5. Bölüm Beyaz Zambak

2270 Words
Bölüm 5 Beyaz Zambak Yazarın Anlatımı.. Kürşat Elif'in iyi olduğundan emin olunca evine bırakıp kendi işlerine yoğunlaşmaya karar vermişti.. Elif'in ses tonu ve kokusu, o kokunun bi adı olmalıydı. Çiçek kokusu olduğu belliydi yangın merdiveninde yaklaştığında saçından da aynı koku gelmişti demekki şampuanı parfümü hepsi aynı kokuydu.. Acaba neydi? Sorsam yine kıpkırmızı kızaracak beni daha çok tahrik edecek diye aklından geçirirken yüzünde pis bir sırıtma oluşmuştu.. Ilgaza Elifi rahatsız eden adamın kim olduğunu araştır demişti. Kendi personeli olduğunu öğrenince daha da çok sinirlendi.. Tabi ki görevine son verecekti yarın ilk işi bu olacaktı.. Evinde kanepeye yayılmış rahat bir şekilde oturmuş Elifi düşünmeye devam ederken çalan telefon sesiyle hayallerine ara verdi. Babaannesi Sümbül hanım arıyordu telefonu keyifle açtı; “Efendim Sümbül Sultan emrindeyim buyur” karşıdan keyifli bir kahkaha duyuldu ve "Gözümün nuru seni yarın akşama yemeğe bekliyorum hünkar beğendi yapıcam sana kendi ellerimle sakın gelmemezlik yapma" "Emir demiri keser Sümbül Sultan, yarın görüşürüz" Sümbül hanım Kürşata çok nadir adıyla hitab ederdi genelde gözümün nuru derdi. Yanında en çok kalan torunu oydu. İçten içe Kürşatın ondan büyük sırlar sakladığını da tahmin ediyordu ama asla ısrar etmiyordu kendi haline bırakmıştı torununu. Bilirdi saklıyorsa kesinlikle geçerli bir bahanesi vardı. Çok akıllıydı gözünün nuru. Kürşat babaannesiyle biraz daha sohbet edip yarın için randevulaşıp telefonu kapattı. İçinde hâlâ anlamsız bir huzur vardı normalde sürekli tedirgin huzursuz olur heran tetikte beklerdi. Ama o ela gözler aklına geldiğinde hayalini bile kurması yetiyor içini huzur kaplıyordu. Elif Ekiz... Ertesi gün sabah yoldayken Tuğba beni aradı ve İsmail'in işten çıkarılacağını, kararı bizzat Kürşat beyin verdiğini ve Ilgaz beyin bugün bu iş bitecek diye telefonda birilerine emir verdiğini duyduğunu söyledi.. İçimi huzursuzluk kapladı.. Birisi benim yüzümden işsiz kalacaktı. İsmail her ne kadar askıntı olsada işinde iyiydi.. Tuğba'dan Kürşat beyin günlük rutinini öğrendim. Şirkete gelir gelmez 24 üncü kata çıkıp Tuğbanın yanında Kürşatı beklemeye başladım... İsmailin kovulma işinden önce onunla görüşüp bi şekilde ikna etmeyi düşünüyordum ama Kürşat beyin gözlerine bakarak nasıl konsantre olupta iki lafı bir araya getirecektim hiç bilmiyordum.. Sabahtan beri dudaklarımı kemirip duruyordum. Tuğba çantasından dudak kremi çıkarıp uzattı; "Şunu sür dudaklarına kemirip durdun kurudu dudakların" Hiç itiraz etmeden alıp telefon ekranına bakarak dudağıma sürdüm kremi. Kirazlıydı ve dudaklarımın acısına iyi gelince bolca sürdüm. Zaten ruj kullanmayı aşırı makyaj yapmayı sevmiyorum bari bu olsun.. Doğallıktan yanayım... Asansörden ses gelince ikimizde ayağa kalktık. Kürşat bey siyah takım elbise ve antrasit gri gömlekle yine çok yakışıklı olmuştu. Yürüdükce gömleğinden belli olan karın kaslarına gözüm takıldı ancak hızla kendimi toparlayıp gözlerine baktım.. Kürşat bey beni burda görünce biraz şaşırdı. Çünkü önemli bir durum yoksa mola saati dışında asla çıkmıyordum buraya. Göz göze gelince; "Kürşat bey zamanınız varsa kısa bi görüşme yapabilir miyiz çok vaktinizi almam" Kürşat gülümsedi; "İstersen çok vaktimi de alabilirsin Elif sorun yok" Tuğbanın ağzı nerdeyse sonuna kadar açık kaldı.. Ama ben Kürşat beye odaklandım. Eliyle odasını işaret edip gidebiliriz anlamında yolu gösterdi.. Peşpeşe yürümeye başladık ama Tuğba eminim gözlerini kısıp bakıyordu bana.. Hesap soracak.. Odaya geçince kalp atışlarım yüzünden iyice gerildim. Gergin olduğum anlarda ellerimle oynayıp dururum.. Kürşat bey oturmam için koltuğu gösterdi kendisi de hemen karşımdaki koltuğa oturdu. Masasına geçip patron koltuğuna oturmamasına şaşırdım. Göz göze geldik; "Çayiçer misin" diye sordu Hayır anlamında başımı sağa sola salladım.. Artık daha fazla bekletmemek adına konuşmaya başladım; "Kürşat bey dünkü yaşanan olaydan dolayı sizden tekrar özür dilerim. Ayrıca mesai saatinin dışında olmasına rağmen yardımcı olduğunuz içinde teşekkür ederim. (derince bir nefes aldım ve devam ettim) Dünde arabada bahsetmiştim size ilk defa bu kadar ileri gitti. Daha önce sadece telefonla rahatsız ediyordu engelleyince vazgeçiyordu. Yani ben öyle sanmıştım.. Aynı iş yerinde çalışıyoruz ama çok sık karşılaşmıyoruz. Bu yüzden dünkü yaşanan durumu iş yerine taşımak istemiyorum. Bu konuda da sizden anlayış bekliyorum belki haddim değil ama İsmail beyl.. "Sakııınnn" dedi Kürşat bey bariton bir sesle.. "Sakın bir daha o pisliğin adını ağzına alma" Bian duraksadım sonra; "Yani Kürşat bey sizden son bir ricam olacak işiyle ilgili bir değişiklik yapılmasın lütfen.. Benim yüzümden, benim kişisel bir sorunum yüzünden şirkette kimse mağdur olmasın" dedim tek nefeste.. Kürşat beyin kaşları çatılmıştı.. Ayağa kalktı burun kemerini sıktı.. Bu hareketleri ile iyice gerildim.. Ama vazgeçmedim; "Kürşat bey lütfen sinirlendiniz farkındayım ama benide anlayın başkası yüzünden vicdan azabı çekmek istemiyorum" Kürşat bey ayakta elleri pantolonun cebinde gerildikçe, benim ister istemez gözlerim Kürşat beyin kol kaslarına ara ara kayıyordu. Sonra tekrar gözlerine bakmayı çalışıyordum. Kürşat bey; "Elif ne vicdanından bahsediyorsun ben tesadüfen görüp gelmesem belki seni zorla arabasına bindirip daha kötü şeyler yapacaktı" "Hayır zannetmiyorum çünkü daha önce de böyle ısrarcıydı ancak bu kadar ileri gitmemişti. Dünde gerekli cevabı almıştır cesaret edemez tekrar" dedim ve devam ettim aynı zamanda ayağa kalkmıştım; "Tekrarı olmaz eminim her insan hata yapar tek hatasında işiyle ilgili bi karar vermek doğru olmaz. Üstelik hatası iş yerini ilgilendiren bir durum değil lütfen Kürşat bey beni böyle zor bi durumda bırakmayın" dedim. Ben konuştukça biraz sakinleşti sanki. Bana doğru bi adım attı; "Ahhh Elif çok iyi niyetlisin hemde saflık derecesinde" bir adım daha attı.. Ben bi adım geri gittim ve; "Kötü niyetli veya direk kötü bi insan olmaktansa iyi niyetli saf biri olmayı tercih ederim" dedim ama bana iyice yaklaşan Kürşat bey dikkatimi dağıtmıştı. O yaklaştıkca ben geri geri gidiyordum en sonunda kalçam masaya değince durdum Kürşat bey tam dibimde durdu ; "Tek şartla işine devam etmesine izin veririm, sana karşı en ufak bir hamlesi olursa bana haber vereceksin. Yanlışlıkla dahi ararsa bilgim olacak ufacık bir temas, şirket içinde herhangi bir yerde yanlışlıkla bir çarpışma ne olursa olsun. Kısa bian göz göze gelseniz bile bana haber vereceksin. Elif yoksa kimsenin gözünün yaşına bakmam. Değil işten çıkarma İstanbuldan bile yollarım onu.. Daha da bırak iş bulup çalışmayı bu şehire adım bile atamaz" dedi.. Boy farkından dolayı göz göze gelebilmek için başımı yukarı kaldırdım; "Tamam gerçekten bir daha karşılaşmamak için elimden geleni yaparım Kürşat bey.. Yeterki işsiz kalmasın" dedim. Kürşat bey tek kaşı havada; "Sen değil Elif o elinden geleni yapacak. Aklı varsa o aklını kullanıp verdiğim bu şansı iyi değerlendirecek, ben çağırıp uyarıcam sen kesinlikle muhattap olmuyorsun anladın mı" Cevap veremedim sadece başımı sallayabildim çünkü Kürşat beyin kokusu ve yakından daha da çok farkına vardığım kasları dikkatimi dağıtıyordu.. Kürşat bey eliyle çenemi tuttu yukarı doğru kaldırdı ve tekrar sordu ama bu defa daha kısık bir sesle; "Anladın mı Elif" bu ses tonu ve temasla karnımda kelebekler uçuşuyor gibi oldu ve "Ee.. Evet Kürşat bey" dedim kekeleyerek.. Kürşat beyin keyifle dudağı yukarı doğru kıvrıldı aynı kısık ses tonuyla; "Kokun Elif hangi çiçeğin kokusu bu, aklımı başımdan alıyor" Direk Kürşat beyin gözlerine bakıyordum. Anlamadım ne dediğini, galiba yanlış duydum.. Ama Kürşat bey aniden dudaklarıma yapıştı. Önce hafif bir öpüşme olacak sanmıştım. Kürşat bey hırçınlaştı, bi an kendine hakim olamadı sanırım. Beni öperken diğer yandan da belime sarıldı. Ne yapacağımı bilemedim. Geriye doğru gitmek istedim ama masanın üzerine yatıyormuş gibi oldum bu defa da. Kürşat bey dudaklarımı talan ederken karşılık vermemek için çok direndim. Artık iki elimle birden göğsünden itmeye çalıştım.. Bu hareketim ile Kürşat bey birden kendine geldi ve rüyadan uyanmış gibi gözlerini açıp kapattı. Hiç bişey diyemeden hızla odadan çıkmak için hamle yaptım. Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu çok utanmıştım. Kürşat bey gitmeme engel olmadı ama tam çıkacağım sırada; "Kaç bakalım Elif ne kadar kaçabileceksin benden, o kokunun adını öğrenicem ve emin ol daha da yakından alıcam o kokuyu ve bugün ki tadı" Arkam dönük dinlemiştim yüzüne bakmaya ve cevap vermeye cesaretim yoktu zaten.. Hiç bişi demeden çıkıp gittim. Tuğbaya da görünmeden hızlıca asansöre bindim ve kendi katıma ulaştım. Lavaboya geçtim, elimi yüzümü soğuk suyla yıkadım. Hatta ensemi bile soğuk suyla ıslatıp kendime gelmeye çalıştım. Hem gecikmiştim işimin başına dönmem gerekti.. Bir kere daha yıkadım yüzümü ve elime aldığım peçeteyle bi taraftan yüzümü kurutup bi taraftan odama ilerledim hızla. Ufak baş selamıyla iş arkadaşlarımı selamlayıp masama oturdum. Masalar birbirine mesafeliydi ayrıca buzlu cam panellerle ayrılıyordu. Kimsenin beni görmediğini düşünerek rahatladım ve başımı masaya koydum sakinleşmeye çalıştım... O sırada telefonuma gelen mesaj bildirim sesi ile gözlerimi açtım ve mesaja baktım; Kürşat Bey : Sakin ol güzelim kaldır başını o masadan ve işine yoğunlaş yanlış bişey olmadı.. Yazıyordu. Daha önce orda olmadığına emin olduğum tam tepemdeki güvenlik kamerasına baktım ve sandalyemi geriye doğru ittirip Ahmet'e seslendim; "Ahmet bey buraya ekstra kamera mı takıldı ben mi yeni farkediyorum" Ahmet tavana bakıp; "Evet Elif hanım dün buraya 3 tane daha kamera eklendi" Diğerlerine de bakınca şok oldum üç kamera da farklı açılardan benim masamı dolayısıyla beni görecek şekilde takılmıştı. Soldan tam karşıdan ve hafif sağ çaprazdan kameraların görüş açısındaydım.. Karşımda ki kameraya doğru bakıp başımı sağa sola salladım ve toplu olan saçlarımı açıp elimle karıştırdım. Sonra hepsini sağ omzumdan öne doğru güzelce düzenledim ve gözlüğümü takıp bilgisayarımı açtım.. En iyisi çalışıp herşeyi unutmaktı. Bir tane daha mesaj geldi telefonuma baktım yine aynı kişidendi; Kürşat bey: O saçlarınla bana yaptıramayacağın bişey yok!! Emin ol! Yazıyordu.. Ekrana baktım ve ağzımın içinde ‘ünlemini sevdiğimm!’ diye homurdandım.. Cevap vermeden faturalara, evraklara gömdüm kendimi.. En iyisi çalışmak.. Yazarın Anlatımı.. Elifin hareketlerini kendi bilgisayarından nerdeyse kahkaha atarak izleyen Kürşat'ın keyfine diyecek yoktu.. İlk defa bi kadını kendi isteğiyle öpmüştü ve hiç midesi bulanmamıştı. Hemde ne öpmeydi o tad o koku.. Ahh ahh dedi kendi kendine ve Ilgaza mesaj attı; En güzelinden 10 kilo kiraz al bana hemen kiraz yemem lazım, yazdı. Kapı tıklatıldı Ilgaz içeri girdi yüzünde o piç gülümseme vardı ; "Hamile misin kardeşim hayırdır bu kadar acil kiraz istemene anlam veremedim kesin hamilesin ve kiraz aş eriyorsun" dedi.. Kürşat kahkaha attı Ilgaz arkadaşını bu kadar neşeli çok az görmüştü.. "Aş eriyorum ama aslında kiraza değil neyse hadi sen en iyisinden kiraz bul getir o şerefsizide öyle bi uyarki Elifin adı dahi geçse o ortamdan arkasına bakmadan uzaklaşsın" dedi.. Ilgaz hem gülüp hem tamam deyip odadan çıktı.. Kürşat yeniden düşünmeye başladı tat tamamdı ama koku hangi çiçeğin kokusuydu.. İnatçı keçi dedi söylemedi o çiçeğin adını.. Gün boyu kiraz atıştırdı Kürşat.. Hatta çay kahve bile içerken arada ağzına kiraz atıyordu. Tuğba koca iki tabak kirazı bitiren ve yüzünde anlamsız bi sırıtma olan Kürşat beyi her gördüğünde istemsizce çaktırmadan kıkırdıyordu.. Ilgazı yakaladığı ilk anda hemen yanına gidip; "Ilgaz bey benim acilen muhasebe katına inmem lazım lütfen siz buralardaysanız hemen bi inip işimi halletsem olur mu?" Ilgaz yan bir gülüşle ; " Tek şartla izin veririm Elifin cevabını banada söyleyeceksin" Tuğba nası yani dedi, Ilgaz da; "Şu içerde kendi öz anne babasının bile kendinden çekindiği adamı sabahtan beri sırıtırken görüyorum ve içimden bir ses bu durumun Elifle alakalı olduğunu söylüyo, bu yüzden öğrenince gelip banada anlatıyorsun Tuğba.. Yoksa akşama kadar burda kıvrandırırım seni yinede aşağı inmene izin vermem" Tuğba genişce gülümseyerek tamam Ilgaz bey cevabı öğrenirsem mutlaka sizede söyleyecem dedi ve telefonunuda yanına alıp hızlıca Elifin katına indi. Yoldayken mesaj atıp nerde buluşalım diye sormuştu Elif direk holdingin dışına çıkalım dedi Tuğbanın tepkilerini hiçbir zaman kestiremezdi o yüzden binanın dışını tercih etti çünkü biliyordu arkadaşı kendisini sıkıştıracak istediği cevabı almadan da rahat bırakmayacaktı. Tuğbayla dışarı çıkıp karşıda ufak büfenin olduğu yere gidip bi su bi gofret alıp başladılar konuşmaya ; Elif olayları en başından anlattı ama öpüşme kısmını es geçmişti, Tuğba gözlerini kısarak arkadaşına baktı ve hepsi bu kadar mı? Elifte gözlerini kaçırıp evet başka ne olabilir ki dedi. “Kızım bak gözlerini de kaçırıyorsun elini yine küpene attın yalan söyleyince böyle yapıyosun sen, bu adam seni öptü demi benden saklıyosun “ Elif gözlerini devirip “beni bu kadar iyi tanımasaydın keşke ama öpme kısmını nerden çıkardın“ hâlâ saklamaya çalışıyordu ; Tuğba kıkırdayıp “sabah o dudak kremini ben verdim sana ve sende beleş buldun sürdükce sürdün kıpkırmızı oldu dudakların ve ayrıca o dudak kremi kirazlıydı.. ‘eeee’ dedi Elif ve Tuğba devam etti ; “ Adam seni nasıl öptüyse sabahtan beri koca koca iki tabakta kiraz yiyip bitirdi ayyy kızzz inşallah cırcır olmaz o kadar kiraz yedi bu adam" ; Elif ağzı açık dinledi arkadaşını evet öptükten sonra Kürşat tat demişti demek ki bunu kasdetmişti.. Tuğba alık alık kendine bakan arkadaşını görünce "Tamam tamam sakin ol bu iyi bişey kötü bişey değil hoşuna gitmiş adamın istersen hemen o kremden on tane filan alıp stok yapalım" dedi ve kıkırdadı.. Elif "bilmiyorum Tuğba yemin ederim düşünmekten artık beynim yandı ilk öpücüğümü böyle hayal etmemiştim " Bu itirafla Tuğba dahada mutlu oldu ve arkadaşına sarıldı "Hadi artık sıkma kendini canım arkadaşım benim, akışına bırak bakalım, sonuç güzel olacak içime doğdu" Daha da sıkı sarıldı. Bu mola ve az da olsa aldıkları temiz hava iyi gelmişti. Elif de artık daha az kızarıyordu o anlar aklına geldiğinde, şirkete dönüp mesainin bitmesini bekleyip bi yandan da yapılması gereken işleri halletmeye devam etti Elif.. Tuğba 24 üncü kata çıkmıştı direk çünkü Kürşat bey mesai saatleri içinde hangi kattaysa Tuğba da o kattaki masasında Kürşat beyle çalışmaya devam ederdi. Kürşat bey özellikle yalnız kalmak istiyorum dediyse o zaman Tuğba da Ilgaz da o kata çıkmazdı tabi acil bi durum olursa sadece Ilgaz çıkabilirdi o kata. Bugün de mesai 24 üncü kattaydı. Tuğba asansörden inince gördüğü manzarayla şok oldu ; elinde koca bi tabak kirazla karşısında bi adet Ilgaz bulmayı tahmin etmiyordu, Ilgaz gülümseyip; "Komşuda pişer bizede düşer hepsini tek başına bitirip hasta olacak yoksa" İkili dedikodu yapmak için kış bahçesinin olduğu terasa gidip bi yandan kiraz yiyip bi yandan arkadaşlarında gördükleri bugün ki değişikliği konuştular, dedikodunun yanında kirazda iyi gidiyormuş diyen Ilgaza gözlerini devirdi Tuğba ; "Eee nolacak şimdi Ilgaz bey sevgili yada flört gibi bişi mi oldular yani" Ilgaz gayet keyifli şekilde ; "Bizimki çok hızlı başladı 27 yılın birikmişliği var durmaz artık. Elif bile durduramaz onu. İzleyip görelim ama bu kirazlardan her zaman alalım izlerken kiraz yeriz iyi olur" dedi ve kahkaha attı.. Sonra ikiside işinin başına döndü. Herkesin aklında aynı soru vardı birbirlerinden habersiz olan bu dörtlü aynı anda aynı şeyleri düşünüyordu şuan ; nasıl olacak, ne olacak! Bakalım Mevla neyler, neylerse güzel eyler…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD