❗Onun Babası Benim❗

2041 Words
Bekir’in kapıdan girmesiyle Zervan’dan hızlıca uzaklaştım. Kalbim hala boğazımda atarken, ellerimi heyecandan nereye koyacağımı bilemeyip üstümü başımı düzeltir gibi yaptım. Yüzümün alev alev yandığına yemin edebilirdim ama bakışlarımı yerden kaldıracak cesaretim yoktu. Bekir, o her zamanki patırtılı haliyle Zervan’a yaklaşarak sarılınca, Zervan acıyla karışık bir inilti koyverdi. "Yavaş oğlum yavaş..." diye mırıldandı Zervan, dişlerinin arasından. "Daha yeni uyandık, sen bizi mezara erken göndermeye niyetlisin." Bekir, heyecandan ne yaptığının farkında olmayarak geri çekildi, gözleri parlıyordu. "Kusura bakma abi, valla öldük öldük dirildik dışarıda. Seni böyle kanlı canlı görünce dünyalar benim oldu!" Sonra bakışları bir an bana kaydı. Bekir’in omuzları hafifçe düştü, yüzündeki o muzip gülümseme biraz mahcup, biraz da anlayışlı bir hal aldı. "Yenge, sen de kusura bakma... Öyle daldım içeri." Bekir, Zervan abisinden o sert uyarıyı alınca hemen geri çekildi ama odadan çıkmaya hiç niyeti yoktu. Kapının yanındaki eski ahşap sandalyeyi çekip tam karşımıza oturdu. Ellerini dizlerine vurdu, bakışları Zervan’ın yaralı göğsü ile benim mahcup yüzüm arasında gidip geldi. "Sıkıntı yok koçum," dedi Zervan, sesi her ne kadar yorgun olsa da otoritesinden hiçbir şey kaybetmemişti. "Anlatın bakalım ben yokken ne oldu? Süleyman..." Bana kısa bir bakış fırlatıp gözlerini kaçırarak devam etti. "Ne oldu? Ne yaptın?" Bekir yutkundu, ellerini dizine daha sert vurdu. "Abi, ailesine cenazesini teslim ettim. Belli bir miktar parayla Mardin’den gönderdim onları. İtiraz etmeden, sessizce gittiler. Kimse öldüğünü bilmiyor, her şeyi usulüne uygun hallettim." Zervan derin bir nefes aldı, bu haber onu bir nebze olsun rahatlatmış gibiydi. "İyi yapmışsın. Başka ne oldu?" Bekir’in bakışları bir an için yine bana kaydı. Zervan, ikimiz arasındaki bu sessiz paslaşmadan, o açıklanamayan bakıştan hiç hoşlanmamıştı. Alnındaki damarın hafifçe seğirdiğini gördüm. Yaralı aslan, bölgesindeki en ufak gizemden bile şüpheleniyordu. "Anlat lan!" diye gürledi Zervan. Sesi odanın içinde yankılanırken yatağın içinde hafifçe doğrulmaya çalıştı ama acıyla yüzünü buruşturdu. "Tamam öncellikle Boran abi Leyla'yı boşadı bilgin olsun." Zervan duyduklarıyla buz kesti. Sanki aldığı kurşun yarası değil de bu haber onu sarsmıştı. "Ne? Nasıl olur? Abim nasıl boşar o kadını? Aralarında ne geçti de bu raddeye geldi?" Leyla adını duyduğum an içimdeki o zehirli sarmaşık yeniden uyandı. Zervan’ın bu kadar sarsılması, o kadının adının bile odada böyle bir ağırlık yapması canımı yaktı. Sinirden kendimi tutamayıp, "Bakıyorum da pek bir üzüldün," dedim, sesimdeki iğneyi gizleme gereği duymadan. Elimi elinden çekmeye çalıştım ama o, daha sıkı kavradı. Zervan, bakışlarını Bekir’den çekip bana dikti. Gözlerinde şaşkınlık ve hafif bir öfke vardı. "Hejar, ne diyorsun?" "Diyorum ki," dedim, sesim titreyerek ama geri adım atmayarak. "Abinin karısından boşanması seni neden bu kadar ilgilendiriyor? Neredeyse yarandan çok bu haber acıttı canını!" "Saçmala kadın!" diye tersledi beni Zervan, eliyle yatağın kenarını sıkarak. "Beni Leyla ilgilendirmez! Bu topraklarda bir kadının kapı önüne konması ne demek biliyor musun sen? Boran abim bunu yaptıysa, altında ya çok büyük bir şey vardır. Derdim kadın değil, derdim abimin neyin içine düştüğü!" Gözlerindeki samimiyeti görsem de içimdeki o huzursuzluk kolayca dinecek gibi değildi. Yine de sustum. Zervan nefes nefese Bekir’e döndü. "Diğeri ne?" diye sordu, sesi artık daha derinden ve tehlikeli geliyordu. "Diğeri; aşiret toplandı sen uyanmayınca. Konaktalar hatta, bilgin olsun." Zervan, acıyla karışık bir öfkeyle güldü. "Evveliyatlarını siktiklerim! Hemen de toplanmışlar leş kargaları gibi... Neyse hallederiz, kaldı bir tane. O ne?" Bekir’in yüzündeki o gölgeyi görünce kalbimin atışı hızlandı. Yeni uyanmış, ölümü teğet geçmiş bir adama bunu anlatmak nasıl olurdu bilmiyorduk ama bu iş uzamıştı, bunu ikimiz de farkındaydık. Odanın içindeki hava bir anda buz kesti. "Abi..." dedi Bekir, sesi titrer gibi oldu. "O en kötüsü sanırım. Mervan’ın babasını bulduk." Zervan dondu kaldı, beklemiyordu. Gerçi ben de beklemiyordum, hatta beklememekten çok inanmıyordum, imkan vermiyordum ve o telefonda duyduğum ismi unutmak istiyordum. Bekir'in dudaklarından dökülecek her harf, sanki Zervan'ın açık yarasını daha da derinleştirecekti. "K-kim?" İlk defa sesinin titrediğini gördüm. O sarsılmaz, o dağ gibi adamın sesinde ilk kez bir uçurumun kenarındaymış gibi bir ürperti vardı. "Kim o Bekir?" "Abi... Kardeşin Şiyar Ağa. Ama kesin bir şey yok, sadece tahmin." Zervan’ın bakışları bir anlığına boşluğa düştü. O bakışlarda sadece öfke yoktu; yılların kardeşliği, beraber yenilen ekmek, sırt sırta verilen kavgalar birer birer o boşluktan aşağı yuvarlanıyordu. İhanet, yabancıdan gelince yakardı ama kardeşten gelince küle çevirirdi. "Siktirtme belanı da adam akıllı anlat!" Zervan’ın kükremesi odayı salladı, yarasına bastıran elinin boğumları bembeyaz oldu. Sesi acıdan değil, ruhundaki o ani yırtılmadan dolayı çatallanmıştı. "Abi sen uyuduğundan beri benle yenge buradayız, haliyle küçük ağa evde. Oraya birkaç gidişimde Şiyar Ağa’yı onunla vakit geçirirken gördüm. Başta her şey bana normaldi, çocuktur, yokluğun belli olmasın diye dedim ama..." "Ama ne?" Dayanamadım, ben girdim araya. Kalbim kaburgalarımı dövüyordu. Bir yandan Şiyar'ın yüzünü düşünüyor, bir yandan Mervan'ın o masum gülüşünü o yüze oturtmaya çalışıyordum. Zihnim bu iğrenç ihtimali reddetmek için çırpınıyordu. "Ama biz bunca zamandır bu çocuk sana benziyor diyoruz ya... Kafamızı kaldırıp etrafımıza baksak Şiyar’a da benzediğini anlardık. Ağam, benziyorlar. Dikkatli bakın bir dahakine, cidden benziyorlar." Zervan’ın gözlerinde gördüğüm o ifadeyi asla unutamayacaktım. Sanki biri gelip göğüs kafesini yarmış, içinden en kıymetli parçasını söküp almıştı. Gözleri yavaş yavaş kanlanıyor, o tanıdığım sert adamın yerini karanlık bir boşluk alıyordu. "Ama DNA?" dedi, sesi kulağıma yabancı geldi. "Abi yenge anlattı, biz sadece babalık testi yapmışız diye sonuç sıfır çıkmış. Akrabalık testi yapmamız gerekiyormuş. Şiyar Ağa ile Mervan arasındaki o bağ... " Zervan derin bir nefes aldı, ciğerleri bu gerçeği içine çekmek istemiyor gibiydi. Gözlerini kapattı. "Şiyar..." dedi fısıltıyla. Bu fısıltı, az önceki kükremesinden çok daha korkutucuydu. "Benim kanım... Benim canım... Babamın emaneti..." Bir an için Zervan'ın gözünden bir damla yaş süzülecek sandım ama o yaş yerine nefret doldu gözlerine. İhanetin soğukluğu, yarasının sıcaklığını bastırmıştı. "Eğer doğruysa Bekir," dedi, sesi buz gibi bir kararlılıkla yankılandı. "Konağı Şiyar’ın başına yıkar, enkazının altında kendimi yakarım. Ama önce onun canını ellerimle alırım." Zervan hırsla yorganı itti. Engel olmaya çalıştım, elimi göğsüne koydum ama o an bir dağı durdurmak daha kolaydı. Bakışlarındaki o yıkıcı güç beni bile ürküttü. Acıdan çok, onurunun ayaklar altına alınmış olmasının verdiği o devasa hınçla ayağa dikildi. Sargıları kan dursa da o artık acıyı hissetmeyecek kadar uyuşmuştu. "Bırak beni Hejar!" diye kükredi, sesi odada da yankılanırken duvarlar sarsıldı sanki. "Öldüreceğim onu! Benim canımdan olan, benim kanımdan bildiğim adam sana bunu nasıl yapar? Onu kendi ellerimle toprağa gömmeden bana rahat yok!" Gözlerindeki o kanlı nefret beni korkutsa da geri adım atmadım. Avuçlarımı yanık gibi sızlayan göğsüne yasladım, tüm ağırlığımla onu durdurmaya çalıştım. Gözlerim dolmuştu ama sesim, içinde fırtınalar kopan bir kadının son direnciyle titredi. "Bekle! Ne olur bekle..." dedim, gözlerinin tam içine bakarak. "Ben bilmiyor muyum bağırıp çağırmasını? Ben bilmiyor muyum o haysiyetsizden hesap sormayı? İçim yanmıyor mu sanıyorsun Zervan?" Derin bir nefes alıp ellerimi daha sıkı bastırdım göğsüne. Kalbi, kafese kısılmış vahşi bir hayvan gibi avuçlarımın altında çarpıyordu. "Bunları ben de yaparım... Ama susuyorum. Kendi içimden bile bunu geçirmemeye çalışıyorum çünkü bir oğlum var Zervan! Korumam gereken, dünyadan sakınmam gereken bir evladım var. O çocuk senin ya da başkasının, o benim canım! Şimdi bu halinle gidip hesap sorsan, bizi nasıl koruyacaksın? Bu yaralı halinle o şeytanla nasıl baş edeceksin?" Sesim kısıldı, bir hıçkırık boğazıma düğümlendi ama yutkundum. "Allah bilir o haysiyetsizin aklından daha neler geçiyor... Bizi yem etmek mi istiyorsun ona? Oturup düşünelim, akıllıca hareket edelim. Öfkenle bizi ateşe atma." Zervan’ın kasılmış omuzları yavaşça düştü ama gözlerindeki o karanlık sönmedi. Ellerimi tutup göğsünden indirdi, parmaklarımı neredeyse kıracak kadar sert sıktı. "Düşünecek ne kaldı Hejar?" diye fısıldadı, sesi bir bıçak sırtı kadar keskindi. "Kardeşim dediğim adam hayatını içine sıçmış,... " "Zervan!" dedim sesimi yükselterek. "O benim bildiğimi henüz bilmiyor. Belki de bu bizim tek kozumuzdur. Hem daha kesin değil, DNA testi yapmamız gerek. Ne olur, birazcık hatırım varsa otur şu yatağa." Gözyaşlarımın yanağımdan süzülüşünü izledi. O vahşi öfke, yerini derin bir keder ve kabullenişe bıraktı; kalktığı gibi yatağa geri oturdu. "Tamam... Tamam sakinim. Haklısın, önce o test yapılacak." O sırada odanın köşesinde sessizce bizi izleyen Bekir araya girdi. Sesi her zamanki gibi donuk ama güven vericiydi: "O iş bende. Numuneleri bugün çoktan yolladım." Zervan şaşkınlıkla Bekir’e, sonra tekrar bana baktı. İnanamıyordu. "Nasıl bu kadar sakinsin Hejar? Allah aşkına bir tepki ver, bir şey yap! Sana bunu yapan benim öz kardeşim olabilir, anlıyor musun?" Başımı öne eğdim, ellerim titriyordu. "Ne yapayım ki? Bilmiyorum... Belki dışarıdan umursamaz duruyorum ama öyle değil işte. Ben sadece çok yoruldum Zervan. Sadece oğlumla ve... ve seninle huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Günü geldiğinde, o haysiyetsizin karşısına dikildiğimde en büyük tepkiyi ben göstereceğim; ama bugün, o tepkiyi verecek gücüm yok. Bittim ben." Zervan elimi tutup bu kez şefkatle sıktı. "Üzgünüm... Haklısın. Seni bu hale getirenlerin hesabını sormadan ölmek haram bana." "Onun için şimdi düzgün düşünelim," dedim, gözlerimi silerek. "Eğer cidden o kişi Şiyar ise ve bunu bugüne kadar saklamışsa, bu sadece bir anlık bir hata değildir. Ardından çok büyük şeyler çıkacak. Onun asıl planını öğrenmeliyiz. Senin yerinde, bu konakta, bu aşiretin başında gözü olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu iftira, bu oyun... Hepsi senin zayıf anını yakalamak içindi." Zervan derin bir nefes aldı. Gözleri artık sadece nefretle değil, keskin bir zekayla parlıyordu. "Madem öyle istiyor, biz de onun oyununu onun kurallarıyla oynayacağız. O bildiğimizi sanmayacak; ta ki ben onun altındaki toprağı çekene kadar." "Sakiniz değil mi? Lütfen fatiha okumuş gibi sükunetle hareket edelim," dedim gözlerinin içine bakarak. Sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışsam da kalbim bir kuş kanadı gibi çarpıyordu. Zervan’ın içindeki o canavarın uyanmasından, her şeyi yakıp yıkmasından korkuyordum. Zervan dişlerini sıktı, şakaklarındaki damarların zonkladığını görebiliyordum. Derin, hırıltılı bir nefes verdi. "Evet, sakinim. Söz verdim sana," dedi. Odanın ağır havasında Bekir hafifçe öksürerek araya girdi. Sesi bu sefer tereddütlüydü; sanki soracağı sorunun bir pimi çekilmiş bomba olduğunu biliyordu. "Abi..." dedi yutkunarak. "Ya o testin sonucu öyle çıkmazsa? Ya gerçekten Şiyar’ın oğluysa Mervan? O zaman ne yapacağız?" Zervan bir an bile duraksamadı. Bakışları o kadar sertleşti ki, odadaki bahar havası bir anda buz kesti. Yerinden hafifçe doğrulup Bekir'in üzerine doğru eğildi. Sesi artık bir insan sesi değil, toprağın derinliklerinden gelen bir gürlemeydi. "O BENİM OĞLUM!" O kelime... "Oğlum." Zervan’ın ağzından dökülen bu tek kelime, odadaki bütün sesleri bıçak gibi kesti. Yıllardır bir çocuk hasretiyle yanan, "kısır" damgasıyla onuru defalarca yaralanmış bir adamın ilk gerçek babalık çığlığıydı bu. "Anladın mı Bekir? Kanı kimden gelirse gelsin, o çocuk beniö oğlum! Mervan’ın babası Zervan’dır. Herkes böyle bilecek, dünya tersine dönse de bu gerçek değişmeyecek! O şerefsizin adını bir daha Mervan ile aynı cümlede duyarsam, sana rağmen seni öldürürm!" Duyduklarım karşısında dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yere çöktüm. Gözyaşlarım artık yanaklarımdan süzülmüyor, adeta ruhumdan dışarı taşıyordu. Zervan, kucağına bir kez bile kendi kanından evlat alamayacağını bilen o yaralı dev, başkasının ektiği fırtınayı kendi baharı saymıştı. Benim günahım, benim acım, benim sahipsiz yavrum... İlk defa bir "babası" vardı artık. Zervan yanıma geldi. O sert, nasırlı elleriyle yüzümü kavradığında ellerinin titrediğini fark ettim. Kendi acısıyla benimkini harmanlamış gibi bakıyordu. "Ağlama Hejar," dedi fısıltıyla. Sesi ilk defa bu kadar kırılgandı. "Bana yıllardır 'kısır' dediler... Ama o çocuk bana bakarken amca diyor ya? İşte o an benim damarlarımda kan yeniden akmaya başlıyor. Şiyar kimmiş ki? Ben o çocuğu ilk günden bağrıma basmışım, kimseye vermem!" Başımı göğsüne yasladım. Zervan’ın kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, bu hıza dayanmak zordu. Bir yanda yılların getirdiği kısırlık sızısı, diğer yanda Mervan’a duyduğu o devasa, imkansız babalık hissi... "Zervan..." dedim hıçkırıklarımın arasından. "O senin kollarının altında büyüyor. Sen ona dünyaları verdin." Zervan başımı daha sıkı bastırdı göğsüne. "Bundan sonra kimse Mervan'a bakarken babasını aramayacak. Çünkü ben o çocuğun üzerine mührümü vurdum." "Teşekkür ederim... Çok teşekkür ederim," diyebildim sadece. Dudaklarım titriyor, kelimeler bu devasa minnetin altında ezilip paramparça oluyordu. Zervan, parmak uçlarıyla gözyaşlarımı sildi; eli yüzümde asılı kaldı. "Şşşş," dedi şefkatle, sesi bir fırtınanın ardından gelen o dingin sessizlik gibiydi. "Ağlama artık." Bakışlarımı onun derin gözlerine diktim, içimde bir umut ışığı yanmıştı. "Mervan... O kadar sevinecek ki Zervan, belki de onun tüm dünyası bu haberle değişecek," dedim nefes nefese. "Emin misin?" diye sordu bir an. Gözlerinde, yılların verdiği o reddedilme korkusunu taşıyan, incinmiş bir çocuğun tereddüdü belirdi. Sanki bu mutluluğa inanmaktan korkuyordu. Hafifçe gülümsedim, elini sımsıkı tuttum. "Eminim," dedim kararlılıkla. "O seni babası yerine çoktan koydu kalbinde. Sadece korkuyor, çekiniyordu... Sen onun küçük dünyasına bahşedilmiş en büyük lütufsun." Zervan’ın bakışları uzaklara, pencereden görünen uçsuz buçsuz bozkıra daldı. "Asıl ben teşekkür ederim," dedi sesi titreyerek. "Bana bir 'aile' olduğunuz, ruhumdaki o kuraklığı sevginizle dindirdiğiniz için." Bir an duraksadım, boğazımda düğümlenen o son engeli yutkundum. Kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Emin olmayarak, neredeyse fısıltıyla sordum. "Eğer... Eğer gerçekten istersen, resmi olarak da babası olabilirsin. Ben bunu her şeyden çok isterim Zervan. Kimliğinde senin adın, senin soyadın yazılsın... Mervan Kozcu olsun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD