Rüzgâr kuzeye doğru keskinleşti. O, bir bıçak gibiydi artık – ince, soğuk bir bıçak, cildi kesmeden derine inen, kemiklere kadar ulaşan. Berlin’in arka sokakları yavaşça geride kaldı; dar, nemli kaldırımlar, sokak lambalarının sarı halkalarıyla aydınlanan köşeler, grafitilerin yarım kalmış isyanları – "Freiheit jetzt!" yazan soluk harfler, yağmur damlalarıyla akmış boyalar. Paslı yangın merdivenleri, eski tuğla binaların kenarlarında sarkıyordu, her basamağı bir anı gibi gıcırdatarak; bir zamanlar, 1989'un gecelerinde, merdivenlerden inen gölgeler, duvarı aşmak için koşan ayaklar... Hepsi Viktor’un arkasında sıradanlaştı. Şehir, bir fon müziği gibi soluklaştı; tramvay zil sesleri uzaklaştı, kahve dükkanlarının buharı dağıldı, turistlerin kahkahaları rüzgâra karıştı. Ama göğsündeki yıldız s

