Güneş yükseldikçe şehir daha da canlanmaya başladı. Ufuk çizgisinin ötesinden yavaş yavaş güçlenen turuncu-sarı ışık, önce binaların en yüksek katlarını, sonra çatıları, en sonunda da sokakların taşlarını okşayarak inmeye başladı. O ışık, gecenin kalan gri gölgelerini adım adım eritiyor, her yere yumuşak bir altın parıltısı serpiyordu. Sabahın erken saatlerinde hava hâlâ serindi; ama bu serinlik artık keskin bir soğuk değil, ferahlatıcı, temiz bir serinlikti. Yağmur sonrası nem, havada asılı kalmış gibiydi; her nefeste, ıslak toprak, temiz asfalt, uzak bir çiçek bahçesinden gelen hafif tatlılık ve yeni demlenmiş kahvenin kokusu karışıyordu. O koku karışımı, genzimizi dolduruyor, ciğerlerimizi tazeliyordu; sanki şehir, gece boyunca biriken bütün ağırlığı yıkayıp atmış, yeni bir güne tertemi

