6.Bölüm

1883 Words
"Güven, gözyaşı gibidir gözden düştü mü bir daha geri gelmez." Kendi ellerinle sana olan güvenimi paramparça ettin. Burada suçlu sana bu kadar kısa sürede güvenen ben miydim yoksa o güveni tuzla buz eden sen mi? İkimizde suçluyduk. Fakat hangimiz daha suçluydu? -Sana güvenmemeliydim. Fısıltıyla dökülen kelimelerin anlamı çığlık gibiydi. Bağırmama bile gerek yoktu… -Yapma. -Ben değil sen yaptın. -Tam sonuna geldin şimdi pes mi ediyorsun? Dediği şeyle dudaklarım kıvrıldı. Sakinleşmiştim. Hırçınlığımın yerini durgunluk almıştı. Çünkü duygularım yerini akıl ve mantığıma bırakmıştı. Başından beri yapmam gerekirdi oysaki bunu. Duygularla değil mantıkla hareket etmeyi… -Ben değil. Sen pes edeceksin. Anlamamış olacak ki kaşları çatıldı. -Ne? -Bu savaşın bir kazananı yok. Olmayacakta. O yüzden şimdi git. Sertçe yutkunurken hayretle yüzüme baktı. -Gideyim yani? İşaret parmağıyla beni gösterirken hedefime ulaşmama az kalmıştı. Onu kışkırtıyordum. Tüm gerçekleri kendi ağızıyla söyleyecekti bir bir. Pes ettirecektim ona. -Senin için neleri göze aldığımın farkında bile değilsin. Sesi git gide yükselirken samimiyetten çok uzak gülümsememle amacıma ulaşmak üzere devam ettim. -Umurumda değil. Bu senin sorunun. Sertçe yutkunurken gözleri tam gözlerime odaklanmış bir saniye bile ayrılmıyordu. -Haklısın benim sorunum. Onayladığımı belirtircesine kafamı salladım. -Neden bunu yapıyorsun? Aniden sorduğu soruyla sinirime engel olmak için dudaklarımı dişledim. -Bunu bana sen mi soruyorsun? Asıl sen neden yapıyorsun? Neden uyurken odama birileri geliyor? Sen arkamdan iş çeviriyorsun ve ben bunun gayet de farkındayım. O sessizliğini korumaya devam ederken sakin adımlarla aramızda ki mesafeyi kapatarak tam önünde durdum. -Aslında asıl soru ne biliyor musun? Yüzüne bakmak için hafifçe kafamı kaldırmamla beklentiyle bakan gözleriyle karşılaştım. -Sen kimsin Gediz? -Bunu kaç kere söylemem gerekiyor. Sadece yardım- -Neden geldiğini sormuyorum. Kim olduğunu soruyorum. Kimsin sen? Gözleri çıkmazda olduğunu ele veriyordu. Yakaladım seni Gediz. Kaçışın yok. -Sen çok güçlü bir kadınsın deniz kızı. Söylediği şeyle afallamıştım. Konudan uzaklaşıp başka yöne çekiyordu her seferinde. Fakat bu sefer izin vermeyecektim. -Konuyu saptırma. Soruma cevap ver. -Korkuyorum. Beni şaşırtmaya devam ediyordu. Anlamıyordum onu. Şuan konunun tam ortasında mıydık yoksa dışında mı? -Neyden? -Söylersem kaldıramayacağından. Bir şeyleri yıkmaktan. Seni o enkazın altında bırakmaktan. Çatılan kaşlarımla ne dediğini anlamaya çalışıyordum. Neyi kaldıramayacaktım? -O gün… Camın çatladığı günü hatırlıyor musun? -Evet. Ben korkuyorum ama sen neden bu kadar korkuyorsun Gediz? Neden benim sonuçlarım senin nedenlerin oluyordu. Korkma nedenlerin… -Sana farkında olmadığın bir şeyi söylemiştim. Sen her şeyin beyaz olduğunu sanıyordun ama saçın ve gözlerinin rengi kahverengi demiştim sana. Tekrar o güne gitmemle yutkunurken içimi aynı korku kaplamıştı. -Hatırlıyorum. Titreyen sesimle bir süre duraklarken derin bir nefes verdi. -Söylediğim,farkına varmanı sağladığım şeyin ne kadar küçük olduğunu ama etkisinin ne kadar büyük olduğunu kendin gördün. Kendi gözlerinle gördün deniz kızı. Gözlerimi gözlerinden ayırarak odada gezdirdim. Onu dinlemek istemiyordum. Duymak istemiyordum. Her yeni bir şey söylediğinde yıkıma uğruyordum çünkü. -Sana kim olduğumu söylersem… Buradan çıkacağına söz verebilir misin? Boğazıma oturan yumruyla yutkunmaya çalıştım. Acıyan gözlerim yeni gözyaşlarının habercisiydi. -Ben- Sözümü hızla kesti. -Sadece söz ver deniz kızı. Bunu yapabilir misin? Beklentiyle yüzüme bakıyordu fakat benim ne kadar arafta kaldığımı da görüyordu. Ama ben arafı çoktan geçmiştim. Yanıyordum. Cehenneme düşmüştüm ve sonum belli değildi benim. Vereceğim cevap benim yıkımım olacaktı. Her türlü… Kaçışım,başka çarem yoktu. Ne söylersem söyleyeyim, nereye gidersem gideyim… Hep acı çekecektim. Acıdan, yanmaktan başka seçeneğim yoktu benim. Cehenneme düşenin yanmaktan başka kaderi olur mu? Kader yeni baştan yazılmazdı. Yanacaktım. Benim için yazılan alınyazısından, derimi söküp atsam kurtulamazdım bu saatten sonra. -Söz. Bir anda dudaklarımın arasından çıkan kelimeyle başını onaylarcasına salladı. Elini bana doğru uzatırken hala gözlerinin odağı gözlerimdeydi. -Elimi tutacaksın ve ne olursa olsun bırakmayacaksın. -Neden ki? Şüpheyle sorduğum soruyu yanıtladı hızla. -Çünkü bu enkazın altında seni tek başına bırakmayacağım. Beraber taşıyacağız bu yükü. Bir uzattığı eline bir ona baktım kararsızlıkla. Bir kere çıkmıştım bu yola. Geri dönmeye cesaretim de yoktu… Elimi kararsız bir şekilde avucuna bıraktım. Elimi kavrayarak birbirine mühürlercesine sıkıca tuttu. -Korkuyorum. -Ben de korkuyorum deniz kızı. -O zaman doğru yoldayız. Söylediğim şeyle hızla dudakları kıvrılırken derin bir nefes aldı. -Bence de. Kısa süren sessizliğin ardından söyleyeceği gerçeklerin beni sonuma götürmesini bekledim. Bu yıkım belki de bir başlangıç olurdu benim için. -Duymaya hazır mısın? -Evet. Kalbim hızla çarparken söylediği şeylerin gerçekliğinin farkına varan beynimle o camlar çatlayacaktı. Benim algıladığım her gerçek için çatlayan camlar en sonunda kırılacak, camdan duvarlar tuzla buz olacaktı. Korkmam gayet normaldi bence… -Ben doktorum. -Ne doktoru? Aniden söylediği şeyle şaşkınlıkla baktım. Kararsızca ama bir o kadar da güven ve cesaretle bakan maviliklerinde boğulmaya başladığımı hissettim. Boğulacaktım da zaten… Bunun sonum olacağını bile bile devam etmesini bekledim. -Psikiyatri. Kuruyan dudaklarımı ıslatırken soluk alışverişlerim hızlanmaya başlamıştı. Duyduğum yüksek sesle olduğum yerde sıçrarken camın çatlamaya başladığını anladım. Elimi elinden çekmek için yeltendiğimde sıkıca tuttu. -Elimi bırakma demiştim. -Tamam. Tamam anladım. İstemsizce oldu. Kısılan gözleriyle yüz mimiklerimi inceledi. -Beynin tepki gösteriyor. Sakin kalmaya çalış. Sakin kalmam mümkün değildi artık. Onaylarcasına kafamı sallamamla devam etti benim sonumu getirmeye. -Sana yardım etme sebebim bu yüzdendi. -Deliyim yani ben lafı oraya mı getiriyorsun? Ciddileşen ifadesiyle dikkatle baktı bu sefer. -Emin olduğum tek şey benden bile daha zeki olduğun deniz kızı. Kaşlarım hayretle havaya kalkarken neden böyle dediğini algılamaya efor sarf etmedim. Çünkü buradan çıkmam için lazımdı bana kalan akıl kırıntılarım. -Devam et Gediz. Çünkü beynim algılarını kapatacak gibi hissediyorum. Ayaklarımın altında ki zeminin titrediğini hissediyordum. Gözlerimi sıkıca kapatarak devam etmesini bekledim. -Aslında burada değilsin. Dedikleriyle kapanan gözlerim hızla açıldı. Sözleriyle kalbime sapladığı hançer her yeni kelimesiyle daha da derine gömülüyordu sanki. Başımda hissettiğim korkunç ağrı ve sesle boştaki elim kafama gitti. Canım yanıyordu. -Ne demek burada değilsin. -Burada kimse yok. Ne sen ne ben ya da diğer insanlar… Kimse yok. Hatta böyle bir yer yok. Büyük bir gürültüyle çatlayan camların sesi beynimin içinde yankılanıyordu. Sanki yıldırım düşmüştü olduğum yere. Acıdan soluğum kesilirken zor çıkan sesimle sordum. -Burası neresi Gediz? Elimi tutmayan diğer elini kafamın üzerindeki elimin üzerine koyarak destek oldu. -Hatırlamaya çalış deniz kızı. Acıyla inlerken damarlarım yırtılıyormuş gibi hissediyordum. -Hatırlamıyorum. -Dünya üzerinde böyle bir yer yok. Çatlayan bütün camlar benim canımı yakıyordu. -Neresi o zaman burası? -Senin hayalin. Büyük bir gürültüyle parçalanan camların yere düşme sesiyle sanki beynimin içinde şimşekler çakıyormuş gibi hissettim. Her cam kırığı etime batıyormuş gibi bir acıydı bu… -Ne? Güçsüzce çıkan tek kelime… -Sakin ol deniz kızı. Çıkacağız. Hatırlamaya çalış. Elimi elleri arasından çekmeye çalışıyordum ama bırakmıyordu. İstemsizce çekiyordum elimi. Bırakmaktan korkuyordum oysa ki… Gözyaşlarım hızla akmaya başlarken parçalanan diğer camların sesiyle çığlık attım. -Hatırlamıyorum Gediz hatırlamıyorum. Çıkar beni buradan lütfen. -Çıkacaksın. Odaklan sadece. Dediği şeyi yapmam çok zordu. Kendi sesimi bile duyamıyordum camların sesinden. Canım o kadar yanıyordu ki… Başka hiçbir şey düşünemiyordum acımdan. Zordu ama yapabilirdim. Başka çarem yoktu. Söylediği sözleri tekrar zihnimden geçirmeye çalıştım. Hayalin demişti. Burası benim hayal dünyam mıydı? Nasıl oluyordu tüm bunlar? Odaklanırken düşünmeye de çalışıyordum. Hatırla… Hatırla… Gerçek neresi? Burası neresi? Kimdim ben? -Burası nasıl benim hayal dünyam oluyor? -Renkleri düşün. Burası sadece beyaz çünkü görmek istemiyorsun başka renk. Saflığın rengini seçmişsin. Ne yaşadın bilmiyorum ama çektiğin acı seni buraya hapsetmiş. Bir travman olmalı. Korumaya almışsın kendini. Ağzından çıkan her cümle beni sona bir adım daha yaklaştırıyordu. Buraya kendimi hapsedecek kadar ne yaşadım ben? Renkleri düşün…Düşün… -Kahverengi vardı… Gözlerime o kadar büyük beklentiyle bakıyordu ki… Buradan kurtulacağıma benden daha çok inanıyordu. -Mavi… Kırmızı… Yeşil…Mor… Her hatırladığım renkle beynimin içinde kırılan camların sesi yankılanıyordu. -Evet bak gördün mü? Oluyor işte. Şimdi buradan çıkacağız tamam mı? Ağlamam daha da şiddetlenirken sadece dediklerini yapıyor, onaylıyordum. -Gediz… Söyle dercesine bakmasıyla bir süre durdum. -Ya bu da rüyaysa? Maviliklerinin içindeki siyah noktanın anbean büyüdüğüne şahit oldum her geçen saniyede… -Ama hiç birinde bu kadar sona yaklaşmadın değil mi? Kafamı onaylarcasına salladım. -Yaklaşmadım… -O zaman gerçek olduğuna inan ve kurtar zihnini buradan. Özgür bırak ruhunu deniz kızı. Yaşadığım her şeyin bir rüya olmaması için içimden yalvarıyordum. Gerçeğin bu olduğuna inandırmaya çalışıyordum kendimi. Bir anda değişen ortamla etrafıma baktım hızlıca. Şaşkınca etrafıma bakınırken elimi tutan Gediz’in hala burada olduğunu görmemle içim bir anlığına da olsa rahatladı. Az önce odadayken şimdi büyük alandaydık. Camların olduğu yerde… Hepsi kırılmış,tüm rüzgar içeri süzülüyordu. Tüm bedenim esen havayı hissediyordu artık… Gediz’in sesiyle hızlıca ona döndüm. -Ne oldu? -Odadayken bir anda buraya geldik. Fark etmedin mi? Sorumla dudakları kıvrıldı. -Ben senin bana anlattığın kadarını bilebilirim sadece deniz kızı. Burası senin kurduğun hayali dünyan. Buraya gelmemizin sebebi de… Merakla dinlerken bir süre durdu. Gözleri parlıyordu. -Bahsettiğin odalar vardı ya hani… Hepsi yıkılmış olmalı zihninde. Bir tek burası kaldı. Bu odadan kurtulduğun an bu hayal bitecek. Akan gözyaşlarımı durduramazken dedikleriyle tüm duygularım birbirine girip bir anda yumak oldular sanki. Acı,endişe,mutluluk,hüzün… Hepsini aynanda hissedebilir miydi bir insan? Elleri arasındaki elimi hafifçe sıkmasıyla kendime geldim. -Başa bir şey düşünmemeye çalış. Başka hayal yok tamam mı? Başımı onaylarcasına sallarken aklıma takılan şeyi sordum aniden. -Peki burada yaşayan onca insan… Hepsi benim uydurduğum kişiler miydi? -Hayır. Elbette değil. Onlar daha önce tanıdığın, saliselik bile olsa gördüğün insanların yüzleri. Etrafıma kısaca göz attıktan sonra bakışlarım tekrar onu buldu. -Kimse kalmadı yani şimdi… Elimi tutan eli güven verircesine daha da sıkı tuttu. -Ben buradayım. Yanındayım… -Yanımdasın… Tam ağzını açacağı sırada arkamdan gelen sesle hızla o tarafa döndü bakışlarım. -Sonunda beni özgür bırakıyorsun. Şaşkınlıkla bir süre sesim çıkmadı fakat en sonunda konuşabildim. -Kardelen… Ama sen… Sen nasıl buradasın? Gediz’in elini bırakıp yanına gideceğim sırada buna izin vermedi. -Deniz kızı? -Gediz o hala burada. Bırak lütfen… -Eğer şimdi gidersen her şey en başa dönebilir. Onunla Kardelen arasında giden bakışlarım yanıma gelen Kardelen’de durdu. Elimi Gediz’in elinden çekmeden boylarımızı eşitlemek için eğildim. -Gitmen gerek. Gülen sevimli suratına şaşkınlıkla ve ağlayarak bakıyordum. -Seni burada bırakamam. -Burası diye bir yer yok. -Sen de gel. -Ben zaten hep seninle geleceğim. Şaşkınlığımla beraber gözyaşlarımın hızı daha da artarken ne demek istediğini anlamıyordum. -O nasıl olacak? Söylediğim şeyle iyice genişledi gülümsemesi. -Ben aslında hep seninleydim. Ben sendim Kardelen. -Ne? O ne demek? -Ben sendim demek. Senin küçüklüğün olan Kardelenim ben hatırlasana. Çok kırmışlardı bizi. Ama şimdi iyileştik. O yüzden buradan gitme vaktin geldi. Beni özgür bırakman lazım. Dediği şeylerle öylece suratına bakıyordum allak bullak olan ifademle. -Yani sen… Sen aslında ben miydin? Benim küçüklüğüm mü? Kardelen ben miydim? -Evet… Biz iyileştik. Minik elini tam kalbimin üzerine koydu ve orada durdu. -Ben hep burada olacağım. Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımı minik parmaklarıyla sildi. -Beni , küçük Kardeleni iyileştirdin. Şimdi sıra sende. Yani büyük Kardelen’de. Git ve iyileştir kendini,bizi. Sadece başımı sallamakla yetindim. Sanırım aklımı kaçırmıştım. Bunca zamandır konuştuğum aslında benim incinmiş küçüklüğüm müydü yani? Benim bir adım vardı. Kardelendim ben. Tek elimle sıkıca boynuna sarıldım. -Söz çok iyi bakacağım bize. Yavaşça ayrılmamla hala elimi tutan Gediz’e döndüm. O sadece benim sesimi duyuyordu değil mi? -Deli olduğum konusunu bir daha yatır bence masaya… Hafifçe gülerken kafasını yana eğdi yavaşça. -Kendi kendini iyileştiriyorsun demek… Burnumu çekerken gözyaşlarımın bir sonu olmadığını anlamıştım. Kırılan cama daha da yaklaşırken tam önünde durduk. -Hazır mısın? Kardelen… Adımı ilk defa söylemesiyle gözlerine baktım. Kıvrılan dudaklarıma engel olamazken sessizce ama bir o kadar da kararlı şekilde mırıldandım. -Hazırım. Hadi bitirelim şu işi. Elimi tutan eli beni hızlıca kendine doğru çekerken camdan aşağısına baktım. Uçurum… Buradan atlarsam ölecektim. Ama kendi kurduğum dünyamda. Yani sonum aslında başlangıcım olacaktı… Derin bir nefes alırken bir anda ellerim arasında hissettiğim boşlukla yanıma baktım hızlıca. Gediz yoktu. Sanırım bunu tek başıma yapmam gerekiyordu. Kendi başlattığım bu işi yine kendim bitirmem gerekiyordu. En başından beri olduğu gibi… Derin bir nefes verirken son kez arkama baktım. Hayallerime, kurduğum, hapsolduğum dünyama… Küçüklüğüm… Minik Kardelen öylece durmuş gülümseyerek bana el sallıyordu. Küçüklüğümü bırakıp büyüme vakti gelmişti artık. Son kez el sallayıp önüme döndüm ve daha fazla düşünmeden kendimi boşluğa bıraktım. Artık özgürdüm. Kuş ölür sen uçuşu hatırla…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD