Tırabzanlara tutunarak sonunda geldim katıma. Anahtarı çantamdan alıp, saçlarımı yüzümden ittiğimde kapımın önünde gördüğüm kişiyle öylece kalakaldım. ''Kaan?'' ''Selam yenge.'' Şaşkınca yanına adımladım, yüzü gözü kan içindeydi. Ayakta bile zor duruyordu. ''Bu hâl ne lan?'' ''Düştüm yenge ya.'' ''Belaya düşmüş gibisin Kaan, görüyorum.'' Sırtını duvara yasladı düşmemek için, Kaan çok zayıf bir gençti kemiğinin duvara değme sesini bile duymuştum. ''Hadi hastaneye gidiyoruz.'' ''Yenge hastanelik bir şeyim yok, sevmiyorum zaten sen düzletirsin sağımı solumu.'' ''Abin de sevmezdi.'' Hemen kapıyı açıp koluna girdim, ''Gir içeriye serseri.'' Salona geçtik, ''Oturmamayım yenge kan olur şimdi buralar.'' ''Otur şuraya çocuk, fazla da konuşma.'' Kanepeye oturup başını yaslayarak kapadı

