"Çizecek kadar vakit ayırmaya değersin çünkü." dedi. Gözlerim nedensizce dolarken kafamı eğip kapağı kumaştan olan eskiz defterine baktım. Bir damla gözyaşı defterin kapağına düştü ama kumaş olduğu için geriye iz bırakarak kayboldu.
"B-ben , ne diyeceğimi bilmiyorum." dedim defteri ona doğru uzatıp.
"Kafamda onlarca soru var ama hangisini sormam gerektiğini bilmiyorum." diye devam ettim.
"Sorma çünkü, inan verecek başka cevabım yok. Kendi içimde dahi henüz cevap bulamadım. Bunu neden yaptığımı sana neden bu kadar bağlandığımı çok sorguladım ama inan bulamadım herhangi mantıklı bir cevap. Ben artık mantık aramayı bıraktım ne olur sende sorma.."
"Gitmek istiyorum, buradan uzaklaşmak istiyorum." dedim, onun konuşmasına fırsat vermeden kalktım ve hızla odadan hatta evden çıktım.
Araziden koşarak çıkmaya çalışırken yolun bitmemesine sinirlenip daha hızlı koştum. Sonunda o evin sınırları dışına çıkınca en uzakta ki büyük ağacın altına koştum ve içimde biriken herşey için gözyaşlarımı serbest bıraktım. Yalnız olduğumu bildiğim için her zaman ki ağlamamın aksine sesli ağlıyordum, bağırarak daha çok stres atarak.
Bunu biliyordun, sen aptal değilsin, seni çizdiğinin farkındaydın, içimden tekrar edip durdum bu sözleri. Ben biliyordum, biliyordum ama zamana bıraktım . Selin'den duymayı değil ondan duymayı bekliyordum, mantıklı bir açıklama duymak istiyordum. Onun herkesin içinde aşağılayıp bahsettiği şeyi eğer Araf'tan duysaydım daha farklı bir şekilde daha önce duysaydım bu kadar öfkelenmezdim.
"APTAL!" diye bağırdım.
"KOCAMAN BİR APTALSIN ENFAL ÖZTÜRK!" bağırdıkça sakinleşiyordum. Sakinleştikçe ise etrafta ki zifiri karanlığın , yokluğun ortasında kaldığımı fark ediyordum. Sahi ben ne taraftan gelmiştim. Ayağa kalkıp etrafa baktım. Hiçbir şey görünmüyordu , ay ışığının hafif aydınlatması ile önümü göremiyordum.
Koşarken gözlerim dolu dolu olduğu için nereye gittiğimi bilmeden ormanın içine girmiştim. Yürümeye başladım ama ne tarafa yürüdüğümü bilmiyordum. Hangi yönden geldiğimi unuttuğum için evin olduğu araziye uzaklaşıyor olabilirdim ama burada dursam da bir faydası olacağını sanmıyorum. Telefonumun cebimde olduğunu hatırlayınca elim ceketimin cebine gitti ama boş olduğunu fark edince elimi başıma vurdum.
"Tam bir aptalım gerçekten ya! APTAL!" kendime bağırmaya devam ederken ara ara öksürüp susuyordum. Yürümeye devam ederken üşüdüğümü hissederek ceketimin iki ucunu tutup kendime iyice sardım.
"KİMSE YOKMU!" diye bağırdım ama sesim koca ormanda yankılanıp bana geri dönünce yüzümü buruşturup öksürdüm. Bacaklarımın ağrıdığını hissedince bir ağacın altına dizlerimi kendime doğru çekip oturdum ve kafamı dizlerime gömüp gözlerimi kapattım. Başıma çok büyük dert açmıştım gerçekten.
Umarım birileri yokluğumu fark edip beni aramaya çıkmıştır yoksa bu soğukta sabaha kadar burada kalırım. Saat en son gece yarısını geçmişti ama ben saate bakalı da çok olmuştu.
Öksürük krizim giderek artınca göz kapaklarım da uykusuzluğa dayanamıyordu. Çok üşüyordum. Ağacın altında cenin pozisyonu alıp kolumun üzerine kafamı koydum ve daha fazla direnmeyip biraz olsun dinlenmeye çalıştım.
**********
Gözlerimi yavaşça aralayıp etrafa baktım. Hava aydınlanmaya başlamıştı ama kara bulutlar yüzünden hala karanlık gibiydi. oturur pozisyona geçtim ve tutulan koluma üzgün bakışlarımı yollayıp ayağa kalktım. Yağmur yağacak gibiydi ve benim yağmura yakalanma gibi bir lüksüm yoktu . Derken şimşek çakması ile korkarak ağaca tutundum. Yağmur da başladığında göz yaşlarım akmaya başladı. Nereye doğru gittiğimi bilmeden ormanın içinde yürüyordum ağlayarak. Tekrar şimşek çakınca ağlamam da yağmur gibi şiddetlendi. Bir yandan da deli gibi öksürüyordum. Bir ağacın altına gidip oturdum ce öksürük krizimin geçmesini bekledim. Boğazım öksürmekten parçalanıyordu.
Göz yaşlarım hala akarken saçım , üstüm , başım sırılsıklam olmuştu. Yağmur çok şiddetli yağıyordu ve ben sadece incecik bir ceket ve bir pijama takımı ile hasta hasta ormanda bir ağacın altında titriyor, ağlıyor ve öksürüyordum.
"Yardım edin , lütfen!" dedim ağlamaktan ve öksürmekten kısılmış sesim ile ama sesim bana bile zor geliyordu.
Şimşek sesleri beni daha da gererken o kadar üşümüştüm ki titremekten dişlerim birbirine çarpıyordu. Umarım birileri fark etmiştir artık beni ama daha yeni sabah olduğu için gün daha yeni doğuyordu yani herkesin uyuyor olması çok olasıydı. Ayağa kalkıp tekrar yürümeye başladım. Bu sefer oturmayıp yürümeye devam edecektim. Sırılsıklam olmuş saçlarım ve kıyafetlerim buna engel olsa da kararlı adımlarla yürümeye devam etim. Ağaçların sık görüntüsü kaybolmaya başlayınca ormanın dışına doğru ilerlediğimi anlayıp adımlarımı hızlandırdım.
Biraz daha yürüdükten sonra etrafa baktım. Evin olduğu araziyi görünce göz yaşlarım akmaya başladı. Koşarak araziye giderken bulunduğum yere çok uzak olduğunu fark edip adımlarımı hızlandırdım ama sanki ben koştukça ev de geriye gidiyordu. Öksürmeye başlayınca durup kesik kesik nefes almaya çalışıyordum ama hem öksürüyordum hem de nefes alamıyordum. Göğsüme bir iki kez vurup dizlerime doğru eğildim. Doğrulup eve doğru koşmaya devam ettim ve sonunda kapının önüne gelmiştim. Bahçede koşuşturanları görünce akan gözyaşlarım sırılsıklam saçlarım ve yorgun bedenimle seslendim.
"YARDIM EDİN!" çıkarabildiğim en yüksek sesle bağırdım ve bana doğru koşan Araf tam önüme gelince kucağına yığılıp kaldım.
"Enfal, iyi misin? Bu halin ne? neredeydin bütün gece?" yavaş yavaş kapanan gözlerim ile bilincim konuşmama engel olduğu için kendimi sadece onun kollarına bıraktım. Araf beni kucağına alıp sonunda yüzüme yağmurun gelmediği ve sıcak olan bir yere götürdü . Gözlerimi açamasam da başımda konuşulanları duyuyordum.
"Üstü başı çamur içinde , ormanda mıydı acaba?" dedi Selin. Elimi sıcak bir el tutunca buz gibi elimle bana tutunan eli sıktım.
"Kendinde misin ?" dedi Araf kulağıma doğru ,elini tekrar sıktım ve belli belirsiz sesimle konuştum.
"Üşüyorum," dedim ve öksürmeye başladım. Araf beni yumuşak koltuktan kaldırıp merdiven çıkmaya başlayınca odama gittiğimizi anladım. Kapı açılınca içeriye girdik ve bir kapı daha açıldı. Sonra Gizem'in sesi geldi.
"Küvete bırak ben temizlerim onu." banyonun kapısı kapanınca zorla da olsa gözlerimi açtım. Karşımda bana dolu gözlerle bakan Gizem'i görünce gözyaşlarım akmaya başladı.
"Çok korktum!"
"Çok korktum!" ikimizin aynı anda söylemesi ile Gizem gelip bana sarıldı. Bende gücümün yettiğince karşılık verdim. Sonra kıyafetlerimi çıkarmama yardım etti ve banyodan çıktı, o çıkınca bende hızlıca yıkanıp bornozumu giydim. Saçlarıma da küçük bir havlu sarıp sıcak suda dolayı buhar olan aynayı elimle silip kendime baktım. Gözlerimin altı kırmızı yüzüm bembeyazdı. Yanaklarım banyoda ki buhardan dolayı hafif kızarmıştı bu sayede solgun yüzüme hafif renk gelmişti.
Banyodan çıkıp odama geçtim. Yatağa kıyafet koyan Gizem ve camdan dışarıya bakan Araf'ı görünce Gizem'den kıyafetlerimi banyoya istedim. Üzerimi giyinip saçımı kuruttum ve banyodan çıktım. Pijamalarımın üzerine dolaptan yeşil hırkamı da alıp giydim ve yünlü çoraplarımı giymek için yatağa oturdum.
Gizem arkama oturup saçlarımı örmeye başladığında Araf sandalye de oturmuş meraklı bakışlarla beni inceliyordu.
"İyiyim." dedim ama sesim o kadar kısılmıştı ki oda aşırı sessiz olduğu için duyuluyordu. Gizem saçlarımı örmeyi bitirince kirli kıyafetlerimi alıp odadan çıktı. Araf sandalyeden kalkıp yanıma gelip oturunca ona anlatmak için ağzımı açmıştım ki gök gürlemesiyle korkarak pencereye baktım. Hala çok şiddetli yağmur yağıyordu. Araf kolumdan tutup kendine doğru çekince ona sarılıp ağlamaya başladım.
"Çok korktum!" dedim ağlarken.
"Arkandan gelmeliydim ama yalnız kalmak isteyeceğini düşündüm özür dilerim." dediğinde burnumu çekip ondan ayrıldım.
"O an ki öfkeyle koşarak çıktım , nereye gittiğimi bilmeden koştum , sonra bir anda kendimi ormanda buldum. Gece uyumuşum hatırlamıyorum ama sabah hava kötüleşince ve öksürmem artınca çok korktum." dedim. Tekrar büyük bir gök gürlemesi duyunca Araf'ın kolunu tuttum.
"Ben odana gittim sen gittikten bir saat sonra yatağımın üstünde telefonunun olduğunu görünce odana getirdim ama seni göremeyince endişelenip evin her yerine baktım. Dışarıya çıkacağın aklıma gelmedi değil, görevliler bakmak için gitti diye biz de evi ve araziyi aradık. Tam ormana gidecekken karşıdan geldiğini gördüm. Keşke daha önce ,"
"Bilemezdin!" dedim sözünü kesip. Araf'ın dizine yatıp yatağımın üzerinde duran katlı pikeyi üzerime çektim. Araf yatağımın başlığına yaslanıp pikeyi üzerime örttü. Gözlerimi kapatıp kendimi sıcaklığa ve uykuya bıraktım.
***********