SARY Frankfurt’un o gri, endüstriyel banliyölerinden birinde, Main Nehri’nin kenarındaki eski bir apartman dairesinde başladı; 1980’lerin son yıllarında, duvarlarda hâlâ Soğuk Savaş’ın tozlu yankıları asılıyken, televizyonda Berlin Duvarı’nın yıkılışını izlerken annesinin gözyaşlarını ilk kez gördüğü o kış günüyle. Sary o zaman on iki yaşındaydı; uzun, koyu kestane saçları sırtına kadar inen, gözleri yeşilin en koyu tonunda, ama bakışlarında hep bir mesafe taşıyan bir kızdı. Ailesi Polonya’dan göç etmişti yetmişlerde; babası bir fabrika işçisi, annesi temizlikçi olarak geçiniyor, evde Lehçe konuşuluyor, Almanca sadece okulda ve markette kullanılıyordu. Sary’nın çocukluğu sessizdi; abisi yoktu, kardeşi yoktu, sadece annesinin yorgun elleri ve babasının eve geç gelen, alkol kokan nefesi var

