Azad’ın gözleri, Havin’in dantelli külotunun ince kumaşının altındaki ıslaklık lekesine kitlenmişti. O leke, onun ne kadar hazır, ne kadar arzulu olduğunun en açık kanıtıydı. Havin, Azad’ın kucağında hafifçe kıvranırken, bir an duraksadı. Gözlerini yan duvara, ablası Zehra’nın odasına doğru çevirdi. İçi bir anlık korku ve suçlulukla doldu.
“Ağam,” diye fısıldadı sesi heyecandan ve korkudan titreyerek, neredeyse bir çocuk çığlığı kadar masum ama bir kadın arzusu kadar yanıktı. “Ablam... duyar mı bizi? Lütfen, duyarsa...” Cümlesini tamamlayamadı. Azad’ın kalın parmağı, dudaklarına hafifçe dokunarak onu susturdu.
Azad, hafifçe gülümsedi. Yüzündeki ifade, güven verici ama aynı zamanda azdırıcı bir ifadeydi. “Endişelenme yavrum,” diye mırıldandı dudakları onun kulağına iyice yaklaşarak. Nefesinin sıcaklığı Havin’in teninde ürpertiler yaratıyordu. “Zehra her akşam içtiği o sakinleştirici ilaçlardan sonra ölü gibi uyur. Şu an dünya yıkılsa, ruhu bile duymaz. Bütün konağı inletsek, o yine uykusundan bile dönmez.”
Bu sözler, Havin’in içindeki son direnci de kırdı. Korku, yerini daha da yakıcı bir arzuya bıraktı. Zehra’nın hiçbir şey duymayacak olması, onu daha da pervasızlaştırıyordu. İntikamının tadı, bu riskle birlikte daha da tatlanmıştı.
“Öyleyse...” diye fısıldadı gözlerini Azad’ın dudaklarına dikerek. “Beni susturmanın bir yolu olmalı, değil mi Ağam? İniltilerimi kimse duymamalı.”
Azad, bu çağrıya kayıtsız kalamazdı. Başını hafifçe eğdi ve dudaklarını Havin’in dudaklarına yapıştırdı. Bu öpüş, yılların birikmiş özlemini, bastırılmış tutkularını, kinlerini ve arzularını içinde barındırıyordu. Yumuşak, ama bir o kadar da dominanttı. Havin, bu öpüşün etkisiyle adeta eriyor, kendini Azad’ın kollarına bırakıyordu. Elleri, onun geniş sırtında geziniyor, gömleğinin kumaşını avuçlamaya çalışıyordu.
Azad’ın elleri ise, Havin’in vücudunu keşfetmekle meşguldü. Bir eli, hâlâ onun kalçasındaydı. Dantelli külotunun ince kumaşını, altındaki dolgun ve yumuşak eti hissediyor, parmak uçlarıyla hafifçe ovuyordu. Diğer eli ise, bornozunun yakasından içeri kaymış, Havin’in sırtını okşuyordu. Teninin pürüzsüzlüğü, ipeksi dokusu, Azad’ı daha da çıldırtıyordu.
Öpüşmeleri derinleşti. Azad’ın dili, Havin’in dudaklarını aralayıp onun ağzının içinde gezindi. Havin, hafif bir iniltiyle başını geriye attı, boynunu Azad’ın öpüşlerine, okşayışlarına teslim etti. Azad, bu daveti geri çevirmedi. Dudaklarını Havin’in boynuna, köprücük kemiğine, bornozunun aralanan yakasından gözüken dekoltesine kaydırdı. Her öpüş, her dokunuş, Havin’in teninde ateşten izler bırakıyordu.
“Ağam... lütfen...” diye inledi Havin, artık dayanamıyordu. “Daha fazla... daha fazla bekleyemeyeceğim.”
Azad, bornozunun kemerini çözdü. Kumaş, Havin’in omuzlarından aşağıya doğru kaydı ve altındaki dantelli sütyen ve külot ortaya çıktı. Azad, bir an nefesini tutarak bu manzarayı seyretti. Havin’in dolgun göğüsleri, ince beli, geniş kalçaları... Hayal ettiğinden çok daha mükemmeldi.
“Off, Havin...” diye mırıldandı, sesi şehvetten boğuk çıkmıştı. “Ne kadar güzelsin...”
Elleri, Havin’in göğüslerine doğru ilerledi. Dantelli sütyenin üzerinden, dolgun memelerini avuçladı. Parmak uçlarıyla sertleşmiş meme uçlarını hissediyor, hafifçe sıkıyor, ovalıyordu. Havin, her dokunuşta bedeniyle titriyor, bastırmaya çalıştığı iniltiler, dudaklarından daha yüksek sesle kaçıyordu.
“Ah! Ağam... evet... orası... lütfen...”
Azad, sütyenin kopçalarını ustalıkla çözdü. Havin’in göğüsleri özgürlüğüne kavuştu. Azad, onları hayranlıkla seyrettikten sonra dudaklarını birinin meme ucuna yapıştırdı. Diğer eliyle de diğer memeyi okşamaya, yoğurmaya devam ediyordu. Havin, başını duvara dayamış, gözleri kapalı, sadece hissetmeye çalışıyordu. Azad’ın dilinin meme ucu üzerinde gezinişi, dişlerinin hafifçe verdiği acıyla karışık haz, onu çıldırtıyordu. Elleri, Azad’ın saçlarında dolaşıyor, onu kendine daha çok bastırıyordu.
Azad, aşağıya doğru inmeye başladı. Öpücükleri, Havin’in karnına, göbeğine, kalçasının kemiklerine doğru ilerledi. Havin, titreyerek bekliyordu. Sıradaki hamlenin ne olacağını biliyordu ve bundan delicesine korkuyor ama aynı zamanda delicesine istiyordu.
Azad, dizlerinin üzerine çöktü. Elleri, Havin’in kalçalarını sıkıca kavradı. Yüzünü, onun dantelli külotunun üzerine gömdü. Burnu, kadınlığının sıcaklığını ve ıslaklığını hissediyordu. Havin, bir çığlık atmamak için dudaklarını ısırdı. Elleri, Azad’ın omuzlarına kenetlendi.
“Ağam... orası... Çok güzel...”
Azad, külotunun lastiğini iki yana çekerek, onu dizlerine kadar indirdi. Havin’in tüm kadınlığı, Azad’ın bakışları önündeydi. Azad, bir an nefesini tutarak bu güzelliği seyretti. Sonra, parmak uçlarını hafifçe Havin’in en hassas noktasına dokundurdu.
Havin, ani bir irkilmeyle bedenini kasıp gevşetti. “Ah!”
Azad, parmağını yavaşça ileri geri oynatmaya başladı. Havin’in ıslaklığı, onun ne kadar hazır olduğunu gösteriyordu. Diğer eliyle de kalçalarını, bacaklarının iç kısmını okşuyordu.
“Çok ıslaksın yavrum,” diye fısıldadı Azad, sesi iyice boğuklaşmıştı. “Beni ne kadar çok istediğini gösteriyorsun.”
“Evet... evet, Ağam... sizi çok istiyorum... yıllardır...” diye tutkuyla inledi Havin. Bedeni, Azad’ın parmaklarının her hareketinde titriyordu.
Azad, parmağının ritmini hızlandırdı. Başparmağıyla da klitorisini ovmaya başladı. Havin, artık kendini tutamıyordu. İniltileri, odanın duvarlarında yankılanıyordu. Başı öne düşmüş, saçları yüzünü kapatmıştı. Elleri, Azad’ın omuzlarını sıkıca kavramıştı.
“Ah! Ağam! Lütfen! Daha fazla! Daha fazla!”
Azad, bu çağrıya daha fazla dayanamadı. Ayağa kalktı ve pantolonunun fermuarını indirdi. Sertleşmiş aleti ortaya çıktı. Havin, onu ilk kez bu kadar yakından görüyordu. Büyüklüğü karşısında içi bir an ürperdi, ama arzusu korkusunun çok önündeydi.
Azad, Havin’i kucağına aldı ve onu yatağa doğru taşıdı. Sırt üstü yatırdı. Bacaklarının arasına yerleşti. Aletini, Havin’in kadınlığının girişine dayadı.