Elif Ekiz..
Bir türlü kendime gelememiştim ve hâlâ koridorda asansör kapısına bakıyordum. Sonra bi anda çalan telefonla transtan çıktım ve alelacele cevapladım...
Arayan suç ortağım Tuğba'ydı;
"Efendim Tuğba"
"Aloo kızım mesajlarımı görmedin mi bittik biz, günlerce önünde dedikodu yaptığımız adam Kürşat beymiş ayvayı yedik nolacak şimdi ikimiz aynı anda işsiz kalıyoruz yaa napacaz" diye nefes almadan hızlı hızlı konuşup bulanık olan aklımı iyice karıştırdı..
Yinede birşeyler yapmalıyız. En azından adamdan özür filan dilesek diye düşündüm. Tuğba'ya;
"Hemen bi bahane bul yanıma gel"
"Ne bahane bulabilirim ki"
"Ayy ne biliyim Tuğba intihar edicem 13 üncü kattan atlamam lazım de çık gel"
"Çok iyi fikir gerçekten hemen bunu diyip geliyorum"
O sırada kendimi katta bulunan mutfağa attım ve demli bir çay aldım. Molada sigara içilen yangın merdiveni boşluğuna ilerledim. Tuğba da bi hışım yanıma geldi nefes nefese 'napacaz kızıııımmmm' diye uzatmalı bi tepki gösterdi. Ben nedense Tuğbanın tam zıttı oldukça sakin bi şekilde çayımı yudumlayıp;
"Battı balık yan gider sonuçta patronlara bi saygısızlık yapmadık biz İtalyan mimara yaptık" deyip omuz silktim..
Tuğba ağzı açık beni izledi. O sırada yanımıza muhasebeden Ahmet geldi ve bana bakıp;
"Kürşat bey seni çağırıyo masandaki telefon uzunca çalınca önemli bişey olabilir diye ben açtım. Arayan Kürşat beyin sekreteriydi cebinden de ulaşamamış" dedi ve geldiği gibi hızlıca gitti..
Burada telefonlar biraz zor çekiyordu. Galiba ondan ulaşamadılar..
Merdiven boşluğundan çıkıp bardağı mutfağa bıraktım ve iki arkadaş asansöre doğru yürüdük.. O sırada Tuğbanın cebi çaldı arayan karşılamadaki güvenlik şefiydi;
" Kürşat bey seni çağırıyo 2 dk içinde odasında olmalısın"
Tuğba ile göz göze geldik ve kendimi tutamayıp;
"Adam zahmet edip ikimizi ayrı ayrı çağırıp kovmuyo bile aynı anda kovacak"
Tuğba gözlerini devirdi;
"Zamanını boşa harcamak istememiştir. Onlar için zaman çok önemli hızlıca aradan bizim kovulma işini çıkarıp toplantılarına dönecek"
Kurbanlık koyun gibi kol kola girip asansörle meşhur 24 üncü kata çıktık..
Kata geldiğimizde ağzımız bi karış açık etrafı seyrettik bi müddet, nası olsa ilk ve son görüşümüz olacaktı..
Aşağı katlardan çok farklıydı, ayrı bi dünya gibi olmuştu hatta kış bahçesi gibi bi alan yapılmış ve oraya da dinlenme koltuğu konulmuştu. Seranın içindeki çiçeklerin kokusu kata yayılmıştı..
"İnsan burda gençleşir" dedi Tuğba hayran hayran izlerken. Ben tam ağzımı açmıştım ki Kürşat beyin koruması sağ kolu, sol kolu kısaca herşeyi diye duyduğumuz Ilgaz bey bize seslendi;
"Buyrun bayanlar" deyince ona doğru yürüyüp görüşme için Kürşat beyin odasına ilerledik...
Önümüzde yürüyen adama bakarken istemsizce kaslarına ve dik duruşuna dikkat kesilmiştim.. İçimden ‘kas yapmayanı dövüyorlar galiba bu devirde son zamanlarda kimle karşılaşsam kaslı maslı maşallah Allah sahibine bağışlasın’ diye söylendim..
Odanın önüne geldik Ilgaz bey kapıyı çalıp açtı kenara çekildi ve bize geçmemiz için yol verdi.. Tuğbayla göz göze gelip peşpeşe odaya girdik.. Tüm heybetiyle camdan duvarın önünde elleri pantolonun cebinde olan ve dışarıyı izleyen adama baktık bir süre. Sonra bize döndü Kürşat bey ve konuşmaya başladı;
"Hoşgeldiniz bayanlar"
İşte şimdi başlıyoruz.. Tuğbayla kısa bi an göz göze geldik ve hoşbulduk diyebildik. İnler gibi çıktı sesimiz. Oturmamız için eliyle koltukları işaret etti ve kendiside masasına geçip tam karşımıza oturdu..
Tuğbaya dönüp ;
"Tuğba hanım sizin yeni işiniz benim kişisel asistanım olmak içerde Nurhayat hanımdan görevle ilgili detayları öğrenin. 15 gün içinde tam donanımlı ve sıfır hatayla görevinizin başında olmanızı istiyorum.. Düğün tarihinizi ve kaç gün izin almak istediğinizi Ilgaza söyleyin o ona göre ayarlama yapar"
Tuğba şaşkınca önce gözüme baktı, sonra Kürşat beye döndü ve;
"Kürşat bey çok teşekkür ederim umarım başarabilirim" dedi.
Kürşat bey başını olumlu anlamda yavaşca aşağı yukarı sallayıp detayları Nurhayat hanımdan ve Ilgazdan öğrenebileceğini söyleyip gönderdi canım arkadaşımı.
Nurhayat hanım Alpaslan beyin asistanıydı ve emekliliği gelmişti. Herkes onun yerine geçmek için can atıyordu. Tabiki Kürşat beye yakın olup kendilerine aşık etme planları dahilinde asistanlık istiyorlardı. Onların yerine Tuğbanın geçmesi baya baya o kızları bozguna uğratıp bol dedikodu yapmaları için fırsat olacaktı.
Kürşat bey koltuğunda yavaşca bana doğru döndü dikkatle yüzüme bakıp ne düşündüğümü. anlamaya çalışıyordu sanki.. Sonra konuşmaya başladı ;
"Elif hanım sizde muhasebede Selçuk beyin yerine geçiyorsunuz, artık muhasebe şefi sizsiniz Selçuk bey işten ayrıldı"
Şaşkınlıkla;
"İşten mi ayrıldı?? Haberim yoktu şaşırdım. Ama Selçuk beyden sonra muhasebede Ahmet bey gelirdi yani o izinli filan olduğunda yetki Ahmet beyde olurdu. Benim Selçuk beyin yerine geçmem Ahmet beyi biraz şaşırtabilir"
"Kimin nerde ne iş yapacağına ben karar veririm, siz işinize odaklanın bu konuyla ilgili herhangi bir şekilde rahatsızlık veren olursa da doğrudan bana gelin Elif hanım"
"Tamam ben sadece şaşırdım. Daha doğrusu şaşırdık arkadaşım da bende işten atılırız diye düşünmüştük ama resmen daha yetkili olduk. Onun şaşkınlığı oldu özür dilerim" dedim. Hızlıca derdimi anlatmak istemiştim çünkü daha fazla salak durumuna düşmek istemiyordum..
Dudağının kenarı yukarı doğru keyifle yükseldi Kürşat beyin ve;
"10 gün boyunca şirkette belli noktalarda saatlerce hatta günlerce oturup çalışanları takip ettim. Ben iyi bir gözlemciyimdir ve nedense bu şirkette bir çok insanın sırf işim var holding çalışanıyım, plazada çalışıyorum havaları atmak için burada vakit öldürdüğünü gördüm. Ama arkadaşınız ve sizin gerçekten işinizi severek yaptığınıza bizzat şahit oldum. Sizin gibi çalışan diğer personellerde bu durum göz önüne alınarak değerlendirildi, sizde aynı şekilde çalışkan ve disiplinli olduğunuz için değerlendirildiniz.. Başka merak ettiğiniz bişey var mı"
Diye tek kaşı havada sordu Kürşat bey ve ben mümkünmüş gibi daha da mahcup oldum.. Aynı mahcubiyet ses tonumuda yansıdı;
"Hayır Kürşat bey anladım teşekkür ederim elimden geleni yaparım. Umarım kimseyi hayal kırıklığına uğratmam yeni görevimde" deyip ayağa kalktım. İzin isteyip odadan çıktım..
#Arkasında onu keyifle izleyen ve tebessüm eden bir Kürşat bırakarak.#
KÜRŞAT TAN EKİCİ
Bu kızda ne var bana iyi gelen böyle? Sesini duyduğumda içimde anlamadığım bişeyler oluyor huzur dedikleri şey bu muydu acaba? Halbuki daha 12 yaşındayken anlamıştım annemde dahil hiç bir kadına güven olmayacağını..
O günü asla unutamıyorum. Okulda ufak bi yangın çıkmıştı ama tedbir amaçlı bütün okul boşaltıldı ve bir gün tatil ilan edildi. Çocuk aklıyla eve erken gelmenin ve tatilin sevincini annemle paylaşıp kardeşlerimle güzelce oynayacaktım.. İkizler evin neşesiydi 5 yaşlarındaydı henüz ve özellikle kız kardeşim Eslem'le vakit geçirmekten inanılmaz keyif alıyordum.
Eve geldiğimde kardeşlerimin kreşten dönmesine henüz vardı. Üst kata anneme haber vermeye çıkıyordum ki merdivenler de bi ses duydum annem kıkırdıyordu.. Anlam veremedim acaba babam evde mi diye aklımdan geçirdim. Ama babam bi ihale için şehir dışına çıkacağından bahsetmişti kahvaltıda.. Merdivenlerden kararsız şekilde çıkmaya devam ettim ve hafif aralık olan kapıdan başımı uzatıp sessizce içeriye bi an baktım.
Annem başka bi adamla yataktaydı herşey alenen ortadaydı. Adamın kim olduğunu anlamaya çalıştım. Yatağın baş ucunda ki komidine kaydı gözüm bian siyah taşlı iri bir yüzük vardı.. Bu yüzüğün sahibi evin korumalığını aynı zamanda şoförlüğünüde yapan adam Tolga abiye aitti. Çok sever çokda saygı duyardım ona. Hatta büyüdüğümde onun gibi iri ve yakışıklı olmak isterdim içten içe..
Sessizce odama kapandım. 3 gün çıkmadım hastalandım gördüklerimi çocuk aklım ve kalbim kaldıramamıştı. Annem her hastalandığımda olduğu gibi 4 dönmüştü etrafımda. Ancak onu gördüğümde midem bulanıyordu. Üstelik bu durum elimde değildi. Sürekli babamı sayıklamıştım. Öyleki babam işini yarım bırakıp gelmişti. Gerçekten de Babam gelince iyileşmiştim.
Tamamen psikolojik bir durumdu. Toparlanınca düşünmeye başladım bu faciayı ailem, kardeşlerim ve babam en az hasarla nasıl atlatabilir diye. Babama desem kesinlikle annemi ve o adamı düşünmeden öldürürdü..
Kardeşlerim hâlâ anneye muhtaçtı. İçten içe kabul etmek istemesemde aslında annem çocuklarına çok sevgi dolu ve çok düşkün bir anneydi. Peki çocuklarına duyduğu bu sevgi anneme yetmemiş miydi de kendini başka adamın kollarına atmıştı..
Kardeşlerimi düşündüğüm için babama ve dedeme söyleme işinden derhal vazgeçtim. Babaanneme de söyleyebilirdim ancak o da zaten en baştan beri annemi babama layık görmemişti. Yıllarca problem yaşamışlardı ve bu durumu öğrenirse eline fırsat geçer öldürmese de boşatırdı. Olan yine evdeki minik kardeşlerime olurdu..
En sonunda aklıma gelen fikirle yatağımdan kalkıp annemin yanına gittim. Sessizce uyandırdım onu babamın uyanmasını istemiyordum. Aşağı mutfağa indik, hissediyordum. Annem tedirgin olmuştu ne derdim vardı da gece onu uyandırıp mutfağa çağırdım..
Mutfağın kapısını kapattım ve anneme gördüğüm herşeyi, o adamı hatta yüzüğünü bile anlattım. Annem uzun uzun ağladı yalvardı kimseye söylemeyim diye ve söz verdi bir daha asla böyle adice birşey yapmayacağına dair.. Kardeşlerimi hatırlattı kimse onlara benden iyi bakamaz dedi ve lanet olsun ki haklıydı.. Asla annemin anneliğinden şikayetçi olmamıştım o hep çok ilgili ve sevgi dolu bir anneydi. Ama neden başka bir adama ihtiyaç duymuştu?
Bunun cevabını annem verdi. Babamın çok ilgisiz olduğunu her konuda onu yalnız bıraktığını bi anlık boşlukta gönlünün Tolga'ya kaydığını ama bunun yanlış olduğunun farkına varınca ondan tekrar uzaklaşmak istediğini anlattı. Fakat Tolganın annemi bırakmadığından bahsetti.. Yaşım küçüktü lakin kalbim de aklım da yaşımdan çok olgundu..
Gördüklerimden sonra bir günde büyümüş hissettim kendimi..
Kardeşlerimin hatırına sustuğumu ve kimseye söylemeyeceğime dair söz verdim anneme..Kesinlikle Tolgayla muhattab olmaması gerektiğini bu konuyu çözeceğimi tembihledim..
Yazardan..
Ertesi sabah okula gitmek için 3 kardeşte evden çıkarken annesinin kendisine sarılmasına izin vermedi Kürşat. Araca bindiklerinde Tolgaya önce küçükleri bırakalım benim başka bi işim var okula gitmeden dedi.
Tolgada Nuran hanım bana bişi söylemedi bu konuyla ilgili dedi ama Kürşat annesinin adını o adamın ağzından duymasıyla öyle bir bakış atmıştı ki koca adam resmen korkup sustu..
Çocukları kreşe bırakınca nereye diye sordu Tolga, Kürşat da seninle konuşacağım önemli bir konu var arabayı sahile çek dedi.
Tolga arabayı sahile çekti ve yönünü Kürşat'a döndü. Kürşat akşam annesine anlattığı herşeyi karşısında ki bu adamada anlattı ve buralardan gitmezse babasına söylemekle tehdit etti.
Bir bahane bulup işten istifa edip gitmesini istedi. Annesine ulaşmaya çalışırsa babası veya dedesiyle bu konuyu çözeceğini o zamanda bu durumun herkes için felaket olacağını söyledi... Neyse ki Tolga göründüğünden daha korkak bi insandı da kabul etti Kürşat'ın teklifini. Aslında yaşına göre oldukça akıllı ve mantıklı kararlar almıştı. Büyüklerde yaptıkları hatanın bedelini bu çocuğun kararına uyarak bi şekilde telafi edeceklerdi..
Tolga sözünü tuttu ve ailevi sorunlarının olduğunu, memleketi Malatya'ya gitmesi gerektiğini söyleyerek istifa edip aileden uzaklaştı. Arkasında hamile bir Nuran hanım bıraktığından habersizdi.. Nuran hanım hamile olduğunu anlayınca içten içe çocuğun babasını tahmin etsede Kürşat'a olabildiğince bu durumu yansıtmamaya çalışarak tekrar ailesi ve çocukları için normal bir ev hanımı gibi yaşamına devam etti.
Kendi kendine bir söz verdi. Kocası ne yaparsa yapsın asla bir daha böyle bir hata yapmayacaktı. Gerekirse çocuklarını da alıp boşanacak ama kadınlık gururuna ve çocuklarının onuruna dokunacak hatalar yapmayacaktı..
O günden sonra Kürşat annesinden olabildiğince uzak duruyordu. Asla sarılıp öpmedi, annesinin de onu öpmesine izin vermedi. 3 sene bu şekilde geçmişti 15 yaşına gelmişti ve ikinci büyük şokunu da o yaşta yaşamıştı. Evin altında ki spor odasında saatlerce spor yapmış artık çok yorulmuştu ve odasına gidip duş alıp dinlenmek istemişti.
Merdivenlerden hızlıca çıkıp tam odasına gideceği sırada bi ses dikkatini çekti ve sese doğru ilerledi kardeşinin piyano odasından gelmişti ses. Aralık kapıdan bakınca babasıyla kardeşinin piyano hocasını öpüşürken gördü. Babası resmen kadını sömürüyordu arkasını dönüp gitti ve kendini duşa attı.
Söylenmeye çoktan başlamıştı haklı olarak;
‘Anasını satayım bu nasıl ev? Brezilya dizilerini geçmişiz haberimiz yok. Ne zaman tuhaf bi ses duyup aralık olan kapıdan baksam hayatımın şokunu yaşıyorum. Bari kapıları kapatın çalışanlar var kardeşlerim var başkasıda görebilirdi" diye hem söyleniyor hemde yıkanıyordu..
Annesini gördüğü gün aklına geldi. O zamanlar evde çok çalışan yoktu ama o gün hiç kimse yoktu acaba onlar neredeydi.. Tekrar annesinin veya Tolga şerefsizinin onlara izin vermiş olma ihtimali geldi. Nası olsa babası şehir dışında olacaktı son söz Tolgaya aitti evde öyle zamanlarda..
Duştan çıktı giyindi ve annesine mesafeli bir tonla babasının nerde olduğunu sordu. Çalışma odasında olduğunu öğrenince hızlıca babasının yanına gitti.
Babasına dedesinin yanına İtalyaya gitmek istediğini söylediğinde babası asla izin vermeyeceğini o yolda o pis işlerde oğlunun harcanmasına müsade etmeyeciğini kesin bir dille bu konunun açılmamak üzere kapanması gerektiğini söyledi..
Kürşat da izin vermezse piyano hocasıyla yediği haltı dedesine anlatacağını ve ayrıca ananesi ve diğer dedesine hatta annesine kardeşlerine herkese anlatıp itibarını iki paralık edeceğini söyledi. Babasının omuzları düştü ve çaresizce izin verdi. İki gün içinde herşey hazırlandı ve İtalyaya dedesinin yanına gitti. Umarım burda da dedesini veya babaannesini başka birileriyle görmezdi artık kaldıramazdı ve bu defa dünyanın bi ucuna gidip kimseyle görüşmeyecek duruma gelirdi..
Piyano hocasına da çok kızgındı. Annesi nası bi kadın olursa olsun bi daha babasına karşı o hatayı yapmamıştı ve hemcinsi tarafından böyle bi muamele haketmiyordu. Babası da suçluydu elbet ama o kadın babasının evli olduğunu biliyordu karşıdaki kadını düşünmesi gerekiyordu..
Bu yüzden yıllarca bütün kadınlardan nefret etti.. Erkeklik ihtiyacını kendi kendine giderdi çok başa çıkamadığı durumlarda biraz içip bu işi para için yapan kadınlarla hallediyordu. Onda da sadece sonuç odaklı olarak yapıyordu bir görev gibi.. Uzun uzun uğraşıp karşının zevk almasını sağlamak gibi bi niyeti olmuyordu ki kendiside zevk almıyordu. Ne zaman işi bitse iki gün boyunca kadın görünce midesi bulanıyordu. Psikolojikdi bu durum farkındaydı. O yüzden şirketle holdingle babasının işleri ile değil dedesinin karanlık dünyasıyla ilgileniyordu.
Bu dünyada kadınlar yok denecek kadar az çıkıyordu karşısına..
İtalya ve Türkiyede adı duyulunca düşmanlarının korkudan titrediği ünlü bir mafya babası olmuştu.. Kulaktan kulağa insanları öldürme şekli yayıldıkça korkularda artmıştı. Adeta normal yolla tek kurşunla ölmek düşmanlarının tek isteği olmuştu.
Akreplerle dolu sandığa attığı insanlar olmuştu genelde o şekilde acılı ölümü hakediyordu düşmanları Kürşat'a göre..
O yüzden lakabı Akrepti...
Vucüdünda sağ kasığının biraz üzerinde siyah bir akrep dövmeside vardı başkada dövme yaptırmamıştı. Dedesinin ölümüyle tamamen işlerin başına geçmişti artık masanın lideri o olmuştu..
Dedesinden 6 ay sonrada babaannesi Türkiyeye dönme kararı almıştı. Zaten eşinin mezarıda Türkiyedeydi ara sıra ziyaret eder dertleşirim diye düşündü. Kürşat'a çok nadir adıyla seslenirdi babaannesi Sümbül hanım. Ona sürekli gözümün nuru derdi, diğer torunlarından ayrı tutardı ayrı bi sevgisi vardı. İlk göz ağrısıydı ve çokda olgun düzgün bir gençti Kürşat Sümbül hanımın gözünde.. Kürşat'ta babaanne yerine genelde Sümbül sultan derdi ona..
Babaannesinin bir telefonuyla soluğu Türkiyede almıştı Kürşat. Babası 10 gün yoğun bakımda kalmış sonra çıktığında ise artık şirkete dönmek istemediğini emekli olmak istediğini işlerle artık Kürşat'ın ilgilenme vaktinin geldiğini söylediği etkili bir konuşma yapmıştı. Kendi kendini emekli ilan etti..
Sümbül hanımında ısrarlarıyla İtalyaya gitmedi işler orda yolundaydı bi aksilik olursada gider gelirdi artık. Oraya çok güvendiği, annesi Türk babası İtalyan olan oldukça cesur bu işlerde en az Kürşat kadar disiplinli arkadaşı Boris'i bıraktı ve Türkiyede ki işlere yoğunlaştı..
Eliffff ahhh Elifff onu ilk elinde çay bardağı yeşil tek renk tiril tiril boyu diz kapağında olan bir elbisenin içinde salına salına kendisine doğru yaklaşırken görmüştü.. Yüzüne yayılan kocaman gülümsemesi bu gülümsemeyle ortaya çıkan sol yanağında ki o gamzesi göz rengine uygun makyajı ve görünen kısmıyla bembeyaz mermer gibi pürüzsüz teni. Ahh o boyun kısmı ve orda minicik altın kolyesi Arapca Elif harfi vardı kolyede..
Bütün detayları hâlâ Kürşat'ın aklındaydı hiç bir şeyi unutamıyordu arkadaşıyla olan muhabbetleri kendisini gay sanmaları ve sırtına vururken kaslarına yağdırdığı övgü dolu sözler…
Kalbinin yerini hatırlatmıştı bi an, çok kısa bian kalbinin yerini hissetmişti Kürşat ama hemen toparlandı..
Yıllarca düşman bildiği karşı cinse şimdi hiç bişey olmamış gibi birden kalbinin kapısını açamazdı. Sonuçta sadece ya parasına yada yakışıklılığına gelirdi kadınlar. Bu yüzden asla güvenemezdi kimseye bu Elif de olsa güvenemezdi. Kendini toparladı ve işlerle ilgilenmeye karar verdi..
Anlaşılan bu çelimsiz kızla işi vardı ne zamandır bu kadar derin düşüncelere dalmamıştı.. İşe yoğunlaşmış saatin nasıl geçtiğini bile anlamamıştı telefonu çaldı arayan İtalyadaki adamı Boristi, cevapladı telefonu karşıdan Borisin boğuk sesi ve kadın çığlığı geliyordu bu adam hiç uslanmayacaktı seks onun yaşam felsefesiydi..
"Ne var Boris bari işin bitince arasaydın"
"Akrep önemli olmasa bende şuan senin yerine altımdaki kadınla konuşuyor olmayı isterdim buna emin ol" dedi ve devam etti
"Alex problem çıkarıyor bi görünsen iyi edersin" dedi..
Kürşat;
"Tamam akşama ordayım toplantı ayarla" dedi ve telefonu kapatırken Borisin zevk aldığını belli eden sesi geliyordu;
"Hadi bebeğim daha hızlı yala şu aletimi"
Kürşat telefonu kapattı ve başını olumsuz anlamda sağa sola sallayıp iflah olmaz piç dedi. Ilgaza haber verdi özel jeti ayarlandı ve yokluğundan faydalanmak isteyenlere dersini vermek için İtalyaya gitti..