❗Teslimiyet🔥❗

2902 Words
Zervan ağanın yanından ayrıldıktan sonra sanki üzerimden tonlarca yük kalkmış gibiydi. Mutfaktaki o elektrikli havadan sıyrılıp odama çıktığımda Mervan’ı oyuncaklarıyla boğuşurken buldum. Onu gördüğüm an yüzüme yayılan gülümseme, kalbimdeki tüm o karmaşık duyguları bir anlığına susturdu. Yanına çöktüm, o minik ellerini avuçlarımın içine aldım. Uzun zamandır böyle baş başa, konağın o ağır ve dedikodu kokan havasından uzak, sadece ikimiz vakit geçirmemiştik. Birlikte dev kuleler yaptık, arabaları Mardin’in dar ve dolambaçlı sokaklarını andıran halı desenlerinde yarıştırdık. Mervan’ın o saf, neşeli kahkahası odanın her köşesine yayıldıkça, ruhumun tazelendiğini hissettim. Avluda, Mardin'in serin rüzgarı eşliğinde yenen o yemekte Zervan ile pek konuşmadık ama bakışlarımız mutfaktaki o gerilimin izlerini taşıyordu. O, Mervan’la ilgilenirken ben sadece onu izledim. Sahiplenici ama mesafeli hali, akşamın geri kalanı için beni hem korkutuyor hem de meraklandırıyordu. Yemekten sonra Mervan’ın uykusu iyice bastırınca onu kucağıma alıp yukarı çıkardım. Odasına geçtiğimizde ona en sevdiği masalı anlattım. Pijamalarını giydirirken Mervan'ın "Amca da gelecek mi anne?" sorusu odanın sessizliğinde yankılandı. "Uyuduğunda gelir belki canım," diye fısıldadım. Sonunda Mervan’ın nefesi düzene girdiğinde ve o derin uykuya daldığında, üzerini örtüp alnına küçük bir öpücük kondurdum. Şimdi odamdayım. Zervan’ın günlerdir uğramadığı, ikimiz için koca bir boşluğa dönüşen o odada... Kalbim mutfaktaki atışmanın heyecanıyla, sakladığım adresin ağırlığı arasında sıkışıp kalmış durumdaydı. Dolabımda arkalara koyduğum, çeyiz alışverişinde aldığımız siyah kısa saten geceliğimi çıkardım. Zervan ağanın o zamanlar benim utangaç hallerimle dalga geçmek amaçlı aldığı bu geceliği, şimdi ona karşı bir silah olarak kullanacaktım. Adres meselesini açtığımda diyeceklerime çok sinirlenebilirdi; onu sakinleştirmek, öfkesini dağıtmak için aklını biraz bulandırmam gerekiyordu. Ne demiş büyüklerimiz; alışmış kudurmuştan beterdir. Bir defa aramızdaki o duvarlar yıkılmıştı bir gece. Adamın içindeki o kaç yıllık yangının bir defada sönmeyeceğini biliyordum. Okuduğum bir kitapta bir erkeği her zaman yatakta zevk içindeyken ikna edebilirisin diyordu ben bugün deneme yanılma yoluyla bunu öğrenecektim. Üzerimdekilerden kurtulup tenime değen soğuk satenin ürpertisiyle aynada kendime baktım. Saçlarımı serbest bıraktım, boynuma yasemin kokulu parfümümden sıktım. Hazırdım ve tek eksiğim benim o meşhur dağ ayısıydı. Yaşlı ama bir o kadar da yakışıklı, sert bakışlarının altında devasa bir sadakat saklayan dağ ayısı... Alışılmadık bir şekilde, tüm bu karmaşanın içinde hemen kabullendiğim ve tuhaf bir hızla alıştığım eşim. Oğluma ve bana aile olmayı vaat eden, ama aynı zamanda nefesimi kesen o adam. Vakit geçirmek için yatağın üzerine yüz üstü uzandım. Ayaklarımı havaya kaldırıp neşeyle sallayarak telefondan rastgele videolar izlemeye başladım. Kalbim en ufak seste yerinden fırlayacak gibi olsa da, dışarıdan bakıldığında oldukça rahat ve kendinden emin görünmeye çalışıyordum. Ağa hazretlerinin ne zaman geleceği belli olmazdı; ama geldiğinde karşılaşacağı manzaranın onu darmadağın edeceğinden emindim. Derken, koridorda o ağır ve ritmik adımları duydum. Kapının kolu yavaşça aşağı indi ve Zervan içeri girdi. Ceketini koluna atmış, gömleğinin üstten iki düğmesini gevşetmişti; yorgun ama her zamanki gibi heybetli görünüyordu. Ancak bakışları yatağa, tam olarak üzerimdeki o incecik saten parçasına ve açıkta kalan bacaklarıma takıldığı an, adımları bıçakla kesilmiş gibi durdu. Gözlerindeki o yorgun ifade saniyeler içinde yerini koyu, simsiyah bir arzuya bıraktı. Boğazının düğümlendiğini, adem elmasının hızla inip kalktığını gördüğümde içimden bir "zafer" çığlığı koptu. Telefonu yavaşça kenara bıraktım, dirseklerimin üzerinde doğrularak ona en davetkar bakışımı attım. "Geldin mi ağam?" dedim sesimi kasten boğuklaştırarak. "Ben de seni beklerken ağaç olacaktım burada." Zervan konuşmadı, konuşamadı. Elindeki ceketi bir kenara fırlatıp ağır adımlarla yatağa yaklaştı. Her adımında odadaki oksijenin azaldığını hissediyordum. Tam yanımda durduğunda, odunsu kokusu satenimin üzerinden tenime sızdı. Elini uzatıp titreyen parmak uçlarıyla omzumdaki ince askıya dokundu. "Hejar..." diye mırıldandı, sesi hırıltılı ve çok derinden geliyordu. "Sen beni bu gece öldürmeye mi niyetlisin?" "Belki de sadece paslanan kılıcımı parlatmak istiyorumdur," dedim gülümseyerek. Elimi uzatıp gömleğinin yakasından tuttum ve onu kendime, o kaçınılmaz yangının tam ortasına doğru çektim. Hızlı buluşan dudaklarımız sertçe birbirine değdiğinde, aramızdaki o günlerce süren soğuk savaşın yerini devasa bir patlama aldı. Zervan’ın öpücüğü hem bir cezalandırma hem de derin bir özlem gibiydi; dudakları dudaklarımda hakimiyet kurarken, elleri belimdeki ince satenin üzerinden tenime asıldı. Nefesim boğazımda kesildiğinde, beni kendine daha da sertçe çekti. Vücudunun sıcaklığı saten geceliğimin üzerinden her bir hücreme yayılırken, artık ne adres meselesi ne de konaktaki dertler umurumdaydı. Tam her şey kontrolden çıkmak üzereyken, Zervan aniden bir irade patlamasıyla kendini geri çekti. Onun bu ani geri çekilişiyle resmen sızlandım, boşlukta kalmış gibiydim. "Dur dur, ne yapıyorsun?" dedi nefes nefese. Zervan, alnındaki damarlar şişmiş bir halde, gözlerini tavana dikip derin nefesler almaya çalışıyordu. "Akıl mı bırakıyorsun kadın!" diye kükredi resmen. "Şu haline bak, hangi erkek bu haldeyken mantıklı cümle kurabilir?" Cilveli bir gülümseme yayıldı yüzüme. Ona doğru yaklaştım. "Gel konuşalım ağam... Bırak kelimeleri, bedenlerimiz konuşsun bu gece. Çok özledik birbirimizi, yalan mı?" "Tövbe tövbe... Düzgün dur Hejar! Konuşacağız dedik, önce tüm sakladıklarımızı dökeceğiz ortaya," dedi ama sesi o kadar titriyordu ki, kendi sözlerine bile inanmıyordu. "Madem konuşacağız," dedim içimdeki o hınzır kadını serbest bırakarak. "Sen görürsün o zaman nasıl konuşulurmuş." Zervan ne olduğunu anlamadan yataktan fırladım, onun şaşkın bakışları altında kollarından tutup onu hızla yatağa, sırt üstü attım. Zervan yatakta yaylanırken şaşkınlıkla toparlanmaya çalıştı. "Hejar ne yapıyorsun? Kudurdun mu küçük hanım?" diye sordu, sesi hem şaşkın hem de uyarılmış bir tondaydı. "Hayır ağam," dedim, saçlarımı geriye doğru savurup gözlerimin içine bakmasını sağlayarak. "Konuşacağız dedin ya, ben de oturacağım yeri hazırlıyorum sadece." Zervan, sırtını yatak başlığına verip yarı oturur vaziyete geçtiğinde, bir saniye bile beklemeden kucağına, tam da istediğim noktaya, penisine denk gelecek şekilde 'dan' diye oturdum. Zervan’ın boğazından hırıltılı bir inleme koptu, elleri anında belime yapıştı. Gözleri irileşmiş, bakışları kararmıştı. "Hejar..." dedi, dişlerinin arasından tıslayarak. "Sen ateşle oynuyorsun, farkında mısın? Bu şekilde nasıl konuşacağız?" "Evet," dedim, kucağında hafifçe kıpırdanarak. "Şimdi anlat bakalım Zervan Ağa... Önce hangisinden başlayalım? Günlerdir yüzüme bakmayışından mı, yoksa şu an kalbinin neden bu kadar hızlı attığından mı?" Yutkunarak başını sağa sola salladı, kendine gelmek için ellerini belime koyarak mümkünmüş gibi bizi daha da birbirimize yakınlaştırdı. "Şimdi amcanın evinde ne öğrendiysen onu anlatacaksın," dedi sesi emir kipiyle ama titrek. Hafifçe kucağında kıpırdandım, gözlerimi gözlerinden ayırmadım. "Bir şey öğrendiğimden emin gibisin ağam." "Seni oraya boşuna yollamadım Hejar," dedi, bakışları iyice keskinleşerek. "El öpmeye gittim ya," dedim, saf saf. "Sence ben o haysiyetsiz, güvenilmez amcanın evine el öpmeye yollar muyum seni?" dedi, dudakları boynuma yaklaşırken sesi daha da boğuklaştı. "Ama... Sen öyle dedin. Hatta ben gelmek istediğimde bana kızdın," diye fısıldadım, parmaklarımı ensesindeki saçların arasından geçirirken. Zervan alaycı bir gülümsemeyle yüzüme baktı. "Zehir gibi dediğimiz geline bak, ne safsın. Ben neden Mervan’ı oraya yollamadım sence? Neden seni tek başına o kurda yem ettim sanıyorsun?" Amcamın evine gitmemin basit bir ziyaret olmadığını, Zervan'ın beni bir planın parçası olarak oraya sürdüğünü anlamak soğuk bir duş etkisi yaratmıştı. Yine de kucağındaki hakimiyetimi kaybetmedim, aksine ona daha da sokuldum. "Anlat o zaman ağam," dedim, "benim üzerimden ne oyunlar kurdun da haberim yok?" Zervan ellerini belimde biraz daha sıktı, bakışları karanlık ve kararlıydı. "Oyun yok Hejar, aksine oyun oynayanların oyununa katılacağız," dedi. Sesi artık daha net, daha sarsılmazdı. "Şimdi dökül bakalım... Ne duydun, ne öğrendin? Hiçbir şeyi atlamadan anlat." Bu sefer kaçmadım. Kucağındaki o hırçın duruşum yerini ağır bir teslimiyete bıraktı. Başımı hafifçe öne eğdim, parmaklarım gömleğinin düğmeleriyle uğraşırken anlatmaya başladım. Mahir’den, o eski fotoğraftan ve amcamın bahanelerinden bahsettim. Yıllardır içimde biriken o ağırlığı, aslında hiçbir zaman gidemediğim, bir fatiha bile okuyamadığım o mezarın sızısını döküverdim ortaya. Zervan beni dikkatle, tek bir kelimemi bile kaçırmadan dinledi. Ben anlattıkça belimdeki ellerinin gerildiğini, nefesinin ağırlaştığını hissedebiliyordum. Mezar meselesine geldiğimde gözlerindeki o sert ifade anlık bir şefkatle gölgelendi. "Mezarı..." dedim sesim titreyerek, "Yerini bile söylemediler bana Zervan. Sanki hiç yaşamamış gibi, sanki hiç var olmamış gibi. Amcam tüm her şeyi biliyor ama susuyor direk sormak risk diye anca bunu öğrendim." Zervan'ın yüzündeki damarların öfkeden belirginleştiğini görebiliyordum ama bu öfke bana değil, beni bu çaresizliğe mahkum eden amcamaydı. "Şimdi ne yapacaksın?" diye sordu, sesi kontrol altında tutmaya çalıştığı bir fırtına gibiydi. "Eğer izin verirsen oraya gitmek istiyorum," dedim fısıltı denilecek bir sesle. "Ya izin vermezsem?" Bakışlarımı kaçırmadan, tüm savunmasızlığımla ona bakıyordum. "Dürüst olmak istiyorum sana, artık yalanlarla gelmek istemiyorum. Zervan, her şey benim için bunca karmaşıkken... bana dağ ol istiyorum." Zervan'ın gözleri bu sözümle tuhaf bir şekilde parladı. Yüzünde nadir görebileceğim, tüm sertliğini silip süpüren yumuşak bir gülümseme belirdi. Elini kaldırıp yanağıma koydu, başparmağıyla tenimi usulca okşadı. "Teşekkür ederim dürüst olduğun için," dedi, sesi ilk defa bu kadar şefkatliydi. "Bunları zaten biliyordum Hejar. Ama senin ağzından duymak, bana sığınman... İşte bu her şeyi değiştirir. Sana yardım edeceğim. Geçmişini de, o mezarı da beraber bulacağız. Kimsenin seni artık sizden bir şey saklamasına izin vermeyeceğim." Zervan’ın bu itirafı, zihnimde yankılanan binlerce soruyu tek hamlede susturmuştu. Beni kendi gölgesinin altına tam anlamıyla almıştı. Bu gerçek, damarlarımda dolaşan kanın sıcaklığını bir anda artırdı. Kucağında hafifçe doğruldum. Ellerim, sertleşen göğüs kaslarının üzerinde gezinirken, bakışlarımı bir an bile gözlerinden ayırmadım. Zervan’ın nefesi artık daha düzensiz, daha hırıltılı geliyordu. Az önce konuşan o otoriter ağa gitmiş, yerine arzudan kavrulan bir adam gelmişti. "Madem her şeyi biliyordun," diye fısıldadım, dudaklarım çenesine değerken. "Neden bu kadar bekledin? Neden günlerce beni o sessizliğinle cezalandırdın?" Zervan ellerini belinden kalçalarıma indirdi ve beni kendine, o sertliğine daha da acımasızca bastırdı. "Çünkü senin bana gelmeni bekledim Hejar. Kendi rızanla bana sığınmanı istedim. Şimdi buradasın..." Elini saten geceliğimin açıkta bıraktığı sırtımda gezdirdi. "Ve artık kaçacak hiçbir yerin yok." Gülümseyerek başımı boyun çukuruna gömdüm. Yasemin kokumla onun o baskın odunsu kokusu birbirine karışırken, dişlerimi hafifçe boynuna geçirdim. Zervan’ın boğazından hayvansı bir inleme döküldü. Beni belimden kavradığı gibi yatağın ortasına doğru yatırdı. Üzerime abanırken, heybetli vücudu tüm dünyamı kaplamıştı. "Bana öyle bakma," dedi Zervan, sesi artık sadece bir titreşimdi. "O gözlerindeki meydan okuma beni delirtiyor." "Seni delirtmek hoşuma gidiyor ağam," dedim, bacaklarımı beline dolayarak onu kendime daha da sabitleyerek. "Dağ ayısı dediysek, evcilleştiremeyeceğiz demedik ya?" Zervan’ın gözlerinde tehlikeli bir ışıltı yandı. "Evcilleştirmek mi?" diye sordu, dudakları göğüs dekolteme inerken. "Yanılıyorsun Hejar. Sen sadece bu canavarı uyandırdın. Ve bu canavarın bu gece uyumaya niyeti yok." Saten geceliğimin ince askıları omuzlarımdan aşağı, Zervan'ın sabırsız elleriyle sıyrıldı. Tenim odadaki serin havayla değil, onun yakıcı teniyle buluştuğunda içimden bir titreme geçti. Dudakları dudaklarıma bu kez sadece sertçe değil, sahiplenici bir açlıkla kenetlendi. Dudakları anında dudaklarımdaydı. Öpüşü aceleci değildi ama inanılmaz derecede sabırsızdı. Dudaklarını sertçe bastırıyor, derin ve hırıltılı sesler çıkarıyordu. Ellerim hemen göğsüne gitti. Gömleğinin düğmeleriyle uğraşmaya başladım ama parmaklarım heyecandan resmen birbirine dolanıyordu. "Bekle," dedi Zervan. Dudaklarını benden ayırdı. Gömleğini tek hamlede kendisi çıkardı. Kumaş yere süzülürken o geniş, kaslı göğsü tamamen ortaya çıktı. Karanlıkta gölgelerle oynaşan o heybetli vücuduna bakarken istemsizce yutkundum. Elimi uzatıp avucumu sıcak tenine bastırdım. Kalp atışı avucumun tam içindeydi. Çokk hızlıydı. En az benimki kadar heyecanla atıyordu. "Sen de," dedi Zervan. Geceliğimin ince askılarına uzandı. Yavaşça aşağı indirdi. Siyah saten kumaş omuzlarımdan kayarken gözleri üzerimdeydi. Her santimetre açılan tenimi bir mühür basar gibi izliyordu. Gecelik belimde durduğunda Zervan üzerime eğildi. Dudaklarını önce omzuma, sonra köprücük kemiklerime, sonra boynumun o en hassas çukuruna bastırdı. Her öpücük tenimde sıcak ve ıslak bir imza bırakıyordu. "Bu kadar yavaş gidersen sabaha anca birleşiriz ağa hazretleri," dedim nefes almakta zorlanarak. Zervan güldü. O derin gülüşü odada yankılandı. "Acelemiz mi var?" diye sordu, dişlerini boynuma hafifçe geçirerek. "Mervan uyuyor, koca konakta herkes uyuyor. Bu gece sadece sen ve ben varız Hejar." Geceliğimi tamamen çıkarıp kenara bıraktı. Artık aramızda hiçbir engel kalmamıştı. Beni yatağa yatırdı. Üzerime eğildi ama ağırlığını vermedi. Kollarıyla destek alıp doğrudan gözlerimin içine, ruhuma bakarcasına baktı. "Sana baktıkça," dedi sesi iyice kısılarak, "aklımdan bir türlü çıkmıyor." "Ne çıkmıyor?" "O ilk gece... Çarşafı kendi kanıınla boyadığın gece..." Durdu. Eğildi, tam kulağıma fısıladı: "Seni istiyordum hem de delice ama sen istemezsin sanıyordum. Korktum biliyor musun?" "Sen mi korktun?" "Çünkü tadına bir kez bir kez alırsam, bir daha asla bırakamayacağımı biliyordum." Bu kelimeler göğsümde bir buz kütlesini eritti sanki. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu, elimi yüzüne götürdüm. O sert çizgili, her zaman gergin duran çenesini okşadım. "Artık bırakmana gerek yok dağ ayısı," dedim fısıltıyla. Zervan eğildi ve beni öptü. Derin ve çokk uzun... Sanki bütün o kayıp geceleri telafi etmek ister gibiydi. Dili benimkiyle dans ederken eli aşağı indi. Göğsümün üzerinden geçip karnıma, oradan belime ulaştı. Parmakları tenimde resmen bir yangın başlatmıştı. "Çıkar," dedim. Sabrımın son kırıntılarıyla söylüyordum bunu. Çıkardı. Ama gerçekten çok yavaşça... Her anın tadını çıkararak bacaklarımdan aşağı kaydırdı. Dudaklarını dizkapağıma, uyluğumun iç kısmına bastırdı. Nefesini en hassas yerimde hissettiğimde içimdeki o çekim dayanılmaz bir hal aldı. Bacaklarımı biraz daha açmak istedim ama bizim ağanın inadı inattı; asla acele etmiyordu. "Sabırsızsın," dedi gülümseyerek. Sesinin tenimdeki o titreşimini hissetmek beni mahvediyordu. "Biraz daha hızlı olmazsan yatırıp tepene çıkacağım." Zervan başını kaldırdı, o tehlikeli ve karanlık bakışlarıyla beni süzdü. "Madem bu kadar sabırsızsın Hejar Hanım..." dedi ve ani bir hareketle beni kucağına alıp yatakta ters döndü. Şimdi o yatağın başlığına yaslanmış, ben ise onun kucağında, dizlerimin üzerinde duruyordum. "Sana bu gece sabrın ne olduğunu öğreteceğim," diye fısıldadı Zervan. Elleri kalçalarımı sıkıca kavradı ve beni kendine daha da bastırdı. Aramızdaki o elektrik artık elle tutulur bir hal almıştı. Başımı geriye attım, tırnaklarımı omuzlarına geçirdim. Zervan başını kaldırdı. Bedenim üzerinde bir gezgin gibi yol alırken her yeri öptü. Karnımı, göğüslerimin arasını... Ağzını göğsümün ucuna kaptırdığında sırtım yataktan kavislenerek ayrıldı. Kontrolsüz bir inleme dökülü dudaklarımdan. Dişlerini hafifçe geçirdi, sonra diliyle yatıştırıp emdi. Diğer eliyle öbür göğsümü avuçlayıp başparmağıyla ucu ovarken aklım resmen başımdan gitmişti. "Zervan..." dedim, sesim arzunun ağırlığıyla bir fısıltıdan farksız çıkıyordu. "Ne istiyorsun Hejar?" dedi; sesi, her zerremde yankılanan yakıcı bir tondaydı. "Seni." "Buradayım," dedi başını hafifçe kaldırıp o karanlık ve derin gözlerini gözlerime kenetleyerek. "Ama azıcık daha sabırlı olman gerekiyor." Eli yavaşça aşağı indi. Parmakları bacaklarımın arasındaki o en hassas noktaya ulaştığında ikimiz de aynı anda nefesimizi tuttuk. Zaman durmuş, dünya sadece o temasın etrafında dönmeye başlamıştı. Nerenin beni bitirdiğini, nerenin beni kendimden geçirdiğini artık bir dua gibi ezberlemişti. Tam kadınlığım tepesinin bulup dairesel hareketlerle ovmaya başladığında, vücudum kontrolsüz bir yay gibi gerildi. "Islanmışsın," dedi; sesi, arzuladığı kadının tepkisiyle daha da kalınlaşmıştı. "Benim için mi ıslandın?" "Evet," dedim gözlerimi bir an bile o simsiyah bakışlarından ayırmadan. "Ben her zaman senin için böyleyim. Sadece senin için..." Zervan'ın parmağı yavaşça ve sahiplenici bir tavırla içime kaydığında, vücudum sanki ona sığınmak ister gibi sıkıca sarıldı. Parmakları ritmik bir şekilde hareket ederken dışarıyı da asla ihmal etmiyordu. Bu ikili ve kusursuz ritim beni delirtiyordu; zihnimdeki tüm mantıklı düşünceler birer birer yanıp kül oluyordu. "Daha fazla," dedim inleyerek. Sabrım çoktan tükenmiş, yerini saf bir açlığa bırakmıştı. "Henüz değil," dedi Zervan o üstünlük taslayan ama yakıcı gülümsemesiyle. "Seni biraz daha bekletmek istiyorum. İçindeki o yangının her bir kıvılcımını hissetmeyi arzuluyorum." "Zervan, yemin ederim daha fazla dayanamayacağım..." Ağzını o noktaya götürdüğünde sözlerim havada asılı kaldı. Dudakları ve dili ilk kez dokunduğunda, kalçalarım kontrolsüzce yataktan havalandı. Ellerim yatağın çarşafını sımsıkı kavradı; parmak boğumlarımın bembeyaz kesildiğini hissedebiliyordum. Diliyle ve parmaklarıyla öyle bir zevk veriyordu ki beynim resmen kapalı devre yaptı. Dünyayla olan tüm bağım o anda koptu. "Siktir! Zervan, dur, ben..." Durmadı. Aksine, o vahşi ve tutkulu temposunu daha da hızlandırdı. O gerilim içimde bir doruk noktasına, patlamaya hazır bir yanardağa dönüştü. Kaslarım önce büyük bir şiddetle gerildi, ardından o eşsiz patlamayla zevk dalgaları tüm vücuduma bir sel gibi yayıldı. Zervan’ın adını çığlığı gibi haykırırken ellerim onun saçlarına sıkıca yapışmıştı. Bacaklarım zangır zangır titriyordu; ruhumun tenimden ayrıldığını sandım. Zervan beni o zirveden yavaşça indirdi. Başını kaldırıp yüzüme baktığında, dudaklarında yaptığı işten memnun bir adamın o haklı gururu ve gülümsemesi vardı. "Sana iktidarsız diyenler bu halini görselerdi, utançlarından yerin dibine girerlerdi," dedim nefes nefese, hala o sarsıcı hazzın etkisindeyken. Zervan bu sözüm üzerine gerçek, dolu dizgin bir kahkaha attı. Yatağın üzerinde yukarı doğru tırmanıp yüzümün hizasına geldi. Beni derin bir tutkuyla öptü. Dudaklarında kendi tadımı hissettiğimde, bu yoğun samimiyet içimi ısıttı ve beni tamamen ona bağladı. "Henüz seninle işimi bitirmedim Hejar," dedi sesi artık daha karanlık ve daha sahiplenici bir tonda. "Bu gece daha yeni başlıyor." Pantolonunu tek hamlede çıkarırken onu hayranlıkla izledim. Karanlıkta bile heybetli görünen o hali, her kadının hayalini kuracağı bir güç gösterisi gibiydi. "Korkuyor musun?" diye sordu gülümseyerek; sesi artık daha karanlık ve daha sahiplenici bir tondaydı. "Hayır," dedim cesurca gözlerinin içine bakarak. "ama sen benden daha sabırsız gibisin." "Belki biraz..." diye mırıldandı. Üzerime gelip ağırlığını kollarından destek alarak taşıdı. Bacaklarımı hemen beline doladım; onu her zerremde hissetmek istiyordum. "O zaman artık bekleme ağam," dedim fısıltıyla. Zervan alnını alnıma dayadı. Bu hareketindeki o beklenmedik şefkat beni her zaman mahvederdi zaten. Sonra yavaşça, çok yavaşça içime girdi. İlk temas, o devasa ve yakıcı doluluk hissi kalbimin ritmini altüst etti. Vücudum penisini daha önce ağırladığı için genişledi, onu büyük bir açlıkla içine çekti. Zervan sertçe köküne kadar tek bir hamlede ittiğinde, nefesim boğazımda düğümlendi; içimdeki o müthiş gerilme ve dolulukla zaman yine durdu, ikimiz de bu sarsıcı birleşmeyle duraksadık. "İyi misin Hejar?" dedi Zervan, sesi arzunun ve sahiplenmenin verdiği o hırıltıyla çıkıyordu. " İyiyim... Hareket et," dedim, her zerremle ona teslim olduğumun son kanıtı olarak. Hareket etti. Önce yavaş ve kontrollü darbelerle içimdeki o en derin noktayı buluyordu, ama tempo hızla arttı. Kalçalarımız her çarptığında çıkan o etin ete değme sesi odanın sessizliğini deliyordu. Ellerim sırtına gitti, tırnaklarım o sert kaslara acımasızca battı. Zervan her darbede daha da sertleşiyor, erkekliği içimi tamamen kaplıyordu; ben ise o yoğun haz dalgaları arasında benliğimi kaybediyordum. "Bana bak," dedi Zervan hırıltıyla. Gözlerimi açtım. O karanlık, terli ve yoğun bakışın içinde sadece benim için olan, başka hiç kimsenin asla göremeyeceği bir vahşilik vardı. "Bana aitsin," dedi Zervan. Sesi bir yemin gibiydi. Bu kelimeler dudaklarından dökülürken, içimdeki darbeleri en sert halini aldı ve vücudumdaki sarsıntı doruğa ulaştı. İkinci defa boşaldığımda geldiğinde Zervan’ın erkekliğini içimde adeta hapsedercesine sıktım; o da ismimi boynuma haykırarak, tüm sıcaklığıyla içime boşaldı. Bir süre öylece, nefeslerimiz ve terimiz birbirine karışmış halde kaldık. Zervan yanıma yatıp beni kollarının arasına aldığında başım göğsündeydi. Konağın sessiz karanlığında dünya durmuştu; sadece biz vardık. Hejar ve onun teninde kendini kaybeden dağ ayısı Zervan.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD