Berlin’in gecesi, Alexanderplatz’ın altında gizlenen karanlığı daha da koyulaştırmıştı. Saat 22:15. Lena, Marek ve Viktor, Mitte’nin eski kanalizasyon ızgaralarından birinin önünde duruyorlardı – paslı, unutulmuş bir kapak. Üzerinde hâlâ soluk bir “Berlin Wasser” yazısı vardı, ama kimsenin umurunda değildi artık. Viktor pençesini uzattı; mor-yeşil alev kapak kenarlarını eritti, sessizce, duman bile çıkarmadan. Kapak kalktı. Aşağıdan gelen nemli, metalik kokuya karışan kan izi – tanıdık, ağır. Lena ilk indi. Crossbow sırtında, ok kemerinde serum-aurora karışımlı gümüş uçlar. Adımları sessizdi; botlarının tabanı kauçukla kaplı, Nachtjäger eğitiminin kalıntısı. Marek arkasından indi, elinde gümüş mermili tabanca ve belinde serum şırıngaları. Viktor en son; ateşini söndürdü ki kokusu yayılmas

