6. Bölüm Beyaz Zambak (2)

2169 Words
Bölüm 6 Beyaz Zambak (2) Yazarın Anlatımı.. Kürşat işlerini tamamlamış söz verdiği gibi babaannesi Sümbül Sultanın hatırına akşam yemeği için ailesiyle bir araya gelecekti.. Önceleri çok gerilirdi ama bugün giderken eski gerginlik yoktu üzerinde zaten Elifi tanıdığı günden beri eski gerginliği gün geçtikçe azalmaya başlamıştı. Yol boyunca Elifin gözlerini sesini kokusunu ve tabiki dudaklarını düşünmüştü. O utangaç halleri acemi olduğu her halinden belli olan öpücüğe karşılık veremeyişi hiç aklından çıkmamış yüzünde geniş bir tebessüme sebep olmuştu. Büyük, gayet bakımlı ve tabiki muhteşem deniz manzarası olan yalının önüne gelmişti. Şoför kapısını açtı Kürşat inip hızlıca yalıya girmek için kalan küçük yolu adımlamıştı. İçeri salona geçtiğinde tabiki ilk başta babaannesi Sümbül hanım ayağa kalkıp biricik torununu kucaklamıştı. Önce kendini fazla özlettiği için ufak bi azardan geçirmişti, sonra sıkıca sarılıp hasret gidermişti. Babasıyla sadece tokalaştı, annesiyle kısacık bi sarılma oldu ama bu kısacık sarılmada annesinin derin bir nefes aldığını hissederdi her zaman. Bunu niye yaptığını anladı kokusunu çekiyordu annesi, çünkü Kürşat'ta Elife yaklaştığı zamanlarda kokusunu içine çekmek için derin bir nefes alırdı.. İkiz kardeşleri Enes ve Eslem de abilerine sarılmak için sırada bekliyorlardı.. Onlarla da kendilerine has bir şekilde tokalaşıp sarıldılar.. Söze babası başladı ; "Ne iyi ettinde geldin oğlum özledik seninle ev ortamında görüşmeyi, sürekli şirkette bir araya geliyoduk kısıtlı zaman yetmiyo. Haliyle seninle sohbet etmeyi özledim" "Sümbül Sultanın fermanı vardı, hünkar beğendiyide işin içine karıştırınca gelmek zorunda kaldım" Masa hazırdı ve herkes geçip oturdu.. Yemek kimi zaman iş kimi zaman aile muhabbeti eşliğinde devam etti, ikizlerin okulu Enesin haylazlıkları, Eslemin gezmeleri ve alışverişi derken uzadı da uzadı.. En son herkes iyice doyduktan sonra koltuklara geçtiler ve çay kahve servisi başladı. Kürşat ince belli bardakta çay isteyince herkes şaşırdı kahvaltısını bile kahve yada meyve suyuyla yapar çayı pek sevmezdi. Babaannesi ; "Hayırdır gözümün nuru senin çayla aran pek yoktu hemde ince belli bardak diye özel istekte bulundun?" Kürşat yarım ağız gülümsedi ; "Çaya alışmam lazım artık Sümbülüm, Türkiye de herkes çay içiyo ve çay ikram ediyo, sevmiyorum deyince millet bozuluyo sanki küfür ediyorum" Sümbül hanım öyle olsun bakalım çıkar kokusu diyerek arkasına yaslandı.Çünkü torununu iyi tanırdı, başkası ne derse desin bir şeyi sevmiyorsa yapmazdı. Bu halleri hayra alemetti bu defa Sümbül hanım için ve bu durumdan gayette memnun oldu.. Çay kahve faslı da bitince Kürşat babaannesine senin çiçek bahçene bi gidelim mi Sümbül Sultan dedi. İkili hemen ayaklanıp nerdeyse her çeşit çiçeğin olduğu Sümbül hanıma göre küçük bi bahçe olan ama aslında kocaman modern sistemlerle yapılmış seraya gittiler.. Omzunda şalı seranın içinde torununu dikkatle takip eden Sümbül hanım en sonunda dayanamayıp; "Söyle bakalım gözümün nuru sana nasıl bi çiçek lazım" Kürşat gülümsedi, "Gözünden bişi kaçmıyor sultanım, adını bilmiyorum kokusundan bulmaya çalışıyorum daha önce hiç bir çiçekte almadım bu kokuyu. Biraz egzotik sanırım, papatya, gül, sümbül yada menekşe değil o kokuları biliyorum" Sümbül hanım ilerledi ve eline lavanta saksısını aldı kokla bakalım dedi, Kürşat kokladı hayır anlamında başını salladı, Sümbül hanım yasemin saksısını getirdi onuda kokladı bu da değil dedi Kürşat, son olarak beyaz zambak saksını aldı ve uzattı kokladığı gibi gözleri kapandı Kürşat'ın bunu gören Sümbül hanım incecik dudakları ile keyifle gülümsedi. Kürşat bu kokuyu bi kaç kere daha gözleri kapalı içine çekti.. "İşte buu dedi, başımı döndüren hatta aklımı başımdan alan koku bu".. Sümbül hanım başka bi saksıya doğru gitti daha küçüktü ama aynı çiçekti "Al bakalım bunu o zaman senin olsun. Beyaz Zambak bu çiçek, saflığı masumiyeti ve bakireliği temsil eder. İlerde turuncu zambak var coşku enerji ve tutkuyu temsil eder hemen yanında pembe zambak var zerafeti temsil eder.. Herkes pembe zambak tercih eder aslında kokusu görünüşü daha çekicidir, beyaz zambağı tercih eden biriyse gerçekten zevkli, akıllı ve saf temiz birisidir" Uzattı saksıyı Kürşat sessizce inşallah öyledir dedi çiçeğini aldı ve babaannesiyle vedalaşıp kendi evinin yolunu tuttu.. Elif Ekiz... Ertesi sabah işe çok kararsız gelmiştim. Aklım çok karışıktı. Ne yapacağımı bilmiyordum bütün gece düşünüp durdum. Allah'tan Kürşat sürekli mesaj atıp arayan biri olmadı da o öpücüğü birazda olsa sindirdim. Beyaz gömlek gri boyuna beyaz çizgili kumaş pantolon üzerine de beyaz ince triko kalçasının hemen altında biten bir hırka giymiştim. İş yerine geldiğimde bazıları bana karşı bi acayip bakıyodu. Sebebini anlamadım hızlıca çay alıp odaya geçtim. Ama gördüklerimle şok geçirdim odanın her yerinde beyaz zambaklar vardı.. Ağzım açık kaldı, ofiste ki tek bayan olduğum için çiçeklerin bana geldiğini anlamıştı herkes. Aşağıda ki tuhaf bakışların sebebi buydu demek. Masama ilerledim orda da beyaz zambak vardı üzerinde bir not : Tam kendine göre bi koku seçmişsin sende tıpkı bu çiçekler gibi bembeyaz ve masumsun. Kürşat Tan, yazıyordu imzası da vardı.. Herkes gördü mü acaba bu notu?? Offf sürekli beni konuşacaklar patronu ayarttığımı düşünecekler. Allah'ım napıcam ben şimdi. Masamda öylece oturakaldım.. O sırada mesaj geldi ve telefonu alıp baktım. Kürşat Bey: Sen söylemedin ama ben buldum sendeki güzel kokunun kaynağını.. Kameraları hatırlayınca lavaboya gittim. Belki daha gelmemiştir şirkete ama telefondan izleyebilir sonuçta. Rahat hareket etmek için gizli saklı bir köşe bulmak o an aklıma gelmedi. Direk lavaboya ordan da tuvalete girdim. Kapıyı kitledim klozetin kapağını kapattım ve üzerine oturup düşünmeye başladım. Öyle bi insanla yapamazdım çok fazla herşeyi Kürşat beyin. Ben ise sade bir hayatla yaşayıp gidiyordum kendi halimde.. O sırada sesler duydum, lavaboya birileri daha girdi. İki kız kendi arasında konuşmaya başladı ; "Dileeekkk gördün mü çiçekleri tüm odayı adını bilmediğim o beyaz çiçeklerle donatmış, bazıları doğuştan şanslı kızım Kürşat bey gibileri herkese yar olmaz" Adı Dilek olan diğer kız devam etti, "İyi yere kapak attı tabi eğer Kürşat bey gerçekten aşıksa, belkide tavlama numaralarıdır sonuçta nasıl biri olduğunu bilmiyoruz. Yatağından geçtikten sonra kapının önünde de bulabilir kendini zamanla anlayacaz bunu" Başka biri daha geldi o sırada, "Kızlaaarr şirket çalkalanıyo çiçek meselesini duydunuz mu açık açık kendi adıyla not yazmış bide Kürşat bey hiç gizleme gereği duymamış" Önceki iki kızda onu onaylar anlamda konuşmaya devam ettiler, bi tanesi ; "Bende diyorum bu kız bu saflıkla nasıl muhasebe de şef oldu yıllardır Ahmet şef olmak için bekliyordu, diğeri demekki yatağından geçince ertesi gün şef oluverdi" dedi ve hep beraber gülüşerek çıktılar.. Duyduklarımla şoka uğramıştım.. Hak etmiyorum hakkımda bu kadar kötü konuşulup yorum yapılmasını.. Hemen muhasebe müdürünün yanına çıkıp kendimi iyi hissetmiyorum diyerek mazeret izni aldım ve telefonumu da kapatarak doğruca Mihriban ablama geldim. Mihriban ablama sarılıp dakikalarca ağladım, artık içimin rahatladığını anlayınca ağlamam yavaşladı. Tüm olanı biteni olduğu gibi ablama anlattm. Zaten beni koşulsuz şartsız dinleyecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunların başında Mihriban ablam gelir. Biz onunla kan bağıyla olmasada can bağıyla kız kardeştik. Mihriban ablam 35 yaşında ama yaşını ve yaşadığı acıları hiç göstermeyen sarışın kehribar renginde göz, beyaz tenli minyon tipli hanım hanımcık bir bayandı. Halden anlayan anaç bir insan. Beni yeri geldiğinde kız kardeş yeri geldiğinde kızı gibi görür korur kollardı. Hastane de bir ay beraber yan yana odalarda kalmıştık. Onkoloji servisinde. Tanışıp samimi olunca hemen Ufuk için donör olmak istedim. Ondan sonra da asla ayrılmadık. Ufuk şehit çocuğu olduğu ve asker olmak istediği için şimdiden yatılı okullarda özel eğitimlerden geçiyordu ve bu yüzden Mihriban ablam bazende evlat gibi görüyordu beni. 4 senedir birbirimizi ezberlemiştik. Yazarın Anlatımı.. Mihriban Elifi biraz sakinleştirdikten sonra zorla bişiler yedirdi çay demleyip ellerine birer de çay aldıktan sonra karşılıklı oturdular ve Mihriban konuşmaya başladı ; "Elifim güzel gözlü bacım benim sen kimle sevgili olursan ol bi yerlerde birileri mutlaka senin hakkında konuşacak. Onların lafına bakıpta mutluluğunu erteleme, tamam adam zengin, ailesi sosyete olabilir böylesi denk geldiyse suç senin değilki. Hem benim gözümde kesinlikle sen daha iyilerine layıksın" Elif gülümsedi ; "Daha iyisi nasıl olacak acaba İngiltere kraliyet ailesi filan mı?" Ablası ; "Aman orası bana uzak onlarda olmasın elimizin altında Ekici kraliyet ailesi var onla idare et" dedi ve gülüştüler. Mihribanın telefonu çaldı arayan Tuğba'ydı 'Çekirdek aldım geliyorum bensiz önemli yerleri asla konuşmayın' Mihriban göz devirdi ve "bu kızdaki neşe bende olsa dünyayı fethederim " dedi. Tuğba da gelmiş üçlü kafa kafaya verip beyin fırtınası yapmışlardı nasıl hareket etmesi gerektiğine artık bi karar vermişti Elif bunda can dostlarının payı büyüktü. Akşam Serkan gelip nişanlısı Tuğbayı almıştı o arada yine Elif ve Serkan kısada olsa didişdiler ve hayat olağan rutinine dönmeye başlamıştı.. Sabah bambaşka bir Elif güne merhaba diyecekti. ..... Elif Ekiz... Her zamanki gibi şık bir kombin yapmıştım. Siyah kumaş likralı rahat bir pantolon yelek takımı giymiştim. İçinede mor şifon gömlek boynuma elif kolyesini takmıştım. Saçlarımı yandan ayırıp mor parlak taşlı minik tokayla bir tutamını tutturmuştum, önüme gelmesini engellemek için. Geri kalan saçlarımı salık bırakmıştım. Dümdüz omuzlarımın altına kadar uzanıyordu saçlarım. Aşırıya kaçmadan hafif makyaj yapmıştım, göz makyajını daha özenli yaptım. Zambak kokulu hergün kullandığım parfümümü aldım kulak arkalarına birer fıs ve iki göğüs arama da bi fıs sıktıktan sonra gri ayakkabı gri çantayıda kombinime ekledim. Kombinimin olmazsa olmazı gri renkti. Ne giyersem giyeyim mutlaka gri renk bişi eklerdim. Bu kombinede ekledim. Arabama atladığım gibi holdingin yolunu tutmuştum. Şu Kürşat beyin derdi neymiş bi öğrenelim bakalım!! Holdingte sabahki rutinlerini halletmiştim hızlıca. Sabah sadece Kürşattan bir mesaj almıştım, sabahın yedisinde ‘Günaydın GÜZELİM’ yazmıştı. Güzelim lafı hoşuma gitmişti ara ara güzelim diye mırıldanmıştım.. Güzel ama bana güzel der gibi.. Tuğba arayıp Kürşat bey geldi 24 üncü katta şuan müsait görüşmek istiyorsan gel demişti. Hızlıca kalkıp asansöre ilerledim. Cesaretimi kaybetmeden aklımdaki konuşmayı yapmam gerekiyordu. Bir daha belkide kendimde bu cesareti bulamayacaktım. 24 üncü kata geldiğimde Tuğbaya hızlıca sarıldım ve güç aldım. Tuğba ; "Odada Ilgaz beyde var ama herhangi bir toplantısı yok müsait yani gir konuş zaten Ilgaz bey çıkar sen girince" Kapıyı tıklattım gel komutunu duyunca açtım ve; "Müsait misiniz Kürşat bey konuşabilir miyiz" diye sordum. Kürşat ayaklandı; "Kış bahçesine geçelim orda konuşalım" dedi. Kürşat önde ben arkada kış bahçesine doğru yürüdük. Tamamen camlarla kaplı terasın içi çiçeklerle yeşil kısa ağaçlarla doluydu. Ama duvarın biri tamamen beyaz zambaklarla donatılmıştı. İstemsizce o duvara doğru yürüdüm zambakların kokusunu içime çektim sonra arkamda Kürşatın varlığını hissettim; "Dediğim gibi tam kendine göre bi koku seçmişsin. Benim gözümde bu beyaz zambaktan bi farkın yok Elif. Tıpkı bu çiçek gibi saf ve temizsin" dedi. Konuşurken bi taraftan da iki parmağıyla saçlarımı okşuyordu.. Devam etti; "Bu saçlarınla gerçekten bana yaptıramayacağın bişey yok sakın toplama ve kesmede hep böyle serbest bırak" Tüylerim diken diken oldu karnımda kelebekler uçuşuyor. Kalbim maratona çıkmış gibi atıyordu. Yavaşca Kürşata doğru döndüm kış bahçesinde buraya uygun olarak seçilmiş oturma grubunu işaret ettim; "Oturalım mı fazla zamanınızı almak istemiyorum" sesim sanki içime kaçmıştı. Kürşat; "Tabi oturalım ayrıca zaman sıkıntımız yok onu dert etme güzelim" Kürşat, tekli koltuğa oturdu, tam karşısında kendi holdingi gibi gökdelenlerin olduğu binalar manzarasıydı. Ben de ikili koltuğun diğer ucuna oturdum. Tam karşısına oturmak istemedim çok yakınına da oturmak istemediğim için diğer uca oturarak kendimce güzel bi mesafe ayarlamıştım. Hem karşısında gibi hem çaprazında gibiydim. Kürşat siyah takımını siyah gömlekle kombinlemişti ve gözleri siyah takımına gayet uyumluydu. Siyah gözler uzun kıvrımlı kirpikler siyah ne çok kalın ne çok ince olan ama gayette şekilli duran kaşlarla bakışları daha da delici duruyordu. Artık konuşmaya başladım; "Kürşat bey ben gerçekten çok şaşkınım. Sizden hiç beklemediğim tavırlar karşısında nası davranmam gerekiyor bocalıyorum. Bilemiyorum , beni çıkmaza soktunuz" Kürşat tek kaşı havada dinlemişti; "Öncelikle en azından ikimiz başbaşayken sizli bizli konuşmaları bi kenara bırak Elif, ben 27 yaşındayım ve ne istediğimi bilebilecek zekaya sahibim. Seni ilk gördüğüm an içimde bişiler değişmeye başladı bunun farkındayım ve bu değişikliğe direnmek yerine akışına bırakmaya karar verdim. Seninde bazı şeyleri sindirebilmen için sana zaman tanıdım çok üstüne gelmedim" dedi. Gözlerimi devirdim.. Kürşat; "Elif sen gözlerini mi devirdin bana" "Yani Kürşat bey iyiki çok üstüme gelmediniz zaman tanıdınız tüm şirketin dilindeyim üstelik… (derince bi nefes alıp verdim) , üstelik izinsiz ilk öpücüğümü aldınız benden. Hiç o şekilde hayal etmemiştim ben ilk öpücüğümü" Kürşatın dudakları keyifle yukarı doğru kıvrıldı ve; "Tamam güzelim nasıl hayal ettin söyle. O şekilde bi kere daha öpeyim seni. İnan zevkle yaparım bu işi" dedi. Tam gözlerimi devirecektim ki vazgeçtim aynı hareketleri yapmamaya özen gösteriyordum. Ama o an başka bişi dikkatimi çekti. Kürşatın siyah takımının üzerinde kırmızı bir nokta belirdi. Sol tarafında tam kalbinin üzerinde bu nokta kadar olan ışık. Eğer filmlerde yanlış hatırlamıyorsam sonu hiçte iyi olmayacaktı.. Bi yerlerde bi sniper vardı ve galiba hedef Kürşattı, hızlıca karar verdim, ani bir refleksle "Kürşat beeeyy" deyip onu kolundan tutup kendime doğru hızlıca çektim. O sırada kış bahçesinin camları patladı ve hem bizim üzerimize hemde bahçenin her tarafına saçıldı. Kürşat bey hemen beni kolunun altına alıp ortadaki sehpayı yan yatırdı. Sehpanın arkasına bıraktı beni ve elini beline attı kendi silahını çıkardı. Bi taraftan etrafa bakıyor bi taraftan da beni kontrol ediyordu; "Güzelim iyi misin korkma ben burdayım geçecek birazdan" "İyiyim ama korkuyorum noluyor burda?" "Bişi olduğu yok güzelim bazıları canına susamış belli bende onların bu isteğini yerine getirecem ama önce burdan çıkarmam lazım seni. Diğer camlar kurşun geçirmez hızlıca o tarafa geçelim hadi gel bana doğru" dedi ve sol tarafına beni aldı. Siper olmuştu bana ve ikimizde eğilerek hızlıca çiçeklerin arasından geçip koridora attık kendimizi.. Ilgaz elinde silahla "Reis iyi misin size isabet etmedi demi" dedi. O sırada Kürşat eline baktı kan vardı elinde ama görünürde belli bir yarası yoktu. Bana döndü hemen vücudumu kontrol etmeye başladı; "Sen mi yaralandın Elif bu kan senin kanın mı!!" diye bağırdı.. Başım döndü o an ve sesler boğuk boğuk geliyordu. Sonra görüşüm bulanıklaştı ortalık tamamen karardı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD