Titreşim raylardan ilerlerken bir yerde durdu. O an, Avrupa'nın yeraltındaki damarlarında dolaşan yeşil-mor bir nabız gibi, her şey bir anlığına dondu kaldı. Trenler, o derin, mekanik kalp atışları gibi ritmik bir şekilde ilerlerken, bu titreşim – ki bu, şehirlerin gizli bir ağıydı, kökleri Varşova'nın eski sokaklarında, dalları Amsterdam'ın kanallarına uzanan – birdenbire soluk bir iniltiye dönüştü. Sanki bir gövde, dallarından birini kesilmiş gibi sızlandı. Raylar, paslı demirden yapılmış sonsuz bir zincir gibi uzanıyordu önlerinde, ama o titreşim, Berlin'in soğuk göğsünde, haritaların unuttuğu bir yaranın kenarında durmuştu. Berlin. Şehir, gri bir dev gibi yayılmıştı ufukta, Brandenburger Tor'un silueti bulutların arasında kaybolurken, Spree Nehri'nin suları donuk bir ayna gibi yansıtı

