Gökyüzündeki siyaha yakın çizgi artık bir yara izinden çok daha fazlasıydı. Daralmış, kenarları hafifçe kıvrılmış, içbükey bir ağız gibi duruyordu; sanki evrenin kendisi, son bir nefesle haykırmaya çalışmış da sesi kısılmıştı. Çizginin iki yanı, mavimsi-siyah bir gradyanla eriyordu; ne tam gece ne tam boşluk, ne de herhangi bir renge ait olabilen o gri-mor ara ton. Titreştiğinde — ki bu titreşim saniyede ancak bir kez, belki daha seyrek oluyordu — ovadaki her kristal aynı anda donuyordu. Binlerce, belki on binlerce kristal: bazıları başparmak kadar küçük, bazıları insan boyunda sütunlar hâlâ. Yüzeyleri, içlerine hapsolmuş ışık damarlarıyla zonkluyordu. Titreşim geçip gittiğinde kristaller yeniden nefes alır gibi hafifçe sallanıyordu; camı andıran şeffaflıklarında minik gökkuşağı kırılma
Download by scanning the QR code to get countless free stories and daily updated books


