Babamın gelişiyle hiç olmadığı bir ciddiyete bürünen asker, titizlikle ifadesini tamamlamış ve gelişmelerden bizi de haberdar edeceğini söyleyerek sağlık ocağından ayrılmıştı. Bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama, o gittikten sonra Korhan bey daha dalgın ve daha düşünceliydi. Babam ve Ethem abinin yardımıyla minibüse kolayca binse de yüzünün aldığı halden aslında ne kadar acı çektiğini anlayabiliyordum. Ocaktan lazım olacak bütün malzemeleri alıp kapıyı kilitlemiş ve bu kez anahtarı saatin üzerine bırakmak yerine yanıma almıştım. Arif'e güveniyordum ama yanında ona yardım etmesi için götürdüğü çocuğu tanımıyordum. Haliyle bir nevi bana emanet edilen sağlık ocağı için gerekli önlemleri almam şarttı.
Eve vardığımızda, lüküs lambasının ışığında aydınlanan odaya denk gelen bacadan tüten dumanı görmüştüm. Şu vaziyette beni en çok sevindiren bu ayrıntı olmuştu. Kıyafetlerimin üzerimde kuruması ve sağlık ocağında herhangi bir ısı kaynağının olmayışı kemiklerime kadar üşümem için yetip artmıştı çünkü. Umarım başımda böyle bir sorumluluk varken tutup hasta olmazdım.
Korhan bey yine babam ve Ethem abinin desteği ile eve girmiş babaannem ve Zarife ablanın onun için özene bezene hazırladığı yatağa uzanmıştı. Kendisine gösterilen bu içten ihtimam için ne kadar mahçup hissettiği bakışlarından anlaşılıyordu. Ama bizim için misafiri rahat ettirmek şanlı bir aile geleneğiydi. Onlar misafirimizi rahat ettirmeye çalışırken ben de müsaade isteyip odama geçtim. Sabahtan beri yağmurun, çamurun içinde kalan üstümden başımdan kurtulmalıydım. Odama geçtiğimde yatağıma ilişip bugün yaşananları düşündüm bir müddet. Birkaç gün sonra hayatımdan çıkıp gidecek olan adamdan hayatıyla ilgili bir çok şey dinlemiş, ona kendi acılarımdan bahsetmiştim. Şimdi evimde, ocağımda kendisi için hazırlanmış yatakta ev halkından biriymiş gibi yatıyor. Nasıl çıkıp da ona bir yabancıymış gibi davranabilirdim ki?
Saatlerdir yaşadığım stresin verdiği yorgunluk bedenimi esir almış ve artık güçlükle ayakta kalır hale gelmiştim. Ama her türlü ihtimale karşı bu gece ne Korhan beyin ne de benim uyumak gibi bir lüksümüz yoktu. Babama bu durumdan bahsettiğimde " ben de uyumam gerekirse kızım. Sen az biraz da olsa dinleniverirsin." demişti. Canım babam benim, söylemesem bile gözlerimden anlamıştı ne kadar bitkin olduğumu. Zarife abla ve Ethem abiyi evlerine göndermiş ve ufak bir çay sofrası kurmuştuk. Babamla Korhan bey kendi çapında sohbet ediyor, babaannem de elinde tesbihle uyukluyordu. Ben de bu arada bilgilerimin üzerinden geçmek için acil durumlarda kısıtlı imkanlarla yapılabilecek cerrahi müdahalelerin üzerinden geçiyordum. Bu gün yaşadıklarım, daha fazla pratik sahibi olmam gerektiği gerçeği ile yüzleşmemi sağlamıştı. Şükürler olsun ki bir aksilik yaşamamıştım ama bu ilerleyen zamanlarda yaşamayacağım anlamına gelmiyordu. Babamın çayının bittiğini görünce, sıcak durması için sobanın üzerine koyduğumuz çaydanlığa uzandım. Babam çayın dilinden iyi anlayan biriydi. Evde olduğu zamanlarda genelde çaylarımızı o demlerdi. Demliği yerine koyduğumda kapımız kuvvetlice çalınmaya başladı. Babannem de yerinden sıçradığı için şimdi 4 kişi heyecanlı bir biçimde, bu saatte gelen her kimse hayırlı bir haber getirmiş olması için dua ediyorduk.
Babam evin her tarafının aydınlık olması için koridora, banyoya, mutfağa ve avluya birer gaz lambası koymuştu. Bu sayede kapıyı bulmamız zor olmadı. Babam Bismillah diyerek kapıyı açtığında, karşımızda iki jandarma eri ile beraber Cengiz yüzbaşı da vardı. Babam onları hoşlayıp ' hayırdır inşallah oğlum? ' diye sorunca geliş sebeplerini de öğrenmiş bulunduk.
- İbrahim amca bu saatte kapını çaldık ama güzel haberlerimiz var. Hamit Kahveci ve Semih Altun Çetinkaya yakınlarında yaralı olarak bulundu. Çay boyunda arama kurtarma çalışmalarına katılan gönüllüler bulmuş. İkisinin de durumu iyi, vücut ısıları biraz düşmüş ama sonradan durumu normale çevirebilmişler. Korhan beyi evinize getirdiğinizi duyunca bizzat gelip haber vermek istedim.
- Geçin evladım geçin. Allah'a şükürler olsun, canımız daha fazla yanmadı. Suzan yolu göster kızım çocuklara. Versinler Korhan beye muştulu haberi.
Cengiz yüzbaşının buraya bizzat gelmek istemesinin asıl sebebi elbette başkaydı ve bunu söylerken bana olan bakışlarından anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Fakat şu durumda onun bu rahatsız edici tavırlarını umursayacak durumda değildim. Nihayet saatlerdir kara kara düşünen adamın yüzünü güldürecek haberi almıştık. Kimse canımı sıkamazdı artık.
Odanın girişinde benimle birlikte gelen askerleri de gören Korhan bey yerinde daha da dikleşti. Gözlerinde beklenti ve alacağı kötü haberin korkusunun savaşı vardı. Bu savaşa bir son vermek için içten olduğunu düşündüğüm bir tebessümle baktım yüzüne. Bu tebessümden cesaret alınca daha da heyecanlandı. Acısı yüzünden okunsa da ayaklarını divandan sarkıtarak oturur hale geldi. Bu adamda karşısındaki kim olursa olsun saygı gösterme gibi eşsiz bir yetenek vardı. Cengiz yüzbaşı daha fazla beklemeden güzel haberi verdi.
- Korhan bey, gözünüz aydın. Aranan diğer iki kazazedeyi buradan 7 km ilerideki Çetinkaya yerleşkesi mevkiinde hafif yaralı olarak bulduk. Anlaşılan onların da şansı sizin gibi yaver gitmiş. Çünkü kasabada ailesini ziyarete gelen bir doktor varmış. Yaralılara hemen müdahale etmiş. Çok şükür hayati tehlikeleri yok. Sizin yaşadığınızı duyunca çok sevindiler. Bu arda cenazeleri devlet hastanesinin morguna kaldırdık. Hastanenin inşaatı hala sürüyor ama Allah'tan morg bölümü işler vaziyette. Yollar açılır açılmaz cenazeleri ailelerine ulaştıracağız. Sizler için de bir araç tahsis edilecek.
- Size ne kadar teşekkür etsem az. Sağ olun var olun, ayağınıza taş değmesin inşallah.
- Estağfirullah beyfendi, görevimiz bu. Emin ellerde olduğunuza göre biz de artık görevimizin başına dönelim.
Bir an babam onları yolcu etmemi benden isteyecek diye gerilmiştim. Çünkü siyatik ağrısı tutmuş ve kendisini sobanın yanındaki divana bırakıvermişti. Her ne kadar içim elvermese de Cengiz yüzbaşı ile bir arada olabileceğimiz hiçbir ortamda bulunmak istemiyordum. Fakat babam kendine yakışanı yaptı ve genç kızını böyle bir durumda bırakmamak için yerinden doğruldu. Askerleri uğurlamak için ardları sıra gidince Korhan beyin sesi doldu kulaklarıma.
- Suzan duydun mu, çocuklar sağmış. Allah'ım sana şükürler olsun, şükürler olsun.
- Duydum Korhan bey gözünüz aydın. En az sizin kadar sevindim, emin oalabilirsiniz.
Babaannem de oturduğu yerden doğrulup bütün sevecenliği ile göz aydınlığı dilemişti. Ayıp olmasın diye odasına çekilmek istemiyordu ama gün boyu zaten yeterince yorulmuştu. Epey dil dökerek odasına gönderdikten sonra babam, Korhan bey ve ben başbaşa kalmıştık. Bir müddet sonra babam da yatsı namazını kılmak için müsaade istedi. Korhan beyin de yavaşça uykuya yenik düşmek üzere olduğunu fark edince yeni bir sohbet açmak için karşısına oturdum.
- Korhan bey uyumamanız gerekiyor biliyorsunuz. Biraz daha sabretmeniz gerekecek.
- Biliyorum Suzan ama kendimi çok yorgun hissediyorum. Üstelik benim yüzümden sen de uykusuz kalacaksın.
- Siz beni merak etmeyin. Öyle çok uyku düşkünü Birisi değilimdir. Biraz sohbet edelim ne dersiniz? Burasıyla ilgili merak ettiğiniz bir şeyler var mı?
- Elbette seninle sohbet etmek keyif verici, neden olmasın? Burası hakkında merak ettiğim o kadar çok şey var ki. Üniversitede hocalarımızın anlatımıyla bildiğimiz, tarihi mimari eserlerden okuduğumuz Divriği mimarisi ve Ulu camii görmek ancak bu zamana nasip olmuştu. Restorasyonunu aldığımız köşke ilham vermesi için buraya gelmeyi kararlaştırdık. Bizim için de çok farklı bir deneyim olacaktı. Ama gördüğün gibi buraya kadar gelsek bile görmek istediklerimizi göremedik. Peki sen nasıl zaman geçiriyorsun burada? Sağlık ocağının işlerine yardım etmediğin zamanlarda yani?
- Aslına bakarsanız ben de çocukluğumdan beri buraya gelen kafilelerin peşine takılıp, rehberlerden burayı dinlemeyi çok severim. Bu sayede Divriği tarihi ile ilgili bir çok bilgiye sahip oldum. Ama size bir sır vereyeim mi? Divriği'yi, ulucamii imamı Asım amcadan başka kimse o kadar destansı ve ayrıntılı biçimde anlatamaz. İstediğiniz sanat tarihi profesörünü getirin karşısına. Adamda öyle bir hitabet yeteneği var ki, sizi eserin yapıldığı yıllara, şartlara bir anda götürür, nasıl olduğunu anlayamazsınız. Eğer iyi bir dinleyici iseniz, anlattığı her şey aklınızda kalır. Bana yetenek ne diye sorsalar; kesinlikle Asım amcanın hitabet yeteneği derim.
- Bunu bildiğim çok iyi oldu. Eğer bir gün yolum buraya tekrar düşerse Asım beyden dinlemek isterim buranın hikayesini.
- Neden olmasın?
- Ama şimdi senden biraz anlatmanı istesem çok şey istemiş olmam değil mi? Senin de diksiyonun ve hitabet yeteneğin oldukça iyi.
- Teşekkür ederim. Peki o zaman nereden nasıl başlayalım Divriği hikayesine?
- Bana yaşanmışlıkları olan konakları anlatmakla başlayabilirsin.
- Bir düşünelim bakalım...Eminim Ayanağa konağından size mimari eserler kapsamında bahsetmişlerdir ama konağın içinde yaşayanların çok farklı hikayeleri vardır. Konağın Karayusuf sokağına cephe selamlık dairesi ile cümle kapısı, ara sokağa cepheli mabeyn ve sol arka cepheyi de haremlik kısmı oluşturuyor. Konağın arazisi kadar kendisi de epey geniş. İki katta toplam 20 odası var. Tarih boyunca da kıymetli misafirlerin ağırlandığı bir misafirhane halini almış.
Kara Mahmud 17. yüzyılda Türkmen kıyımını gerçekleştiren osmanlı serdarı Cafer paşaya karşı birleşen yığınların başındaymış. Vuruşa vuruşa Tokat kalesine kadar gelmişler. Hatta Ozan İshak onun adına bir beyit bile kaleme almış. Hatırlama çalışıyorum ama şöyle bir şeydi sanırım;
Kara Mahmud eydür beyler paşalar
Parlayı parlayı çıktığım vardır.
Karşıdan gelen beş mi on mudur
Dördünü beşini yıktığım vardır.
Sana da kalmaz dünya ey Cafer Paşa
Çok tuğu sancağı yıktığım vardır.
Umarım doğru hatırlamışımdır ama aşağı yukarı böyle bir şeydi. Hah gel baba gel sen daha iyi biliyorsun gerçi.
- Ayanoğullları'nı mı anlatırsın Suzan?
- Evet baba.
- Eyi sen devam et, sen daha eyi anladıveriyon Suzan.
- Peki beyler ama uyuklamak yok anlaştık mı?
- Ben söz vermiyom kızım, sesin hülyalara daldırıveriyo iki dakkada beni. Korhan beyin Allah yardımcısı olsun.
- Bak şimdi söylenecek laf mı baba? Biz Korhan beyi uyanık tutmaya çalışıyoruz.
- Hayde hayde bak sen işine, bana da elleşme.
- Nerede kalmıştık?
- Kara Mahmud'un Tokat'a kadar geldiğinden.
- Hah evet. Orada biraz barınmış tabii. Osmanlı'da iç isyanların baş gösterdiği zamanlar, peşine takılan üç beş cengaverle kafa tutmuş isyancılara. Ev olmuş, yuva kurmuş, zaman geçmiş torun torbaya kavuşmuş Kara Mahmud. Ama serde asilik var, derebeylik var kanında. Oğullarına torunlarına da hep böyle aşılamış. Sonrasında tarihi kaynaklarda 1800'lü yılların başında Kara Mahmud'un torunlarının buraya göç ettiğinden bahsediliyor. Yani Ayanoğlu gelenekleri Divriği'ye yerleşene kadar bir durgunluk dönemine giriyor. 19. yüzyılın ortalarına doğru iyice zenginleyen Ayanoğlu Mehmed bu konağı yaptırıyor. Misafirperver, kapısına geleni geri çevirmiyor, kılığına, kıyafetine, soyuna, sopuna bakmadan herkesi mükellef sofralarda ağırlıyor. Yerel halkın hürmetini kazanıyor haliyle. Ama zaman geçtikçe bu hürmet kibre evriliyor ne yazık ki. Dönemin Tanzimat anlayışına karşı Derebeylik geleneklerini yürütmeye kalkıyor. Köylülere vergi borçlarını ödemeleri için yüksek faizli borç para veriyor. Dönemin devlet yetkilileri ile çatışıyor sık sık. Bu da sonunu getiriyor haliyle. Konak da o zamandan sonra tarihi bir miras olarak değerlendiriliyor. Zaman zaman müze, zaman zaman da konuk evi olarak hizmet ediyor. Şimdilerde yine kaymakamlığın hizmetinde. ..
Korhan bey, sanki gözleriniz açık uyuyorsunuz.
- Yok hayır uyumuyorum, düşünüyorum sadece.
- Neyi? Yani sormamda bir sakınca yoksa tabii.
- Elbette sakınca yok ama beni yanlış anlamandan korkuyorum.
Babamın bizi duymasından endişe ettiği belliydi. Boynunu hafif uzatıp arkamda uyuklayan babama göz attı ve uyuduğundan emin oldu. Ama sesi yine de sadece benim duyabileceğim kadar kısıktı.
- Ben sadece eğitimine devam etmen gerektiğini düşünüyorum. Çok yeteneklisin, çok çalışkansın. Yani bana göre bu meziyetleri heba etmemelisin. Yanlış mı düşünüyorum?
Bu soruları henüz ben kendime soramıyordum. İçimde hep bir yarım kalmışlığın ağırlığı vardı. Fakat dışım; çevremdekilere yettikçe tamamlandığını hissediyordu. Korhan beye cevap vermek istesem de, doğru kelimeleri zihnimde toparlayamıyordum. Bu sebeple başka bir dala tutunarak yüzümü yüzüne iyice yaklaştırdım ve "pansumanınızı değiştirmemiz gerekiyor." dedim. Ama yüzümde hissettiğim nefesin kokusu resmen bütün direncimi kırmış ve onun sesini duyduğum ilk andan itibaren korumaya çalıştığım ciddiyeti yerle bir etmişti. Bir soluk, kafamdaki sorulara bir başkalarını eklemeye yetmişti...