7.Bölüm

1655 Words
“Gerçeklere hoş geldin…” Özgürlük. Küçücük bir kelimenin anlamı bu kadar büyük olamazdı. Benim için hayal bile edilemeyecek kadar büyük anlama sahip olan tek kelimeyi yaşamak. İşte bunun hayalini aklımdan bile geçirmemiştim. Geçirememiştim. Çünkü o kadar inanmıyordum ki kendime ,özgürlüğüme… Fakat ben kuş olup kanatlarımı rüzgarda ahenkle çırparak o değerli kelimeye doğru uçmuştum. Özgürlük...Benim özgürlüğüm. Yavaşça kendine gelen bilincimle bedenim kasılmaya başladı. Aldığım düzenli solukların hızı değişirken gözlerimi açmaya,bulunduğu karanlıktan aydınlığa kavuşturmaya korkuyordum. Gördüğüm her şeyin bir rüya olmasından,yine başladığım noktada olmaktan ise daha da korkuyordum. Bir süre öylece durduktan sonra beklemenin bir anlamı olmadığına karar verdim. Yavaşça gözlerimi açtım. Yüzüme vuran ışık huzmesiyle gözlerim kısılırken görüşümün bulanık olduğunu fark ettim. Kuruyan dudaklarımı ıslatırken gözlerimi önce tavana diktim. Görüşüm bir süre sonra netleşmeye başlarken ışığın geldiği yöne doğru çevirdim yavaşça kafamı. Pencereden sızan yoğun altın sarısı sıcaklığıyla olduğu gibi içeriye giriyordu güneş ışığı. Kafamı tavana çevirirken aniden tekrar cama doğru döndüm. Güneş?Sıcak?Sarı? Hızla yerimden doğrulmaya çalışırken başımda ki yoğun ağrı ve kemiklerimin acısıyla inledim. Yüzüm acımla buruşurken şuan acıdan daha önemli şeyler vardı benim için. Uyanmıştım. Son olanlar hızlıca beynime doluştu. Hayal dünyamdan çıkmıştım. Rüya gibiydi ama o kadar gerçekti ki. Başarmıştım. Hapsolduğum zihnimden kurtulmuş, özgür bırakmıştım benliğimi… Derin nefesler alırken gözyaşlarım kendini hatırlattı. Gerçekliğime kavuşmuştum ben. Tutsak olduğum beyazlıktan çıkmış, zihnimin ördüğü camdan duvarları bir bir kırmıştım. Başımın ve eklemlerimin ağrısı kendini belli ederken tekrar hareket edeceğim sırada kapı hızla açıldı. Bakışlarım o tarafa çevrilirken elinde ki birkaç kağıda başını gömmüş kendince bir şeyler mırıldanan Gediz’i gördüm. Beni hapsolduğum yerden çıkaran,yardım eli uzatan Gediz’i. Sonunda kafasını kaldırdığında aşinası olduğum mavi gözleri beni buldu. Bir şeyler demesini bekliyordum. -Yine mi yerinden kalktın sen? Fakat bunu demesini beklemiyordum. Kaşlarım dediği şeyle çatılırken o hala kendince söylenmeye devam ediyordu. Hızlıca yanıma gelip aniden kolumdan tutarak geri yatırmasıyla öylece gözlerine baktım. Şaşkınca… Ne yaptığını anlamaya çalışan beynim çıkmazdaydı. -Sonra canın yanıyor. Hala kendi kendine konuşmasıyla gözlerimi devirdim. -Hoş buldum sağol. Daha büyük bir karşılama beklerdim ama… Sesim yeni uyandığımdan dolayı pürüzlü çıkmıştı. Havaya kalkan kaşlarıyla yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. -Neyin karşılaması tam olarak? Kafa mı buluyordu acaba benimle? -Ne bileyim bir kırmızı halı bir konfeti… Sen biliyor muydun yoksa uyanacağımı? Hafif sesli bir şekilde gülmesiyle bu sefer kaşları havaya kalkan bendim. Komik olan neydi? -Ne oldu bugün sana böyle. Kızmadın da bu sefer bana ne işin var odamda diye? -Gediz… Adını söylememle hareketleri dururken bir süre gözlerime baktı. -Bu kadar büyük bir şey değil miydi gerçekten başardığım? Aniden ciddileşen yüzüyle kaşları çatılırken ne dediğimi anlamamıştı gerçekten. Hafızası mı silindi bu adamın? Yoksa benim gördüğüm onun olduğu kısımlarda rüya mıydı? -Perdeyi çeker misin güneş çok fazla vuruyor da. Sertçe yutkunarak hafifçe geriye doğru çekildim. O ise dediğimi yaparak pencereye doğru yönelmişti. Onun olduğu kısımlar hayaldi anlaşılan. İyice karışan kafamı umursamazken kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim. Onun sayesinde uyandığımı sanmıştım… Kendimi ittiğim yalnızlıktan biraz olsun sıyrılmışken tekrar itilmiş gibiydim. Hala yüzüme vuran yoğun güneş ışığıyla neden perdeyi çekmediğini anlamadığım Gediz’e doğru döndüm. O ise donmuş bakışlarıyla bana odaklanmıştı. Gözleri yavaşça kısılırken elini perdenin üzerinden çekerek yanıma geldi. -Sen güneşi hissediyor musun? Başımı onaylarcasına salladım. -Etrafına bir bak. Ne görüyorsun? Dediğiyle yavaş hareketlerle etrafıma bakmaya çalıştım. Hafif ağrıyan boynuma rağmen devam ettim. -Kahverengi bir koltuk,pencere, limon sarısı duvarlar. Son dediğimle yüzüm buruşmuştu. -Bu rengi de hiç sevmem bu arada. Çok soluk. Neyse işte bir de turuncu perde. Ama turuncu yakışmış duvarın rengiyle. Yüzünü yüzüme yaklaştırmasıyla kafam geriye gitti hafifçe. -Sen uyandın mı? -Hı? Aniden odadan çıkıp kahverengi ahşap kapıyı kırarcasına kapattı arkasından. Boş gözlerle kapıya bakarken az önce ne olduğunu anlayamadan aynı hızla geri açıldı ve tekrar içeri Gediz girdi. -Kardelen… Sen… Sen… Sen buradasın. Kafasını hızla iki yana sallarken girdiği şoktan çıkamıyordu. -Tam uyanmaya yaklaştın ama aniden sustun. Senin tekrar başa döndüğünü sandım. Kaşlarım havaya kalkarken dedikleri zihnimde yankılandı. Demek ki gerçekti… Gediz’le konuşmuştum. Yalnız değildim. Bana yardım elini uzatan oydu. Tek hayal olmayan şey buydu sanırım. Ve ben bu gerçeğe o kadar sıkı tutundum ki… -Deminden beri sana bunu anlatmaya çalışıyordum. -Sen… Bu bir mucize resmen. Başardın. -Başardım… Sayende. Bir anda durgunlaşan ifadesiyle yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. -Hala inanamıyorum. Mırıldanarak söyledikleri üzerine hafif şaşkınlıkla ona baktım. -Bende benden daha heyecanlı olmanı anlamıyorum gerçekten. Umursamazcasına omzunu silkti. -Sonuçta bu başarıdan kendime de pay çıkarabilirim. Gülerek söylediklerine bende güldüm. Elinde ki kağıtlara bakarken aklına bir şey gelmiş olacak ki hızla duruşunu düzeltti. -Benim hemen başhekimle görüşmem lazım. Bakışlarını elindeki kağıtlardan çekerek bana yöneltti. - O kadar büyük bir şey başardın ki. Herkes hayrete düşecek sanırım. Dediklerine sadece ufak bir gülümsemeyle karşılık verdim. O ise hızla odadan çıktı. Düşüncelerimle baş başa kalmıştım şimdi. Bir yanım mutlu bir yanım ise hala korku doluydu. Unuttuğum,hatırlamak istemediğim yaşanmışlıklarım vardı ve bunları elbette yine hatırlayacaktım. Ya o zaman yine kendi dünyama kapanırsam. Ben ne kadar zamandır uyuyordum? Bir evim , bir ailem var mıydı? Tek bildiğim adım Kardelen… Nasıl buraya gelmiştim? Ne yaşamıştım bu kadar büyük,yıpratıcı? Yine çıkmaz soruların hepsini aynı anda düşünmeye çalışırken zorladığım zihnim kendini hatırlattı. Ağrıyan başımla derin bir nefes verirken biraz olsun rahatlamaya çalıştım. Fakat sanki beynimdeki damarlar birinin elinde, avuçlarının arasında sıkıyor gibi hissediyordum. Bakışlarım sevmediğim limon sarısına boyanmış duvara dalmıştı. Üstümde ki kıyafetlere ve koluma bağlanmış seruma bakılırsa hastanede olduğumu anlamak zor değildi. Ayrıca burnuma dolan hastane kokusunu nerede olsam tanırdım. Hastane… Ama ne hastanesi? Normal olmadığı kesin. Akıl hastanesinde olduğum ise kesinin daha üstü bir derecelendirmeye tabii tutulabilirdi. Başka nerede olacaktım? Yaşadıklarıma bakılırsa aklımı kaçırmış olmamdan başka bir yola varamıyordum bir türlü. Anlamak çok da güç olmamalıydı… Aklımı kaçırmıştım. Arkamda ki yastığı biraz dikleştirerek kafamı yasladım. Ben ne zaman çıkacaktım buradan? Peki çıksam nereye gidecektim? Bavulunu toplayıp giden hafızam ne zaman tatilini bitirip geri dönecekti? Sıkıntıyla oflarken daraldığımı hissetmeye başladım. Unutmak isteyecek kadar büyük ne gelmiş olabilirdi ki başıma? İşte bu soru beni çok korkutuyordu. Serumun takılı olduğu kolumun sızlamasıyla büktüğüm kolumu düz duracak hale getirdim. Acıyan yere bakmak üzere hastane önlüğünün kol kısmını yukarıya doğru yavaş hareketlerle sıyırmaktı amacım fakat gördüğüm şeyle keşke bunu yapmasaydım diye geçti aklımdan bir an. Diğer kolumu da hızla sıyırırken gördüğüm izlerle hareket edemedim. Kollarımda sayamayacağım kadar derin çizik izleri vardı. Bunlar ne zaman olmuştu. Ben mi kendime yapmıştım bunu? Kendime bunu reva görecek kadar ne yaşadım ben? Gözlerimden istemsiz akan yaşlara aldırış etmeden hastane önlüğünün kollarını geri kapattım. İçimde baş gösteren pişmanlığın tohumlarını söküp atmalıydım tam şuan da fakat yapamıyordum. Bu pişmanlık uyandığımdan dolayı mıydı? Kendime kurduğum peri masalının içinde bir tutsak mıydım yoksa gayet de huzurlu mu? Burada bulamadığım mutluluğu kendime bir peri masalı yaratıp orada mı buldurtmuştum? Sahi gerçek neydi? Kendi gerçeğimi seçmek elimde olsaydı bu bedende uyanmak istemezdim belki de. Derimi sökmek istercesine verdiğim zarara ve bıraktığım hasara bakılırsa ben bambaşka bir yerde bambaşka bir bedende de mi olmak istemiştim? Kendimi bu koca dünyaya sığdıramamışım anlaşılan… Kapının açılma sesiyle bakışlarım gelen kişiye döndü. Gelen Gediz’di. Hemen yüzümde ki ifadeyi silerek duygularımı sakladım. İçime gömdüm. Yüzünde ki tebessümle bana yaklaşarak yüzümü inceledi bir süre. -Birkaç tetkik yapmamız gerekecek. -Tamam. Yüzünde ki ifadeden başka bir şey olduğunu anladım. Bir eli ensesine giderken diğer eli beyaz doktor önlüğünün cebinde duruyordu. -Sorun ne? Uzun süre uyuduğumdan sesimi kullanmadığım için konuşurken sesim pürüzlü çıkıyordu. Hafifçe öksürerek gidermeyi umdum. -Gediz… Sorun ne söyler misin artık? Sıkıntıyla nefes verirken dudağını dişledi. -Sorun şu ki… Uyutmamız gerekecek seni tetkikler için. Sertçe yutkunmamla aceleyle konuştu. -Biliyorum korkuyorsun ama bu kontrollü bir uyuma olacak. Oraya gitmek istemediğin için zihnin kendini kapatmayacak bir daha. Söz veriyorum ne olduğunu anlamayacaksın bile. İçimi saran korkuya aldırmak istemedim çünkü Gediz’e güveniyordum. Beni anlayan , bana yardım eden birine güvenmeliydim. Tereddütün rengine büründü mavi gözleri. -Bana güveniyor musun? -Güveniyorum. Gözlerinin mutlulukla parladığına şahit olmamla derin bir nefes verdi. Ellerini birbirine vurarak harekete geçti. -Ufak bir miktar vereceğiz. Söz veriyorum uyandığında yine yanında olacağım. Güven veren bakışlarıyla korkumu bastırmaya çalıştım. Ellerine artık görmekten nefret ettiğim beyaz rengi eldivenleri geçirerek iğneye ilaç şişesinde ki sıvıdan çok az miktar aldı. İğneyi seruma batırarak saydam seruma sıvıyı aktardı. Tüm sıvıyı aktarmasıyla yavaş yavaş kararan gözlerimle içimde ki korku daha da artıyordu. Saçlarımda varla yok arası hissettiğim dokunuşla kulaklarımdan rüzgar esintisiyle eş değer olabilecek bir ses süzüldü. -Uyanacaksın deniz kızı… Hepsi geçecek. Söz veriyorum. “-Deniz kızı… Duyduğum ses aklımın kenarında köşesinde saklanmış gibiydi. Tanıdıktı fakat bir türlü çıkaramıyordum. Göz kapaklarımı zorladığımda yine açamadığımı fark etmemle uyuşan bedenimi zorladım. Tüm bedenimi esir alan korku beni ele geçirirken zihnim çırpınıyordu fakat bedenimde en ufak hareket yoktu. Uyanmak istiyordum. Gördüğüm karanlık beni boşluğuna daha fazla çekerken duyduğum sesi yarım yamalak algılayan beynimle odaklanmaya çalıştım. -Uyanma vaktin geldi artık. Aç gözlerini deniz kızı… Sesin Gediz’e mi yoksa bir başkasına mı ait olduğunu algılayamıyordu beynim. Gözümün önüne sürekli Gediz’in yüzünün gelmesiyle duyduğum ses görüntüsüyle örtüştü. Karanlık beni daha da kendine çekerken sonunda teslim oldum.” Aniden yattığım yerden doğrulurken nefes nefese kalmıştım. Ciğerlerim nefes darlığı çekiyormuş gibi hissediyordum. Soluklarımı düzenlemeye çalışırken gözlerim hızla etrafı taradı. Bulanık görüntüm birkaç dakika sonra biraz daha düzelmişti fakat hala net değildi. Biraz sonra odanın ışığının aslında kapalı olduğunu fark ettim ancak odaya loş bir ışık süzülüyordu. Bakışlarım ışığın geldiği yöne doğru kayarken pencereden sızan ay ışığına hayranlıkla baktım. Gecenin siyahlığında bembeyaz parlıyordu. Sanırım neden hayal dünyamda beyazı düşündüğümü anlamıştım. Ay o kadar muhteşem görünüyordu ki… Hayran olmamak elde değildi. Saflığın timsali olması boşuna değildi kesinlikle. Sağ tarafımda duvara dayalı duran kahverengi ikili koltuktan gelen sesle bakışlarım aniden oraya döndü. Hem odanın karanlık olması hem de hafif bulanık bakışlarımdan kim olduğunu göremesem de bir insan silüeti olduğundan emindim. Ellerimle gözlerimi ovuştururken biraz olsun görüşümün netleşmesini umdum fakat başarısız olmuştum. Kollarını birbirine dolamış kafası koltuğun arkasında öylece duruyordu bakışlarımın odağında ki silüet. Gördüğüm iri bedenin bir erkeğe ait olduğu kesindi. Sessiz oda da yankılanan düzenli nefes sesinden uyuduğunu düşündüm. Bu Gediz olmalıydı. Uyandığımda yanımda olacağını söylemiş hatta söz vermişti. Yüzümde oluşan tebessüme engel olamazken yattığım sedyede onu görecek şekilde sağ tarafıma yattım. Ellerimi başımın altına alırken bir süre sonra onu izlerken kapanan gözlerime engel olmadım. Çünkü içime yayılan güvene sebep bir şeyler vardı bu odada. Sanırım tam karşımda beni yalnız bırakmayan bu adamdı o güvenin kaynağı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD