Zaman, o hastane odasının beyaz duvarları arasında sakız gibi uzadıkça uzadı. Şiyar denilen o adam her geldiğinde, içimdeki o tarifi imkansız öfke patlıyordu. Ona bağırmalarım, onu odadan kovmalarım aslında kendimi koruma kalkanımdı. Neyse ki doktorun "stres yasak" uyarısı imdadıma yetişmişti de bu geceyi onsuz geçirebiliyordum. Azad sözünü tutmuştu. Yastığımın altındaki o küçük cihaz, şu an dünyadaki tek dayanağımdı. Elim istemsizce karnıma gitti. On haftalık bir mucize vardı içimde. Ama o haplar... Şiyar’ın bana her gün zorla yutturduğu o zehirler ona zarar vermiş miydi? Bu düşünce beynimi kemiriyordu. Doktora soramıyordum çünkü ilacın adını bile bilmiyordum. Karanlık odada tavanı izlerken Azad’dan gelen mesajla irkildim. Azad: İyi misin? Şiyar orada mı? Hejar: Hayır burada değil, do

