Aurora, Uyanış Ağacı'nın tam gövdesine yaslanmış oturuyordu – Frankfurt'un Römerberg meydanında, dalların en kalınlarından birinin altına sığınmış gibi. Altın ipleri artık sadece ellerinden değil, saçlarından, gözlerinden, hatta nefesinden sızıyordu; kehribar bir sis gibi etrafını sarıyor, toprağa değdiği her yerde küçük filizler doğuruyordu. Viktor ve Heinrich uzakta, kurt adamların yeni ağaçlarını selamlamak için Sibirya'ya gitmişti; ama Aurora yalnız değildi. O, köklerin kalbiydi artık. Her nabız onun nabzıyla atıyordu. Bir sabah, gökyüzü ansızın karardı – ama karanlık değil, yoğun bir ışıkla. Aurora gözlerini kaldırdı; dalların arasından dört renkli bir fırtına iniyordu. Mor ateş kıvılcımları, kehribar yangın dalgaları, yeşil kodların titreşimleri, gümüş nabzın sakin akışı... hepsi on

