Uzaktan Haberler

2189 Words
Çayırda yaşadığımız eşkıyalar ile olan çatışmanın üstünden iki hafta geçmişti. Bay Remve daha bir kaç gün sonra ayaklanmış, eğitimlerine Dolan ve beni karşılıklı çalıştırarak başlamıştı. İri çırakla, mutfağın küçük bahçesinde kılıç talimi yapıyor, güreşiyorduk. Çırağın o gece neyi ne kadar gördüğünü hiç bilmiyordum, fakat yakın dövüş eğitimlerine ilk başladığımızda oldukça çekingen davranmıştı. Beni kolayca her alt edişinde biraz daha rahatlamış, daha sonra ise yüzüne kondurabilmiş olduğu gülümsemeyi hiç eksik etmemişti. Güreşirken ona karşı hiç şansım yoktu. Güçlü kollarını kendimden uzaklaştıramıyordum. Ondan daha hızlıydım, fakat dar bir alanda bu büyük bir avantaj değildi. Bir defa eline geçtiğimde, ondan artık kurtuluşum olmuyordu. Tahta eğitim kılıçları ile yaptığımız karşılaşmalarda ise durum bu kadar ümitsiz değildi. Çocuğun hareketlerini okuyup, iyi savunma yapıp, hızlı saldırılarda bulunabiliyordum. Güç de olsa beni alt edebilmesinin sebebi, benim tecrübesizliğime rağmen onun bir senedir bu eğitimi alıyor oluşuydu. Bazı konularda, sıkı çalışmadan daha önemli hiç bir şey yoktu. İri korucu ve çırağı hakkında söyleyebileceğim bir şey varsa, o da malum olayın olduğu geceden bu yana, ikisinin de tavırlarında bir ölçülülük olduğuydu. Bana garip bir saygı çerçevesince davranıyorlardı. İri kolcunun, onunla ilk tanıştığımda fiziksel bir iletişim tarzı vardı. Sırta şaplak atmalar, omza atılmış bir kaç şakadan yumruk ile sık sık söylediklerini pekiştirirdi. Fakat tüm bunlar durmuş, tıpkı çırağı gibi söyledikleri konusunda bile bir seçicilik içine girmişti. Üstelik eğitim tarzını tuzaklardan, haritalardan, düğümlerden soyutlayıp, tüm enerjimizi yakın dövüşe vermişti. Bir korucudan daha çok, birer asker gibi eğitim alıyorduk. Bir kaç gün öncesine kadar hala fırıncıya angaryalarında yardım ediyordum. Adamın bir çırak bulması zamanını almıştı ve bunu yapana kadar yardımım için yalvarmış, yevmiyemi tam bir dahneye çıkarmayı bile teklif etmişti. İlk anlaştığımız ücretten ona yardım etmeye devam etmiştim. Fakat çiftliğe gitmeyi anında bırakmıştım. Çiftçi zor durumda değildi ve beni çiftçi kızı ile yüz yüze bakmaya zorlayacak bir para sıkıntım yoktu. Dolayısıyla neredeyse tüm gün Dolan tarafından hırpalanmaktan başka yapacak bir işim yoktu. Olaydan sonra halsiz düşmemiştim. Bir kaç gün içinde eski enerjim yerine gelmişti. İlk günler, o eşkıyalardan aldığım hayatlar beni rahatsız etmişti fakat bunun bir ölüm kalım durumu olduğunu defalarca kendime hatırlattıktan sonra hayatıma devam edebilmiştim. Üstelik bütün gün süren fiziksel çalışmalardan sonra, yatağa yattığımda düşünmek için çok az zamanım oluyordu. Şifacının söylediği doğruydu; boş vakit oğlanlar için gerçekten de tehlikeli bir şeydi. Hiç anlamadan kendimi karanlık düşüncelerin esiri, ve kalpsiz kızların oyuncağı yapı vermiştim. Dolan tarafından yere yapıştırılıp, defalarca dayak yemek çok daha az acılıydı.  O sabah da bu karşılaşmalar için bir istisna değildi. Kılıç taliminden önce güreştiğimiz için ikimizin de üstü çıplaktı ve tahta eğitim kılıçlarımızı başlangıç pozisyonunda tutarken, bir konsantrasyon ile birbirimizi tartıyorduk. Kalıplı çırağın hamlelerinin arkasında büyük bir kuvvet koyduğunu artık çok iyi biliyordum. Eğer kazanmak istiyorsam, onunla kuvvetimi değil hızımı ve çevikliğimi yarıştırmalıydım. Kendine güveni tam olan Dolan, ilk hamlesini yapmaya hiç beklemeden girişmişti bile. Kolay bir zafer istiyordu. Önde olan sağ ayağında bir denge değişikliği oldu. Aynı anda kılıcını diklemesine havaya kaldırmaya başlamıştı. Doğrudan kafama yukarıdan saldıracaktı. Bu darbeyi kılıcımla durdurup, ağırlığını vereceği vuruşun altında ezilmek istemiyordum. Bu durumda ya elimdeki kılıcımı ya da dengemi kaybedebilirdim. Hızlı saldırı tamamlanırken bir adım geri çekilerek, kılıcın az önce durduğum yere inişini gördüm. Savunmasında bir açık olmuştu. Kendi kılıcımın ucunu bir mızrak gibi ona doğru iterek bir karşı saldırı şekillendirdim. Çocuk ondan beklenmeyecek bir sürat ile toparlanıp, yerden kaldırdığı eğitim kılıcı ile benimkinin yönünü değiştirdi. Bunu beklememiştim ama konsantrasyonumu kaybetmedim. Savunmasının hemen ardından, kılıcının yukarı doğru olan ivmesini değiştirip, çapraz bir açı ile savunmasız olan omzumu hedefledi. Bir önceki vuruşu ile kontrolden çıkmış olan kendi kılıcımı, zamanında uygun açıya getirip bir koruma oluşturamazdım. Bu yüzden, elimdeki zamanı arttırmak adına, kılıç tutan elimi yüzüme doğru çekerken, aynı anda hızla dizlerimi kırarak, rakibimin kılıç yolunun uzamasını sağladım. Yere çömelirken yüzüme çektiğim elimden uzanan kılıcın gövdesi, omzumun üzerinde durarak Dolan 'ın darbesini durdurdu. Kılıcın çarpışını hissettiğim anda, bileğimi dıştan kıvırarak, tam önümde duran çırağın dizlerine doğru savurdum. Ona hem tekme atma fırsatı vermemiş oldum, hem de geriye doğru sıçratarak ayağa kalkacak zamanı bulabildim. Yere çökmemi beklemeyen çocuğun yüzünde şaşkın bir ifade vardı. İkimizde ilk pozisyona geri dönmüştük. Ona gülümsediğimde, hızlı bir saldırı ile özgüvenini geri kazanmak adına saldırıya geçti. İki eliyle kılıcını kavrayıp, arkasına bütün ağırlığını koyduğu bir saldırı şekillendiriyordu. Bedeni, ayaklarından ve belinden aldığı bir ivme ile soldan sağa doğru hız kazanıp, kılıcını dolu dolu bir güçle bana savuruyordu. Bu kadar güçlü bir saldırıyı durdurmama imkan yoktu. Bunu Dolan 'da biliyordu. Beni geri çekilmeye zorluyordu. İstediğini yaptım ama istediği şekilde değil. Bir adım geri çekilirken aynı anda bedenimi yan çevirerek ona sol omzumu döndüm. Kılıcı önümden geçerken, kendimi ağırlığımı  yarım daire şeklinde çevirdiğim kılıcıma vererek, hamlesini durduracağıma tam tersini yapıp, kılıcına savrulma yönünde vurup hızına hız kattım. Artan ivme ile dengesine kaybeden çocuk, tam omuz hizamda tek ayağının üzerinde yan bir şekilde duruyordu. Bütün hızımla kendimi sol ayağımla ileri itip zıpladım ve onu omzumla bir keçi gibi teptim. İri çocuk kendini poposunun üzerinde, yerde buldu. Dolan 'ın yüzü bir şaşkınlık ifadesi, benimkisi ise zafer dolu bir gülümseme şekillendirirken, arkamızdaki açık kapıdan alkış sesi duyuldu. Karşılaşmalarımızı her zaman yaptığı gibi mutfağın iç gölgesinde oturarak izleyen Bay Remve 'yi selamlamak için döndüğümde, iri adamın yalnız olmadığını gördüm. Sandalyenin yanında, bana taktir ve gülümseme ile bakan ve alkışlayan adam Tom Fernar, yani ustamdı.  "Ona bunu ben öğrettim" dedi ustam oturan kolcuya gülümseyerek. "Hiç şaşırmadım" dedi bay Remve gülümsemesine karşılık vererek. "Usta! Siz... Ne zaman döndünüz" diye sordum heyecanla yanına giderek. Ne yapacağımı bilmeden hemen yanına koşarak ona elimi uzatmıştım ama adam beni terli vücuduma rağmen kucakladı. "Az önce, evlat. Karşılaşmanızı bölmek istemedim. Seni iki ayağının üzerinde sağlıklı ve üstelik yokluğuma rağmen çalışırken görmek güzel" dedi ustam onayla başını sallarken. Yüzünde, sol gözünün hemen altından yanağına doğru inen yeni bir yarası olmuştu. Kesilen bölge pembe bir dokuya sahipti. Yeni yeni iyileştiği belliydi. Kolcu ustam yorgun görünüyordu. Zor günler geçirip, anlatacak bir macera yaşadığı belliydi. "Bunun için Bay Remve 'ye minnettarım. Dolan 'ın yanında beni de eğitmeyi teklif edip, elinden gelen bütün ilgiyi gösterdi" dedim iri kolcuya içtenlikle bakarak.  "Bu benim için bir onurdu, Marver" dedi sesinde sırıtan bir huşu duygusuyla.  Bay Remve, beni hala tanrıların planlarında büyülü bir piyon olarak görmeye devam ediyordu. Ustam da bu yersiz saygı emaresini hissetmiş olacaktı ki, diğer korucuya bir parça şaşkın ve şüpheci görünen bir bakış attı. Bir an sonra tekrar kontrolünü ele aldığı yüzünde, içten bir gülümsemeden başka bir şey yoktu. Ustam, Bay Remve 'ye benimle ilgilendiği için teşekkür ettikten sonra, ikili bir süre eski günlerden bahsetmişlerdi. Anlaşılan ustam ile Bay Remve sadece birbirini tanıyan birer meslektaş değil, aynı zamanda çok şey yaşamış birer arkadaştı. İkili bir süre konuşurken, biz de dolan ile terimizi kurulayıp birbirimize eğitim ile ilgili takıldık. Bir sonraki güreşte pestilimi çıkaracağına söz vermişti iri çırak. Gülümseyip, onunla tokalaştıktan sonra ustaların sözünü kestim. "Yolculuk sizi yormuş olmalı Bay Fernar, neden ben size kahvaltı hazırlarken oturmuyorsunuz" dedim.  "Demek yemek yapmayı da öğrendin, ha" diye sırıtırken mutfağın içinde ilerleyip yemek masasına oturdu. "Yemek diyemem ama etrafı batırmadan yumurta kırıp, yakmadan sosis kızartmayı öğrenecek kadar Bay Mila 'ya yardım ettim. Bir bardak bira alır mıydınız Bay Fernar" diye sordum bahçeden bir kaç parça odun alıp, sönmeye yüz tutmuş mutfak ocağına atarken. "İyi olur. O yaşlı tilki nerede bu arada, onunla da konuşmam gerekiyor" diye sordu adam. Hemen fıçıdan bir maşrapaya bira doldurup oturduğu masaya bıraktım. "Sabah bir asker gelip, birlik çavuşunun onu çağırdığını söyledi. Bir kaç saattir yok. Sanırım eşkıyalar ile ilgili bir durum var" diye cevaplayıp, asılı duran mutfak gereçlerinin içinden bir tava alıp ocağın üstüne koydum. "Eşkıyalar mı?" diye sordu ciddiyetle. "Evet, Tom. Eğitimdeyken bir kaç tanesi ile hazırlıksız karşılaşma şanssızlığı yaşadık. Onları etkisiz hale getirip garnizona haber verdik. O günden bu yana kasabadaki devriye sayısı arttı" diye araya girdi Bay Remve. İri korucu ustama hiç bir detay vermemişti. Tıpkı daha önce söz verdiği gibi hem kendisi hem de Dolan o olaylar asla yaşanmamış gibi davranıyor ve sırrıma saygı gösteriyorlardı. Ustama bir şeyler anlatıp anlatmamayı bana bırakıyordu. Ustam bir cevap vermemişti. Ona arkam dönük, kızan tavaya yumurta kırarken yüz ifadesini okuyamıyordum.  "Senin yolcuğulun nasıldı" diye devam etti Bay Remve bir süre sonra. "Sanırım Bay Mila döndüğünde, hepimiz oturup bir konuşmalıyız. İşler pek iyi değil" dedi. Ustam, yumurta, sosis ve biradan oluşan kahvaltısını yerken Bay Mila 'da garnizondan dönmüştü. Birbirlerini sıcakça karşılayan ustam ve ustası, kahvaltının ardından konuşmak üzere bize toplantı odasına doğru liderlik etmişti. "Bilmem sana söylediler mi Remve, ama yolculuğumun gerçek sebebi Serseri Prens 'in döndüğüne dair şüphelerimdi" diye lafa girdi ustam. "On-ikiler aşkına. Serseri Prens mi? Bu nasıl olur?" dedi iri kolcu. "Kız kardeşimin evi yakılarak bana bir mesaj gönderildi. Serseri Prens 'in kardeşini öldürdüğümü biliyorsun" dedi ustam. "Bilemiyorum Tom. O zamanlar bile, o sefil yaratığın ölürken biraz eğlenmek için abisinin kimliği hakkında yalan söylediğini düşünmüştüm. Bir duman gibi her elimizi attığımızda dağılıp giden şu Serseri Prens 'in varlığına dair inancım asla tam olmadı" dedi Bay Remve. "O da tam olarak böyle olmasını istiyordu. Fakat şu anda bunu düşünmeye gerek yok. Sebebi her ne olursa olsun Dikenaltı köyüne kadar bir ay at sürdüm. Takip etmek için izler aradıysam da hiç bir şey yoktu. Tek bulabildiğim büyük bölümü yanmış olan virane bir çiftlik ve talan edilmiş üzüm bağı oldu" deyip, masanın üstünde duran birasından bir yudum aldı. "Çevre köyleri de tarayarak tüm söylentileri, baskın haberlerini takip ettim. Yeni yapılmış bir kervan pususunun ardından bir grup eşkıyanın izini sürmeyi başardım. Derhal en yakın garnizona gidip durumu bildirdim, fakat kraliyet askerleri sayılarının az olduğunu söyleyerek bir takibe çıkmak istemediler. İzleri kaybetmek pahasına erişimim olan diğer birliklere gittiğimde de beni başlarından aynı sebeple savdılar. Yapabileceğim bir şey kalmadığı için yalnız hareket etmek zorunda kaldım. İzlerini tek başıma sürüp, bir gece vakti kamp yaptıkları yerde eşkıya grubuna yetiştim. Askerlerin ihmalkarlığı adamların iyice rahatlayıp, nöbetçi bile bırakmadan uyumalarına izin vermişti. Yaptıkları bu hatayı kullanarak hızlıca dört kişilik gruptan ikisini, daha uykularından uyanmadan öldürdüm. Kalan ikisi ile mücadeleye girip..." derken yüzündeki yara izine dokundu. "Eh.. işler tam olarak pürüzsüz gitmedi ama birini sağ bırakıp konuşturmaya çalıştım. Adam kuzeyli bir berduştu. Zengin olma vaadi ile aylarca süren bir yolculukla ülkenin en doğu sınırına kadar getirilmişti ve başka hiç bir şey bilmiyordu" dedi. "Yani hiç bir şey öğrenemedin" dedi Bay Mila düşünceli bir şekilde. "Tam olarak değil. Serseri Prens ile ilgili bilgi ipuçları toplamak için hala her taşın altına bakıyorken, günler, haftalar geçti. Bütün doğu sınırında kervan baskınları arttı ve askerler hiç bir şey yapmamaya devam ettiler. İzlerini sürdüğüm, tek başıma takip ettiğim her grup, karma berduşlardan oluşuyordu" dedi ustam. "Bu da ne demek" diye sordu Bay Remve. "Yani bir şekilde, ülkenin her yanından işsiz güçsüz insanlar, uzun ve meşakkatli yolculuklar ile doğuya geliyor, eşkıya gruplarına katılıyor ve askerler bu yapılanlara göz yumuyor demek" diye yanıtladı ustam. "Bu anlattıkların, Büyük Temizlik öncesi yaşanan olaylara benziyor. Organize çalışan eşkıya grupları..." dedi Bay Mila. "Ben de tam olarak böyle düşünüyorum. Yani Serseri Prens 'in varlığına dair fiziksel bir kanıt bulamadım ama onun dünya üzerindeki tanıdık etkileri doğuda şekilleniyor" dedi ustam. "İyi de, kraliyet askerlerinin hiç bir şey yapmadığını söyledin. Eşkıyalara karşı tek başımıza ne yapabiliriz ki?" diye sordu Bay Remve. "Hiç bir şey" diye kabul etti ustam. "Gördüğüm kadarıyla doğuda olanların etkileri, şimdiden buralara kadar yayılmış. Her şey  için çok geç olmadan bütün bunların durdurulması gerek ama birliğin bunu yapacak gücü yok. Bizim Murnasil 'e gidip valiyi ve şehir konseyini uyarmamız, gerekirse Valar 'a gidip Sarayı bile haberdar etmemiz gerek" diye hararetle devam etti. "Doğudaki asiller de yerli halkından farksızdır. Hepsi inatçı ve dik başlıdır. Onlara görmek istemedikleri bir şeyi göstermek, bir yabancı olarak tamamlaması imkansız bir görev olurdu" dedi Bay Mila. "Peki ya oradaki korucu birliği? Bize yardım edemezler mi?" diye sordu ustam. "Onlar da bizimle aynı sayıda asil tanıyıp, aynı derecede nüfusa sahipler. Yani hiç. Tabi eğer Murnasil 'e gidecek olursan sana resmi yardım talebi içeren bir mektup verebilirim ama onlar seni en fazla üst düzey subay kadrosuna ulaştırabilirler. Belki askerlerin çekimser tavrını öğrenmende bir faydası olabilir" dedi Bay Mila. "Hiç yoktan iyidir. Buradaki garnizon ne istiyordu?" diye sordu ustam. "Devriyeler terk edilmiş bir kamp alanı bulmuşlar. İz sürmek için bir kolcu istediler. Döndüğünü bilmediğimden, onlara bir kaç ay için yardım edebilecek kimsenin elimin altında olmadığını söyledim" dedi. "Öğleden sonra gidip görevli çavuşa hizmetimi sunarım" dedi ustam. "Yorgun görünüyorsun Tom. Biraz dinlenip, bir banyo yapman ve yarın gitmen daha uygun olur" dedi Bay Mila. "Ben de gidip yardım edebilirim. Bir kolcu değilim ama eğer anlattıkların doğruysa, yakında hepimizin eşkıyalara karşı hareket etmesi gerecek gibi. Eh.. Bir yerden başlamak gerek" dedi Bay Remve. "Senin uzun bir süre değil suçlu kovalamak, ayakta durman bile yasak. Şifacı hanım ile beni karşı karşıya getirme" diye çıkıştı Bay Mila. "Sorun değil. İzler kaybolmadan yola çıksak iyi olur" dedi ustam kararlılıkla. "Marver, yeni bir maceraya hazır mısın? Eminim sağda solda senin için patlatılacak bir kaç dağ bulabiliriz" Ben ustamın gülümsemesine karşılık verdiysem de, Bay Remve ve Dolan 'ın gözlerinde anlık bir korku belirip kaybolmuştu.  "Dağ patlatmak mı?" diye sordu Bay Remve. "Çırağım eşsiz şansı sayesinde, kızgın yanardağlara denk gelip duruyor da." dedi ustam. "Anlıyorum..." diye yanıtladı usulca Bay Remve. İri korucu bazı şeylerin şans eseri olmayacağını bilecek kadar çok şey görmüştü. Kendi ustamın ise hiç bir şeyden haberinin olmaması hoşuma gitmiyordu. Eğer beni yanında bir yerlere götürüp eğitim vermeye devam edecekse, en azından aldığı fazladan riskleri bilmeyi hak ediyordu. İlk fırsatta, olayları bildiğim kadarıyla ona açıklamaya karar verdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD