Doktorun bakışları merak ve endişe barındırıyordu “Niye nefes nefesesin?”
Gerçeği söylesem o aptal adamın davranışlarını anlatsam ya bana yine hayal görüyorsun diye ilaç içmemi isterse! “Koştum beni çağırmışsınız”
“Seni taburcu yapmaya karar verdiğimizi bildirmek istedim. Gerçek dünyayla tanışma vaktin çoktan geldi”
Of yine aynı sözler “Hazır değilim”
“İstemediğin için hiçbir zaman hazır olmayacaksın. Derslerine çalışıyor musun?”
“Henüz üniversiteye gidip gitmeyeceğime de karar vermiş değilim”
“Karar verme sözcükleri beyninde yer etmiyor olmalı”
“Bana niye kızıyorsunuz ki? İki gün önce Doktor Şule aynı sözleri söyledi, çıkarsam nereye giderim, gidersem okula devam şansım olur mu? Dışarıya uyum sağlayabilir miyim? Korkuyorum… “
“Kendini kötü hissettiğinde, karabasanların yine başladığında bir telefon kadar yakın olacağız sana. Burada dört duvar içinde çürüme Nursel”
Yeni hasta gelince konuşmamız sonlandı. Bahçemi, odamı hangisine gitmeliydim bu kararsızlık beni öldürecekti. İshak hemşirelerle konuşuyordu, hızlıca yürüyüp yanlarından geçip odama girdim. Hava aşırı sıcaktı, klima serinletmiyordu bozulmuş olmalıydı, camı açtım sanki tüm sıcak içeri girdi. Başımı kapıdan çıkardım İshak görünmüyordu, hemşirelerin odasına gittim. Pasta yiyorlardı “Gel Nursel, pasta ye kaynanan sevecek” Esin hemşireyi severdim “Klima bozulmuş galiba”
“İshak’a haber verelim de bir baksın”
“İshak’ın mesaisi bitti” diyen Filiz hemşireyi öpebilirdim… “Çok çalışkan, iyi biri, pastayı o getirdi hadi otur”
“Canım istemiyor, ben odama gidiyorum” O günden beri pasta yemiyordum…
Filiz hemşire yerinden kalkıp koluma girdi “Benimde mesaim bitti, beraber çıkıp biraz dolaşalım”
Önüne gelen beni bahçeye çıkarmaya çalışıyordu, insan içine çıkmamı istiyorlar ama bana istiyor musun diye sormuyorlardı. Ayaklarım geri geri gitse de mecburen uymak zorunda kaldım. Arka kısma yürüdü burayı ilk kez görüyordum, sigara yakıp derin bir nefes çekip üfledi, burnuma gelen dumandan rahatsız oldum “Sende ister misin?” başımı hayır anlamında salladım. “Çok kötü kokuyor”
“Bırakacağım ha bugün ha yarın derken tiryakisi oldum. Ben onu bırakıyorum o beni bırakmıyor, çok içmiyorum günde bir iki tane, hadi kalkalım kızım bekler. Burada çalış evde çalış hiç işim bitmiyor”
Dışarı çıkalı on dakika olmamıştı. Hayır demeyi öğrenmeyi aklıma yazdım…
Nöbet değişimi olmuştu, Esin hemşire kıyafetlerini değişmişti “Nursel, İshak geldi klimayı söyledim tamir ettim dedi”
Korku içimde büyüdü “Odamda mı?”
“Hayır, yine bozulursa ona haber vermeni istedi. Gece yarısına kadar buralardayım dedi”
“Ben o adamdan korku…”
“Yapma Nursel, her erkek kötü değil. İshak biraz fazla samimi davranıyor o kadar”
Ben mi gözümde büyütüyordum, eski korkularım geri mi geliyordu. Odama koştum, içerde olabilir miydi? Kapıyı ardına kadar itip hemen banyoya baktım yoktu… Yastığımın üstünde ki kitap başucumdan alınıp ayakucuma konmuştu… Gardırobun kapısı aralıktı asla açık bırakmazdım simetri hastalığım vardı. Kıyafetlerim düzgündü çoğu eşofmandı, iç çamaşırlarımı koyduğum çantanın fermuarı tam kapalı değildi, karıştırılmıştı. Beş beyaz, altı siyah, beş bej külodum vardı. Beyaz üstümdeydi, bej olanı almıştı. Selvi ablaya iç çamaşırımın kaybolduğunu söylemeliydim. Dokunmuş olmalıydı, hepsini lavaboda yıkadım, kuruyana kadar odamdan çıkmadım. Hislerim doğruydu, yine sen suçlusun derlerse ben ne yapardım. Selvi abla işe gelene kadar o adamdan kaçmalıydım…
Ya gece uyurken o adam gibi gelirse, tekrar eskiye dönmek istemiyordum. Odamdan çıktım yemek saati olduğundan herkes odalarındaydı. Yangın merdiveninin kapısını ittim açıktı, henüz kapatmamışlardı. Merdivenlerden bahçeye indim, buradan çıkmalı o hastaneden ayrılmadan içeri girmemeliydim. Selvi ablayla çıktığımda hastanenin ana kapısının karşısında pano görmüştüm onun arkasına saklanırsam o beni göremez, ben onun çıkışını görebilirdim.
Kapıda ki görevliler beni fark etmemişlerdi, büyük reklam panosunun arkasına girdim. Tahmin ettiğim gibi çıkışı görebiliyordum. Dakikaları saymaya başladım, bir saat geçmişti, cadde kalabalıktan kurtulmuş daha az insan geçer olmuştu. Bir saat daha geçti, bir saat daha, gece yarısına az kalmıştı. Çok acıkmıştım neredeydi bu adam gece yarısını geçeli iki saat olmuştu. Minik bir kedi sanki bende yemek var gibi ayaklarıma sürtünüp duruyordu, yiyecek olmadığını anlamış gibi beni bıraktı biraz daha ilerlerse caddeden geçen arabaların altında kalacaktı… Birazcık dışarı çıktım “Gel pisi pisi”
“Senin ismin Nursel ‘mi?”
Erkek sesi duyunca eski yerime döndüm, İshak’ın sesi değildi, tanıdığım bir ses de değildi… Sesimi çıkarmadım olduğum yere oturdum, görünmez olmayı diliyordum.
“Ben Yüksel’in arkadaşıyım hastaneden izinsiz ayrılmışsın haber verdiler saatlerdir seni arıyoruz”
Ablamı nereden tanıyordu, hemen cevap veremedim ne demem gerektiğini bile bilmiyordum… Doğru söyleyip söylemediğini nasıl bilecektim. “Ablamı tarif et” en güzeli buydu tanımıyorsa tarif edemezdi.
“Uzun koyu renk saçları var, boyu bir yetmiş, bir yetmiş beş arası. Gözleri kahverengi. Polis, yani eskiden polismiş. Hastanenin bahçesinde seni arıyor, Nursel ben önden yürüyorum sen arkamdan gel. Kendini tehlikede hissedersen istediğin kadar bağırabilirsin. Çevrede bir sürü insan var”
Adamın ses tonu yumuşaktı, sanki doktorlarımdan biri gibi sakin konuşuyordu. Başımı panonun arkasından çıkardım, dediği gibi arkasını dönmüş duruyordu. Çıktığımı anlamış olacak yürümeye başladı. Peşine takıldım, tam sırtının arkasındaydım adımlarımı ona uydurdum, boyum omuzuna anca geliyordu, hastane bahçesine girdik, karanlık yerlere yürürse asla gitmeyecektim. Durdu, durdum… Yana çekildi ablam karşımdaydı, kollarına atıldım ne çok özlemiştim. Ellerini yüzüme uzatıp saçlarımı geri itti, “Ah Nurselim Nasıl merak ettim seni neredeydin?”
Gece hemşireleri geliyordu, hastane artık benim için güvenli yer olmaktan çıkmıştı. Ya beni geri götürürlerse ne yapardım, ablama sıkıca sarıldım “Beni burada bırakma abla”
“Bırakmam sen yeter ki iste asla bırakmam”
Ablam yanımıza gelen hemşirelere gidip gidemeyeceğimizi sordu. Hemşireler doktorun izni olmadan çıkış yapamayacaklarını söylediler. Doktorumu aradık oldukça uzak yerde olduğundan yarın sabah geleceğini bildirdi. İçeri girmek istemiyordum, ablam yanağımdan öperek bekleyeceğini söyleyince çok sevindim. Ablam, Alaz ve Oleg diyerek adamları tanıştırdı, Alaz beni getiren adamdı. Oleg aç olup olmadığımızı sordu. Sabahtan beri yemek yememiştim ben açım sözlerini belli belirsiz söyledim. Onlar gider gitmez ablam bir yerlere telefon açıp bebeğinin nasıl olduğunu sordu. Şaşırmıştım, ablamın evlendiğini bile bilmiyordum.
İki erkek ellerine pilav tavukla geldiler, yanında ayranda vardı. Ağaçların altında ki masalardan birine oturduk… Çok açtım, yemeği nasıl bitirdiğimi anlamadım, doymamıştım. Alaz tabağını önüme doğru itti, ablama baktım hafifçe başını sallayınca yemeğe devam ettim. Nihayet doydum, başımı ablamın omzuna dayadım
“Abla senin bebeğin mi var”
“Evet canım minik bir yeğenin var, ismi Helin bir görsen o kadar tatlı ki… Senin bebekliğine çok benziyor bir saç rengi değişik babası gibi sarışın”
“Babası kim” İki adamda sarışındı hangisiyle evliydi?
İsmi Oleg olan elini kaldırdı “Helina benim kızım”
“Sen yabancısın”
“Aşk yerli yabancı ayırmıyor, kalp kimi ister gönül kime kayarsa onun adı aşk oluyor” derken ablama bakıyordu, böylesi güzel bakışı daha önce görmemiştim. Zaten ben ne görmüştüm ki…
Ablamın dizlerine uzandım gerginlik vücudumu külçe gibi yapmıştı, Alaz üstündeki ince ceketi çıkarıp üstüme örttü, çekinmiştim teşekkür bile edemedim… Oleg “ Nursel’i nasıl, nerede buldun” diye sordu.
“Bu tür hastalar ev olarak bildiği yerden fazla uzaklaşmazlar, Nursel’in kaçma nedeni korktuğu olayın tekrarlanacak olması… Evi bildiği yerden kaçmıyor o adamdan kaçıyordu. Defalarca hastanenin çevresini dolaştım aslında çok yakındaymış ilgisini çeken yavru kedi için karşıda ki reklam panosunun arkasından çıkmasa göremezdim. Beni görünce ilk tepkisi tekrar panonun arkasına saklanmak oldu. Ablanı tanıyorum dedim ismi ne dedi… Yüksel olduğunu söyledim, tarifini istedi. Hastane bahçesinde olduğunu onu aradıklarını ablasının bulamayınca çok ağladığından bahsettim. Panonun arkasından çıktı, merakla bahçeye doğru baktı, önden yürüyeceğimi beni takip ederse ablasını göreceğini, orada değilse istediği yere gidebileceğini, ters bir hareket yaptığımda çığlık atması gerektiğini insanların mutlaka onu duyacaklarını söyledim. Üç dört adım attım tam arkamdan mesafe bırakarak yürüdü ve son”
Alaz, Oleg’in sorusunu tüm ayrıntıları anlatarak cevapladı. Mesleği doktorluk veya erkek hemşirelik olmalıydı, bu tür hastalar diye söze başlaması yabancı olduğum kelimeler değildi. Sabaha karşı hava serinlemişti, ablam arabaya gidelim der demez Oleg ayağa kalktı kollarını ovuşturdu. Benim yüzümden hepsi üşümüştü. Arka koltuğa ablamla beraber oturduk, ablamda yorulmuş olmalıydı benden önce uykuya daldı. Oleg şoför kısmında uyumaya çalışırken Alaz dolaşmaya devam etti.
Nihayet sabah oldu. Doktor Şule sırf benim için geldiğini söyleyerek odasına gelmemizi istedi. Hastaneye girmeyi reddettim masalardan birine oturduk. Başıma gelenlere çok üzüldüğünü söyleyerek sözüne başladı. Uzun süredir iyiye doğru gittiğimi, belirleyeceği günlerde kontrol için gelmeye söz verirsem ev hayatına geçmem için bir sorun olmadığını söyledi, zaten istedikleri buydu. Ablama sıkıca sarıldım. Odamın boşaltılması için bile içeri girmedim, ablamla Oleg benim için bu işi üstlendiler…
Alaz benimle birlikte oturdu, hemşireler ve uzun süre birlikte olduğum hastalar veda etmek için dışarı çıktılar, en çok Selvi abladan ayrıldığım için üzülmüştüm sıkıca sarıldım “Senin için en iyisi oldu kuzum, çok mutlu ol buralara da bir daha gelme olur mu?”
Olur desem de ne olacağını bilmiyordum.
Arabaya binmek üzereyken yanımıza park etmiş olan araçtan Doktor Tan indi, kaşlarını çatmıştı “Nursel’i nereye götürüyorsunuz?”
“Tanımadığımız birine açıklama yapmak zorunda değiliz” diyen Oleg’e şaşkınlıkla baktım, o benim doktorumdu. Tabii onlar nereden tanıyacaktı.
“Ben Tan Kayahan, Nursel’in doktorlarından biriyim ”
“Taburcu oldu”
Doktor Tan kocaman gülümsedi ilk kez onu gülümserken görüyordum. “Çok sevindim, derslerine çalışmaya devam et, okumayı sakın bırakma” diyerek gidince ablam dâhil hepsi bana baktı.
Yüzümün kızardığından emindim “Bana ders çalıştırıyordu”
“Çok sevindim okulu, okumayı ne kadar sevdiğini biliyorum. Evimizde derslerini çalışırsın ihtiyacın olursa öğretmen tutarız”
“Yaşım oldukça büyük dedim, Doktorum okumanın yaşı olmaz dedi… Açık öğretime devam ettim, notlarım da çok iyi”
Yıllar sonra alıştığım bildiğim ortamdan ayrılmayı istesem de içimde ki huzursuzluğu yok edemiyordum. Yollar, yerler, binalar her yer bana yabancıydı, ellerimi sıktıkça tırnaklarım avucuma batıyordu. Ablamın evine geldik, çok lüks binaların olduğu bir sitede oturuyordu. Alaz siteye girince arabadan inip gitti, çok sessiz biriydi. Hep birlikte evi dolaştık eşyaların çoğu eksikti. Yeni taşındıkları belliydi, onlar gibi bende evi dolaşıyordum alt katta ki odalardan birine girdim, küçüktü hastane odamı anımsatıyordu “Bu oda benim olabilir mi?”
İkisi bir ağızdan olur dediler.