Kollarımı havaya kaldırıp ona sardığımda o da bana sarıldı.
"Eva... Seni seviyorum."
Yüzünü omzuma gömüp ağlamaya başladığında kalbim titremişti.
O sadece bugüne kadar ailesinin soyadıyla gelmişti ve bugün onu kullanamayınca saygı görmemişti. Bu onun değil ailesinin sorunuydu. Eva'yı büyütürken bazı şeylerle onu yüzleştirmelilerdi.
Kollarını bana sarıp ağlamasını şiddetlendirdiğinde gözlerimi aralayıp etrafa bakındım.
Acaba ona gerçeği söylesem bir nebzede olsa siner miydi?
Gerçi o benden çok yeni fark ettiği olaya ağlıyordu. O yüzden gerçeği söylemeyi aklımdan çıkardım.
İşe ihtiyacım olmayabilirdi ama bunu onun bilmesine gerek yoktu.
Bakışlarım kafenin camına yapışan iş ilanına kaydığında aklıma gelen şeyle gülümsedim.
"İş buldum!"
Kollarını hızla benden çekip söylediğim şeye gözlerini kocaman açarak tepki verdiğinde onu omuzlarından tutup arkasını döndürdüm. Elimle iş ilanının olduğu yeri işaret ettiğimde ellerimin altından çıkıp oraya doğru ilerlemişti.
Kağıdın yanına Eva'yı takip ederek gittiğimde Eva yazıyı okuyup bana baygın bakışlar atmaya başladı.
"Güzel şaka."
"Eva."
"Eva? Ne, Eva? Garsonluk mu yapacaksın?"
Garsonluk derken yüzünde oluşan küçümseme ifadesiyle bu işten daha çok emin olmuştum.
Türkiye'de çoğu insan okuduğu bölümle ilgili iş yapmıyordu. Bu durum kiminin tercihi olsa da çoğu kişinin zorunda kaldığı bir durumdu.
Bazen bulduğunla idare etmeliydin. Aksi hâlde hayat sana acımazdı.
"Bizim pastanemiz de... Garson yoktu Eva. Babamla ben hem yemek yapardık hem de insanlara servis. Bu utanılacak bir şey değil."