"Bu ne?"
"Oradan bakınca neye benziyor?"
Şimdi yalan yok bir ara aksanım kötüdür, düzeltirim orada diye düşünmüş olabilirim.
Ama şu anda öyle tiksinerek konuşuyordu ki, İngilizce'den ayrı nefret etmiştim, buraya gelmem için ısrar eden Eva'nın teklifini kabul ettiğim için kendimden ayrı nefret etmiştim.
Yüzündeki alaycılık, sözlerindeki kendini beğenmişlik ve gözlerindeki ara ara yakaladığım tiksinme duygusunu umursamamaya çalışarak elimle ağzımı kapatarak esnedim.
Esnerken ağzımla birlikte kapanan gözlerimi aralayıp karşımdaki mavilerine baktığımda bana kaşlarını çatarak baktığını gördüm.
"Buradan bakınca anahtara benziyor da, neden bana getirdiğini tam olarak anlayamadım."
"Çünkü bu evin anahtarı."
Söylediği şeyle kaşlarını çatma sırası bende olsa da bunu yapmamıştım.
Yüz hatlarım çok işlev yaparsa uykum kaçabilirdi.
Elindeki anahtarı sallandırıp almam için gözleriyle işaret ettiğinde neden onda benim evimin anahtarının olduğunu sorgulamadan elindeki anahtarı alıp kapıyı yüzüne kapatmıştım.
Tam anahtarı gelişi güzel bir köşeye fırlatmış yatak odasına ilerlemeye başlayacakken kapı bir kez daha çaldı.
İçime doğru derin bir nefes çekip yavaşça serbest bıraktım.
Sinirlenmek istemiyordum, olay istemiyordum, insanlara açıklama yapmak istemiyordum, ona neden Türkler'den nefret ettiğini sormak istemiyordum... Ben sadece uyumak istiyordum.
Arkamı dönüp kapıyı tekrar açıp yine onun sadece dışı güzel olan gözlerine baktım.
Dudaklarındaki alaylı gülümsemeyle sesli bir şekilde güldüğünde uykumun bu adam yüzünden kaçacağına artık emin olmuştum.