğrendim. Ve söyleyemedim sana.” Yıllardır içimde tuttuğu sırrı… şimdi bana söylüyordu. “Ailem de öğrendi. Çok kızdılar. Ama bilmiyorum… seni kabul etmediler diye öfkeyle yaptığımı söyledim. Yıllardır seni kabullendirmeye çalışıyorum. Ama sana bunu yapamayacağımı düşündüğüm için geçen sefer ayrılmak istedim. Bunu kabul etmeni beklemiyorum.” Ben… şok olmuş bir halde onu izliyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. İçimde karışık duygular… öfke, kırgınlık, şaşkınlık, üzüntü… hepsi bir aradaydı. “Bana bunu nasıl yaparsın?” dedim ve ayağa kalktım. Deli gibi bağırmak istiyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. “Ne demek, çocuğum var ya? Ne demek, nasıl yaparsın bunu?” Volkan ayağa kalktı, yanımda durdu. Beni sakinleştirmeye çalışıyordu, elleri havada, ama ben hâlâ titriyordum. “Bak Ece… bir hata yaptım. Bir de sen lütfen yüzüme vurma. Sakin ol. Konuşalım, çözeriz, üstesinden geliriz.” Onu deli gibi sevdiğim için şanslıydım; başka biri olsaydı, belki onu oracıkta öldürürdüm. Yavaşça yanına geçtim ve oturdum. Nefes almakta zorlanıyordum. Sustum, dinlemeye başladım. “Bak, senden bunu istemeye hakkım yok ama seni çok seviyorum. Lütfen bir düşün.” “Neyi düşünmemi bekliyorsun? Anlamadım… Çocuğuna mı bakacam? Ne yapmamı istiyorsun?” “Hayır, hayır… öyle değil. Çocuk annesinde, onu görmeyeceksin. Sadece bunu bilmeni istedim.” “Ha bir de kadın var, değil mi? Hayatında!” “Hayır, hayatımda değil. Onunla görüşmüyorum. Sadece bana çocuğu gösterdi, o kadar. Aramızda hiçbir şey yok, yemin ederim.” O an gözlerim doldu, nefesim hâlâ düzensizdi. İçimde hem öfke hem de hâlâ bitmeyen bir sevgi vardı. Kalbim hızlı hızlı atıyordu; anlamaya, kabullenmeye çalışıyordum ama her kelime yeni bir çarpıntı yaratıyordu. İçimde bu durumu çözmeye çalışıyordum. “Çocuk… tam olarak kaç yaşında?” “Bir ay sonra 2 yaşına girecek.” Bir ay sonra… Kafamda sayısız soru dönüp duruyordu. Ne diyeceğimi bilmiyordum. “Düşünmem gerek,” dedim sessizce. Yanından kalktım ve evden çıktım. Soğuk hava ciğerlerime dolduğunda, onu arkamda bırakmıştım. Duyduklarımı hazmetmeye çalışıyordum; her nefeste kafamda çocuğun varlığı, Volkan’ın yıllardır sakladığı sır ve bana söylememiş olması yankılanıyordu. Yolda yürürken düşünmekten adımlarım yavaşladı. O kadar çok düşünüyordum ki, bir saatin ardından yürüyerek eve vardım. İçeri girdiğimde Mert yanımda belirdi, küçük yüzünde endişe vardı. “Ece, neredeydin? Kaç kere aradım seni, çok merak ettim!” Biçimlendirilmiş bir cevap bulamadım, sadece: “İyiyim.” Ve odama yöneldim. “Aç değil misin?” “Hayır, yorgunum. Uyuyacağım.” Odama girdim, montumu çıkarıp sandalyeye attım. Yatağın kenarına oturdum ve düşünmeye başladım. Çocuğu vardı… Onun çocuğu vardı. Benden değildi. Bütün gece, bu cümle beynimde yankılandı. Gözlerim istemsizce kapandı. Yatağın kenarında uzanıp, zihnim hâlâ düşüncelerle doluyken uykuya daldım. 2 hafta sonra Kafamda dönüp duran soruların cevaplarını arıyordum. Volkan sürekli arıyor, yazıyor ama ben cevap veremiyordum. Kalbim hızla atıyor, ellerim titriyordu; ama aklımda bir düzen kurmaya çalışıyordum. Bir ay sonra 2 yaşına girecekse… O zaman iki sene önce doğuyor. Ondan dokuz ay öncesine gidersek… Bu hesap kafamda dönüp dururken, o dönem yaptığımız konuşmaları inceledim. O günlerde ayrılmamıştık; daha doğrusu o günlerde basit bir tartışmamız olmuştu. Ama tartışmamız sadece bir gün sürmüştü, küçücük bir tartışmaydı. Hata dediği olaydan dokuz ay sonraki konuşmalarımıza baktım. Aramız çok iyiydi. O dönemde hiçbir sorun yoktu. O kadar iyiydik ki, sanki o küçük tartışma hiç yaşanmamış gibiydi. Bütün sosyal medya hesaplarına baktım, ama çoğunun hesapları gizliydi. Bir parça huzursuz oldum, bir parça öfke birikti içimde. Kendimi toparlamam gerekiyordu. Duygularım, öfkem ve kırgınlığım birbirine karışmıştı, ama mantıkla ilerlemem lazımdı. Eğer hâlâ buradaysa… onunla buluşmalıydım. Konuşmalıydık. Her şeyi açıklamalıydık. Ve kalbim bir an daha hızlı çarptı, bir adım daha atmaya hazır olduğumu hissettim. İşten çıkmak için saatleri saymaya başladım. Her dakika yavaş geçiyor, aklımda Volkan ve olanlar dönüp duruyordu. Çıkış zamanı geldiğinde üzerimdeki önlüğü çıkarıp kafeden çıktım. Kapıya vardığımda telefonu elime aldım ve Volkan’ı aradım. Telefonu açtı, sesi kulağımda yankılandı. “Ne yapıyorsun? Döndün mü?” “Hayır… seni bekliyordum.” Bir an kalbim hızla çarptı. “Bu akşam buluşalım.” “Tamam… Ömer’e gel.” “Bir saat sonra orada olacağım.” Telefonu kapattım. Hissettiğim heyecan, merak ve biraz da tedirginlik… her biri karışmıştı. Her şeyi öğrenmem gerekiyordu. Bu belirsizlikle daha fazla kalamazdım. Adımlarımı hızlandırdım, yürürken kafamda söyleyeceklerimi düşündüm. Kalbim attıkça attı, her nefeste Volkan’ı ve o açıklamaları hayal ettim. Yaklaşık bir saat sonra Ömer’in evine vardım. Kapıda durup apartmana baktım, derin bir nefes aldım. Bir an durup kendimi topladım, sonra içeri girdim. Kapıyı Volkan açtı. “Gel… Ömer evde değil,” dedi. İçeri girdim. Montumu çıkardım, Volkan elimden aldı ve askıya astı. Salona geçtim, oturdum. Yüzüme beklenti dolu bir bakışla bakıyordu. Kaşlarımı kaldırdım, sesim titrek ama keskin: “Yalan söylüyorsun. Neden bilmiyorum… ama yalan söylüyorsun. Çocuğun falan yok!” Volkan sessizce durdu. Sehpadan telefonunu aldı, bir süre kurcaladı. Sonra bana çevirdi. Ekranda küçük, tatlı bir erkek çocuğu vardı. Volkan’ın küçüklüğüne benziyordu… aynısıydı. Gözlerim doldu. Derin bir nefes aldım. “Kadın nerede?” diye sordum. “Ukrayna’da,” dedi. “Yanında yani…” “Hayır, hayatımda değil.” Sonra “Ne düşünüyorsun bilmiyorum… ama 8 yılımızı çöpe atma,” dedi Volkan. Birden yüzüne baktım. “Ben mi çöpe atıyorum? Sen çoktan atmışsın!” dedim, telefonu göstererek. Volkan sinirlenmiş gibi bir an durdu. “Ece… kabul ediyor musun, etmiyor musun ? Bana bunu söyle.” dedi. Onu kaybetmek istemiyordum. Eğer kadın hayatımızda olmayacaksa… kabul edebilirdim. Kabul edebilir miydim? Bilmiyordum. Ama bir şey kesindi: Volkan’ı kaybedemezdim. “Ne zaman dönüyorsun?” dedim. Volkan başını hafifçe salladı. “Birkaç gün sonra gideceğim,” dedi. Bir an duraksadı, sonra devam etti: “Ama… eğer kabul edeceksen bana bu konuyla ilgili hiçbir şey sorma. Zaten kendimi kötü hissediyorum. Ve… senin hatırlatmanı istemiyorum.” İçimden haksızlık bu dedim ama yavaşça başımı salladım. “Tamam,” dedim. Mutlu olmuştu; bana sıkıca sarıldı. Ben de ayağa kalktım, hafifçe geri çekildim. “Gitmem gerekiyor,” dedim. Kapıya yöneldim, kalbim hızlı hızlı atıyordu. Gözlerini son kez gördüm, yüzünde hâlâ o karışık ama huzurlu ifade vardı. Daha sonra hiçbir şey söylemeden evden çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptı, ama içimde hafif bir sıcaklık vardı. Volkan’ı geride bırakmıştım ama hislerim hâlâ yanımdaydı. Eve vardığımda Mert beni bekliyordu. Beraber mutfağa geçtik, yemek hazırladık ve sessizce yedik. Ama içimde hâlâ bir boşluk vardı, Volkan’ın ve o çocuğun yarattığı karmaşa zihnimi bırakmıyordu. Yemekten sonra odama geçtim ve bilgisayarı açtım. Kadını bulmam gerekiyordu. Mesajları ve sosyal medya hesaplarını tek tek kurcaladım. Volkan’ın takip ettiği bütün erkekleri ve tanıdığım bütün kadınları engelledim. Geriye sadece bir düzineden fazla kadın kalmıştı. Bunların hesaplarını görmek zorundaydım; kafamda bir mantık ve kontrol arayışı vardı. Fake bir hesap açtım, bütün kadınları ekledim ve beklemeye başladım. Bilgisayarın ışığında yüzleri taradım, profilleri inceliyordum. Yatağa uzandım, gözlerimi kapattım ve düşündüm. O küçük çocuğun yüzü, gözlerimin önüne geldi. Annesinden ayıramazdı… ama Volkan… Volkan nasıl ondan uzak kalmayı kabul edebilirdi? Kalbim sıkıştı, bir yandan öfke, bir yandan çaresizlik… Her şey birbirine girmişti. Ve o an, Volkan’ı kaybetmeme ihtimali, tüm mantığımı yıkıyordu. Son birkaç günde Volkan’la bir iki defa daha buluştuk. Ama ne kadar çaktırmadan kadını ve çocuğunu sorsam, bana sinirleniyordu. Hiçbir şey öğrenemiyordum. Her sorum, her merakım… Volkan’ı uzaklaştırıyordu. Sonunda, Volkan’ın döneceği gün tekrar buluştuk ve vedalaştık. Yine ne zaman görüşürdük bilmiyordum. Okulu bitmek üzereydi; dönmekten bahsetmiyordu. Onu uğurladıktan sonra eve geçtim. Mutlu muydum? Bilmiyordum. Ama bir şey kesindi: Onsuz ölürdüm, bunu biliyordum. Akşam Aslı gelecekti yanıma. Birkaç saatliğine de olsa kafamı dağıtacaktım. Ama Volkan’ın yokluğu, belirsizlik ve kalbimdeki hisler… hepsi hâlâ içimdeydi, sessiz ama ağır bir yük gibi. Eve vardım. Mert arkadaşında kalacaktı, böylece rahat olabilirdik. Aslı ve kendım için dışarıdan yemek söyledim. Masama oturdum, bir bira açtım ve Aslı’yı beklemeye başladım. Aslı, liseden arkadaşımdı. Volkan’ı da tanıyordu, her zaman yanımda olmuştu. Ama son yaşananları ona anlatmamıştım. Henüz… kendim bile tam sindirememiştim her şeyi. Bira bardağımın kenarına dokundum, düşüncelere daldım. Volkan… aklımdan çıkmıyordu. Onu görmeden, onunla konuşmadan bir gün bile huzurlu olamıyordum. Bekleyiş, hem rahatlatıcı hem de tedirgin ediciydi. Aslı geldiğinde anlatacak mıydım bilmiyordum ama bana iyi gelecekti. Telefonumdan bildirim sesleri geliyordu. Elime aldım, hızlıca baktım. Takip ettiğim kadınların çoğu kabul etmişti ama hiçbiri çocuklu görünmüyordu. Son kalan iki kişiye bakmak için uygulamayı açmak üzereydim ki kapı çaldı. Yarın izinliydim; sabaha kadar dağıtacaktım. Kapıyı açtığımda Aslı birden bana sarıldı. “Çok özledim seni! Neden aramıyorsun beni?” Ne diyeceğimi bilemedim. Neredeyse bir ay geçmişti, kendimde değildim. “Gel, geç konuşuruz ya,” dedim gülümseyerek. İçeri geçtikten birkaç dakika sonra yemek geldi. Masaya geçtik ve sohbet ederek yemeğimizi yedik. Yemek bittikten sonra sofrayı topladık ve koltuğa geçtik. “Lavaboya gideceğim,” dedi. “Tamam, birayı içer misin?” dedim. “Evet canım,” dedi. Dolaptan iki bira çıkardım ve koltuğa geçtim. Birayı elime alırken aklıma kadın geldi. Telefonu tekrar elime aldım ve son kabul eden hesaplara bakmaya başladım. Kalbim hızlı hızlı atıyordu; Volkan ve çocuğu hâlâ aklımın ortasında dönüp duruyordu. Ekranda yazılan ismi okuyamadım yabancıydı, ama profili açtığımda ilk birkaç paylaşımında küçük bir çocukla çekilmiş fotoğraflar vardı. Heyecandan mı, korkudan mı bilmiyorum, ekranı net göremiyordum. Çocuğu yakınlaştırınca Volkan’ın gösterdiği çocuk olduğunu fark ettim. Bu kadın oydu. Bebek sarısı gibi saçları, dolgun dudakları, parlak mavi gözleri vardı. İçimde bir öfke alevlendi. Kendimi yatıştırmaya çalıştım ama başaramıyordum. Aşağı inmeye başladım. Çoğu fotoğrafında tek başındaydı ama geçen yaz çekilmiş fotoğrafları dikkatimi çekti. Yanında küçük çocukla sahildeydi, mutluydular… Gözlerim karardı. Hemen uygulamadan çıkıp Volkan’la konuşmalarımızı açtım. Geçen yaz attığı bir fotoğraf gördüm; hazıran ayının sonlarında tatildeydi. Aynı sahildeydi… Kalbim hızla çarptı, nefesim düzensizleşti. Karıştırmaya devam ettim, her fotoğraf bir tokat gibi çarpıyordu. Tam o sırada Aslı geldi. Ben hâlâ telefondaydım. “Bırak şu telefonu!” dedi. “Bir sus ya!” diye bağırdım. Aslı şaşırdı, yanımda sinirli bir şekilde oturmaya başladı. Koltuğun üzerinde ayaklarımı karnıma çekip oturdum, gözlerim ekrana kitlenmişti. Tekrar kızın hesabına girdim. Daha da geçmişe inince fark ettim ki, çoğu fotoğraf Volkan’ın olduğu yerlerde çekilmişti ya da Volkan tarafından çekilmişti. Bildiğin, birlikteydiler. Bana verdiği tarihe göre kadının hamile olduğu zamana kadar indiğimde asıl şokla karşılaştım. Volkan’la hastane odasında oldukça samimi bir fotoğraf… Kalbim sıkıştı, nefes alamıyordum. Boğazımı tutup duruyordum, Aslı “Ece! Ece!” diye seslendi. Yanıma geldi, ben hâlâ nefes almakta zorlanıyordum. Balkona götürdü beni. “Ece, ne oluyor? Korkutma beni. Hastaneye gidelim mi? İyi misin?” dedi. Balkonda nefes almayı başardım, gözlerim dolu doluydu. İçeri döndüm, gözüm telefona takıldı. Koşup bütün fotoğrafları ekran görüntüsü aldım ve Volkan’a yolladım. Sonra Aslı’ya döndüm, ekranı gösterdim. Aslı şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Ben kaşlarımı çatmış, sadece onu izliyordum. Telefonu elinden alıp duvara fırlattım, önümdeki birayı da öylece devirdim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bağırmaya başladım… Bir şey söylemiyordum, sadece bağırıyordum. Aslı “Ece! Ece!” diye sesleniyordu, ama ben hâlâ bağırıyordum. Yanıma gelip sarıldığında ağlamaya başladım. Bir süre öylece durduk. Sonra sakinleşince oturdum ve Aslı “Ne oluyor? Anlat,” dedi. Hıçkıra hıçkıra bütün olanları anlattım. Aslı şaşkın bir şekilde yüzüme bakıyordu. “Ah canım… neler yaşamışsın… Neden bana yazmadın, aramadın? Hemen gelirdim, o şerefsize haddini bildirirdim! Volkan nasıl böyle bir şey yapar, hâlâ anlamış değilim,” dedi. “Beni seviyordu,” dedim, sesi titreyerek. Aslı yüzüme baktı, sonra bir an durdu. “Gerçi canım… kaç zaman oldu? O artık lisedeki Volkan değil ki. Çocuktunuz o zaman… Oralarda iki am görünce götü başı oynamış piçin, siktir etsene ya neden bu kadar yıpratıyorsun kendini? Yapma böyle,” dedi. Ama ben duramıyordum, “Ama ben onu çok sevdim!” dedim. “Biliyorum canım… biliyorum,” dedi Aslı ve tekrar sarıldı bana. O an, içimdeki yıkılma, parçalanma ve çaresizlik hislerini tüm ağırlığıyla hissettim. Bütün öfkem, kırgınlığım, acım bir anda gözyaşlarımla karıştı ve Aslı’nın kucaklayışıyla biraz olsun hafifledi. Aslı beni yatağıma götürdü. Bütün gece kafamı Aslı’nın kucağına koyup, sessizce, kontrolsüz bir şekilde ağlayarak geçirdim. Gözyaşlarım bitmiş gibiydi ama içimdeki boşluk hâlâ derin ve acı vericiydi. Sabah olduğunda Aslı üstümü örtmüş, sessizce gitmişti. Başucuma bir not bırakmış: “İşe gitmem gerekiyor, akşam geleceğim.” Telefonum yoktu artık… Sahi, telefonum ne durumdaydı? Yataktan kalkıp telefonuma bakmaya gittim. Ama parça parça olmuştu, ekranı kırılmıştı. Bugün izinliydim. Ama ne yapacağımı bilmiyordum… Evde, kendimle baş başa, bir yıkılmışlık ve boşluk içinde oturuyordum. Hissettiğim her şey birbiriyle çarpışıyor, kalbim hem kırgın hem de çaresiz bir şekilde çarpıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD