“Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında;
sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa. Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa; al demiş: Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına... Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de, yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu. Bir gün gelmiş, suya varmış yolu bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını...”
Boş gözlerle etrafıma bakıyordum. Her şey bir anda o kadar boş gelmeye başlıyordu ki. Hayatın bir anlamı olup olmadığını sorgularken buluyordum kendimi. Uyandığıma sevinmeli miyim yoksa durum tam tersi mi olmalı emin değildim açıkçası.
Unutmak bir insana verilebilecek en büyük nimetti bence. Şimdilik zihnimin tozlu raflarına kaldırdığım o anılar üzerlerinde ki tozu atıp geleceklerdi geri. O zaman ne yapacaktım peki? Tüm kötü yaşanmışlıklar beni bu kadar yıpratmışken hatırlarsam bir daha ne yapacaktım ben? Uyan demesi kolaydı. Uyandıktan sonrası daha da cehennem gibi gelmeye başlamıştı şimdi.
Daldığım yerden kapının açılmasıyla sıyrıldım. Gözüm duvarda ki saate kaydığında sabah 9 olduğunu gördüm. Yaklaşık yarım saat önce uyanmıştım fakat dün gece koltukta yatan Gediz olduğuna emin olduğum kişi yoktu. İşleri yoğun olmalıydı. Doktor olmak zor işti sonuçta…
Odaya pembe önlüklü bir hemşire elinde küçük bir tepsiyle girdi. Biraz daha yaklaştığında metal tepsinin içinde iğne ve küçük ilaç şişeleri olduğunu gördüm. Diğer elinde de dolu bir serum vardı. Gözlerini gözlerimden hızla kaçırarak temas kurmamızı engelledi.
Biten serumun yerine yenisini takarak benim bilmediğim başka bir şeyleri daha kontrol etti.
Göz bebekleri kocaman açılmış sertçe yutkunuyordu. Benden korktuğunu düşünmeye başlamıştım. Benden korkuyor olamazdı herhalde…
Kaşlarım çatılırken durumu anlamaya çalışıyordum. Odada oluşan sessizliğin yarattığı gerginliği gidermek için konuşmaya karar verdim.
-Biraz dışarı çıkmam mümkün mü? Çok bunaldım da odada.
Soruma cevap vermemesiyle şaşırırken hareketleri hızlandı fakat eli ayağı o kadar birbirine karışmıştı ki elinde ki birkaç şey yere düştü. Hızla eğilip düşenleri toparlamaya çalıştı.
-İyi misiniz? Bir soru sormuştum az önce ama…
Gözlerime kaçak bir bakış atarak hızla yerdeki şeyleri toplayıp gitmeye yeltendi.
-Beni duymuyor musun?
Hayretle çıkan sesim üzerine hızlıca birkaç şey geveledi.
-Sizinle konuşmam yasaklandı hanımefendi. Geçmiş olsun.
Aceleyle çıkarken arkasında ağzı bir karış açılmış bir ben bırakmıştı. Yasak mı? Bir hemşirenin hastayla iletişim kurması kadar doğal ne olabilir Allah aşkına? Şaka mı bu?
Etrafa anlamsız bakışlar atarken olayı hala anlamaya çalışıyordum. Bu nasıl bir şeydi böyle ? Yüzüm yaşanan anlamsız diyalogla buruşurken hala etrafıma anlamsızca bakıyordum. Bu kadar saçma bir şey duymamıştım sanırım… Tamam deliyiz de bizimde bir kalbimiz var neticede. Kırılıyordu,alınıyordu canım!
Bir süre sonra uyuşmaya başlayan bedenimle ne olduğuna anlam veremedim. Elimi oynatmaya çalıştım fakat mümkün değildi. Bedenim kaskatı kesilmişti. Ağzımı açıp bağırmaya çalıştım fakat mümkün değildi. Sesim çıkmamıştı bile. Bedenim ufak bir titreme dalgası yaşarken gözlerimi kapatmamak için verdiğim savaşı kaybettim. Gözlerim kapanmıştı ama bilincim açıktı.
Bedenim sanki bana ait değil gibiydi. Hissedemiyordum bile… Kapı açılma sesi duymamla biraz olsun heyecanlanmıştım ama yardım istemem mümkün değildi.
Fakat gelen doktor veya hemşireyse terslik olduğunu rahatlıkla anlarlardı. Bu yüzden sakin olmam gerekiyordu.
Odaya tanıdık gelen kokunun yayılmasıyla kalbimde yer edinen endişe buhar olarak uçup gitti.
Bu Gediz’in kokusuydu…
Adım sesleri yanıma yaklaşırken yüzümde hissettiğim soğuklukla zihnim irkildi fakat bedenim aynı tepkiyi yansıtmadı.
Burnumu silmesiyle o soğukluğun mendil olduğunu anladım.
-Neden burnun kanıyor sürekli anlayamıyorum?
Kulaklarıma dolan ses beni bir an için tereddütte bıraktı. Ayırt edemiyordum sesin Gediz’e ait olup olmadığını.
Bir süre burnumu sildikten sonra yüzümden uzaklaşan peçeteyle kanamanın durduğunu düşündüm.
Derin bir nefes bıraktıktan sonra saçlarımda hissettiğim ellerle yutkunma ihtiyacı duydum fakat yapamadım.
-Uyan artık deniz kızı.
Yalvarırcasına çıkan mırıltılı sesi beynim Gediz’in sesiyle örtüştürüyordu. Burnuma dolan onun kokusu olduğuna göre o olmalıydı. Beynim sesini algılamakta güçlük çekebilirdi fakat bu kokuyu asla unutamazdım. Gediz’e ait kokuyu…
Tekrar duyduğum kapı sesiyle başka birinin daha geldiğini anlamıştım. İçeri giren kişinin adım sesleri birkaç saniye sürdü yalnızca.
-Bakıyorum buradasın yine.
Duyduğum kadın sesi tanıdık gelmişti. Daha önce yine uyurken geldiğini hatırladım bir anda. Ben uyurken gelmişti o zaman yine…
-Aklım sürekli burada.
Gediz’in sesiyle hızlanan kalbime engel olamamıştım.
-Bir evin olduğunu hatırlatmalı mıyım?
Kadının gülerek sorduğu soruya o da gülmekle yetindi.
-Yıldız hocam… Ne zaman uyanacak sizce?
Zaten uyanmıştım. Fakat o an durumun ne olduğunu algılayamadı yorgun beynim. Tetkiklerin bitmesine rağmen uyanmamamı mı kastediyordu ? Ters giden bir şeyler olduğunu düşünmek istemedim o an. Hızlıca tekrar şu ana odaklandım.
Demek ki kadının adı Yıldız’dı. Hocam dediğine göre o da doktordu anlaşılan.
Yanıma doğru yaklaşan adım sesleriyle buraya doğru yaklaştığını tahmin ettim.
-Bak. Bunu daha önce de konuşmuştuk. Biliyorsun durumu…
Kadının dediklerine karşı sıkıntılı bir nefes bıraktı.
-Biliyorum. Hem de o kadar iyi biliyorum ki… Gördüğüm onlarca hastaya rağmen sanki ilk defa karşılaştığım bir durummuş gibi tepki vermem beni de deli ediyor. Nedenini niyesini bilmiyorum…
-Konu o olunca bildiklerini unutuyorsun.
-Farkındayım. Ama engelleyemiyorum da.
İsyan edercesine çıkan sesine sarılmak istedim. Neden hala ümitsiz gibiydi ki sesi? Sandığımdan daha da kötü durumdaydım anlaşılan. Fakat bana ne söylüyor ,ne de hissettiriyordu.
Bana benden daha çok üzülmesi,güvenmesi beni bir şeyleri başarmak için daha da isteklendiriyordu.
Geçen sürenin ardından sessizlik odaya sis gibi çökmüştü. Adının Yıldız olduğunu öğrendiğim doktorun çıktığını anladım duyduğum kapı sesiyle.
Çünkü yakınımda duran Gediz’in solukları ve kokusu bir an olsun azalmamıştı.
Uzun bir sürenin geçtiğini tahmin ettiğim sırada gözlerimi açabildiğimi fark ettim. Fakat bedenim hala felçli gibiydi. Gözlerim hariç hiçbir yerimi oynatamıyordum.
Açılan gözlerimle görüşümün yine bulanık olduğunu fark ettim. Kısılan,bulanık gözlerimle gördüğüm tek şey tavandı.
Odada ki ölüm sessizliğinden tek kaldığımı anladım. Gediz hangi ara gitmişti ki?
Endişeye kapılmamaya çalışarak kasılan bedenimi daha fazla kasmanın aleyhime olacağını anlamıştım. Sakinleşen hislerimle rahatlamaya başlayan kaslarım sonunda oda sıcaklığına yeni çıkarılmış bir buz yavaşlığında çözüldü.
Tüm bedenim biraz olsun kendine gelmişti. Kemiklerimdeki ağrılar kendilerini hatırlatmak istercesine baş gösterdiler.
Derin nefesler alıp verirken sonunda netleşen görüşüm biraz olsun iyi hissettirmişti kendimi.
Odanın kapısının birden açılmasıyla kafamı ani bir hareketle o tarafa çevirdim. Yaptığım hareket sonucu canım yanarken acı dolu bir inleme döküldü dudaklarımdan.
Yanıma hızla gelen kişi önümde durunca aşinası olduğum mavilikler endişeyle karşıladı beni.
-İyi misin? Canın çok yanmış olmalı.
Biraz daha yaklaşmasıyla bedenimi ele geçiren ürperti elini boynuma değdirmesiyle iyice şahlandı. Kafası boynuma doğru eğilince yakınlığından dolayı burnuma dolan kokusu beynimde hedeflediği yere ulaşmadı. Kaşlarım durumun garipliğiyle çatılırken mırıldanarak sormaktan alıkoyamadım kendimi.
-Parfümünü mü değiştirdin?
Sorduğum soruyla hafifçe güldü.
-Hayır. Neden sordun?
-Bilmem. Değişik geldi bir an.
Her zaman ki kokusundan farklı gelmişti sanki. Ne saçmaladığımı fark etmemle daha fazla rezil olmadan sustum. Kaç gündür tanıdığım adamın kokusundan bana neydi acaba?
-Nasıl hissediyorsun? Ağrıların olmalı.
-Evet ağrılarım var. Ama başka şeylerde var. Neden burnum kanıyor ya da istemediğim halde sanki tüm bedenim kilitleniyor gibi kasılıyor?
Sorduğum şeylerle önce gözlerinde şaşkınlığın emareleri dolandı fakat bir süre sonra gözleri kısıldı. Düşünüyor gibiydi. Onun zaten bunları biliyor olması gerekmiyor muydu?
Eli ensesine giderken bir süre daha durdu. Fakat açılan kapıyla ikimizin de bakışları o tarafa döndü.
-Hocam acilden çağırıy-
İçeri gelen pembe önlüklü , daha önce hiç görmediğim hemşirenin sözünü hızla ama bir o kadar da soğuk bir sakinlikle kesti.
-Buraya Sanem’den başkasının girmemesi gerekiyor biliyorsun.
Kafasıyla dışarıyı işaret etti.
-Dışarda bekle geliyorum hemen.
Söyledikleriyle kaşlarım çatılırken oldukça genç görünen hemşire kız utanıp özür dileyerek hemen çıktı.
-Neden başkası giremiyormuş?
Merakla sorduğum soru üzerine ellerini üzerindeki beyaz önlüğünün iki yanında ki ceplerine yerleştirdi. Gözlerinde ki keskinlik bir anda içimi ürpertirken sanki aramıza saniyeler içinde buzdan duvarlar örmüştü. Değişen yüz ifadesine rağmen hafifçe dudakları kıvrıldı fakat o kadar soğuk bir gülümsemeydi ki bu içim buz kesmişti. Yanıma yaklaşarak tam önümde durduğunda oturduğum sedyede geriye çekilmemek için kendimi zor tuttum. Sarmaşık gibi yüreğimi kaplayan korkunun kökü onun gözlerinden geliyordu.
-Senin iyiliğin için. O yüzden şimdi sakince otur ve…
Önlüğünün cebine soktuğu elini çıkararak parmağının ucuyla hafifçe burnuma vurdu.
-Beni bekle. Hemen dönerim.
Sertçe yutkunurken dediklerine karşı ağzımı açıp bir kelime bile edememiştim. Başımı onaylarcasına sallamakla yetinirken o hızla çıkarak odayı terk etmiş,beni tüm bilinmezliklerle baş başa bırakmıştı.
Neden tam sana güveneceğim zaman beni uçurumdan itiyorsun Gediz? Uzattığın yardım elini tuttuğum sırada aniden geri çekip,beni arafta bırakıyorsun.
Bir anda aramıza mesafeler açıyor sonra o mesafeler dağ oluyordu. Ona asla yaklaşmamayı aklımın bir köşesine kazıdım. Sadece ona değil kimseye yaklaşıp güvenemezdim bu saatten sonra. Ben tek başımaydım, tıpkı bu yola çıktığım ilk günkü gibi.