17.BÖLÜM

1094 Words
Ayşe teyze o gün kapıda bekliyordu onları. Yüzünde derin bir yorgunluk vardı, gözlerinin altı morarmıştı ve sanki bir anda on yaş birden yaşlanmış gibiydi. Elif ve Ayhan içeri girdiklerinde hiçbir şey sormadı, sadece baktı. Bakışları zaten soruyordu, kelimeye gerek yoktu. Ayhan annesine sarıldı. “Anne, abim iyiydi. Moralini bozma.” Ayşe teyze oğlunun omzuna başını koydu. Ağlamıyordu ama sanki ağlamaktan bitkin düşmüş, gözyaşı bile kalmamış gibiydi. Elleri titriyordu, dudakları kıpırdıyordu ama ses çıkmıyordu. Elif onları izlerken kendi annesini düşündü. Annesi de böyle miydi? Kendi başına bir şey gelse annesi de böyle mi olurdu? Elif evine döndü. Kapıyı açtığında annesi mutfaktaydı. Yemek yapmıyordu, sadece oturmuş pencereden dışarı bakıyordu. Elif yaklaştı, annesinin koluna dokundu. Annesi döndü. Gözlerinde bir şeyler vardı. Merak, endişe, belki biraz da korku. “Nasıllar?” diye sordu. Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Kötü. Yusuf içeride. Ayşe teyze perişan.” Annesi başını salladı. Sonra Elif’in elini tuttu. “Yarın gideceğiz. Ayşe ablaya yemek götüreceğiz. Yalnız bırakmayacağız.” Ertesi sabah annesi erken kalktı. Mutfakta yemek yaptı. Börek açtı, çorba yaptı, taze ekmek aldı. Elif annesine yardım etti. İkisi birlikte tabakları hazırladılar, naylon torbalara koydular ve Ayşe teyzenin evine gittiler. Kapıyı Ayhan açtı. Gözleri kızarmıştı, belli ki gece uyumamıştı. “Hoş geldiniz,” dedi ama sesi boğuktu. İçeri girdiler. Ayşe teyze salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama izlemiyordu. Sadece boş boş önüne bakıyordu. Elif’in annesi yanına oturdu, elini tuttu. “Ayşe abla, yemek getirdik sana hadi biraz ye.” Ayşe teyze başını salladı ama yemek istemediği belliydi. “Sağ olun ama ben yiyemem şimdi. Midem kaldırmıyor.” “Yine de zorla bir şeyler ye. Kendine bakmazsan Yusuf üzülür. O döndüğünde seni hasta bulmak istemez.” Ayşe teyzenin gözleri doldu. “Döner mi ki? Bilmiyorum. Bilmiyorum ne olacak.” Elif’in annesi sıkıca tuttu elini. “Dönecek. Sen güçlü olacaksın ki o da güçlü olsun.” Ayşe teyze başını Meryem'in omzuna koydu. Sessizce ağladı. Elif orada duruyordu, izliyordu. Annesinin Ayşe teyzeyi nasıl teselli ettiğini, nasıl sarıldığını, nasıl güç verdiğini görüyordu. İlk defa annesini böyle görüyordu. Güçlü, kararlı, bir başka kadına destek olan bir kadın olarak. Her zaman annesi onun için güçlü olmuştu ama şimdi başkası için de güçlü duruyordu ve Elif bunu görünce içinde tuhaf bir his oluştu. Gurur mu, yoksa şaşkınlık mı, anlayamadı. O günden sonra her gün gittiler. Annesi her sabah erken kalkıyor, yemek yapıyor, beraber Ayşe teyzenin evine gidiyorlardı. Bazen Ayşe teyze konuşuyordu, bazen hiç konuşmuyordu. Bazen ağlıyordu, bazen sadece oturuyordu. Ama annesi hep yanındaydı. Sadece oturuyordu bazen, hiçbir şey söylemeden. Sadece orada olmak yetiyordu. Bir hafta geçti. Mahallede dedikodular devam ediyordu. Bakkalda, markette, sokakta herkes konuşuyordu Yusuf’u. Kimileri üzülüyordu, kimileri “hak etmiş” diyordu, kimileri “zavallı çocuk” diyordu. Elif sokakta yürürken insanların dudaklarını okuyordu. Yusuf’un adı her yerdeydi ama kimse gerçekten umursamıyordu. Sadece dedikodu malzemesiydi. Hak etmiş diyenlere anlam veremiyordu. Ortada taciz edilen bir kız vardı ve onu korurken yanlışlıkla birine zarar veren Yusuf. Nasıl olurda hak ettiğini söylerlerdi. Aylin yerine onların kızı kardeşide olabilirdi. Elif anlam veremiyordu ne zamandan beri tacizciler el üstünde tutulur hale gelmişti? Gerçi neden şaşırıyorsa izlediği haberlerden belliydi insanların hali. .... Bir gün Elif Ayşe teyzenin evine giderken Ayhan kapıda bekliyordu. Yüzünde farklı bir ifade vardı. Ne sevinç, ne de üzüntü. Bir karışım. “Elif, avukatla konuştum. Duruşma tarihi belli oldu. İki ay sonra.” Elif telefonu çıkardı: “İki ay mı? O zamana kadar içeride mi kalacak?” “Evet. Adam hastaneden çıkmış ama şikayetinden vazgeçmiyor. Abim meşru müdafaa yaptı ama adam diyor ki saldırıydı. Mahkemede göreceğiz.” Elif’in içi sıkıştı. İki ay daha. İki ay daha Yusuf orada, gri duvarların arasında, tel örgülerin arkasında kalacaktı. “Anneme söyleme henüz,” dedi Ayhan. “Söylerim ama biraz daha bekleyeceğim. Şimdi duyarsa dayanamaz.” Elif başını salladı. İçeri girdiler. Ayşe teyze mutfaktaydı. Çay demlemişti. Ayhan annesinin yanına oturdu, Elif de. “Anne, bugün ne yapalım? Dışarı çıkalım mı biraz?” Ayşe teyze başını salladı. “Yok oğlum. Ben çıkamam. İnsanlar bakıyor, konuşuyor. Dayanamıyorum.” “Anne, takma onları. Konuşuyorlarsa konuşsunlar. Sen ne yaptın ki?” “Ben bir şey yapmadım ama oğlum içerde. İnsanlar ona suçlu gözüyle bakıyor. Ben dışarı çıkınca hepsinin bakışlarını hissediyorum.” Elif annesine baktı. Annesi Ayşe teyzenin elini tuttu. “Ayşe abla, sen bir şey yapmadın. Yusuf da bir şey yapmadı. O kızı korudu. Onu suçlu görmek yanlış. İnsanlar ne derse desin, sen biliyorsun gerçeği. O yeter.” Ayşe teyze başını kaldırdı. Gözleri doluydu. “Biliyorum ama yine de zor. Çok zor.” Meryem onu bağrına bastı. “Biliyorum. Ama biz yanındayız. Sen yalnız değilsin.” O gün akşama kadar oturdular. Konuştular, çay içtiler, yemek yediler. Ayşe teyze biraz rahatlamıştı gibi görünüyordu. Yüzünde hafif bir renk belirmişti. Belki de sadece yalnız olmadığını bilmek yetiyordu. Gece eve dönerlerken annesi Elif’e döndü. “Elif, sen Yusuf’u çok mu seviyorsun?” Elif durdu ve şokla annesine baktı. Ne diyecekti? Nasıl cevap verecekti? Annesi devam etti. “Soruyorum çünkü her gün onların yanından geliyorsun. Ayşe ablaya yardım ediyorsun. Yusuf’un durumunu çok takıyorsun. Ben senin ona karşı bir şeyler hissettiğini görüyorum.” Elif telefonu çıkardı. Uzun süre yazmadı. Sonra yazdı: “Bilmiyorum anne. Belki bir şeyler hissediyorumdur ama ne hissetiğimi bende bilmiyorum. Ama o yeni nişan attı ve içeride o yüzden fark etmiyor bir şeyler hisssedip hissetmemem.” Annesi gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi. “Fark ediyor Elif. Çok şey fark ediyor.” Elif başını salladı. Ama içinde bir şeyler karışıktı. Yusuf’a karşı ne hissediyordu? Sadece ayşe teyzenin yeğeni diye miydi? Yoksa daha fazlası mı? Bilmiyordu. Ama her gün onun cezaevinde olduğunu düşündükçe içi sızlıyordu. Her gün Ayşe teyzenin ağladığını gördükçe içi yanıyordu. Ve belki de bu bir şeyler hissettiğinin kanıtıydı. O gece yatağına uzandı. Tavana baktı. Yusuf’u düşündü. O şimdi nasıldı? Ne yapıyordu? Uyuyor muydu, yoksa o da mı tavana bakıyordu? Düşünüyor muydu, yoksa hiçbir şey düşünmemeye mi çalışıyordu? Gözlerini kapattı. Yusuf’un yüzünü gördü. Cezaevinde, camın arkasında, ona bakarken. O acı gülümsemesi vardı yüzünde. “İyi misin?” demişti. Kendisi içerdeyken ona sormuştu bunu. Ve Elif o an anlamıştı. Yusuf her zaman başkalarını düşünürdü. Kendi durumu ne olursa olsun, hep başkalarını korurdu. Ve belki de bu yüzden Elif ona karşı bir şeyler hissediyordu. Belki de bu yüzden içi sızlıyordu. Çünkü Yusuf öyleydi. Yusuf herkesi koruyan, herkese değer veren, hiç kimseyi yalnız bırakmayan biriydi. Kısa zamanda anlamıştı ve şimdi o yalnızdı. Gri duvarların arasında, yapayalnız. Elif uyumadı o gece. Sabaha kadar düşündü. Ve bir karar verdi. Yusuf dönene kadar Ayşe teyzenin yanında olacaktı. Her gün yanına gidecekti. Her gün destek olacaktı. Çünkü Yusuf burada olsaydı aynısını yapardı. Ve Elif de aynısını yapacaktı.​​​​​​​​​​​​​​​​
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD