6. BÖLÜM KÜÇÜK İTİRAFLAR

3071 Words
6. BÖLÜM Göğsümün kıyısına sertçe çarpan bir duygu vardı. Sancak gözlerimin içine baka baka “Bana abi deme,” dedikten sonra oluşan rahatsız bir histi. Bu duygunun adı heyecan mıydı, merak mıydı yoksa bambaşka bir şey miydi, bilmiyordum. Sadece kalbimi alt üst ediyordu. Bu yüzden o sözlerden sonra yüzüne bile bakamamıştım.Tamam gibisinden bir şeyler gevelemiştim sadece. Neyse ki o sırada Fatih abi ve Başak yanımıza gelmiş ve içine düştüğüm tuhaf durumun son bulmasını sağlamışlardı. Onlar gelince ayaklandım. “Gidelim artık Başak.” Sözlerim üzerine ikisi de bozulmuştu özellikle Başak ama şu an gerçekten gitmem gerekiyordu. Sözlerini sindirmem ve durumu Başak’la konuşmalıydım. Başak tam itiraz edeceği diyeceği sırada yüzüme baktı ve bir şeyler olduğunu anında çaktı. Beni bu kadar iyi tanıyan bir arkadaşa sahip olduğum için gerçekten şanslıydım. “Evet ya daha fazla geç olmadan gidelim biz,” diyerek beni desteklediği için onlar da fazla bir şey diyemedi. Başak’la ikisini orada bıraktık ve bisikletlerimize atladık. Pedal çevirmeden önce başımı kısa bir süreliğine arkaya çevirdim. Sancak ile göz göze geldiğimizde benim telaşımın aksine sakin bir gülümsemeyle başını eğdi. Gülümsemeye çalışırken başımı hızlıca önüme çevirdim. Buradan uzaklaşmam gerekiyordu. Pedal çevirmeye başladığımda nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Başak hemen arkamdan beni takip ediyordu. Fazla sabretmeyeceğini bildiğim için onlardan iyice uzaklaştıktan sonra fren yapıp durdum. Arkama baktığımda Başak’ın epeyce geride olduğunu gördüm. Birkaç dakika içinde yanıma geldiğinde nefes nefese kalmıştı. “Kızım deli misin sen ya? Sana yetişeceğim diye az daha düşecektim.” “Of ne bileyim ya dalmışım.” Gözlüklerini başına taktı. “Hemen dökülüyor musun yoksa erken kalkmamıza neden olduğun için başının etini yiyeyim mi?” “Sancak bana abi deme dedi.” Pat diye söylediğim sözler üzerine “Oha,” diye bağırdı. “Şaka mı yapıyorsun sen?” Başımı iki yana doğru salladım. “Yok valla, gözlerime baka baka bana artık abi deme olur mu dedi.” Eliyle ağzını kapattı. “Vay Sancak abi vay.” Başak bile bu duruma bu kadar şaşırdıysa benim tepkim normaldi. “Ee sen ne dedin?” “Ay dilimi yuttum, ne diyeceğimi bilemedim.” “Ama ben anlamıştım bakışlarından, inceden bi yanık o sana.” “Of abartma,” desem de yüzümü ateş bastı. Öyle miydi gerçekten? “Abartması mı kalmış kanka ya? Adam açık açık abi deme lazım olur demiş.” “Başak ya,” dedim sinirle. “Anlattığıma pişman etme.” “Helal olsun be, açık açık söylemiş adam gibi adam.” “Ay bayılacağım,” diye bağırdım. “Başak yıllardır abi dediğim ve abimin bir zamanlar kavgalı olduğu adamdan bahsediyorum.” “Aynı zamanda, “diyerek araya girdi. “Bir zamanlar hayran olduğun adam.” “Neyse ne sonuç olarak ne abim ne annem ondan hoşlanmıyor.” Gözlerini devirdi. “Annen kimden hoşlanıyor ki ona kalsa evde kalırsın.” Eh, haksız sayılmazdı. “N’apacağım ben?” Omuz siktiğinde “İçinden geleni,” dedi rahatça. O sırada telefonu çaldı. “Babam arıyor. Eve dönme saatim gelmiş.” “Sen git, ben biraz gezeceğim.” “Akşam gelirim sana, sepeti de getiririm. O zamana kadar sen de sakinleş biraz. Dünyanın sonu gelmiş ifadesini de sil yüzünden.” Ona dil çıkardım. “Akşam detaylı konuşacağız, hadi kaçtım ben.” Başak giderken bende bisikletime atladım ve etrafta dolaşmaya başladım. Gözümün önünden gitmeyen gözleri ve kulağımda çınlayan sözleri de bana eşlik ediyordu. Her şey bir yana, çok güzel gözleri vardı. İç çektim. Çok da güzel bakıyordu. Hep böyle mi bakıyordu bana? Yoksa yeni bir şey miydi? Hiçbir fikrim yoktu. Bir cümle ve tek bir bakışla tüm sistemimi bozmuştu. “Gülce?” Adımı duyunca durdum. Eleni’nin Yeri’nin tam önünde olduğumu fark ettim. Seslenen de oydu. “Nasilsin canim.” “Eleni,” dedim ve gülümseyerek yanına yaklaştım. “İyiyim, sen nasılsın?” “İyiyim, iş güç bilirsin. Özlettin kendini matmazel.” Eleni otuz beş yaşlarında çok tatlı bir kadındı. Zamanında kocasıyla beraber Yunanistan'dan buraya taşınmış ve ona büyük annesinden miras kalan bu yeri açmıştı. Sonrasında kocasından boşanmış ve tek başına yaşamaya devam etmişti. Çok güzel bir kadındı. Esmer teni, uzun siyah saçları ve siyaha çalan gözleri vardı. Ayrıca aksanı onu olduğundan tatlı yapıyordu. “Daha çok gel.” “Haklısın ben de özledim.” Dikkatle yüzüme bakıyordu. “Canin sikkin görünüyor.” “Her zamanki şeyler.” “Annen mi yine?” Yüzüme bakınca başını iki yana salladı. “Çok sert kadin.” “Öyle,” desem de pek ikna olmamış gibi bakıyordu. “Ama sanki baska sey var sende.” Bisikleti yana kırdım, ne diyeceğimi bilmiyordum. Başak haklıydı, yüzümdeki ifadeden kurtulmam gerekiyordu yoksa sadece Eleni değil herkes anlayacaktı. “Asik mi oldun yoksa?” dedi tatlı bir kahkaha eşliğinde. Eleni’yle çok görüşme fırsamız olmazdı ama onu severdim ve fikirlerine değer verirdim. Bu yüzden her şeyimi bilen nadir insanlardandı. “Öyle değil,” deyip ofladım. “Biri var, ama yanlış olmaması gereken biri.” İtirafım üzerine “Yanlis mi?” dedi şaşkınca. “Kime göre?” Anneme, abime belki bana… “Bilmiyorum çok karışık.” Yanıma gelip elini omzuma koydu. “Akisina birak tatlim, çok yorma kafani. Olacağina varir her sey.” Haklıydı ama elimde değildi. O sırada müşterileri gelince geri çekildi. “Hos geldiniz.” “Neyse tutmayayım seni Eleni.” “Sonra gel yanima, uzun uzun konusalim.” Başımla onayladım. “Gelirim.” Yanından ayrıldığımda akşam çöküyordu. Annemler muhtemelen gelmişti. Sınırları daha fazla zorlamak istemediğim için eve gitmeye karar verdim. Bisikletim olduğu için kısa sürede varmıştım. Balkonun ışıkları yanıyordu. Anahtarımla eve girmeden önce evimizin karşısında olan eve baktım. Onlarında balkonundan sesler geliyordu. Sancak dönmüş müydü acaba? Niye merak ediyordum ben bunu ya? Kapıyı açıp içeri girdim. “Oo teşrif ettiniz sonunda.” Abime dönüp “Yemek yediniz mi?” dedim. “Seni bekliyorduk.” Çok bir şey yemediğim için açtım. Balkona çıkarken abim arkamdaydı. “Kabak çiçeği dolmaları yapılmış ama beni düşünen yok tabii.” “Az yapmıştım, sana da yaparım sonra.” “Yemem küstüm.” Balkona geçtiğimizde annem masada bizi bekliyordu. Masaya geçtiğimde aramızdaki gerginlik belliydi. Abim ikimize tuhaf tuhaf baksa da bir şey söylemedi. Taze fasulye yemeğinden tabağıma doldurup asık suratımla yedim. Abim arada takılsa da ses çıkarmadım. “Neyi var anne bunun?” “Bilmem Gülce işte.” Anneme dik dik baksam da ses çıkarmadım. “Gerçekten kabak çiçeği dolması bırakmadın mı bana?” Sancak sağ olsun bir tane bile bırakmamıştı ki. “Söz yarın yapacağım sana.” “Pis obur, yapma yemem.” “Başak yedi hepsini.” Gözlerini devirdi. “Anne görüyor musun arkadaşına benden daha çok önem veriyor.” “Ağzın doluyken konuşma önce sen,” diye araya girdim. Yemeğimi yemeye devam ederken huysuzluğum üstümde olduğu için abim bir şeyler söylese de cevap vermedim. Aklım zaten bambaşka yerlerdeydi. Tabağımı bitirdikten sonra masadan alıp balkondan çıktım. Boşalan tabağı suya tuttuktan sonra makineye atmıştım ki abim geldi. “Gülce yardımın lazım.” “Ne oldu?” “Nisan’la buluşacağız, ama annesinden seninle buluşmak için izin alacak.” Sıkıntıyla ofladım. “Yine mi ya? Benim de başımı yakacaksınız.” “Para veririm. İstediğin şu makyaj malzemesini alırsın.” Ellerimi havluyla kurularken “Kabul,” dedim anında. “Ne zaman gidiyoruz?” İşte böyle de karaktersizdim, para için başımı da yakardım. “Çıkalım hadi,” dediğimde “Anneme ne diyeceğiz?” diye sordu. “Piknik sepetim Başak’da kaldı, onu almaya diye çıkarız.” Dediğimizi yapıp evden çıkmıştık. Nisan’ı çağırdıktan sonra Başak’a uğrayıp piknik sepetini alacaktım. “Niye yüzün asık senin? Annemle mi kavga ettiniz?” Abim yanımda yürürken ona yetişmek için hızlı adımlar atıyordum. “Her zamanki şeyler işte.” “Annem bazen fazla bunaltıyor ama,” deyip duraksadı. “Yaşadıkları kolay değil. Onu da anlamamız lazım.” “Anlıyorum abi ama sorun şu ki o bizi anlamıyor.” Büyük bir çaresizlik ve kabullenişle söylediğim sözler ardından aramızda kısa bir sessizlik oluştu. Onun da benimle aynı fikirde olduğunu biliyordum. “Büyüdüğümü sanırım hiçbir zaman kabul etmeyecek.” Kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekti. “Büyüdüğümüzü,” diyerek düzeltti beni. İç çekmek dışında tepki vermedim. İçimizde bir yanı kırıyordu bu ama o annemizdi. Bizden de bizim kırık yanlarımızdan da daha değerliydi, ikimiz içinde. Nisan’ların kapısına gelince abim ağacın kenarına saklandı. Bahçe kapısından içeri girdiğimde annesi çardakta oturuyordu. “İyi akşamlar,” dedim sevecen bir şekilde. “Hoş geldin Gülce, Nisan hazırlanıyor. O gelene kadar gel oturalım biraz.” Nisan’ın annesi çok tatlı bir kadındı. Yanına gittiğimde masada boş olan bardağa benim için çay doldurdu. “İçersin değil mi?” “Olur, içerim.” “Nasılsın bakalım, nasıl gidiyor?” Çaydan bir yudum aldım. “İyiyim, dönem bitti diye daha rahatım.” “İyi iyi maşallah, derslerin hep iyiydi zaten senin Allah daim etsin.” “Teşekkür ederim.” “Nisan da hayırlısıyla bitirseydi şu okulu.” Nisan sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencisiydi. “Gülce geldin mi?” Nisan evden çıktığında ayağa kalktım. “Geldim geldim, çay içiyoruz.” Yanıma gelip bana sarıldı. “Kız çayını bitirsin sonra çıkarsınız.” Çaydan büyük yudum aldım. “Geç olmadan çıkalım biz Ayşe teyze.” Nisan’la çıktığımızda elimi sıktı. “Teşekkür ederim.” Gülümseyip yanağından makas aldım. “Her şey sizin için.” Nisan o kadar güzel ve tatlıydı ki bir gün abimle evlenmelerini çok isterdim. Tam isteyeceğim türden bir yenge olurdu. Hem hiçbir şey karışmıyor hem abimle ne zaman kavga etsek hep benim yanımda oluyordu. Evlerinden uzaklaşınca abim de bize katıldı. İkisine baktığımda ne kadar çok yakıştıklarını bir kez daha fark ettim. Kumral olan abimin aksine Nisan esmer güzeliydi. Koyu kahverengi, düz saçlarını küt kesimli kullanırdı. Yuvarlak yüzüne çok yakışan bir saç modeliydi. Ela rengi gözleri ise esmer teninde mücevher gibi parlıyordu. Minyon tipli olduğun için ufak tefek kıvrımlı bir kızdı. Bir içim su gibiydi. Abim olacak herif çok şanslıydı, biraz aklı varsa bu kızı kaçırmazdı. “Sen de bizimle gelsene Gülce, dondurma falan yeriz.” “Başak’a uğramam lazım Nisan, sonra beraber bir şeyler yaparız olur mu?” İkisini yalnız bırakmak istiyordum o da bunu bildiği için gülümsedi. “Söz mü?” “Söz tabii görüşürüz sonra.” Ona sarıldıktan sonra abime döndüm. “Sana emanet ona göre.” Abim uzanıp saçlarımı karıştırdı. “Çok konuşma da git hadi.” İkisini orada bıraktığımda Başak’ların evi yakın olduğu için onlara geçtim. Fakat evlerinde kimse yoktu. Nereye gitmişlerdi acaba? Başak’ı ararken yürümeye devam ettim. İkinci çalışta açtı. “Bebeğim?” “Başak size geldim sepeti almaya ama kimse yok.” “Ben unuttum onu ya, annemlerle beraber çay içmeye Sancak abilere geldik.” Sancak’ın ismini bastırarak söylediği gözümden kaçmamıştı. “İyi o zaman eve geçiyorum ben.” “Dur dur,” dedi hızlıca. “Geliriz biz bekle sen.” “Geliriz derken?” Saat daha erkendi. Muhtemelen yeni gitmişlerdi. “Sancak abi benimle bize gelir misin? Gülce kapıda bekliyormuş, piknik sepeti için.” Gözlerim kocaman açılmıştı. Doğru mu duymuştum ben? O Sancak’tan yardım mı istiyordu? “Başak ne saçmalıyorsun kızım sen? Ne Sancak’ı ne gelmesi?” Tabii ki beni duymazdan geldi. “Süpersin abi ya.” “Seni yemin ederim öldüreceğim. Seni var ya çıplak ellerimle boğacağım Başak.” Telefonu çoktan yüzüme kapatmıştı bile. Yok bu kız insanı katil ederdi. Zaten kafam allak bullaktı. Sancak’ın sözlerini hazmeden onunla karşılaşmak istemiyordum. “Of ya.” Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım ve derin bir nefes aldım. Korkunun ecele faydası yoktu. Hem üçümüz olacaktı. Sepeti alır oyalanmadan eve giderdim. Kalbimdeki hızlanmayı görmezden gelerek sırtımı duvara yaslayıp nefes alıp vermeye devam ettim. Evleri yakın olduğu için her an burada olurlardı. Bu yüzden bir an önce sakinleşmeliydim. “Geldik bile.” Başak’ın sesini duyunca doğruldum. Sancak ile beraber bana doğru geliyorlardı. Gözlerim anında onu buldu ve zavallı kalbim mümkünmüş gibi daha hızlı atmaya başladı. Boğazımı temizleyip gözlerimi ondan ayırdım. “Hızlısınız.” Başak koluma girdi. “Beklemeyi sevmediğini biliyorum.” Evlerine yürürken Sancak “İyi akşamlar,” diyerek selamladı beni. “Siz burada bekleyin ben sepeti alıp gelirim.” Başak evin bahçesine gelince bizi orada bıraktı ve resmen uçarak eve doğru ilerledi. Hain. Bilerek yapıyordu. “Nasılsın?” Sorusunu duyunca ona doğru döndüm. Yüzümdeki ifadeyi sakin tutmaya çalışarak omuz silktim. “Aynı.” Gerilince konuşmayı unuttuğumu söylemiş miydim? “Bu iyi misin demek yani?” Cevap vermeden önce yutkundum. “Sanırım.” Başını aşağı doğru eğdi. “Anladım.” “Sen,” dedim aniden. “Sen nasılsın?” Sancak abi diyecektim ki son anda durdurdum kendimi. İsmini de öylece veremezdim. En iyisi hitap etmeden konuşmaktı. “İyi bende.” O sırada telefonuma bildirim düştü. Ekrana bakınca annemden mesaj geldiğini gördüm. Şu an cevap vermek istemediğim için ekranı kapattım tekrar. “Benim numaram sen de var mıydı?” Bu adam neden beklenmedik anda bu tarz şeyler soruyordu? “Yok.” Telefonunu çıkarıp ekrana basınca telefonum çalmaya başladı. “Kaydet, lazım olur belki.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Telefon numaram sende var mıydı?” Omuz silkti. “Bende herkesin numarası vardır.” Sanırım bu kısaca anlam yükleme demek oluyordu. “Anladım,” diyebildim sadece. Başka ne diyeceğimi bilemedim. “Böceklerden korkar mısın?” “Böcekler mi?” diye tekrarladım. Ne alakaydı ki şu an? “Yani pek hoşlanmam.” Sancak üstüme doğru büyük bir adım attı. Aramızdaki mesafe bir anda o kadar azalmıştı ki birdenbire nefes almayı unuttum. Sonra elini kaldırıp saçıma doğru uzattı. Gözlerim kocaman açıldığında geriye doğru gidip gitmemekte kararsızdım. “Kımıldama sakın, tamam mı?” Yavaşça konuştuğunda kısık sesi üzerine tuttuğum nefesi yavaşta bıraktım. “Saçımda böcek mi var?” Dehşet dolu bir sesle fısıldadığımda “Kımıldama,” dedi tekrar. Gözlerimi sıkıca kapattığımda havadaki elimle kolunu tuttum. Saçımda böcek varken nasıl kımıldamadan durabilirdim Allah aşkına? Çığlık atmaktan bir adım uzaktaydım şu an. “Sakin ol,” diye fısıldadı. “Olamam!” Saçımdaki şey her neyse o iteledi. “Tamamdır.” Gözlerimi açtığımda “Attın mı o şeyi saçımdan?” diye soludum. Kısık sesle güldü. “Attım attım, korkma.” Rahat bir nefes aldığımda kokusu içime doldu. O kadar yakındı ki teninden süzülen güzel kokuyu soluyabiliyordum. Sadece kokusu da değil, sıcaklığını bile hissedebiliyorum. Yapmamam gerektiğini bile bile başımı kaldırdım ve ona baktım. Uzun boyu yüzünden aramızdaki mesafe çoktu fakat o da başını indirmişti. Çenesini kaplayan kirli sakalına, aralık olan dolgun dudaklarına ardından karanlıkta parlayan gözlerine baktım. Birbirimize bu kadar yakın olduğumuz ilk andı. Sıkıca tuttuğum kolu kasılmıştı. “Saçların,” dedi yavaşça. “Çok güzel.” Gözleri saçlarıma kaydığında parmaklarımı gevşetip kolundaki tutuşumu bıraktım. Yapabildiğim tek şey buydu. Oysa geriye doğru gitmeli ve ondan uzaklaşmalıydım. Yapamadım. Sadece durdum çünkü bacaklarımı hareket ettiremiyordum. Parmakları saç uçlarıma doğru yavaşça indi. Saçlarımı okşuyordu ve ben tepki veremiyordum. “Sana dair her şey gibi.” Beni güzel bulduğunu itiraf etmişti. Sadece dilim değil aklımda tutulduğu için mantıklı düşünme yetimi kaybettiğim için ağzımı açıp tek kelime edemedim. “Böceklerin onlara çekilmesi normal,” deyip göz kırptı. Böceği hatırlayınca yüzümü ekşittim. Saçlarımdaki parmakları belli belirsiz bir şekilde yanağıma dokundu. “İyi misin?” “İyiyim,” diye fısıldadım. Değilim! İyi falan değilim! Başını yana eğdiğinde elinin değdiği yanağım alev alev yanmaya başladı. “Ben,” dediğimde Başak “Geldim,” diye seslendi. Daha dışarı çıkmadan seslendiği için geri çekilecek zamanı bulmuş olsak da yüzümdeki ifadeyi silecek vakti bulamamıştım. Suç işlemiş bir çocuğun yansıması vardı yüzümde. İkimiz yan yana dururken Başak ayakkabılarını giydi. “Çok bekletmedim değil mi? Ufak bir işim vardı içerde.” Bilerek yaptığından adım gibi eminim. “Yok, konuşuyorduk bizde.” Sancak abiye baktığında dudaklarında hınzır bir gülümseme vardı. “Allah muhabbetinizi arttırsın.” Sancak yanımızda olmasa kafasına bir tane patlatırdım. Üçümüz yan yana yürürken sepeti Sancak almıştı. “Gülce sen de gelsene çay içeriz.” Başımı iki yana doğru salladım. “Yok Başak ya, eve gideyim.” Annemle aram iyi değildi, şimdi bir de Sancak’lara gidersem iyice kötü olurdu. Annemle Sancak’ın annesinin bir türlü yıldızları barışmamıştı. Nedenini hiç anlamamıştım. Sonrasında abimle kavga edince iyice tuz biber olmuş ve selam sabahı da kesmişlerdi. Allah var Nazgül abla beni severdi, evlerine gitsem güzel ağırlardı ama annemi kızdırmaya gerek yoktu. “Aynen, gel bi çay iç sonra gidersin.” Sancak’ın sözleri üzerine hızlıca “Annem bekliyor,” dedim. Ayrıca bugün benim için yeterince uzun olmuştu. Eve gidip uyumak istiyordum. Evin önüne yaklaşınca Başak’ın telefonu çaldı. “Benim buna bakmam lazım, görüşürüz yarın aşkım,” deyip yanağımı öptükten sonra yanımızdan uzaklaştı. Ona doğru dönüp sepeti vermesi için elimi uzattım. “Ben de gideyim artık.” Sepeti uzattığında elinden aldım. Geriye doğru bir adım atmıştım ki “Gülce,” dedi ve gözlerime baktı. Söyleyecek sözleri var gibiydi. Aynı zamanda bir şeyler ona engel de oluyordu. Elini ensesine atıp gergince kaşıdı. “Bir şey mi oldu?” Yüzüne beklentiyle baktım. Çünkü konuşmasını istiyordum.Ne söyleyeceğini bilmeden bunu yapmasını istedim. “Yarın…” kısa bir sessizlik. “Benimle kalede buluşur musun?” Teklifi karşısında yaşadığım şaşkınlık kaşlarımın havalanmasına neden oldu. Bu kadar açık bir teklif beklemiyordum. “Ben mi?” diye saçma bir soru yönelttim. Kaşları havalandığında bir an ne diyeceğini bilmez gibi baksa da gülümseyerek durumu kurtardı. “Senden başka kimse yok.” Gözlerimi korktum, bir kez iki kez… Yok, gerçekti her şey. “Neden? Benimle neden buluşmak istiyorsun ki?” Son yıllarda pek görüşmesek de hiç böyle bir isteği olmamıştı. “Konuşmamız gerek.” Açık sözleri üzerine başımı yere eğerken alt dudağımı ağzıma yuvarladım. “Konuşacak neyimiz var ki?” Kısık bir sesle sorduğum soruydu ama o duymuştu. “Anlatacaklarım var,” dedi yavaşça. “Çünkü yoruldum.” Bana doğru bir adım attıktan sonra elini çenemin altına yerleştirip başımı kaldırdı. Bana doğru eğildiği için kişisel alanımı işgal etmişti. Gözlerimi delen gözleri öyle farklı bakıyordu ki nefesimi tuttum. Bana daha önce hiç böyle bakmamıştı. Ya da ben şu ana kadar hiç görmemiştim. “Kaçmaktan, susmaktan, gitmekten…” İtirafı üzerine kısa bir sessizlik yaşandı. “Bunlara sebep olan her şeyden çok yoruldum.” “Sancak ben,” deyip sustum. İlk defa hitap etmeden ismini söylediğimde gözlerinde bir çığ gibi yığılan hisler çakıl taşı gibi boğazıma dizildi. Başak haklı mıydı? O bana karşı... Düşüncelerim beni öyle çok korkuttu ki “Ben ne diyeceğimi bilmiyorum,” dedim. Parmak uçları tenimi usul usul yakarken dudaklarında varla yok arası silik bir gülümseme belirdi. Kalp atışlarım hızlandı. Nasıl hızlanmazdı? Adanın en yakışıklı çocuğu karşıma dikilmiş ve benimle buluşmak istediğini söylüyordu. Kabul etmeyi istiyordum ama bir yandan da korkuyordum. Sözlerinden, gözlerinden, hislerinden… Ben hepsinden çok korkuyordum. “Evet diyebilirsin?” diye öneride bulundu. “Ben-“ deyip sustuğumda avucumu son kez okşadı. Ellerimdeki titremeyi hissediyor muydu? “Yarın akşam seni orada bekleyeceğim. Gelirsen…” deyip sustu. “Gelirsem?” Dudaklarında bu defa içten bir gülümseme oluştu. Soruma cevap vermek yerine elini çenemden çekti ve bir adım geriye gitti. “Hoşça kal Gülce.” Sonra arkasını döndü hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp gitti. Sokağın ortasında aklımda bulandıran sözleriyle beni bir başıma bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD