22

251 Words
"Bakın gençler. Bir kere daha tekrar ediyorum, bu kafede bir aşçıya ihtiyacımız yok." "Bakın beyefendi. Şura sadece bir aşçı değil aynı zamanda şef! Onun mutfak bilgisi çok. İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Hem Türkiye'de bir atasözü vardır 'Eti sizin kemiği benim' diye. O söz buraya tam uyuyor." Adam Eva'nın söylediklerine düşüncelerinin etkilemediğini belirten bakışlar attı. Üstelik atasözünü çeviriş biçimi hem mekan sahibini hem beni etkilemiş ikimizinde kaşlarının çatılmasına neden olmuştu. Göğsümün altında kenetlediğim kollarımı çözüp Eva'nın kolunu tutup çıkışa yönlendirdim. Başta restoranlara götürmüş ardından seçenekleri küçültmüş ve beni buraya getirmişti. Maksat bana iş bulmaktı. Çünkü Eva'ya göre ben zaten gizli bir şekilde iş arıyormuşum. Onunla daha hızlı bulurmuşum. Hem paramın da çok hızlı tükendiğini göz önüne alarak bugün bana iş aramak en mantıklısıymış. Halbuki paramın bittiği yoktu. İşe de ihtiyacım yoktu. İngiltere'ye bir kafede şeflik veya aşçılık yapmaya gelmemiştim. Üstelik ben pasta şefiydim diğer dallarda sadece aşçı sayılabilirdim. Yani her önüne gelene 'şef' demesi doğru değildi. "Şura... Üzülme güzelim. Ben sana daha iyisini bulacağım." Dışardan bakınca üzülüyormuş gibi mi gözüküyorum? Eva'ya baktığımda suçluymuş gibi başını yere eğerek yürüdüğünü fark ettim. Sanki işe alınmamam onun suçuydu. Kafeden çıktığımızda Eva'nın kolundan tutup onu durdurdum. Bana doğru dönmediğinde önüne geçip çenesini elimi kavrayıp yukarıya kaldırdım. Hayatımızda ilk defa birbirimizi canlı olarak iki gün önce gördük. Onun öncesinde internet üzerinde yüz yüze gelmiştik ama ben onun varlığına iki gün önce emin olmuştum. Duygularına da. Gözleri dolu dolu bana bakıyordu. İş bulamama benden çok üzülmüştü. Bir de babasının torpilini istememem sonucu işe yaramadığını düşünmüş olmalı ki çenesi titriyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD