1.Bölüm: "İlk Karşılaşma"

1832 Words
1.Bölüm: “İlk Karşılaşma” Elif Ekiz... Bilgisayar ekranındaki rakamların dans etmeye başladığını görünce mola vermem gerektiğini anladım. Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım. Sonra kolumdaki saate baktım. Molaya 5 dakikam vardı ama bir önceki molamı kullanmadığım için erken çıkabilirdim. Sonuçta iki molayı birleştirme hakkım var. Gözlüklerimi çıkarıp hızlıca lavaboya gittim ve buradaki işlerimi hallettim. Çalıştığım katta bulunan mutfağa geçip ince belli bardakta tavşan kanı bir çay aldım. Girişte danışma-karşılama bölümünde çalışan biricik arkadaşım Tuğba'nın yanına gitmek için asansöre binip aşağı indim. Herkes harıl harıl kahve tiryakisiyim diye sosyal medyada kahve paylaşımlarıyla çığır açarken ben çay severdim. Arkadaşım Tuğba'nın deyimiyle çayyaş'tım. Bugün yine benim için yoğun, bol faturalı bir gün olarak ilerledi ama holdingin magazin gündemi nasıl… bunu en iyi Tuğba bilir. Hızlıca bilgi alışverişi yapmak için bir an önce arkadaşımın yanına gitmem gerek. Kesinlikle dedikodu değil! Bilgi alışverişi yapacağız, zaten dedikoduyu ikimiz de hiç sevmeyiz. :) Düşüncelerimden, asansörün kapısının açılma sesiyle sıyrıldım ve hızlıca arkadaşımın yanına doğru adımladım. Danışma, oldukça geniş bir alan. Gri ve beyaz tonlarda dizayn edilmiş. Plazada, ara duvarlar dışında pek beton yok. Her yer, tavana kadar uzanan camlardan oluşuyor. Bina 24 katlıydı. Ben, 13’üncü katta muhasebe departmanında çalışıyordum. 23’üncü kat yönetim katı ve en fazla oraya kadar çıkabildim. 24’üncü kat ise tamamıyla boş; ancak bu aralar o katta hummalı bir çalışma var ve bu durum şirkette bol bol dedikoduya neden oluyor. Tuğba’yla göz göze gelince gülümsedim, elimde çay bardağı yüzümde tebessüm arkadaşıma doğru ilerlerken çaprazında gri koltukta oturan adamı gördüm. İlk defa gördüğüm bu Yunan heykeli gibi adam kimdi ve Tuğba'nın nerdeyse dibinde olan koltukta oturup kimi bekliyordu acaba? O koltuk normalde benim yerim. Gözlerimi o yakışıklı adamdan alıp Tuğba'nın yanına yaklaştım ve; "Selaamm…" dedim, kısa bir baş selamı da bu yakışıklı beyefendiye verdim aynı şekilde karşılık aldım. Tuğba'ya; “Nasılsın canım?” derken gözlerimle de arkamda oturan adamı işaret ettim. Tuğba tebessüm ederek; "Rahat ol beyefendi İtalyan, Türkçe bilmiyor," dedi. Bir an şaşırdım daha da rahat konuşmaya başladım; "Birini mi bekliyor burada?" diye sordum. "Hayır 24’üncü kattaki tadilatla ilgileniyor ama sürekli orada bulunmak istemiyor, elindeki tabletten hallediyor bütün işleri." dedi. "Teknolojinin nimetleri işte ne güzel oturduğun yerden 24’üncü katı dizayn edebiliyorsun." Tuğba bana doğru biraz daha yaklaştı ve; "Boşver sen onu da adam çok yakışıklı, İtalyan ve mimar sence ne olmuştur buralarda?!" diye sordu. Muzipce gülümsedim; "Şirketin çapkın bayanları buralarda sık sık mola vermiştir eminim. İki gündür inemedim yanına başka ne olabilir ki?" Adamın Türkçe bilmemesinin verdiği rahatlıkla Tuğba anlatmaya devam etti; "Dediğin gibi şirketteki çapkın bekarlar molaya hep bu kata indiler. Düşün 22’inci kattan buraya mola için ineni gördü bu gözler!" "Yuhhh!!!" "Evet kızım ne sandın şuan bütün şirket patronu bıraktı bu adamı konuşuyor, çeviri programıyla İtalyanca konuşup tanışmaya çalışanlar bile var! :) Ama İtalyanca mı yoksa tarzanca mı konuşuyorlar bilemiyorum," dedi Tuğba kıkırdayarak. "İngilizce biliyordur belki, denedin mi konuşmayı?" "İlk onu denedim fakat sadece İtalyanca biliyormuş orda yaşıyormuş zaten. Tadilat işi için geldi galiba ve hiç iletişim kuramadım sadece kahve istediğinde işaretleşiyoruz o kadar. Aslında üzülüyorum da bir yandan sıkılıyordur bence burda otur otur." Omuz silktim; "Sıkılmaz işiyle ilgileniyor... Keşke bende iki gündür bu kata molaya çıkan kızları anlamasaydım. Hiç sıkılmazdım inan." Tuğba gülümsedi bu sözüme; "Eee son toplantı nası geçti Alparslan Bey ne dedi yerine kim gelecekmiş?" diye merakla sordu. "Bu bilgileri benimle değil yönetim kuruluyla paylaşır canım biliyorsun. Ben sadece muhasebe personeliyim. Üniversite okuyan oğlunun yaşı henüz yirmi, onun gelmeyeceği kesin ama yerine kim geçer bir fikrim yok." diye cevapladım. "Kızım Alparslan Bey’in yurt dışında da bir oğlu varmış hemde 27 yaşında. Yıllardır yurt dışında yaşıyormuş eğitimi, kariyeri, iş hayatı bir tane fotoğrafı da dahil internette hiçbir bilgi yok fakat konuşulanlara göre o oğlu geçecekmiş yerine!" deyince şaşırdım; "Hayalet mi, çok mu korkak? Bu gizlilik neden bu kadar fazla?" diye sordum. "Kesinlikle korkaklık değil! Mâlum sebepten dolayı, (deyip arkamızdaki İtalyan adamı kaşıyla işaret etti, sonra konuşmaya devam etti) her departmandan buraya mola için gelenlerden bazı duyumlar aldım." dedi. Çayımdan bir yudum daha aldım ve dinlemeye devam ettim. Tuğba oldukça heyecanlıydı; "Öfke kontrolü olmayan bir adammış, kesinlikle bayan personelle çalışmıyormuş! Sekreteride dahil yakın çevresi tamamen erkekmiş hatta aniden gelen öfke kriziyle bir kaç çalışanını hacamat etmiş dayaktan!" dedi. Tek kaşım havalandı istemsizce; "Yuhh! Rahat adam dövebilmek için mi bayan personelle çalışmıyor yani? Bu kadar zahmete ne gerek var, kum torbası koysun ofisine sıkıldıkça gidip orayı yumruklasın. Hatta kum torbasının adını da mazlum koysun." deyip kıkırdadım. Tuğba gözlerini devirdi; "Neyse sen mazlumu falan boşver de muhasebe de tek bayan personel sensin senide işten çıkarır mı ki?" Bilmem dercesine omuz silktim; "Üç Senedir çalışıyorum burda. Alparslan Bey çok iyi bir patron, işten çıkarılırsam üzülürüm ama o kadar yıl ekmeğini yediğim insanlar hakkında kötü bir yorum yapamam." dedim. "İnşallah danışmadaki personelleri de değiştirmez tam evlilik arefesindeyim çok kötü olur benim için!" deyince yüzümü buruşturup; "Bence iş mi eş mi diye bir tercih sunarlarsa direkt işini seç ve Serkan'ı en kısa yoldan şutla. Nooğğğluurrr canım arkadaşım Serkan’la evlenmekten vazgeç…" dedim, abartılı bir şekilde. Tuğba sinirledi birazcık; "Sussana kızım ikiniz anlaşamıyosunuz, benim suçum ne? Nişanlımla gayette iyi gidiyor. Bir gün seninde sevgilin olursa ben de size aynısını yapacağım. En sevdiğin arkadaşınla müstakbel kocanın anlaşamaması nasıl bir şeymiş anlarsın o zaman!" deyip sitem etti. "Neyse benim mola bitmek üzere bir an önce işime döneyim. Seni yakışıklı İtalyan olup da İngilizce ve Türkçe bilmeyen bu beyefendi ile başbaşa bırakıyorum, hadi öptüm görüşürüz." deyip uzaklaştım. Mola ve çalışma saatlerime çok dikkat ederim. Hatta lavabo ihtiyaçlarımı bile ona göre ayarlarım. Biraz disiplinli bir çalışanım galiba.. İşten atılır mıyım düşünceleri eşliğinde akşamı etmiştim. Çıkarken hâlâ İtalyan adamın aynı pozisyonda aynı yerinde oturuyo oluşu dikkatimi çekti. Göz göze gelince ufak bir tebessüm ve baş selamı verdim, aynı şekilde karşılık aldım, çıktım holdingten. Evime gitmek için can atıyorum resmen. ....... 24’üncü kattaki tadilat tüm hızıyla devam ederken şirket personellerine hiç kimsenin o kata çıkmaması konusunda kesin bir dille uyarı verildi. Üstelik katta çalışan ekibin tamamı İtalya'dan sırf bu tadilat için özel olarak gelmişler. Alparslan Bey'in emekliliği ve yerine geçecek olan veliaht, nerdeyse holdingin tüm dedikodu malzemesini karşılaşmıştı. Gün boyu iş yerinde iş dışında konuşulan tek konu “veliaht” tı. Elimde ince belli çay bardağım, yüzümde muhteşem tebessümüm ile yine karşılamada ki arkadaşım Tuğba'nın yanına gidiyordum. Gülüşüm muhteşem olmalı çünkü arkadaşımın gönlünü almam gereken konular var. Danışmaya geldiğimde, İtalyan mimar hâlâ aynı koltukta elinde tablet kulağında kulaklık oturmuş bir şeylerle uğraşıyordu. Günlerdir her karşılaşmamızda da olduğu gibi ufak bir baş selamlaması ile birbirimize selam verdik. Tuğba beni görünce surat astı ve yan döndü. Akşam arkadaşımı kızdırmıştım ve belli ki bu saat olmuş hâlâ kızgınlığı geçmemişti. "Arkadaşların en güzeli nasıl gidiyor iş günün?" deyip yanağından makas aldım. Omuz silkti; "Hiç boşuna sırnaşma sana da Serkan'a da çok kızgınım! Sürekli bir araya geldiğinizde kavga ediyorsunuz. Bıktım bu durumdan, ikinizide boşayacağım o olacak!" dedi. "Tamam tamam… sana söz bir daha o Serkan’la atışmak yok, gırgır şamata bir araya gelince Elif sözü!" dedim. "Tamam o zaman bana da bir kahve ısmarla, daha hızlı barışalım!" deyince rahatladım. Affedilmenin mutluluğu ile hemen isteğini yerine getirdim. Tuğba kahvesini ben çayımı içerken yan tarafta oturan İtalyanı işaret ederek; "Durumlar hâlâ aynı mı? Kızlardan en çok hangisi uğraştı ayartmak için bu adamı?" diye sordum. Anlamsız bir şekilde bu adamla ilgili durmaları merak etmeye başladım. Tuğba; "Ayy hepsi üçer beşer şansını denedi ama galiba adam gay! Hiçbirinden etkilenmedi!" demesiyle arkamdan öksürük sesi duyuldu, İtalyan gay(!) aniden öksürmeye başlamıştı. Atıldım hemen ve; "Ayy Tuğba koş bi su falan ver… adam kendi tükürüğünde boğulacak! Vallahi kızlar gay mey demez bizi öldürür buna bir şey olursa… müdahale etmedik diye!!!" Tuğba hemen su getirip adama uzattı bende sırtına ufak ufak vurdum ama bu nasıl sırttır arkadaş. Tuğba'ya bakıp; "Adamın sırtına mı vuruyorum duvara mı belli değil!? Taş gibi sözünün karşılığı. İnsan sırtına da kas yapmaz bee…" dedim yine abartılı bir şekilde çünkü, nasıl olsa Türkçe anlamıyordu! ....... Aradan geçen 10 gün boyunca tadilat bitmiş İtalyanlar holdingi terketmiş her şey rutine bağlamıştı. Veliaht geldi denildi ve peşpeşe bütün departmanla toplantı yapılacak bilgisi verildi… Gün boyu başımda ve ensemde ki ağrıyla çalışmak zorunda kaldım. Bir noktadan sonra artık daha fazla dayanamayarak izin alıp hastaneye gittim. Serumdu iğneydi derken tedavim bitince eve geçip dinlendim. Ara ara böyle migren ataklarım tutardı. Çalışma arkadaşlarım ve şefim bildiği için izin konusunda sorun yaşamazdım. Ama bu defa sorun olacaktı sanırım. Ertesi gün kendimi daha tam olarak toparlayamama rağmen işe geldim. Çünkü dün ben hastanedeyken muhasebe departmanı yeni patron Kürşat Bey’le toplantı yapmış. Benim toplantıda olmamam ve muhasebe departmanının tek bayan personeli olmam kesinlikle işten çıkarılma sebebim olacaktı. Konuşulanlar doğruysa tabii… Bu endişeyle gelmiş ve hızlıca asansöre ilerlemiştim asansörün 24’üncü kattan inişini beklerken yanıma siyah takım elbiseli bir adam geldi. O da benimle birlikte asansörü bekliyordu. Kısa bir an göz göze gelince ben bu adamı nerden tanıyorum diye düşündüm. O sırada çalan telefona baktım, arayan tabii ki Tuğba'ydı; "Efendim canım…" "Nasıl oldun Elif’im iyi misin?" "Biraz daha iyiyim, ağrım yok ama ağırlık var. Tuhaf bir ağırlık sersem gibiyim… Algılarım kapalı şuan. Sanki başka dünyadayım. Birazdan o da geçer büyük ihtimalle…" dedim. "Sana önemli bir şey söylemem lazım çok acilinden!!!" O sırada asansör geldi ve kapısı açıldı; "Asansör geldi telefon çekmez mesaj at balım öptüm görüşürüz," deyip Tuğba’nın konuşmasına fırsat vermeden kapattım telefonu. Asansöre bu beyle birlikte bindik. Beynim muhallebi olmuş, alık alık hâlâ bu adamı nerden tanıyorum diye düşünürken adam konuşmaya başladı; "Kusura bakmayın istemeden kulak misafiri oldum rahatsız mısınız?" "Evet dün migrenim tuttu baya da şiddetliydi işten izin almak zorunda kaldım. Yeni yeni kendime geliyorum ya da gelmiyorda olabilirim bilemedim. Tam toparlanamadım ama hemen işe gelmek zorunda kaldım…" dedim. Soruya neden bu kadar uzun cevap verdim anlamadım… Yanımdaki beyefendi; "Baş ağrısının her türlüsü zordur. Toparlanınca gelseydiniz aslında daha iyi olurdu." dedi. Derin bir nefes alıp verdim; "Yani normalde öyle yapıyordum ama dün ben izin alıp çıkınca yeni patronla toplantı yapılmış. O toplantıda yoktum… galiba sorun çıkaracak patron bu konuyla ilgili." Hafif kaşları çatıldı adamın; "Neden sorun çıkarsın ki?! Sonuçta rahatsızlanmışsınız." dedi. Omuz silktim; "Bilmiyorum bayan personelle çalışmayı seven biri değilmiş. Muhasebenin tek bayan personeli bendim, ilk toplantıya da katılmadım… konuşulanlar doğruysa, bu durumu bahane edip çıkarabilir." diye cevapladım. "Anladım, bu kadar panik yapmayın belkide çıkarmaz," deyip tebessüm etti. Sülalem rahat tavrına büründüm bir an ve; "Ayy… bilmiyorum üç senedir çalışıyorum çıkarılırsam da yapacak bir şey yok! Başka iş bulur çalışırım. Sonuçta ben tecrübesizdim işe alındığımda. Bildiğim her şeyi burda öğrendim Alparslan Bey bana bir şans verdi, şimdi de çıkarılıyorum diye sitem etmeye hakkım yok!" dedim. "Doğrudur, (bu sırada asansör 13 üncü katta durmuştu) Babam böyle fırsatları vermeyi sever! Tabii karşısındaki de güzel değerlendirmeli!" deyip göz kırptı. Bu sırada ben açılan kapıdan çıkmış alık alık karşımdakinin suratına bakıyordum. Adamın göz kırpmasıyla asansör kapısının kapanması bir olmuştu. O an anlamıştım hatta bütün algılarım açılmıştı. Bu adam danışmada günlerce oturan ve gay sandığımız adamdı!!! İtalyan değilmiş! Üstelik patronun oğlu nam'ı diğer veliaht Kürşat Tan Ekici Bey’miş. Asansöre baka kaldım, bakınca bir şey daha anladım. Bu sadece yönetim katının kullandığı asansördü. O yüzden hiç bir katta durmamış ve başka kimse de binmemişti. Olayları tamamen idrak ettiğimde ağzımı hafifçe açtım ve hayatımda çok nadir kullandığım o kelime çıktı dudaklarımdan; "Siktiiirrr!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD