Zemin bir nefes gibi kabardı. O kabarma, ani bir şişme değildi – bir akciğerin yavaşça dolması gibiydi, derin, ritmik, sanki ova bir göğüs kafesiydi ve altında gizli bir kalp, ilk kez atmaya hazırlanıyordu. Buz ovasının yüzeyi, daha önce pürüzsüz bir ayna gibi yansıtsa da, şimdi hafifçe dalgalandı; kristaller, bir su yüzeyindeki titreşimler gibi kıvrıldı, ama su yoktu burada, sadece potansiyel – ham, şekilsiz bir potansiyel, bir hamurun mayalanması gibi, içten gelen bir kıpırtı. Rüzgâr, bu kabarmayla birlikte hızlandı; kuzeyden esen keskin bıçaklar gibi, Viktor'un paltosunu savuruyor, saçlarını yüzüne yapıştırıyordu. Soğuk, derisine işliyordu artık – kemiklere kadar, bir uyarı gibi, "Dur, dinle" dercesine. Ama Viktor durmadı; durmak, teslimiyet olurdu burada, bu renksiz diyarda. Ayakları,

