2.BÖLÜM

2736 Words
"Ashley Angelic Miller. Bize açıklaman gereken şeyler var sanırım?" Annemin babamın bana taktığı (meleksi) ikinci ismimi yargılarcasına vurgulamasıyla, olduğum yerde donup kaldım. Ancak, çok kötü bir şey yaptığımda, bana bu şekilde seslenirdi. Ve sanırım yapmıştım. Nereden başlamam gerektiğini tam olarak bilemiyordum. Aslında dans okuluna başvuru yapmadan önce, sonuçlarına katlanmak gözüme çok daha kolay görünmüştü. Ve tabi, şanslı olabileceğim ve listeye girebileceğimden bile emim değildim. Her şey başta arkadaşlarımın güzel dans ettiğimi söyleyerek beni yüreklendirmesiyle bir oyun olarak başlamıştı. Ryley'in küçük el kamerasını gizlice almış ve odama geçerek en sevdiğim müziği sonuna kadar açmıştım. Melodilerin beni alıp götürmesine izin vererek dakikalarca dans ettikten sonra, çektiğim kısa videoyu internetten gönderirken aklımdan ne geçiyordu acaba? Sanırım hiç bir şey. O an, şimdiki durumun gerçekliğiyle karşı karşıya kaldığımda ne yapacağımı önceden düşünmem gerekirdi. Ama yapmamıştım. Büyük ihtimalle, bir şekilde kazanamayacaktım ve bu rüya da, kaçırdığım fırsatlardan biri olarak tozlu raflarımın arasında yerini alacak ve sadece bir...hayal olarak kalacaktı. Şimdi ise gerçeklerle yüz yüzeydim. "Biraz sakin olur musun hayatım?" Babamın yumuşak sesiyle içim biraz olsun rahatlamıştı, ancak kafamı kaldırıp göz göze geldiğimizde bunun bir hata olduğunu anlamam fazla uzun sürmedi. Babamın kaşları da en az anneminkiler kadar çatıktı. "Şu mektuba bir de ben bakabilir miyim Ashley?" Babam da bana prensesim yada tatlım diye hitap etmiyorsa, başım ciddi anlamda belada demekti. Bakışlarımı onlardan başka her yere çevirerek zaman kazanmaya çalıştım. Oldukça gergindim ve yemek odasındaki rahatsız edici sessizlik de bana hiç yardımcı olmuyordu. Ryley ve ikizlerin zırvalıklarını bile dinlemeye razıydım şu an, ancak onlar da sofrada en az benim kadar taş kesilmişlerdi. Havadaki gerginlikten oluşan elektrik, elle tutulur şekilde barizdi. Yerimden doğrularak, mektubu masanın diğer ucunda oturan babama doğru çekinerek uzattım. Babam, kağıda şöyle bir göz attıktan sonra anneme döndü ve çok alakasız bir şey söyleyip hepimizi şaşırttı. "Canton adını bir yerden anımsıyor gibiyim?" Annem, genelde kaba bir hareket olarak nitelendirdiği şekilde gözlerini devirerek mektubu hızla babamın elinden çekip aldı. Okuduktan sonra da yüzünü buruştUrup masanın üstüne fıRtlattı. "Sorunumuz bu değil," diyerek cevabı babama verirken, sorunun tam merkezine yani bana bakıyordu. "Asıl sorun, Ashley'in bizden bunu saklamış olması." Ne diyebilirdim ki, bu konuda sonuna kadar haklılardı. Onlara herhangi bir yalan söylememiştim ama planlarımdan da bahsetmemiştim. Açıkçası bu kadar sert tepki vereceklerini beklemiyordum. Ben daha bir şey diyemeden, "Yapmayın lütfen..."diyerek yüksek sesle araya girdi Sam."...sizce de kızın üzerine fazla gitmiyor musunuz? " Annem, Samantha teyzeme ikinci bir başı çıkmış gibi bakarken, o umursamadan aynı hızla konuşmaya devam etti. "Bütün bir sene, lanet olası koskoca bir sene, tıpkı bir inek gibi çalıştı." Ah, bu kısmı biraz acıtmıştı sanki ve ne yazık ki, haklıydı. "...ve yaz tatilini en güzel şekilde değerlendirmek onun en doğal hakkı. Ne var bunda? Bir dans okuluna katılması dünyanın sonu değil ki. Siz iki her şeyi çok bilmiş yaşlı ebeveynler," derken son iki kelimeyi parmaklarıyla tırnak içine almıştı."...şu an onun üzerinde çok fazla baskı kurduğunuzun farkında mısınız? Tanrı aşkına, siz hiç yirmi yaşında olmadınız mı?" Samantha teyzemin, dünya çapında ödül almaya değer konuşması üzerine ikisi de susup birbirine bakmaya başlamıştı. Ben ise cesaretimi toplayabilseydim, şu an bu kadını kucaklayıp suratının tam orta yerinden öpebilirdim. Daha önce onu çok sevdiğimi söylemiş miydim? Ah! Evet Sam teyzemi, gerçekten çok seviyordum. Annem, kendi kendine homurdanırken, Rick amcam da karısını destekleyecek bir kaç şey söyledi. "Sam, haklı." dedi elini, sevdiği kadının elinin üzerine nazikçe koyarak. "Sonuçta bu bir yaz tatili ve eğlenceli vakit geçireceği bir şeyler yapması, bence de Ashley'in hakkı." Annem, artık dayanamayarak bir anda patladı. "Az önce R.J.B Holding'de çalışmasının geleceği için iyi bir yatırım olduğunu ve bir yerden başlaması gerektiğini ima ettiğini sanıyordum, Rick?" Rick amca, omuzlarını silkerek dudaklarını büzdü. "Bu, Ashley'in planlarını öğrenmeden önceydi." Ah, bu iki insanı deli gibi seviyordum. Gerçekten. Konuşmalardan sonra babamın yüzü biraz yumuşar gibi oldu, ancak annem hâlâ bana tersleyerek bakmaya devam ediyordu. Ben ise masa örtüsünün kenarıyla oynuyordum. Ne acınası bir durumdaydım. Uzun süren bir sessizlik oldu. "Peki, neredeymiş bu okul?" Kafamı kaldırdığımda, annemin yumuşayan sesiyle sorgulayan bakışları arasında kalmıştım. Sanırım, Samantha teyzemin söyledikleri onda etki etmeye başlamıştı. Eminim, cevabımdan sonra her şey, yine kötüye gidecekti ama buna mecburdum. Kendim bile zor duyabildiğim bir sesle, "Manhatten." deyiverdim ve o anda annem, "Tanrım..."diye inledi. Ryley, yerinde hareketlenerek," Yemeğimizi bitirdik, müsaadenizle yukarı çıkmak istiyoruz?" dedikten sonra, babamın olumlu baş hareketiyle mesajı alıp, masadan hızla sıvıştı. Anthony ve Jóse da aynı hızla onu takip etmişti. "Evet, bu iyi fikir." diyerek kardeşimi onaylayarak, arkasından ayaklandılar. Onlar giderken, gözlerimi kısarak arkalarından baktım. Gemiyi ilk önce farelerin terk etmesine hiç şaşırmamıştım. Yine de önemli değildi. Sonuçta bu, benim problemimdi ve tartışmaya izleyici olmaları gereksizdi. "Demek, New York?" dedi babam, düşüncelere dalmış gibi tabağına bakarak. "Harika bir yerdir..."dedi Sam neşeyle. "Geçen sene Kevin'ı ziyarete gittiğimizde, çok güzel yerler görüp, birlikte mükemmel vakit geçirmiştik." Kevin adını duyduğum anda, içimdeki melankolik hâl, birdenbire daha da ağırlaşmaya başlamıştı. Bakışlarımı tekrar kucağıma çevirdim. Kevin, Rick amca ve Samantha teyzemin ilk çocuklarıydı ve onu daha beş yaşlarındayken evlat edinmişlerdi. Bu konu hakkında bildiğim şeyler sınırlıydı. Tek bildiğim, o zamanlar Samantha teyzemin uğradığı trajik bir saldırı sonucu, asla bir çocuk sahibi olamayacaklarını öğrenmeleriydi. Ancak, Kevin'ı evlat edinmelerinin asıl sebebi bu değildi. Kevin, Samantha teyzemin sevdiği bir arkadaşının tek oğluydu ve onun ölümünden sonra, bir bakıma velayeti Samantha teyzeme miras bırakmıştı. O sıralar henüz Rick amcamla evlenmemiş olan Samantha, Kevin'ı seve seve nüfusuna geçirmiş ve ona bekar bir anne olmaya gönüllü olmuştu. Rick ile evlendikten sonra ise, Kevin'ı asla bir üvey evlat olarak görmemişler, hatta ikizlerden sonra bile onu özel bir ilgi ve sevgiyle büyütmüşlerdi. Kevin, çocukluğumun büyük bir bölümünde en iyi anlaştığım kişiydi. Bana olan davranışları her zaman özeldi. Kendimi onun yanında hep güvende ve mutlu hissetmemi sağlıyordu. Çok konuşkan bir çocuk sayılmazdı, hatta zaman zaman fazla sessizleştiği olurdu ancak, konuştuğunda insanı büyüleyen bir yanı vardı. Öğrendiğime göre, aileye katıldığı ilk günlerde tamamen sessiz olan Kevin, ilk olarak benim doğduğum gün konuşmuş ve söylediği ilk kelime ise Ashley olmuştu. Adımın Ashley olmasını istediğini teklif ettiğinde ailem, onun tam da o gün sessizliğini bozmasının önemli olduğunu düşünerek, bu küçük ricayı geri çevirmemişlerdi. Kevin, bana karşı her zaman nazik ve özverili bir arkadaş olmuştu. Bir kuzenden çok daha öteydi benim için. Beni herkesten daha fazla anlayan ve bana yaptığım her yanlışta anlayışlı olan bağışlayıcı bir yanı vardı. Hatta bir keresinde, okul gösterisi için bir peri kılığına girmeyi arzularken, yaban arısı seçildiğimi öğrendiğim gün, neredeyse üzüntüden ölmek üzereydim. Gözlerim dolu dolu eve döndüğümde, Kevin da şans eseri oradaydı. Benim kızarmış gözlerimi herkesten önce fark etmiş, hemen yanıma gelerek, bana neyim olduğunu sormuştu. Bende ona bir daha okula asla gitmeyeceğimi ve o aptal arı kostümünü kesinlikle giymeyeceğimi söylemiştim. Sekiz yaşındaki bir kıza göre oldukça kaprisli ve çekilmez göründüğümün farkındaydım ama o sıralar bu bana çok utanç verici bir şeymiş gibi gelmişti. Kevin, hiç bir şey söylemeden, elimden tutup beni bahçeye çıkardı ve ağaçlarla dolu koruluktan yürüttükten sonra, rengarenk çiçeklerle ve kelebeklerle dolu vadiyi izletmek için nehir kıyısına götürdü. Oraya neden gittiğimizi hâlâ anlayamamıştım ama temiz bahar havasını solumak, kızaran burnuma ve şişen gözlerime iyi gelmişti. Arkama geçip omuzlarımdan tutarak bana her renkten çiçeklerin üzerinde uçuşan arıları işaret ederek, onların ne kadar çalışkan ve sevimli varlıklar olduğundan bahsetmeye başladı. Aslında kolay zarar görebilecek yaratıklar olduğu hâlde, tehlikede olduklarını hissettikleri anda kendilerini korumak için ölmek pahasına bile olsa iğnelerini nasıl da cesurca kullanan birer savaşçılar olduğunu söyledi. Anlattıklarıyla pek ikna olmuşa benzemiyordum ama, o an içimin rahatladığını itiraf etmeliyim. Kevin, eliyle göz yaşlarımı silerek, sarı buklelerimden birini kulağımın arkasına sıkıştırdı ve gözlerimin içine bakarak bana üzülmememi, yetenekli bir yaban arısı olmanın, gözle görünmeyen ve varlıkları kesinleşmeyen perilerden çok daha asil ve gerçek olduğunu söyledi. O an bana gülümseyişi bile beni ikna etmeye yetebilirdi aslında, ancak Kevin bununla kalmadı ve gösteri günü benimle okula gelirken, yaban arısı kostümünü kendisi giyeceğini söyledi. Benim üzerime göre dikilmiş iğrenç sarı siyah kostümün kanatları ve başlığı onun gibi uzun boylu bir çocuğun üstünde o kadar küçük ve...komik duruyordu ki, ama o an onun bunu hiç ama hiç umursamadığını fark ettim. Elimi, bana güven vermek için sıkarken, göğsünü gerişiyle resmen benim kahramanım olmuştu. Salona girdiği anda tüm çocuklar onunla alay edip kahkahalarla gülmeye başlasalar bile, o duruşundan hiç taviz vermemiş ve benim yanımda başı dik olarak tıpkı gerçek bir şövalye gibi kulise kadar yürümüştü. Hazırlıkların sürdüğü arka tarafta kostümü üzerinden çıkararak bana giydirdi ve beni alnımdan öptükten sonra da, "söylediklerimi sakın unutma ve güçlü ol ufaklık!" dedi. İşte o anda ona karşı olan hislerimin, masum bir çocuğun sevgisinden başka bir şeye dönüştüğünü hissetmeye başlamıştım. Bakışları sevgi ve güven doluydu ve beni sarsarak kendime getirmişti. Gösteri boyunca, ailemle birlikte en ön sırada beni izlerken, her hareketimi dikkatle takip ettiğini ve en ufak bir repliğimde bile alkışları başlatan kişi olduğunu bilmek acayip iyi hissettirmişti. Selam vermek için öne çıkıp eğildiğimde göz göze geldik ve ona gerçek bir mutlulukla gülümsedim. Benim özgüvenimi kazanmam için yaptığı şey çok anlamlıydı. Kevin'ın beni ayakta alkışlarkenki gülüşü ise tapılasıydı. İşte o an, göğsümün sol kısmında hafif bir ağrı hissetim. Kevin Miller'a, yani üvey kuzenime olan hislerimin değişmesiyle, ona olan ilgim ve sevgim bütünüyle yön değiştirmişti. Artık, onunla daha fazla vakit geçirmek isteyen kişi bendim ve en küçük fırsatları bile değerlendirmeye ve sürekli yeni fırsatlar yaratmaya çalışıyordum. Aslında düşününce, o yaşlarda hayranlıktan öte bir şey değildi belki. Ancak zamanla şekillenerek içimde gitgide büyüyen ve kalbimin en önemli bölümünü kaplayan bir şeye dönüşmüştü. Aşka. Üstelik karşılıksız bir aşka. Kevin için ben sadece mızmız, kıskanç ve baş belası bir kuzendim sadece. Yine de beni hiç üzecek bir şey yapmamıştı. Aramızdaki şeyin bozulmaya başlaması ise, Kevin'ın akademiyi kazanmasıyla başladı. Çocukluğundan beri tek tutkusu polis olmaktı ve sonunda bu fırsatı yakalamıştı. Çok çalışkan bir öğrenci olduğu düşünülürse, bu şaşılacak bir şey değildi elbette. Tek sorun, LAPD'de yatılı olarak okuması gerektiğiydi. Gideceği için çok üzülmüştüm. Hatta onunla günlerce konuşmamayı bile denedim. Fikrini değiştirmedi. Ailedeki herkes ona destek olurken benim itiraz etmemde anlamsızdı tabi. Bu yüzden, hiç istemeden olacakları kabullenip, ondan uzak günler geçirmeye başladım. Okulu L.A'daydı ancak aramızdaki mesafe gittikçe daha da büyüyordu sanki. İlk zamanlar her hafta sonu gelmeye çalışan Kevin, zamanla ayda bir, sonraki yıllarda ise sadece Şükran günleri ve noellerde uğrar olmuştu. Arkadaşlığımızı devam ettirmek için sık sık mailleşiyor olmamız içimi rahat tutmamı sağlıyordu ancak zamanla onlarda azalmaya başlamıştı. Yazdığımız şeyler, kalıplaşmış bir kaç kelimeyi geçmiyordu zaten. New York'a taşınıp teşkilatta görev almaya başladıktan sonra ise ondan haber alamaz olmuştum. Nedenini sormak istesem de gururum buna engel oluyordu. Ne yaparsam yapayım, benden kaçmaya çalıştığını hissediyordum ve onun peşinde daha fazla dolanacak gücüm kalmamıştı artık. İçimde Kevin'ın oluşturduğu boşluğu hiç bir şeyle dolduramıyordum ama yapacak başka bir şeyim yoktu. Bende kendimi derslerime ve zaman zaman da dansa vererek onu unutmaya çalıştım. Belli ki, onun benim için olan hisleri benimkiler kadar kuvvetli değildi ve zamanla da yok olup gitmişlerdi. Şimdi onun adını duyduğum için heyecanlanmamaya çalışsam da asla başaramayacağımı biliyordum. Göğsümde ritmi bozulan kalp atışlarım kulaklarımda çınlamaya başladı. Hiç bir şeyi unuttuğum falan yoktu. Kevin Miller, yıllarca kabuk tuttuğunu sandığım ve kaşıdıkça da kanattığım bir yaraydı sadece. "Muhteşem bir tesadüf," diyen Samantha'nın coşkulu sesi, beni acı tatlı anılarımdan koparıp şimdiki zamana geri döndürdü. Dik oturarak, gözlerimin dolmamış olmasını umarak onu izledim. Manasız neşesine hâlâ bir anlam verememiştim. "Neymiş, o çok muhteşem olan tesadüf?" Annem hislerime tercüman olmuştu. Bende gerçekten merak ediyordum. "Kevin..."dedi Sam mutlulukla sırıtarak." Kevin da Manhatten 'da unuttunuz mu? Ashley'e orada göz kulak olabilir. Böylelikle hem sizin içiniz rahat eder hem de Ashley dilediği gibi bir yaz geçirir." Annem onaylayan bir şeyler söylerken babam anında itiraz etti. "Ashley bunu yapmak istiyorsa oraya elbette gidebilir ve bizde onun için her türlü olanağı sağlayabiliriz. Kevin'ın bizim için bunu yapmasına hiç gerek yok." Rick amca, "Bunda kızılacak bir şey yok Ryan, Sam doğru söylüyor. Aileden birinin onunla ilgilenecek olmasından daha iyi ne olabilir ki?" dedi. Babamın Kevin'ı sevdiğini biliyordum ama yine de bu zaman zaman ona öfkelenmesine engel olmuyordu. Bunun nedenini hiç bir zaman anlayamamıştım. Belki ilk adımı onun vermiş olması yada benimle eskiden daha çok ilgilenmiş olması olabilirdi. Yine de bana veya aileme karşı asla bir saygısızlığı olmamıştı. O hâlde Kevin ile sorunu neydi, hiç anlayamıyordum. "Kevin'dan bunu istiyebiliriz hayatım." Annem, elini babamın elinin üstüne koyup ona uyaran bir bakış attı ve babam anında sakinleşip eski haline geri döndü. Ancak fikrini değiştirmemişti. Miller'lar olarak sağlam bir soyadına sahip olduğumuzu ve imkanlarımızın her şeye yetebileceğini söyleyerek, Kevin'dan yardım almayı inatla reddetti. Bu konuda bende babama katılıyordum. Kevin'ı görmeye henüz hazır değildim. New York'ta olduğunu biliyordum ama bu, dans okuluna başvurmam için bir sebep değildi. Kimi kandırıyorsun? diyen iç sesime gözlerimi devirdim ve ona susmasını söyleyerek ailem arasındaki tartışmaya odaklandım. Her kafadan bir ses çıkıyor ve benim geleceğim için tartışıyorlardı. Artık buraya kadardı. Sessizliğimi bozmanın ve üzerime yazılan senaryoların üzerine son noktayı koymanın zamanı gelmişti. Bu benim hayatımla ilgili küçük, hayır benim için koskocaman bir adımdı. Ve verdiğim kararların arkasında durmalı, sorumluluk almayı öğrenmeliydim. "Kimsenin beni korumasına ihtiyacım yok." İki elimi masaya dayayarak hızla ayağa kalktım. Vay canına, sesim tahmin ettiğimden bile güçlü çıkmıştı. Onların şaşkınlığından yararlanarak hızla devam ettim. "Bunun bu kadar büyük bir sorun olacağını hiç düşünmemiştim." dedim bana delirmişim gibi bakan aileme. "Kendi başımın çaresine bakabilecek yaştayım. Sorun uzak olması mı, yoksa oranın bir dans okulu olması mı?" diyerek bir soruyla onları şaşırttım. Benden böyle bir tepki beklemeyen anne ve babam birbirine şok olmuş gibi baktı. Samantha teyzeme göz ucuyla baktığında, bana dudaklarını oynatarak aferin dediğini görünce cesaretim daha da arttı. "Aslına bakarsan tatlım, sorun her ikisi de değil." Güzel. Babam yumuşamaya başlamıştı."Yine de eğer gitmeyi planlıyorsan, şartları belirlememiz gerekiyor." Demek bazı şartları olacaktı. Peki. Eğer onların şartları varsa, elbette benim de vardı. "Önce benimkileri konuşalım." diyerek onları ikinci kez şaşırttım. Babam eliyle söz sende diyerek bana devam etmemi söyledi ve bende öyle yaptım. "Birincisi orada Miller soyadının verdiği kolaylıkları kullanmayı reddediyorum. Oraya yalnızca Ashley olarak gidiyorum. Sıradan bir son sınıf öğrencisi gibi. Zaten başvurduğum okul, üç ay boyunca kalabileceğimiz bir lojman ve ihtiyaçlarımız için bir fon belirleyeceğinden, orada kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Peşimde kimsenin dolanmasına yada herhangi bir yardıma ihtiyacım yok." derken Samantha teyzeme göz ucuyla baktım. "Sizden bu konuda anlayış istiyorum. Bu fırsatı herkes gibi yeteneğim ve şansımla elde ettim ve aynı şekilde sürdürmek istiyorum." "Peki ama güvende olduğuna nasıl emin olacağız?" diye bir soru sordu babam."Orası büyük ve belalı bir şehir." "Bu konuda bana güvenmek zorundasınız." derken omuzlarımı daha da dikleştirdim. "Bu mektup benim için de bir sürpriz oldu." dediğimde bana kaşlarını alayla kaldırarak baktılar. "Yani, aslında evet başvuruyu yaptığımda bunun olacağını biliyordum ama...yine de kazanacağımı tahmin etmiyordum ve üstesinden gelebileceğimi düşünmüştüm. Şaşırmakta haklısınız, çünkü bende fazlasıyla şaşkınım. Ama bunu istiyorum. Bu kahrolasıca yaz tatilini, bir holding binasında, dört duvar arasında ve bilgisayar başında gözlerimi bozarak geçirmektense, dans okuluna gidip eğlenmek, sevdiğim bir şeyi yaparak yeni insanlar tanıyarak, kısacası hayatımı yaşayarak geçirmek istiyorum. Üç aylığına da olsa buna hakkım olduğunu düşünüyorum." Konuşmamı bitirdiğimde nefes nefeseydim ve hepsi yüzüme aval aval bakıyordu. Vay canına, dedim içimden ve kendi kendimi bu deli cesaretimden ötürü tebrik ettim. Resmen aileme kafa tutmuştum. Hem de hayatımda ilk defa. "Şimdi sizin şartlarınızı dinliyorum." diyerek yerime oturdum. Babam annemle uzun bir süre bakıştıktan sonra bana döndü ve, "Tek bir şart Ashley." dedi. "Başını belaya soktuğun an, geri dönüyorsun." Söylediklerini ilk başta anlayamadım ve gözlerimi kırpıştırarak Samantha teyzeme baktım. Gözlerinin içinin güldüğünü görünce gerçek kafama dank etti. "Yani gidiyor muyum?" diye umutsuzca fısıldadım. "Elbette tatlım." dedi annem ve dakikalardır ilk defa gülümsedi. "Biz baskıcı, yada yaşlı," derken Samantha teyzeme imayla baktı. "...ebeveynler değiliz. Amacımız seni kısıtlamak değil sadece yol göstermekti." Omuz silkti ve devam etti." eğer istediğin buysa, sana karşı çıkmayacağız." Şu an birinin kendime gelmem için beni çimdiklemesi gerekiyordu. Yüzümü ortadan ikiye ayıran bir gülümsemeyle onlara baktım ve göz yaşlarıyla koşup onlara sarıldım. "Teşekkür ederim. Teşekkür ederim." diye inleyerek ikisini de öptüm. "Size söz veriyorum, hiç bir sorun olmayacak." Annem ve babam da bana aynı içtenlikle sarılarak karşılık verdi ve yanaklarımdan öperek beni rahatlattı. Onlardan sonra Rick'e ve Samantha'ya da sarıldım ve destekleri için teşekkür ettim. Samantha teyzem kulağıma kimsenin duyamayacağı bir tonda, "Başın sıkıştığında ilk olarak beni ara ki, dönüş biletinden önce sana yardım edebileyim tatlım." dedi ve göz kırptı. Ona, "Tamam."dedim ve gülümseyerek yanağından öptüm. Odama giderken, içim kıpır kıpırdı ve merdivenleri çifter çifter tırmanıyordum. Sonunda rüyalarım gerçek oluyordu. Buna hâlâ inanamıyordum. Manhatten'daki dans okuluna, üstelik yalnız başıma gidiyordum. Bu insanlık için küçük ama benim için büyük bir adımdı. Müzik setinden en sevdiğim parçayı açtım ve odanın içinde neşe içinde dans ederken, daha bir haftam olmasına rağmen valizimi hazırlamaya başladım. Bölüm sonundan merhaba. Bu bölümü biraz kısa bulabilirsiniz. Aslında standartlara göre değil ama :) yine de konunun burada bitmesi gerektiği için bitirdim. Diğer bölüm, Manhatten'da görüşmek üzere ;) Sevgiyle kalın...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD