Zindan

1131 Words
CELINA Luna ‘götürün bunu zindan’ dediğinde hemen gözlerim açıldı. Beni suçsuz yere hapsedeceklerdi. ‘Benim bir suçum yok’ diyerek bağırdım. Luna kapıdan çıkarken arkasına bile bakmadan ‘Senin suçun alfayı baştan çıkartmaktı’ dedi. Bu kadın ne saçmalıyordu? ‘Luna ben öyle bir şey yapmadım’ derken iki savaşçı kolumdan tuttu. Beni sürüklüyorlardı. ‘Bırakın beni’ diyerek çığlık attım. Kimse beni duymuyordu. Suçsuz olmama rağmen yaşadıklarım inanılmazdı. Sürü evinden çıkıp yer altındaki zindanlara giderken ‘bırakın beni’ diye bağırmaya devam ediyordum. Etrafta ki uyanık sürü üyeleri bana bakıyordu. Onlardan yardım istesemde kimse ikinci defa bana bakmadı. Zindanlara girdiğimiz anda oranın iğrenç kokusu burnuma çarptı. ‘Hayır yapmayın’ desemde kolumdan sürüklemeye devam ettikler. Sonunda karanlık zindanda bir kapı açıp beni içeriye attılar. Karanlıkta yere kapaklandım. Onlar üzerime kapıyı kitlerken ben ağlamaya devam ediyordum. Kapıya gidip vurdum. Kimse bana yardım etmedi. Göz yaşlarım kuruyana kadar ağladım. Buradan çıkmam gerekiyordu. Suçsuzluğumu nasıl ispatlayacaktım. Buradan nasıl kaçıp kurtulacaktım? Günler geçtikçe burada ne kadar süredir kaldığımı bilmez oldum. Kapkaranlık yerde hiç bir ışık huzmesi olmadan idare ediyordum. Her taraf gümüşten yapılmış zindanın içinde tuvaletimi yaptığım bir gider dışında hiç bir şey yoktu. Hatta fare bile yoktu. Aslında bu beni sevindiren tek şeydi. Üzerimde sadece ilk geceden kalma pijamalarım vardı. Ayağımda hiç bir şey yoktu. Neyse ki aylardan eylüldü. Bu sayede üşümemiştim. Günlerim birbirine girerken bana verilen günlük bir kap yemek ve bir tas suyla idare ediyordum. Yerde taşın üzerine yatıyordum. Birde bir adet mumum vardı. Ancak onunla biraz etrafımı aydınlatıyordum. Çok soğuk olmamasına rağmen geceleri bazen üşüyordum. Buradan kurtulmak artık imkansız gibi geliyordu. Zindanda başımı gümüşten duvara koyduğumda her zaman ki gardiyanlardan biri geldi ve yeme kabını bıraktı. Bu gardiyanı tanıyordum. Ninemin arkadaşının torunuydu. İlk zamanlar tüm gardiyanlardan beni kurtarması için çok yalvarmıştım. Artık yalvarmıyordum. Çünkü hiç biri bir şey yapmıyordu. Bende kabullenmiştim. Gardiyan yüzüne baktı ve ‘yarın idam edileceksin’ dedi. ‘Ne? Ne diyorsun sen?’ diye sordum. Sorduğumu duymamış gibi yaptı. Kapıyı kapatırken ayağa kalkıp bağırdım. Olamaz. Ben suçsuzdum. Bana bunu ne yapıyorlardı? Artık ağlamamaya yemin etmiştim. Buradan kaçmanın yolunu bulmalıydım. Ama hiç bir kaçar yol yoktu. Yenilgiyle bu durumu kabul mü edecektim? Kaderime boyun mu eğecektim? Uzun bir süre sonra kapının tıkırtısını duydum birisi kapimi açmaya çalışıyordu geriye çekelim sonra içeriye biri girdi. Tanıyabilmek için geri çekildim. Cılız mum ışığında yüzünü seçmeye çalıştım. Hemen tanıdım. Gelen kişi Lindaydı. Kollarımı açarak ona sarıldım. ‘Linda’ dedim. Günlerdir kimseyle konuşmadığım için sesim çatallaşmıştı. Linda, kollarımdan tuttu ve bana ‘acele etmen lazım’ dedi. Kaçmam için yardım edecekti. Muhtemelen idam kararını duymuştu. ‘Gardiyanları atlatabilmek için yiyeceklerini ilaç koydum hemen buradan çıkıp gitmen gerekiyor’ dedi. Sonra bana ayakkabılarımı verdi. Hemen ayağıma geçirdim. ‘Teşekkür ederim Linda’ dedim. Burada ki tek dosttumdu. Linda bana baktı ve ‘ölmene razı olmak istemedim. Bu durum bana doğru gelmiyor’ dedi. Günlerdir bu zindanın içinde kaldığım için zar zor da olsa koşmaya başladım. Bir an önce buradan çıkmalıydım. Yanımda hala Linda vardı. Bana yolu gösteriyordu. Zindanın içinden çıktığımızda hava karanlıktı. Sürü evine doğru baktım. Belli ki herkes uyuyordu. Linda beni ormana doğru götürdü. Orada elime bir çanta tutuşturdu. ‘İçinde ihtiyacın olan her şey var’ dedi. Onu tekrar teşekkür ederek sarıldım. Sonra ormana doğru girdim. Bu yolu biliyordum. Her zaman okula bu yoldan gidiyordum. Beni bulmadan hemen insanların kasabına inmem lazımdı. Lindayı aradımda bıraktım. Bana yardım ettiği için ona her zaman minnettar olacaktım. Bacaklarımın izin verdiği kadar koşmaya başladım. Buradan kaçtığım için içim heyecanla doluydu. Bir taraftan korksamda pes etmeden koşuyordum. Rüzgar kirli yüzüme ve saçlarıma vuruyordu. Bu Özgürlüğün hissiydi. İçim kıpır kıpır olurken insan kasabasına çok yaklaşmıştım. Koşarak otobüs terminaline gittim. Terminalde bir tane otobüs vardı. Ona bilet almak için gişeye gittim. Cebimde param yoktu. Lindanın bana verdiği siyah sırt çantasında para varmı bilmiyordum. Bir ümit çantanın içini açtım. İşte cüzdanım oradaydı. Sevinçle çığlık atmamak için dilimi ısırdım. Otobüsün nereye gittiğini bilmeden bindim. Arkalara doğru yer bulduğumda oturdum. Derin bir nefes verdim. Sonunda. Sonunda kurtulmuştum. Oh be dedim kendi kendime çile bitti. Otobüs haraket ederken mavi ay sürüsünün sınırlarını geçtik. İşte tamamen buradan kurtulmuştum. Bir daha asla buraya dönmeyecektim. Derin bir nefes alıp otobüs camına kafamı dayadım. Kısa süre içerisinde uykuya daldım. Rüyamda zindanda kaldığım kabusu gördüm. Sonra kolumu birinin dürtmesiyle uyandım. ‘Uyan. Geldik’ dedi. Bir anda gözlerimi açtım. Güneş doğmuştu. Uzun süre sonra güneşe bakıyordum. Mutlulukla gülümsedim. Çantamı aldım ve otobüsten indim. Nerede olduğumu bilmiyordum. En iyisi birine sormaktı. Gişe memurlarına doğru yürüdüm. Çantamı sırtıma taktım. Göbekli memurlardan birine ‘Burası neresi?’ diye sordum. Bana şaşkınlıkla baktı. ‘Burası Chubut’ dedi. ‘Grande Theo Bariloche üniversitesine nasıl gidebilirim?’ diye sordum. İşaret parmağını uzatıp ‘Şu otobüse binmen lazım’ dedi. ‘Bilet alayım o zaman’ dedim. Bana bilet kesti. Otobüs yarım saate kalkacaktı bende terminaldeki tuvalete gittim. Yüzümü yıkadım. Leş gibi görünüyordum. Bunu en aza indirmeye çalıştım. Çantamdan bulduğum kıyafetlerimi üzerimi geçirdim. Linda bu sırt çantasının için bir kaç kıyafet ve biriktirdiğim tüm parayı koymuştu. Hayatımı kurtarmıştı. Giyindikten sonra tuvaletten çıkıp karnımı doyurmak için orada ki büfeye uğradım. İşim bittiğinde otobüse yaklaştım. Üzerinde üniversitenin ismi yazıyordu. Beni burada kimse bulamazdı. Çünkü burada okuyacağımı kimse bilmiyordu. Ninem dışında ve o da ölmüştü. Otobüse bindim. Yaklaşık dört sonra otobüs durdu. Üniversitenin tam karşısında ki durakta indim. Orayı gördüğüm an içime mutluluk doğdu. İşte gelmiştim. Üniversitenin ana kapısından öğrenciler girip çıkıyordu. Bende girdim. İlk önce üniversitenin insan kaynaklarını bulmam gerekiyordu. Okulda burs kazanmıştım bu yüzden okulun öğrenci apartmanında ki odaların birinde kalabilecektim. Bunun için görüşmem gerekiyordu. Bir kaç kişiye sorduktan sonra daha sonra oraya girdim ve kayıdımı tamamlayarak odamı sordum. Bana öğrenci apartmanı için ileride sağdaki binaya gidip oradaki görevliye görüşmemi söylediler. Ben de insan kaynaklarından çıktım ve oraya doğru yürüdüm. Kapıda duran bina görevlisi ile görüşme sağladım. Bana bir odanın anahtarını verdi ve üçüncü katta olduğunu söyledi. Anahtarımı aldıktan sonra odama doğru çıktım. Odamın numarası on beşti. Anahtarlığımda yazıyordu. Koridorda ilerledim. 14 numarayı buldum ve ardından kapısı açık 15 numarayı gördüm. İçeriyi göz attığında karmakarışık duruyordu. Oda arkadaşım kesinlikle çok dağınıktı ya da burada savaş çıkmıştı. Arkamdan birinin ‘merhaba’ dediğini duydum. Arkamı döndüğümde daha önce hiç görmediğim kadar güzel bir kız gördüm. Kızın yem yeşil gözleri vardı. Daha önce bu kadar canlı yeşil görmemiştim. Uzun kahverengi saçları kıvırcıktı. O kadar uzun birisiydi ki ancak göğsüne varabiliyordum. Bir an gözlerimi ondan alamadım. Öylece kala kaldım. Sonra buzum çözülmüş gibi ‘merhaba’ dedim. O da bana samimi ve içten bir şekilde gülümsedi. Bana dikkatle bakıp ‘vay be ilk defa bu kadar güzel saçları olan güzel birini burada görüyorum’ dedi. Saçlarımı ve beyaz tenimi göstererek ‘bu renklerler mi?’ diye sordum. ‘Bu rengin var olduğunu kim bilebilirdi ki’ dedi. Kıkırdadım. Ben de ona ‘ben de ilk defa bu kadar güzel bir kız görüyorum’ dedim. ‘Bu arada ben Celina’ dedim ve elimi uzattım. O elime baktı. ‘Bence seninle çok iyi anlaşacağız’ diyerek bana sarıldı. Sonra ‘ben de jenna’ dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD