"Beni ikna et."

1531 Words
*** Zerda'dan devam... "Sadece nikahlı karım olmanı değil... bana ait olmanı istiyorum. Tamamen, isteyerek." Karun’un ağzından çıkan bu cümleyle bir an ne diyeceğimi bilemeden öylece kaldım çünkü söylediği şeyin ağırlığı zihnime geç ulaşmıştı. "Ait olmak..." Bu kelime kulağımda yankılanırken, bunun ne anlama geldiğini sorgulamadan edemedim; hangi hakla, hangi sıfatla beni kendine ait görmek istiyordu? Gözlerimi ondan kaçırmadan, içimde yükselen öfkeyi bastırmaya çalışarak konuştum. "Neden?" dedim, sesimi özellikle sakin tutarken. "O psikopat duygularını üzerimde daha rahat tatmin etmek için mi?" Bu sözümle birlikte kaşlarının çatıldığını görsem de geri adım atmadım çünkü ona karşı duyduğum en ufak saygı kırıntısı bile o an silinmişti. İçimde biriken her şey, kontrolsüz bir şekilde dışarı çıkmak isterken ben de bunu engellemek yerine üzerine gittim. Bir adım atıp işaret parmağımı göğsüne bastırırken, kelimeler ağzımdan öfkeyle dökülüyordu. "O nikahın gerçek olmayacağını bilsem dahi... o ilki senin gibi bir adamda heba etmem." dedim dişlerimin arasından, ardından gözlerimi gözlerinden ayırmadan devam ettim. "İstediğin gibi oldu... çok sevdiğin konağını terk ediyorum. Selametle ağam." Yatağın üzerindeki para ve geceliğe ters bir bakış atarken içimdeki tiksinti daha da büyüdü, ardından son bir kez gözlerinin içine bakıp arkamı döndüm ve odadan çıktım. Kapıyı kapattığım anda içimde tuttuğum her şey üzerime çökerken merdivenlere yöneldim ve adımlarımı hızlandırdım çünkü o odadan ne kadar çabuk uzaklaşırsam o kadar nefes alabileceğimi sanıyordum. Ama bu düşündüğüm kadar kolay değildi. Merdivenlerden inerken gözlerim dolmaya başlamıştı ve ne kadar tutmaya çalışsam da bir damla yanağımdan süzülüp düştüğünde elimle hızla silmek zorunda kaldım. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karışırken nefesim düzensizleşmişti. Böyle bir şey için bu konaktan gideceğime inanamıyordum çünkü onca çabam, onca sabrım bir anda boşa gitmiş gibiydi. "Manyak adam... psikopat zebani..." diye içimden söylenirken dişlerimi sıktım. Neymiş, dini nikahlı karısı olacakmışım... bu düşünce bile içimi daraltmaya yetiyordu. Tam ikinci katı geçecekken misafir odasından çıkan adamların sesiyle irkildim ve refleksle geri çekilip duvarın arkasına saklandım çünkü o an görünmek istemiyordum. Nefesimi tutarak hafifçe başımı uzatıp baktığımda Rıfat Ağa, Demir Ağa, Ozan Ağa ve savcı çıktı. O savcı hala burada mıydı? "Savcı... o iş sende bak. Aman bir pürüz çıkmasın." diyen Rıfat Ağa’nın sesi koridorda yankılanırken, savcının sırtına vurduğu o samimi gibi görünen hareketin altındaki tehdidi hissetmemek imkansızdı. Kısaca nefesimiz ensende diyordu... "Sen merak etme ağam. Allah rahatlık versin." diyen savcı merdivenlere yönelirken diğerleri arkasından bakıyordu. "Baba, o itin ailesi yok bile ortalıkta. Boşuna telaşlanıyorsun. Kız kardeşi varmış, o da terk etmiş evi zaten." dediğinde Demir Ağa, kalbim bir an duracak gibi oldu çünkü bahsettikleri kişi... yüksek ihtimale bendim. Nefesim kesilirken, ellerim titremeye başladı ama yerimden kıpırdayamadım. "Olsun oğlum, biz yine önlemimizi alalım." dediğinde Fırat Ağa, hepsi aşağı inerken ben duvarın arkasında kalakaldım. Ayak sesleri uzaklaştığında sırtımı duvara yaslayıp ağzımı elimle kapattım çünkü artan hıçkırıklarımı bastırmam gerekiyordu. Gözyaşlarım artık durmadan akarken dizlerimdeki güç çekilmişti ve ayakta durmak bile zor geliyordu. Artık emindim. Kast ettikleri can... ağabeyimdi. Onu öldürenler ise... bu konaktaydı. Ve bir kişi değildiler, birden fazlaydılar... Bu konakta güvende olmadığımı bile bile indiğim merdivenleri geri çıktım çünkü başka bir seçeneğim yoktu; merdivenleri hızla çıkarken göğsüm nefessiz kalmış gibi daralıyor, az önce döktüğüm gözyaşlarının sıcaklığı hala yüzümde hissediliyordu. Kendimi durdurmadan Karun’un odasına daldım ve kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı sertçe dayadım, sanki o kapı kapanmazsa her şey elimden kayıp gidecekmiş gibi. Gözlerim onu bulduğunda, o da bana döndü. Tam gömleğini çıkaracağı ana denk gelmiştim; bir anlığına donup kaldım ama içimdeki telaş buna izin vermedi. "Kabul." dedim hiç düşünmeden, nefes nefese kalmış bir halde. "İmam nikahlı karın olurum." derken sesim aceleciydi, kararlı olmaya çalışıyordu ama içinde saklayamadığım bir kırılma vardı. Islak yanaklarıma yapışan saçlarımı sinirle geri ittim, gözlerim kızarmış halde ona kilitlenmişti. Karun gözlerini üzerime dikerken gömleğini tamamen çıkarıp elindeki kumaşı umursamaz bir hareketle hala aynı yerinde duran geceliğin yanına fırlattı; sanki benim söylediklerim onun için bir anlık bir rahatsızlıktan fazlası değilmiş gibi. "Geç kaldın." dediğinde sesi buz gibiydi, hiçbir duygu taşımıyordu. "Ben bir kere teklif ederim." diye eklediğinde içimde bir şey daha kırıldı ama bunu yüzüme yansıtmamaya çalıştım. Elini uzatıp bir sigara aldı, çakmağın sesi odada yankılanırken ben çoktan ona doğru ilerlemeye başlamıştım. Aramızdaki mesafe kapanırken içimdeki gurur her adımda biraz daha eziliyordu ama durmadım. "Ağam lütfen." dedim, sesim istemsizce yumuşamıştı, neredeyse yalvarır gibi çıkıyordu. Bu halimden nefret ediyordum ama buna mecburdum. O ise kımıldamadı bile. Karşımda dimdik duruyor, soğuk ve ulaşılmaz bir duvar gibi bana bakıyordu. Gözlerini kısarak bana çevirdi, ardından dudaklarının arasındaki sigaradan çektiği dumanı hiç acele etmeden yüzüme doğru üfledi. Duman tenime değmiş gibi bir his bırakırken geri çekilmedim, sadece ona bakmaya devam ettim. "Ne değişti?" dediğinde sesi sakindi ama altında bastırılmış bir sertlik vardı. Üzerime doğru bir adım attığında istemsizce ben de bir adım geri çekildim, sırtım kapıya daha da yaslandı. "O ilki senin gibi bir adamda heba etmem demiştin." Az önce söylediğim sözleri yüzüme vururken bakışlarını üzerimden çekmedi. Sigarasını tekrar dudaklarına götürüp derin bir nefes çektiğinde, sanki beni değil de sabrımı ölçüyordu. Yutkundum. Bu noktaya gelmek zoruma gidiyordu ama geri dönemezdim. "Hayatımda ilk defa bir adamdan böyle bir teklif alınca nasıl davranacağımı bilemedim..." Kelimeler ağzımdan ağır ağır dökülürken. "Affet ağam." dedim. Gururumu ayaklarımın altında çiğneye çiğneye, zoruma gide gide... Ama Karun’un yüzünde en ufak bir yumuşama olmadı. "Beni ikna et." dediğinde, o iki kelime omzuma ağır bir yük oldu. Derin bir nefes aldım, göğsüm inip kalkarken zihnim boşalmış gibiydi. Onu nasıl ikna edecektim? Ne söylersem söyleyeyim, bu adamın karşısında yetersiz kalacakmış gibi hissediyordum. Ama pes edemezdim. Gözlerimi kapatıp bir anlığına kendimi topladıktan sonra tekrar açtım. Bakışlarım istemsizce sarı loş ışığın altında parlayan o saten kumaşa, kırmızı geceliğe kaydığında içimde bir şeyler daha da sıkıştı; bunun onu ikna edip etmeyeceğini bilmiyordum ama denemek zorundaydım çünkü tek bir ihtimal bile bu konakta kalmama yetecekse, onu kaçıracak değildim. Gözlerim tekrar ona döndüğünde, zaten bana baktığını fark edince bir an afalladım ama duraksamaya yerim yoktu. "İkna ederim ağam." dedim hızlıca, ardından yatağın üzerindeki geceliği alıp neredeyse kaçar gibi banyoya girdim. Aynanın karşısına geçtiğimde karşımdaki görüntü içimi burktu; gözlerim kızarmış, yüzüm yorgun ve darmadağınıktı ama buna takılacak vaktim yoktu. Üzerimdeki elbiseyi aceleyle çıkarıp geceliği giydiğimde kumaş tenime değdiği an bedenim istemsizce gerildi. Gördüğüm gecelikler kadar çok açık değildi belki ama benim için fazlasıyla fazlaydı; alışık olmadığım bir açıklık, alışık olmadığım bir his... Saçlarımı omuzlarıma salarken omuzlarımı ve sırtımı biraz olsun kapatmaya çalıştım, sanki bu küçük hareketle kendimi daha güvende hissedecekmişim gibi. Ama kapıya doğru dönerken içimdeki o sıkışma daha da arttı; onun karşısına bu halde çıkacak olmak düşüncesi bile boğazımı düğümlüyordu. Bir an ağlamak istedim ama kendimi zorladım çünkü geri dönüş yoktu artık. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda geceliğin etek kısmını istemsizce çekiştirerek başım eğik, ona doğru yürüdüm ve karşısında durduğumda başımı kaldıramadım. Utanç içimi yakıyordu; kalbim hızla çarpıyor, nefesim daralıyordu. O an yer yarılsa içine girecek gibiydim. Ses çıkmayınca cesaretimi toparlayıp başımı kaldırdım ama gördüğüm manzara beni şaşırttı; camın önünde duruyor, sırtı bana dönük şekilde dışarıyı izliyordu. Ellerini ceplerine koymuş, sanki odada ben yokmuşum gibi davranıyordu. "G-giydim ağam." dedim kekeleyerek, hala beni görmediğini ya da görmezden geldiğini anlamaya çalışırken. "Üzerini değiştir." dedi bir anda, sesi sert ve kesindi. O an içimdeki umut bir anda kırıldı. Kesin beni gönderecek. "Ama-" diye itiraz etmeye çalıştım ama sözümü bitirmeme fırsat vermedi. "Yarın çağıracağım yere gel." dedi. "Dini nikahı kıyacağız." Kalbim bir anda hızlandı. Kabul etmişti... hem de bana bakmadan. Bu nasıl bir adamdı? Onu tanımasam, adamın dibi derdim... "S-sağolasın ağam." Bu söz ağzımdan çıkarken kendime yabancılaştım; sırf bunun için teşekkür ediyordum. Bu düşünce bile içimi daha çok sıkıştırdı. Hiç oyalanmadan banyoya geri döndüm, üzerimi hızla değiştirirken geceliği çıkarıp bir köşeye attım. Üzerimden o kumaş çıkarken sanki üzerime çöken bir ağırlık da kalkmış gibi hissettim ama içimdeki huzursuzluk yerinde duruyordu. Tamamen giyinip, odaya geri döndüğümde hala aynı yerde duruyordu. Hiç konuşmadan çıkıp gitmeyi seçmiştim ki sesi arkamdan geldi. "O parayı al." Bir an duraksadım. O parayı... istemiyordum. Midemi bulandırıyordu. Ama biliyordum ki bu yolda ona ihtiyacım olacaktı. Kendimi zorlayarak yatağa yöneldim, çantayı alırken parmaklarım bir an tereddüt etti ama geri çekmedim. Hiçbir şey söylemeden odadan çıktım. Zaten... yeterince ezik durumuna düşmüştüm. *** Karun'dan devam... Bana racon kesip çıkmıştı odadan ama giderken gözlerindeki o kararlılığı görmüştüm; o bakış, pes eden birinin bakışı değildi. Bu yüzden geri döneceğini biliyordum. Ve döndü. Hem de düşündüğümden daha hızlı. Bu da artık şüphemi iyice netleştirmişti. Bu kızın bu konakta olmasının sıradan bir nedeni yoktu. Bir şeylerin peşindeydi. Ve ben onu tam olması gereken yerde tutuyordum... gözümün önünde. Parayı da alıp gitmişti. Bildiğim o sürtük yanaşmalardan olsaydı o parayı daha en başında kabul eder, o geceliği de giyerdi. Ama o ikisini de yapmadı. Önce direnmişti... kovmak istediğimdi kabul etmişti. Bu da bana tek bir şey söylüyordu: sakladığı şey, gururundan bile daha ağırdı. İşte bu yüzden merak ediyordum. Ne uğruna kendini bu kadar zorlayabileceğini... Camın önünde dururken dışarıyı izliyormuş gibi yapmıştım ama aslında gözüm camın yansımasındaydı. Her şeyini ele vermişti. Banyodan çıktığı anı, kapının eşiğinde bir an duraksayışını, ardından o geceliğin etek kısmını istemsizce aşağı çekişini... hepsini görmüştüm. O ince hareketin altında sakladığı çekingenliği, alışık olmadığı bir halin içinde oluşunu ve buna rağmen geri adım atmamasını... Ve evet, elbiselerin altına gizlediği o bedenin dikkat çekiciliğini de fark etmemek mümkün değildi. Benim derdim onu aşağılamak değildi. Onu zorlamak da değildi. Ben... onun sınırlarını görmek istiyordum. Ne kadar ileri gidebileceğini. Neyi göze alabileceğini. Çünkü insanlar en çok, sakladıkları şey uğruna değişir. Ben... onun neye dönüşeceğini merak etmiyordum. Artık benim olacaktı. Onu dönüştüren de bizzat ben olacaktım. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD