19.BÖLÜM

1709 Words
Sabah güneşi henüz doğmadan Ayşe'nin kapısı çalındı. Tok, aceleci vuruşlardı bunlar, sabahın sessizliğini delen, içeriye kadar sızan bir telaş taşıyordu her birinde. Ayşe uykusuz gözlerle kapıya yürüdü, gece Yusuf’un durumunu düşünmekten gözüne uyku girmemişti zaten, şimdi de bu erken saatte gelen misafirlerin kim olduğunu merak ediyordu ama aynı zamanda içinde tuhaf bir huzursuzluk da kıpırdanıyordu. Kapıyı açtığında karşısında üç kadın duruyordu. Üçü de mahalleli, yüzlerini tanıyordu ama samimi olduğu insanlar değildi bunlar, daha çok her fırsatta başkalarının işine burnunu sokan, dedikodu yaymaktan büyük keyif alan, her şeyi bildiklerini sanan ama aslında hiçbir şey anlamayan türden insanlardı. En öndeki kadın, Neriman, kalın sesiyle hemen konuşmaya başladı, sanki içeride uyuyan Meryem ve Elif’i uyandırmak istercesine yüksek perdeden. “Ayşe bacı, sabah sabah rahatsız ettik ama çok önemli bir mesele var, içeri girebilir miyiz?” Ayşe tereddüt etti, bu kadınların gelişinden hiç hazzetmemişti ama reddedemedi de, mahalle kültürü gereği kapıyı açmak zorunda kaldı. “Buyurun,” dedi soğuk bir sesle, içeriye aldı onları ama misafirperverliğini en aza indirmeye kararlıydı. Kadınlar salona geçtiler, oturdular, Ayşe çay koymadı bile, sadece karşılarına oturdu ve bekledi. Neriman etrafına bakındı, sonra diğer iki kadına göz kırptı, sanki aralarında önceden konuşulmuş bir plan varmış gibi, sonra Ayşe'ye döndü. “Bacım, biz sana kötülük olsun diye gelmedik ama mahallede konuşuluyor bazı şeyler, senin de bilmen gerekir diye düşündük,” dedi, sesi sahte bir endişeyle doluydu. “Şu Meryem’in kızı, Elif, yanında kalıyor değil mi?” Ayşe kaşlarını çattı. “Evet, kalıyor. Ne olmuş yani?” “Ne olmuş mu?” Neriman sesini alçalttı, sanki çok gizli bir şey söyleyecekmiş gibi. “Bacım, o kızın başı belada. Köyden kaçmış gelmiş buraya, ama peşini bırakmamışlar. Amcası varmış, enişteleri varmış, kızı arıyorlarmış. Mahallede soruşturma yapmışlar, birkaç kişi görmüş onları.” Ayşe'nin kalbi hızlandı ama yüzünden belli etmedi. “Ne zaman olmuş bu?” “Dün akşam, sen görmemişsin ama manav Hüsnü’ye sormuşlar, bakkala sormuşlar, hatta bizim apartmanın önüne bile gelmişler,” dedi diğer kadınlardan biri, sesi daha da dramatikti. “Kızın fotoğrafını göstermişler, ‘Gördünüz mü?’ diye sormuşlar. Biz de dedik ki bilmiyoruz ama sen bilirsin Ayşe bacı, mahallede her şey duyulur, er geç bulurlar o kızı.” Ayşe'nin içi gerildi ama dışarıdan sakin görünmeye çalıştı. “Peki siz ne dediniz onlara?” “Biz mi? Biz bir şey demedik tabii,” dedi Neriman, ama gözlerindeki kurnazlık her şeyi ele veriyordu. “Ama başkaları demiş olabilir, kim bilir? Mahallede çok insan var, herkes konuşuyor zaten o kız hakkında, Yusuf’la olan olaydan sonra herkesin diline düştü, şimdi bir de köyden adamlar geldi, demek ki kız gerçekten sorunlu biri.” Ayşe artık dayanamadı, yerinden kalktı, sesi sertti ama kontrollüydü. “Siz şimdi buraya bana bu haberi vermeye mi geldiniz, yoksa o kızın hayatını daha da zora sokmak için mi? Elif’in ne yaşadığını, nereden geldiğini, neden kaçtığını biliyor musunuz? Hayır. Ama yine de gelip burada onu yargılıyorsunuz, dedikodu yapıyorsunuz, sanki onun hayatı sizin oyuncağınızmış gibi.” Neriman ayağa kalktı, elini göğsüne götürdü. “Ayşe bacı, biz sana iyilik olsun diye söyledik, yoksa bizim o kızla ne işimiz var? Ama sen bilirsin, o kız senin evinde kalıyor, başına bir şey gelirse sen de sorumlusun.” “O kız benim sorumluluğum altında değil, annesinin yanında. Ama ben yine de koruyacağım onu, sizin gibi insanlardan da koruyacağım,” dedi Ayşe, sesi artık titriyordu öfkeden. “Şimdi lütfen, gidin. Sabah sabah benim kapımı çalıp böyle şeyler söylemeyin.” Kadınlar birbirlerine baktılar, sonra ayağa kalktılar, içlerinden biri homurdandı, “Biz iyilik için söyledik, sen bilirsin,” dediler ve çıktılar. Ayşe kapıyı kapattı, arkalarına yaslandı, nefes almakta zorlanıyordu. Kalbi hızla atıyordu, elleri titriyordu. Mehmet ve Hasan gerçekten gelmişlerdi, mahallede soruşturma yapmışlardı, ve Ayşe biliyordu ki er geç Elif’i bulacaklardı, çünkü mahallede sır saklanamaz, her şey bir ağızdan diğerine geçer, ve o adamlar kararlıydılar, Elif’i geri götürmeye kararlıydılar. Hemen evde olmayan oğlunu aradı. “Oğlum, hemen gel eve, acil bir durum var.” Ayhan on dakika sonra evdeydi, annesi ona her şeyi anlattı, Neriman'nın söylediklerini, adamların mahallede dolaştığını, soruşturma yaptıklarını. Ayhan’ın yüzü karardı, elleri yumruk oldu. “Anne, Elif’i buradan götürmeliyiz. Artık güvende değil. Onlar her an kapımızı çalabilirler.” “Ama nereye götürelim oğlum? Meryem’in evi de aynı mahallede, orası da güvenli değil.” Ayhan düşündü, kafasında bir plan oluşmaya başladı. “Yusuf’un evi. Yusuf’un evi üst katta, iki üç tane boş odası var, geniş, ve kimse Elif’in orada olduğunu beklemez. Yusuf hapiste, evi boş duruyor zaten.” Ayşe tereddüt etti. “Ama oğlum, Yusuf’un evi… bir erkek evi, Elif orada kalırsa mahallede yine dedikodu çıkar. Hem Yusuf içeride, bilmeden evini kullanmak…” “Anne, şu an dedikoduyu umursayacak noktada değiliz, Elif’in güvenliği önemli. Eğer o adamlar onu bulursa, zorla götürürler, ve kim bilir ne yaparlar ona. Yusuf’un evi en güvenli yer şu an. Hem evi boş duracağına, Elif ve Meryem abla kalsın, ben de her gün gidip kontrol ederim. Mahalleli Yusuf’un içeride olduğunu biliyor, kimse evde birinin kaldığından şüphelenmez.” Ayşe başını salladı, oğlunun haklı olduğunu biliyordu. “Tamam. Sen Meryem’e söyle, ben de… ben Yusuf’a sonradan derim. Hapiste olsa da bilmeli, evi için izin almalıyız.” Ayhan hemen aşağı indi, Meryem abladının kapısını çaldı. Meryem açtı, yüzünde endişeli bir ifade vardı. “Ayhan, ne oldu? Annen az önce aradı, bir şey mi oldu?” “Meryem abla, içeri girebilir miyim?” “Gel oğlum.” Salona geçtiler, Elif kanepede oturuyordu, kitap okuyordu ama Ayhan’ı görünce başını kaldırdı, yüzündeki endişeyi fark etti hemen. Akşam dayanamamış annesinin yanına gelmişti. Ayhan telefonu çıkardı, yazmaya başladı, çünkü bu kadar önemli bir konuyu dudak okutarak anlatmak istemiyordu, her kelime net olmalıydı. “Elif, Meryem abla, çok önemli bir şey söyleyeceğim. Dün akşam Mehmet ve Hasan mahallede görünmüşler, seni arıyorlar, insanlara fotoğrafını gösterip soruşturma yapmışlar, ve maalesef birkaç kişi onlara yardımcı olmuş olabilir, yani artık burada güvende değilsin, annemin evinde de değil, senin annenin evinde de değil, çünkü onlar er geç seni bulacaklar, ve ben buna izin veremem.” Elif okudu, yüzü bembeyaz oldu, elleri titredi, telefonu neredeyse düşürecekti. Meryem hemen yanına oturdu, kızını sardı, ama kendi içinde de panik vardı, sesini çıkaramıyordu. Ayhan devam etti: “Bir çözüm düşündüm. Yusuf’un evi. Yusuf abim şu an içeride, evi boş duruyor, üst katta, geniş ve en önemlisi, kimse Elif’in orada olduğunu beklemez, çünkü herkes Yusuf’un hapiste olduğunu biliyor, boş bir ev olarak düşünürler, ve mahalleli zaten Yusuf’un evine fazla dikkat etmiyor, orası en güvenli yer şu an.” Elif başını iki yana salladı, telefonu aldı, hızla yazdı: “Hayır, olmaz, ben Yusuf’un evinde kalamam, o içeride, evi izni olmadan kullanmak yanlış olur, hem mahallede konuşulursa, zaten Yusuf’la ilgili dedikodular var, ben onun evinde kalırsam daha kötü olur.” Ayhan telefonu aldı, okudu, sonra cevap yazdı: “Elif, şu an ahlaki boyutunu düşünecek zaman değil bu, hayat meselesi, eğer o adamlar seni bulursa, zorla götürürler, köye geri götürürler, ve orada seni ne bekliyor bilmiyorum ama iyi bir şey olmadığı kesin, sen buraya kaçmak için çok şey göze aldın, şimdi sadece mahalle dedikodusundan korkup hayatını riske atma, Yusuf’un evi güvenli, ben de her gün gelirim, annem de gelir, yalnız olmayacaksın, ve kimse bilmeyecek, mahalleli Yusuf’un içeride olduğunu biliyor, boş ev sanacaklar, ama lütfen, kabul et bunu.” Meryem araya girdi, telefonu aldı, yazdı: “Ayhan haklı kızım, senin güvenliğin her şeyden önemli, ben de ara sıra geleceğim, Yusuf’un evinde kal, böylece dedikodu da olmaz, ve sen de güvende olursun. Soranlara gitmiş derim.” Elif okudu, gözleri doldu, başını annesinin omzuna yasladı, sessizce ağladı, çünkü tüm bunlar çok fazlaydı, daha bir ay önce köyde babasının cenazesindeydi, şimdi İstanbul’da, hapisteki bir adamın evinde saklanmak zorunda kalıyordu, ve tüm bunlar sadece yaşamak istediği için, sadece özgür olmak istediği için, ama kaderin cilvesi miydi yoksa başka bir şey mi, bilmiyordu, tek bildiği şey yorgun olduğuydu, çok yorgundu. Ayhan ayağa kalktı. “Annem Yusuf’a haber verecek, durumu anlatacak, eminim o da kabul eder, siz de eşyalarınızı toplayın, öğleden sonra taşınırsınız.” Meryem başını salladı, Ayhan çıktı. Ayşe öğleden önce cezaevini aradı, ziyaret günü olmadığı için Yusuf’la görüşemeyeceğini söylediler ama acil bir mesajı iletebileceklerini belirttiler. Ayşe durumu kısaca anlattı, Elif’in tehlikede olduğunu, evinin kullanılması gerektiğini, Yusuf’un izni olup olmadığını sordu. Birkaç saat sonra cezaevinden geri dönüş geldi. Yusuf mesaj yollamış: “Evi kullanabilirler. Anahtarlar teyzemde. Her ne gerekiyorsa yapsınlar. Elif’i koruyun.” Ayşe mesajı okuyunca içi ısındı, Yusuf hapisteyken bile başkalarını düşünüyordu, o kadar iyi bir çocuktu ki. Öğleden sonra Meryem ve Elif küçük bir çantayla Yusuf’un evine çıktılar, Ayhan onlara yardım etti, Ayşe de geldi, evin içini düzenlemek için, çarşafları değiştirdi, mutfağı temizledi, buzdolabına birkaç yiyecek koydu. Yusuf’un evi geniş ve sessizdi, erkek evi olduğu her halinden belliydi ama temizdi, düzenliydi. Misafir odası geniş ve ferahtı, iki tek kişilik yatak, bir dolap, bir pencere vardı, dışarı bakıyordu, sokağı görebiliyorlardı. Ayşe ve Ayhan çıkarken son talimatları verdi Ayşe : “Meryem, Elif'e söyle rahat tsin, ben her gün gelirim, eksik bir şey olursa söyleyin, para da öenmli değil, ben hallederim, ama lütfen, Elif’i koru, o çok hassas bir kız, çok şey görmüş, daha fazla acı çekmesin. Yusuf da içeriden size güvendi, evi emanet etti, ona da sahip çıkalım.” Meryem başını salladı. “Merak etme Ayşe abla, burada sessiz sedasız kalır, kimse bilmeyecek.” Ayşe ve Ayhan gittikten sonra Meryem ve Elif evde yalnız kaldılar. Ev çok sessizdi, dışardan gelen sokak sesleri bile bastırılmış gibiydi, sanki dünya onları unutmuştu, sanki burası gerçek bir sığınaktı. Elif misafir odasına geçti, pencereden dışarı baktı, sokakta insanlar geçiyordu, normal bir gündü ama Elif için artık hiçbir şey normal değildi, her şey karmakarışıktı, ve şimdi hapisteki bir adamın evinde, onun olmadan, onun bilgisiyle ama yokluğunda kalıyordu, ve içinde tuhaf bir his vardı, minnet mi, utanç mı, yoksa başka bir şey mi bilmiyordu ama kalbinin hızla attığını hissediyordu. Meryem çay yaptı, ikisi salonda oturdular, sessizdi ev, ama bu sessizlik rahatlatıcıydı, en azından burada güvendeydiler, en azından burada o adamlar onları bulamazdı, en azından şimdilik. O gece Elif yatağına uzandığında tavana baktı, Yusuf’un tavanına, Yusuf’un evine, Yusuf’un dünyasına. Bu adam ona hiç acımamıştı, hiç küçümsememişti, sadece… koruyordu onu. Hapisteyken bile onu düşünmüştü, evini açmıştı, ve şimdi Elif bu evin içinde, onun yokluğunda ama varlığında yaşıyordu, ve içinde garip ama sıcak bir his vardı, sanki dünyada kendisini gerçekten düşünen birkaç insan varmış gibi, sanki yalnız değilmiş gibi, sanki belki, sadece belki, her şey düzelebilirmiş gibi.​​​​​​​​​​​​​​​​
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD