Masayı toplamalarına yardım ettim. Arada kızlarla şakalar yapıp gülüyorduk ama yengemin keskin bakışları gülümsememize gölge düşürüyordu. Bu evde gülmek de yasaktı anlaşılan. Bu derin bir iç çekmeme neden olmuştu. Bu evde çok işim vardı. Mutfaktaki işimiz bittiğinde kızlarla avluya çıktık. Hava her geçen dakika daha da sıcak oluyordu. Aslında İstanbul’da olsam şu an kızlarla plaja gitmek için hazırlık yapıyor olurdum. Ama burada böyle bir ihtimal yoktu. Denizle çoktan vedalaşmıştım.
“ Dilan, “ babaannemin olduğu yere baktım. Sedirde oturmuş bizim olduğumuz yere bakıyordu.
“ Efendim babaanne .” dedim onun izinlerimi iptal etmesini yok sayarak. Daha fazla kızdırıp daha sonra ki gezme planımı da iptal etmesini istemiyordum. Bu evde kimin sözünün geçtiğini ilk gün anlamıştım. O yüzden ona göre davranmaya başlamıştım.
“ Odaya çıkıp üzerini değiştir. Gelen misafirler seni bu halde görmesin.” Dedi. Dişlerimi sıkarak, dışarıya çıkacağımı düşünmeye çalıştım. Biraz daha dayanabilirdim sanırım. Ona gülümsemeye çalıştım ve hiçbir şey söylemeden odama çıktım. Cidden çıldırmamak içten bile değildi. Bu ev tam olarak cehennemdi. Babaannemde zebani oluyordu tabi ki.
Taş merdivenleri çer beşer çıkmaya başladım. Gerçekten bu kadar olmak zorunda mıydı? Ben buraya ait değildim. Burası bana göre bir yer değildi. Ben bu lanet kurallara ayak uydurabilecek biri değilim. Buradan altı yaşında gitmiştim. Annem gibi özgür bir şekilde büyütülmüştüm. Anneannem, babaannemin tam aksine oldukça şefkatli bir kadındı. Asla kıyafetlerime karışmaz hatta bana önerilerde bulunurdu. Onunla alışverişe bile gitmiştim. Bir kez ağzından bu olmaz Dilan.” Dediğini duymamıştım. Her zaman benim tercihlerime önem verirdi. Ben de onu severdim. Annem işteyken bir sorun olduğunda ona giderdim. Bana enfes keklerinden getirir ve ona özgü limonatasıyla eşlik ederdi. Anneanne kadar iyi limonata yapan kimse olamazdı. Kesinlikle inanmazdım.
Sonra bana tavsiyelerde bulunurdu. Ama bu sadece tavsiye olurdu. Bunu yapmalısın gibi cümleler kurmazdı. Her zaman seçimi bana bırakırdı. “ Her insan kendi seçimlerini kendi yapmalı. Ve sonuçlarıyla yüzleşmeyi bilmelidir.” Derdi. O yüzden onu ayrı severdim. Bana hata yapma şansı verirdi. Bon sekiz yaşındayım ve bir kez olsun hata yapmaktan korkmamıştım. Hatalarımın beni büyüteceğini bilerek büyümüştüm. Ama şimdi, her an bir hata yapacağım diye korkuyordum.
Aslıdan benim açımdan bakıldığında bir hata yoktu. Ben olduğum gibi davranıyordum. Nasıl yetiştiysem o şekilde davranmaya devam ediyordum. Ama burada her yaptığım hata adı altında fişleniyordu. Artık nefes almaktan korkuyordum. Attığım her adımda, sanki biri arkamdan geliyor ve bu yanlış diyecek gibi hissediyordum. Ve bu histen nefret ediyordum. Oysa ben üniversiteyi özgürlüğe adım olarak düşünmüştüm. Ama şimdi bakınca özgürlüğümün elimden alınmasına vesile olmuş gibi görünüyordu.
Basık odaya girince yine aynı şekilde moralim bozulmuştu. Eski odamın yanında depo gibi duruyordu. Burası her şekilde negatif enerji veriyordu. Alıştığım beyaz duvarlar ve iç açan mobilyalarım burada yoktu. Benim odam her zaman sığınağım olmuştu. Canım sıkıldığında kaçtığım tüm üzüntümü attığım yer olmuştu. Ama burada hiçbir şey yoktu. Kendim bile zor sığıyordum.
Dolabın kapısını açıp babaannem için uygun sıfatına nail olacak kıyafet aramaya başladım. Bunun ne kadar zor olduğunu bilse ister miydi hiç? Elimi askılar arasında gezdirmeye başladım. En uygun olduğunu düşündüğüm kıyafeti uzanıp çıkardım. Beyaz elbiseyi elime aldım. Tamam, etek kısmı uzundu ama kolları askılıydı. İç çekerek ince şifon bir hırka çıkardım. Pembe beyaz. Yazın vazgeçilmez renkleri. En azından benim için.
Üzerimi çıkarıp elbiseyi giyindim. Hiçbir detayı yoktu. Zaten genelde karışık renklerden nefret ederdim. Sade kıyafetler her zaman tercihim olmuştu. Üzerine yarım kollu şifon hırkayı da giyindim. Kolları bir ölçüde kapanmıştı ama göğüs dekoltesi için yapacak bir şey yoktu. Kat kat giyinmekten nefret ediyordum ve bu gün nefret ettiğim şeylerden biri yapıyordum. Çıkardığım eşyaları katlayıp dolaba yerleştirdim. Sonrada aynanın karşısına geçip saçlarıma çeki düzen verdim. Bozulan yerleri yeniden maşa yardımıyla şekillendirdim. Biraz da parfümle işlemi bitirmiştim. Ranzamı kaldırıp altından renkli taşlardan yapılmış sandaletimi çıkardım. Bu elbisenin altına topuklu ayakkabı uygun olmazdı.
Kendime son kez bakıp kapıya yöneldim. O sırada telefonumun sesi odaya yayıldım. Heyecanla koşup telefonu aldım. Selin arıyordu. Onunla konuşmayalı asırlar geçmiş gibiydi. Yeşil ekrana dokunup açtım ve avluya doğru yürümeye başladım. Sıcak hava tenimi yalayarak geçiyordu. Balkona benzeyen koridora çıkıp kenara geldim. Bir yandan Selin’le konuşuyor diğer yandan gelen misafirlere bakıyordum. Haftaya geleceklerini duyduğumda sevinçten attığım çığlık alt taraftan duyulmuştu. Yanaklarımın kızardığına emindim. Hemen geri çekilip dudaklarımı ısırdım. Babaannem ben öldürecekti.
Selin’e ne olduğunu anlatmam bir on dakikamı almıştı. Ve öğrendiğinde ise kahkahalar atarak benimle dalga geçmişti. Babaannemin enteresan bir karakter olduğunu düşünüyordu. O yüzden de tanışmak için oldukça heyecanlı görünüyordu. Aslında babaannemle tanışmasını ben de merak etmiyor değildim. O delici bakışlarla arkadaşlarımı nasıl öldürdüğünü düşündüğümde yeniden gülme isteğiyle dolmuştum. Ama bunu Selin’e söylemedim. Geldiğinde tanışmaları daha eğlenceli olurdu.
Herkese selam söylemesini söyleyerek telefonu kapatmıştım. Gergin bir nefes alıp beni bekleyen sona doğru yürümeye başladım. Avluya girdiğimde oldukça karabalık ve meraklı kadınlarla karşılaşmıştım. Her biri beni rahatça süzüyorlardı. Bana her hareketimin yanlış olduğunu söyleyen babaanneme, bu kadınların hareketlerinin de çok kaba olduğunu söylemek istiyordum ama bu uygun zaman değildi. Yüzümde beliren sahte gülümsemeyle yanlarına gittim. Sedirlere sırayla dizilmişlerdi. Ortadaki masada ki -bu masa yeni konulmuştu- üzerleri aperatiflerle dolmuştu. Ev halkının sabahtan beri neden mutfaktan çıkmadığını anlamıştım.
Ortadaki masaya aç kurtlar gibi bakıyordum. Ama bunu biraz sonraya erteledim. Babaannem gözleriyle beğendiğini ifade etmişti. Beğenirsin tabi, ne hale geldim senin yüzünden. Ah bu dışarıya çıkma işim olmasa bunu yapar mıydım hiç? Neyse buna değerdi. Beni süzen kadınlara sırasıyla el uzatmaya başladım. El öpmekten hoşlanmadığımı bu şekilde göstermiştim. Onlarca kadınla selamlaştıktan sonra boş bulduğum bir yere oturdum. Hala tüm bakışlar üzerimdeydi. Kaçak torun olmak burada oldukça ilgi çekiciydi anlaşılan.
Mutfaktan sırayla çıkan kızlara imdat dilenircesine baktım. Ellerinde tepsilerle kadınlara doğru yürümeye başlamışlardı. Gelen kadınlar önüne gelen tepsilerden çaylarını alıp yeniden bana odaklanıyorlardı. Şimdiden sıkılmıştım. Bu ne kadar sürecekti böyle?
“ Torunun çok güzelmiş maşallah.” Dedi bir tane kadın. Adlarını bilmediğim için kendimce onları kodlamıştım. Kırmızı şallı kadın, mavi şallı kadın vb... oldukça komik bir durumdaydım. Ona kibarca gülümsedim. Fatma’nın bana uzattığı dolu tabağı keyifle aldım. Artık onları ayırt edebiliyordum. Bu yüzden de kendimle gurur duyuyordum. Ah canım benim. Tam da bana göre bir tabak hazırlamışı. Her şeyden oldukça fazla... Çatalla böreklerden birini kestim. Ah ne lezzetli görünüyordu.
“ Benim torunlarımın hepsi bir birinden güzeldir.” Diye yanıtladı babaannem. Şaşkınca dönüp ona baktım. Ağzından bana dair iyi bir cümle çıkmıştı. Şaşırtıcı... ama bunun sadece göstermelik bir iltifat olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Kızlar utanarak servis yapmaya devam ederken ben tabağa gömülmüştüm. Herkes iyi olduğu işi yapmalıydı değil mi?
“ Kadir kızımızı gördüğünde çok sevinecek.” Dedi geldiğinden beri gözünü bir an olsun üzerimden ayırmayan siyah şallı kadın. Kim, ne, neden, ne zaman, nerede? Diyerek dört en bir k kuralını hızla hatırladım. Ne oluyordu burada?
“ Kendisini de ne yakın zamanda yemeğe bekliyorum.” Dedi babaannem.
“ Gelir.” Dedi kadın çayından bir yudum alırken. “ Dilan’la tanışmayı çok istiyor.” Ağzımdaki lokmayla boğulacaktım neredeyse. Öksürerek çaya uzanmıştım. Az önce oğlundan bahseden kadın bana çayımı uzattı. Tabağı kenara bırakıp bir yudum aldım. Cidden boğulmak üzereydim. “ İyi misin kızım.” Dedi kadın gülümseyerek. Sen oğlundan bahsedene kadar evet diye yanıtladım içimden.
“ İyiyim efendim teşekkürler.” Dedim. Ona daha fazla bakmamak adına tabağıma uzandım. Boğulan biri için fazla cesurdum.” Çok da kibar...” kadın büyük bir abartıyla bana gülümsüyordu. Burada ne oluyordu cidden. Dönüp babaanneme baktım. Bir açıklama yapacağını düşünüyordum.
“ Kadir” dedi meraklı bakışlarımdan anlamış gibi. “ Senin sözlün.” Dedi. Yeni bir öksürük krizine girmiştim. Ama bu kez bir çay içerek düzelebileceğimi sanmıyordum. Elimdeki tabak yere düşmüş ve güzelim böreklerim yeri boylamıştı. Ama şu an yemeklerdense kendime acımam gerektiğinin farkındaydım. Zehra’nın uzattığı su bardağını alıp bardağı bitirdim.
Öksürüğüm kesildiğinde beni izleyen kadınlara döndüm. Bu saçmalıkta neydi böyle? Ne sözlüsünden bahsediyordu bunlar? Ben ne ara sözlenmiştim cidden? Ahş... Babaanne diye çığlık atmak istiyordum. Bunu bana bu kadar karabalığın içinde söylemek zorunda mıydı sanki? Şimdi avaz avaz bağıramıyordum bile. Ama bu yapmayacağım anlamına gelmiyordu. Gözlerim babaannemi bulduğunda bir haftadır görmediğim gülümsemesini gördüm. Bunu yanına bırakacağımı sanıyorsa yanılıyordu.
“ Kusura bakmayın, benim bir işim vardı. Şimdi hatırladım.” Dedim ayağa kalkarken. “ Babaanne akşam geç gelirim. Arkadaşlarımla buluşacağım.” Dedim ve onları orada bırakıp merdivenleri çıkarak odaya girdim. Bu evde bir dakika daha duramayacaktım. Dolaptan askılı bir çanta çıkarıp telefonumu ve cüzdanımı koydum. Bir tane krem renkte şapka çıkarıp taktım. Gözlüklerimi de çıkarıp gözlerime yerleştirdim. İşte şimdi hazırdım. Çantamı takıp merdivenlerden inmeye başladım. Bu evin arka kapısı olduğunu biliyordum. O yüzden o tarafa doğru görünmeden gitmeye çalıştım. Babaannem şu an sinirden deli olmuş olmalıydı. Ah ne harika bir düşünce...
Arka bahçeden çıkacakken, Can’ın bisikletini gördüm. Galiba bu gün o kadar da kötü geçmeyecekti. Can’a daha sonra bir hediye alarak ondan izinsiz aldığı için özür dileyebilirdi. Daha fazla bekleyerek yakalanma riskine girmemek adına bisikleti alıp kapıdan çıktım. Gülme isteğiyle doluydum. Ama şimdi gülememem gerekiyordu. O yüzden dudaklarımı ısırmak zorunda kalmıştım.
Sokağa girdiğimde sesli olarak gülmeye başlamıştım. Evden kaçmıştım. Bisiklete binip sürmeye başladım. Taş sokaklarda hızla ilerliyordum. Harika bir histi. Kendimi Türk filmlerinden fırlamış gibi hissediyordum. Bisikleti karabalık sokaklardan geçirerek ilerliyordum. Sıcak havaya rağmen tatlı bir esinti tenimi okşuyordu. Yanından geçtiğim insanlar bana uzaylıymışım gibi bakıyorlardı. Sağ olsun babaannem buna alışmamı kolaylaştırmıştı.
Karabalık caddeye geldiğimde mağazalar gözüme çarpmıştı. Heyecanla bisikleti kenarda bir ağacın altına bıraktım. Kilidin üzerinde olmasına şükrettim. O yüzden çıkarıp demire kilitledim ve anahtarı alıp çantaya bıraktım. Sonrada mağazalara doğru koştum. Bir haftadır bunlardan uzak kalmıştım. Cidden çok özlemiştim. İlk girdiğim mağazadan iki poşetle çıkmıştım. Annemin kredi kartının yanımda olmasına oldukça memnundum. Daha sonra arayıp teşekkür etmeliydim.
Elimdeki poşetlerle diğer mağazaya doğru koşmaya başladım. Ah terapi gibi gelmişti. Yanımda arkadaşlarım olsaydı daha çok keyif alacağıma emindim. Ama bu bile iyi gelmişti. Bu günden sonra zaten beni bir alış veriş anca sakinleştirirdi. Sonunda pes ettiğimde dışarıya konulmuş masalardan birine çöktüm. Bir garson yanıma geldiğinde, önce beni bir süre süzdü. Turist olduğumu düşündüğüne emindim. Gözlüğümü çıkarıp masanın üzerine bıraktım.
“ Dondurmanız var mı?” diye sordum gülümseyerek.
“ Evet, neyli olsun?
“ Kakao, karamel ve vanilya lütfen.”
“ Hemen getiriyorum.” Dedi ve yanımdan uzaklaştı. O gelene kadar telefonumu çıkarıp Selin’in numarasını tuşladım. Özellikle görüntülü arama yapmıştım. Ne halde olduğumu görmesini istiyordum. Ne hale geldiğimi görüp eğlenmesini istiyordum.
“ Dilan...” dedi neşeli sesi etrafa yayılarak. Kıvırcık sarı saçları görüş alanıma girdi. Hemen ardından da yeşil güzel gözleri... Onun guruptaki en güzel kız olduğunu düşünmüştüm her zaman. Ama onlar ısrarla benim daha güzel olduğumu söyleyip duruyorlardı. Ama ben hala onun daha güzel olduğuna inanıyordum
“ Selin evden kaçtım.” Dedim gülerek.
“ Ah çok eğlenceli. Peki nereye kadar kaçabildin?” bu soru beni güldürmüştü.
“ Çarşıya kadar anca kaçabildim. Ama burası inanılmaz.”
“ Senin üzerinde hırka mı var? Yanlış görüyorum değil mi?”
“ Hayır, tatlım yanlış görmüyorsun. Ben Dilan, elbisemin üzerine hırka giyindim.” Dedim. Kahkahası yan masadan birkaç kişinin bana dönmesine neden olmuştu. Umursamadan Selin’e gülümsedim.
“ Başına güneş mi geçti senin kızım?”
“ Keşke...” dedim başımı sallayarak. O sırada garson gelip dondurmamı önüme bıraktı. Başımla onayladım.”
“ O bizim dondurmamız mı?” dedi. Başım önümdeki dondurma tabağına eğildi. Evet oydu. Bizim gurubun vazgeçilmezi ve koşulsuz herkesin sevdiği dondurma türüydü. Onları özlemiştim.
“ Evet, keşke dondurma gibi sizde burada olsanız.” Dedim. Sesim gerektiğinden üzgün çıkmıştı.
“ Dilan, yapma ama. Bak sen böyle olunca ben de üzülüyorum. Bizim çocuklarla konuşup biletlerimizi erkene çekeceğim şimdi. Sana bu surat hiç yakışmıyor.” Dedi. Onunda sesi kırılmıştı. En yakın arkadaşımdı benim. Onsuz bir sene nasıl geçecekti bilmiyordum.
“ Evet, hatta bu gün gelin.” Dedim. “ Başım fena halde dertte.”
“ Ne ne oldu?”
“ Geldiğinde konuşalım. Telefonla olacak şey değil.”
“ Beni oraya getirmek için blöf yapmıyorsun değil mi? Ama kabul başardın. Kapat hemen. Biletlere bakacağım.” Dedi.
Onun bu telaşı beni güldürmüştü. Ağlanacak halime gülüyordum cidden.“ Çabuk gel.” Dedim.
“ Tamam.”
Sonrada telefonu kapattık. Kendimi bir anda oldukça yalnız hissetmeye başlamıştım. Acaba bu kadar kaçmışken işi biraz daha abartıp İstanbul’a kadar kaçsa mıydım? Ama o zamanda okul için bir ay sonra geri dönmek sorunda kalacaktım. Ah lanet olsun...
Dondurmayı yavaş yavaş yemeye başladım. Yarısı çoktan erimişti ama sorun etmiyordum. Zaten başka yapacak bir işim yoktu. Eve dönmek istemiyordum. Ah cidden sözlüm demişti dimi? Ben ne ara birine söz verdim ben. Bu insanlar benim bunu kabul edeceğimi nasıl düşündüler aklım almıyordu. Ben reşit bir kızdım. Bana kimse biriyle evlenmek konusunda baskı yapamazdı. Ama bunu babamla daha sonra konuşacaktım. Eğer onunda söyleyeceği şey aynı olursa, annemi arayıp beni gönderdiği yer hakkında detaylı bilgi verip ikisiyle de tüm ilişkimi kesecektim. Ben onların çocuğuydum kölesi değil. Her istediklerini bana yaptıramazdı.
Sakinleşmek adına bu konuyu düşünmemeye çalıştım. Yoldan geçen insanları izlemeye başladım. Buraya ne kadar aykırı olduğumu yeniden anlıyordum. Ama yakında öğrenciler buraya akın edeceğinden kendimi bu kadar yalnız hissetmezdim belki de. Tek temennim buydu. Bir an önce okul açılsın ve ben bu kasvetli şehirde biraz renkli hayata kavuşabileyim. Dondurma bittiğinden sonra cüzdanımdan bir miktar para çıkarıp masaya bıraktım. Gözlüğümü yeniden gözüme takıp poşetlerimi aldım ve bisikletimin olduğu yere doğru yürümeye başladım.