“Hadi ama kalk Meyra.”
“Rahat bırak beni uyumak istiyorum, zaten Karan yüzünden tüm gece uyuyamadım.”
“NE?”
Bir anda bir bağırma sesiyle yataktan sıçramam bir olmuştu, kalbim resmen ağzımdan atıyordu.
“Ya ne bağırıyorsun kulağım dibinde be.”
Sevim’in yüzüyle karşı karşıya gelmemle büyük bir çığlık koparıp Sevim’in boynuna atladım...
“İnanmıyorum, buradasın.”
“Evet hayırsız arkadaş, sen aramayıp sormayınca ben geldim.”
Bir anda dudaklarımı büzerek masum kedi bakışları atmaya başladım.
“Haklısın Sevim.”
“Haklıyım tabii ki kızım, güzelim kocayı bulunca beni unuttun.”
“Deme öyle, zamanım olmadı.”
“Olmaz tabii ki de, efendimiz seni gece nasıl yoruyorsa sabah uyanmıyorsun.”
Sevim’in neşesi tüm odayı esir almışken benim yüzüm domatese dönmüştü, bu kız iyice arsızlaştı, lafı değiştirmek için yataktan hafif toplanıp, “Hadi bakalım sen çok gevezelik yaptın gidip kahvaltı yapalım.” dedim.
Yataktan kalkıp etrafa göz gezdirdim acaba Karan kaçta gitmişti yanımdan...
“Ne, aşağıda asla kahvaltı yapmam.”
“Nedenmiş o?”
“Ay bu ev beni bastı, İngiltere sarayı bile bu kadar kasvetli değildir, ayrıyeten gereksiz büyük, yemin ederim bu odayı bulana kadar ayaklarıma kara sular indi.”
“Nerde yapacağız peki hanımefendi?”
“Dışarda tabii ki, kaç aydır baş başa vakit geçiremiyoruz hem de alışveriş yaparız.”
“Şey, bilemiyorum.”
“Nasıl bilemiyorsun?”
“Karan’a sormam lazım...”
“Doğru ya unutmuşum, sen kralla evliydin. Hadi arada sor bakalım efendimiz ne diyecek ya da arama kaçalım bence.”
Gözlerimi açarak Sevim’e baktım ciddi olamazdı, böyle bir şey yaparsam Karan beni keserdi.
“Hadi ama Meyra şaka yaptım, rengin attı hemen ara hadi.”
“Of tamam Sevim.”
“Hadi ara, ne suratıma bakıyorsun?”
“Telefonunu verirsen arayacağım.”
“Seninki nerde?”
“Şey kırıldı işte, versene ne sorup duruyorsun.”
“Of Meyra anlamıyorum, ne bu huysuzluk, gece iyi geçmedi mi?” deyip pis pis sırıtıp elime telefonu verdi. Bu kız beni öldürecek gerçekten, telefonu alıp giyinme odasına doğru gittim. Karan’ın numarasını ezbere bildiğim için hızlıca çevirip telefonumu kulağıma götürüp açmasını bekledim.
“Kimsin?”
Yuh, insan telefonu kimsin diye mi açar?
“Ben Meyra.”
“N’oldu Meyra bir şey mi oldu, bu kimin numarası?”
Derin bir nefes alıp, “Sevim’in. Benim telefonum olmadığı için buradan aramak durumda kaldım.” dedim.
“Bir şey mi var?”
“Evet, biz kahvaltı ve alışveriş için dışarı çıkmak için şey yaptık da eğer bir sıkı...”
“Olmaz Meyra evden çıkamazsın, evde yapın kahvaltınızı.”
Sözümü bile tamamlamamı izin vermeden direkt bıçak gibi kesmişti...
“Şey, alışveriş?”
“Evdesin konu kapandı, başka bir şey demiyorsan kapatıyorum, yoğunum.”
“Peki.”
Telefonu direkt suratıma kapatmasıyla kalakalmıştım, ben de yumuşadı demiştim ama nerde, yine iblisliği üstünde...
“N’oldu Meyra, efendimiz ne dedi?”
“Olmaz dedi Sevim, üzgünüm buradayız.”
“Anladım, yapacak bir şey yok artık.”
Sevim’in yüzünün düşmesiyle onun keyfini yerine getirmek için, “Hadi ama Sevim aşağı inip pankek yaparım eski günlerdeki gibi...” dedim.
Sevim kocaman gözlerini açarak sevinçle ellerini birbirine çırptı.
“Yaşasın, pankek!”
Onun bu çocuksu halini özlemiştim. Yerimden kalkıp, “Hadi ben üstümü değiştirip geliyorum, sen de mutfağa in.” dedim.
Sevim büyük bir neşeyle kapıyı açıp dışarı çıktı, ben de dolaptan mini bir şort ve ince askılı bir badi giyinip koşar adımlarla aşağıya indim. Mutfağa girince Sevim’in unlar içinde yüzüyle karşı karşıya geldiğimde şoka girdim, bu kız gerçekten deliydi.
“Efendim, biz hanımefendiye söyledik ama dinlemedi.”
Başımı kaldırınca evin yardımcısı olduğunu düşündüğüm tonton bir teyzeyle göz göze geldim.
“İsminiz neydi?”
“Güzün, efendim.”
“Güzün Teyze, bana efendim ya da hanım gibi ithamlar kullanmayın.”
“Olur mu, siz bu evin hanımısınız.”
“Evet hanımıyım ve bana kızım demenizi istiyorum, resmiyet sevmem.”
Güzün Teyze başını sallayıp bir anne gibi sırtımı sıvazlayınca ben de ona sıcak bir gülümseme verdim...
“Meyra, bu hamur neden cıvık oldu?”
Sevim’in yaptığı hamuru görünce ne kadar umutsuz bir vaka olduğunu tekrardan anladım...
“Bana bırak Sevim.”
“Hep Güzün Teyze kafamı karıştırdı, gördün mü Güzün Teyze senin yüzünden oldu...”
“Ben mi, senin beceriksizliğin. Ben sana o kadar yumurta kırma dedim, sen kırdın.”
“Bana bak...”
“Sevim saçmala istersen, bak topladım hamuru.”
Sevim beni dinlemiyor Güzün Teyze’ye ölümcül bakışları yolluyordu, bu anı bozarak, “Güzün Teyze sen bahçeyi hazırlar mısın kahvaltı için?” dedim.
“Tabii kızım, ben şimdi kızlara söylerim.”
Güzün Teyze mutfaktan çıkınca Sevim’e sert bir cimcik attım.
“Ay, etimi kopardın Meyra ya.”
“Beter ol, dua et kafanı koparmadım, ne uğraşıyorsun kadınla?”
“Ben mi suçluyum şimdi, cadı kadını görmedin mi?”
“Sus Sevim, git pankek tavasını bul hadi.”
“Of.”
Mutfakta derin bir sessizlik çökünce Sevim suratını asıp mutfak tezgahına oturup pankekleri ciddiyetle çeviriyordu. Elimdeki unu alıp sevimin üstüne atınca Sevim başta büyük bir ciddiyetle karşıladı ama sonra tezgâhtan fırlayıp masadaki un paketini aldı.
“UN SAVAŞI!” diye bağırmıştı. Ona karşı ellerimi olumsuz bir biçimde sallayıp, “Hayır, hayır Sevim.” dedim.
Mutfaktan hızlıca çıkıp bahçeye doğru koşmaya başlamıştım. Koskoca bahçede peşimde Sevim elinde bir paket unla peşimden koşuyordu.
“Buraya gel, Meyra.”
“Deli misin, bırak peşimi.”
“Asla, sana bunu ödeteceğim.”
Kahkahalar atarak bahçede koşmamız evin çevresindeki korumaların ve evdeki tüm yardımcıların dikkatini çekmişti, herkes bize şaşkın şaşkın bakıyordu...
Sevim’in benim belimden tutmasıyla çimlere düşmemiz bir olmuştu. Tabii üstümüze de bir paket un dökülmüştü. Birbirimizin una bulanan suratlarını görünce yerde yatmış bir şekilde kahkaha atmaya başlamıştık.
“Ne oluyor burada, herkes önüne dönsün!”
Duyduğum sert sesle gülmem solmuştu. Çimlerde hızlıca kalkmamla Karan’ın kapkara zindan gibi gözleriyle karşı karşıya gelmiştim. Sevim’le birbirimize bakınca durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamıştık.
“Okan!”
Karan’ın Okan’a seslenmesiyle Okan hızlı adımlara başı önünde Karan’ın yanına gelmişti.
“Sevim Hanım’ı evine bırak.”
Beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
“Sevim daha yeni geldi.”
“Okan!”
“Hemen efendim.”
Sevim bana bakıp, “Boş ver ben yine gelirim Meyra.” dedi.
Sessizce kafa sallayıp ona sıkıca sarıldım. Sevim hızlı adımlara bahçeden çıkıp arabaya binmişti. Karan’ın bakışları tenime iğneler batırıyordu, bu da beni ürpertiyordu.
“Yukarı!”
Bahçeden çıkıp içeri girmesiyle peşinden gitmeye başladım. Arkamdaki yardımcıların birbiriyle fısıldaşmalarını duyuyordum.
“Efendimiz bu kızdan ne bulmuş?”
“Çocuk gibi.”
“Rezil bir durum.”
Arkamı dönüp çalışanlara sert bir bakış atmamla bir anda kalabalık dağılmıştı. Yavaşça merdivenlerden çıkıp yatak odasına girdim, Karan camın önünde durmuş beni bekliyordu.
“Bahçede gördüğüm rezillik neydi?”
“Anlamadım, ne rezillik?”
Karan’ın bana dönmesiyle kasılmış yüzü ve seğiren gözünü görünce durumun ciddiyetini anlamıştım.
“Biz sadece eğlenmek istedik.”
Bana doğru sert adımlarla yürüyerek, “Eğlenmek mi dedin sen, resmen çimlerde yarı çıplak bir şekilde tepiniyordun şu haline bir bak.” dedi.
Burnumu dikleştirdim. “Ne varmış halimde?”
“NE Mİ, ÜSTÜNDE BİR ŞEY YOK ZATEN. ANLAMIYOR MUSUN, O KÜÇÜK BEYNİN BASMIYOR.”
Karan’ın bana bağırmasıyla yerimden sıçramıştım.
“B... Ben.”
Dilim tutulmuş gibiydi, Karan belimden tutup bedenini bedenime kitlenmişti.
“Güzel, uzun bacaklarını ve bu dolgun göğüslerini ortaya çıkaran bu tarz kıyafetlerle seni bahçede görmeyeceğim karıcığım, eğer görürsem bir daha aynı manzarayı o aşağıda gördüğün tüm korumaların, senin gözünün önünde, sana bakan gözlerini oyarım. Yemin ederim yaparım bunu, biliyorsun.”
Karan’dan uzaklaşmak için geri geriye gitmek isteyince Karan belimi iyice sıktı.
“Bırakır mısın, canım yanıyor.”
“Canın yanıyor demek, ha bir de beni düşün, karımı o kadar adamların içinde bahçede bu şekilde görünce, o adamların sana şevketle bakan gözlerini oymamak için ne kadar kendimi zorladığımı düşün.”
Dilim tutulmuştu, beni bu kadar sahiplenmesi korkutucu gelmişti.
“Git üstünü değiştir, daha fazla sinirimi tepeme çıkarma.”
“Çıkarmak istemiyorum, yatak odasında durmak da mı yasak?”
Karan derin bir kahkaha attı.
“İstersen çıplak gez benim için hiç sıkıntı yok, güzelliklerini görmek benim için büyük zevk ama bu kapıdan dışarı çıkamazsın. Hadi daha fazla canımı sıkma, düzgün bir şeyler giyin misafirlerimiz var.”
“Kim?”
“Görürsün.”
Gözlerimi devirmeden edemedim.
“Sen bana gözlerini mi devirdin?”
“Şey bilerek olmadı, bir anda oldu.”
Karan bana bir adım yaklaşıp, “O zaman benden biraz sonra yapacağım şeyi bilerek yapmayacağım.” dedi.
“Ne?”
Karan beni kolumdan tutup bir anda yatağa doğru götürünce, “Ne yapıyorsun bırak beni!” dedim.
“Sana söylediğim şeyi yapacağım.”
“Ne söylemiştin?”
“Gözlerini devirirsen o güzel poponun üstüne oturamayacağını.”
“Bırak beni, ben çocuk muyum?”
Beni dinlemiyordu, yatağa oturup beni de dizine yatırmıştı...
“Bırak beni, bırak.”
“Biraz daha eğer bu şekilde kıpırdarsan daha çok canın yanacak.”
“Bırak beni!”
“Bunu sen istedin.”
Karan şortumu çıkarıp kenara atınca ne kadar ciddi olduğunu anlamamıştım.
“Çok güzel kalçaların var, ne kadar yazık olacak.”
Sinirim bozulmuştu iyice, bu laftan sonra kalkmak için atak yapınca Karan’dan şaplak yemem bir olmuştu.
“Ah acıttın!”
“Bir daha bana göz devirecek misin?”
Cevap vermemiştim, bu yüzden bir tane daha şaplak yedim.
“Duyamadım, ne dedin?”
“Ah!”
Üçüncü şaplağı yiyince gözlerimden yaşlar gelmeye başlamıştı.
“Göz devirecek misin?”
“Ha-yır ha-yır.”
Kafamı olumsuz bir şekilde sallamıştım...
“Duyamadım?”
“Hayır, devirmeyeceğim.”
“Aferin.”
Canım o kadar yanıyordu ki Karan’ın dizinden bile kalkamıyordum. Karan beni dizinden kaldırıp yatağa doğru yatırıp banyoya gitti. 1 dakika bile sürmeden elinde kremle geri gelmişti. Kremi açıp popoma sürünce yanma hissi biraz bile geçirmişti.
“Geçer sızısı, sen biraz uyu, ben seni uyandırırım misafirlerin gelmeye yakın.”
Hiçbir şey demeden kafamı yastığa gömmüştüm, bu nasıl bir adam ki hem canımı yakıyor hem de merhem oluyordu? İster istemez ağzımdan hıçkırık kopmuştu.
“Ağlamayı kes ve uyu!”
Yorgun göz kapaklarımı kapatarak uykunun derinliklerine kendimi attım.
“Meyra kızım.”
Gözlerimi hafif açtığımda karşımda Güzün Teyze vardı...
“N’oldu Güzün Teyze?”
“Efendimiz sizi uyandırmamı istedi, misafirler geldi hazırlanıp aşağıya inmenizi istiyor.”
Yataktan doğrulup kalçamın üstüne oturmamla ağzımda acı bir inleme çıktı.
“Bir şeyin mi var kızım n’oldu?”
“Yok bir şey, ben hazırlanıp iniyorum.”
Güzün Abla gözlerini bana açarak bakınca çıplak olduğumu fark etmiştim.
“Ben çıkayım kızım, sen hazırlan.”
Güzün Teyze’nin çıkmasıyla derin bir nefes aldım. Allah bilir kadın kızarmış kalçamı görünce ne düşündü, utancımdan yerin dibine girmek istiyordum.
Giyinme odasına girip üstüme beyaz omuzları açık bir gömlek, belden oturmalı bir pantolon giyip altına topuklu bir ayakkabıyla kombini tamamlamıştım. Makyaj için hafif bir rimel, şeftali tonlarda ruj sürüp, saçlarımı yanlardan toplayıp boynumu ortaya çıkardım.
Odadan çıkıp merdivenlerden indim, uzun bir masada başta Karan, 4 erkek oturmuş sohbet ediyorlardı. Karan beni görünce masadan kalkıp bana doğru gelerek elimi tutup masaya yönlendirdi. Masadaki herkes ayağa kalkmıştı.
“Karım Meyra.”
Masadaki erkekler benimle göz teması kurmadan selam vermişti. Yanına oturmam için sandalyeyi çektikten sonra oturmam için işaret edince itaat edip sandalyeye oturdum. İster istemez kalçamdaki ağrı yüzünden ağzımda yine bir inilti koptu, Karan da yerine oturunca ayaktaki kişiler de yerine oturmuştu.
“Rahatsızsınız galiba efendim.”
Karşımdaki adamın meraklı gözlerle benden cevap beklemesi beni şaşırmıştı.
“Şey, biraz sırtım ağlıyor.”
Göz ucuyla Karan’a doğru bakınca çarpıkça gülümsediğini gördüm. Allah bilir ne düşünüyordu sapık herif?
Masadaki erkekler Karan’la koyu bir sohbete girmişti.
“Ye.”
Karan’ın sesiyle kafamı tabaktan kaldırıp ona doğru baktım.
“Doydum.”
Karan gözlerini kenetleyip bana ters ters bakınca sandalyede kıpırdadım, kalçama kuvvetli bir ağrı girmişti. Hayvan adam nasıl kalçama vurduysa her hareketim canımı yakıyordu.
“Kalkabilir miyim?”
Tek kaşını kaldırıp beni süzünce tekrar üstelemek zorunda kaldım.
“Kalçam ağrıyor.”
Sessizce kafasını sallayınca sandalyemi çekti, masadan kalkıp masadaki 4 erkeğe göz göze gelmemeye dikkat ederek iyi akşamlar dileyip hızla merdivenlerden çıktım. Bu kadar kasvetli bir ortama bu kadar dayanmam bile mucize. Soyunma odasına girip askılı geceliğimi giydim, hemen banyoya geçip yüzüme sürdüğüm makyajı çıkardım. Aynada kendime bakınca sabahtan kalan unlu saçlarımla bakıştım, bu saçları nasıl fark etmemiştim. Duşa girmek için küvetin suyunu açtım. Üstümü çıkaracakken içeriden gelen sesle irkildim, Karan bu kadar çabuk yukarı gelmiş olamazdı değil mi?
İçime düşen büyük korkuyla banyo kapısının kolunu tutup derin bir nefesle açmamla yabancı bir adamla göz göze gelmiştim, büyük bir hızla kapıyı tekrardan onun yüzüne kapatmak için tüm gücümle kapıya dayadım ama karşımdaki adamın iri yarı biri olmasından dolayı kolaylıkla beni yere sermişti.
Yerden hızlıca kalkmaya çalışırken adamın benim bacağımdan tutup tekrardan yere sermişti. Elime aldığım şampuan kutusunu adamın üstüne fırlatmam adamı iyice sinirlendirdi.
“Seni küçük sürtük!”
Beni tek koluyla yukarı kaldırıp banyonun camına yapıştırmasıyla sırtımda ve kalçamda büyük bir acı hissettim.
“Kimsin, bırak beni!”
Karşımdaki adam büyük elleriyle çenemi sıkı tutup, “İhanetinin bedelini ödeyeceksin sürtük.” dedi.
“Ben kimseye ihanet etmedim, çek ellerini üstümden.”
“Araf Bey’e yaptığın kancıklığın bedeli.”
“Ben ona bir şey yapmadım, bırak.”
Tüm gücümle adamın ellerinden kurtulmak istesem de kurtulamıyordum. Kafamı sert bir biçimde duşa kabinin camını vurmasıyla acı bir şekilde bağırdım. Kimse yoktu. Karan neden sesimi duymuyordu, o beni bu durumda bırakmazdı.
“Bu küveti kendine mi hazırladın bakayım?”
Çoktan dolup taşmış küveti gördüm.
“Bir kere küvette intihar etmiştin değil mi?”
Ağlamayacaktım, bu adamın karşısında güçsüz olmayacaktım. Sessiz kalmam onun için bir cevap olunca, “Hadi gel bakalım Araf Bey’le hesabınızı kapatalım.” dedi.
Saçımdan tutup beni küvete doğru hızla sürükleyince acı bir çığlık atmıştım.
“Kes sesini!”
“BIRAK BENİ ŞEREFSİZ KÖPEK, DEFOL GİT SAHİBİN GELSİN!”
Yüzüme yediğim acı bir tokatla küvetin içinde kendimi buldum, ağzımdan kan geliyordu.
“Gel bakalım kim köpek kim sahip görelim, seni burada becermek vardı da dua et zamanım yok!”
Saçımdan tekrardan tutmasıyla kafamı küvetin içine bastırdı.
Çığlıklarım tüm banyoyu esir almıştı. Ama Karan beni duymuyordu, hep aynıydı. Kimi zaman ufacık bir umut ışıltısı belirtir gibi oluyor, kimi zaman da bir umutsuzluk denizi kudurmaya başlıyordu ama hep aynıydı: Aynı acı, aynı keder, bu dünyaya sadece acı çekmek için doğmuştum.
Kafamı sudan çıkarmak için çırpınsam da boşuna bir uğraştı, zihnim kararıyordu artık korktuğum karanlık beni içine alıp çağırıyordu. Hep ölmek istememiş miydim, neden şimdi çabalıyordum ki? Ondan kurtulmak istemiyor muydum? Bırak o zaman, diyordu beynim. Bırak ve öl. Ama kalbim yaşa diyordu, yaşa Meyra bu şekilde ölme diyordu. Işık ol, o karanlığa ışık ol Meyra, ölme. Gözlerim kapanıyordu, nefesim kalmamıştı.
“Ölmek istemiyorum.”