Bölüm: III.

2709 Words
YANILGI BÖLÜM III. Yola çıkmaya başladıktan sonra Kerim biraz konuşmuş ve susmuştu. Şuanda arabanın içi tuhaf bir sessizlikle doluydu. Kerim direksiyona ve yola odaklanmıştı, ben ise camdan dışarı bakıyordum ama gözlerimin değdiği hiç bir yeri gerçekten görmüyor gibiydim. Gözlerim akıp giden yolun üzerinde gezinse de zihnim okulun balkonun da gördüğüm, el sallayan kişiye takılı kalmıştı. Kendime kızdım birden tedirgin olmama sebep olan o görüntüler hayal gücümden ibaretti, sadece biraz fazla yorulmuştum ve yanılgıya uğramıştım o kadar. Şakaklarımı ovup derin bir nefes verdim. Hemen hemen otuz dakikanın ardından ilk defa ikimizden biri konuşmuştu. "İstersen seni bırakıp gideyim ya da bekleyeyim," dedi Kerim, sesi yumuşaktı. "Aslında biraz bekleyebilirsen iyi olur yanımda az miktarda para var taksiye yetmeyebilir," dedim başımı kendisine çevirerek. "Olur," dedi kısa bir cevapla daha sonra ekledi, "Biraz vereyim istiyorsan rahat edemezsin falan benim arabamla, belki taksiye binmek istersin," gözlerimi kısıp kendisine bakıp sırttım "Hayırdır bir acelen falan mı var beklemek istemiyor gibisin," dedim ayıp olmasın diye sorduğuna emin olmuştum. "Hayır ben senin için söyledim lafı değiştirmeye kalkışma" "Bahar'ı merak ettiğini biliyorum bana bir miktar para ver beni bekleme git sen," ışıldayan gözlerle bana baktı "Hayır yani, evet sonuçta insanız merak ediyoruz ama Bahar ile alakası yok," dedi. "Tabii tabii bilmez miyim" göz kırpıp tek eli ile direksiyona hakim olurken diğer eli ile cüzdanın dan bir miktar harçlık çıkarıp verdi. Alıp çantama koyarken parayı Sırat abinin evinin önüne gelmiştik. Araba durduğun da emniyet kemerimi açıp, çantamı alıp arabanın kapısını açıp indim ve geri kapatıp el sallayıp arabanın oradan uzaklaşacakken camı açıp bana seslendi. "Pist Güneş bana bak," cama yaklaşıp biraz eğildim ve açık camdan Kerim'e baktım. "Efendim," "Taksiyi çağırayım istersen anca gelir uzak mesafe sonuçta," kötü kötü sırıtıp konuştum. "Teşekkür ederim ama Sırat abiye söylerim beni bırakır sen zahmet etme," saniyesinde mimikleri değişirken el sallayıp arabanın yanından uzaklaştım. Büyük ihtimal ile tam şuan bana seslenecek diye düşünürken dediğim çıktı "Ee ama ben sana taksi ücretini verdim," "Teşekkür ederim ama bununla yemek yerim evde yemek hazırlayamam yorgunum," dedim ilerlerken "Afiyet olsun" dediğini işittim ve araba geri geri gidip buradan uzaklaştı. Kim bilir belki gece burada kalırım. Yavaş yavaş yürüyerek kapıya geldim, zile basacağım esnada burnuma çok hoş bir çam kokusu doluştu. O kokuyu ciğerlerime iyice çekerken arkamı döndüm ve yavaş yavaş rengini kaybeden ormana baktım, tam o sırada kapı aniden açılınca biraz irkildim ve hemen arkamı döndüm. Abim arkamda dikilmiş bana bakıyordu. "Abi korkuttun beni," dedim gülümseyerek. "Kusura bakma korkutmak istememiştim Alya gelsene içeri," dedi kollarını açarak. Parmak uçlarıma yükselip boynuna sarıldım hemen ayrıldım ve içeriye girdim. "Yakında sana da bir tane odamı vereyim diyorum nasıl olur," dedi kapıyı kapatırken. "Aa neden," "Bakıyorum da evimin manzarasını çok beğeniyorsun olmaz mı," sırıtarak "Yani yatılı kalmam ama bana bir oda ayırsan iyi edersin, biliyorsun bazen bizimkilerden kaçıyorum ama zaten burada bir odam yok mu abi," "Olur Alya hanım, ayrıca evet sürekli evimde olduğundan odan var ama biz bunu resmileştireceğiz. Tek şatla bundan Koray'ın haberi olmasın canımı okur sonra," "Ona ne oluyor ya benim kararım," dedim. Merdivenlerden yukarı kata kadar çıkarken yine o tanıdık koku karşıladı beni. Mis gibi kahve kokusu. Son basamağı da çıkarken merak ettiğim bir kişi vardı. "Sırat abi," dedim. "Efendim canım," "abi senin depresif ikizin nerede," "Sedat mı, Koray çağırdı onun yanına gitti," kafamı sallayıp son basamağı da çıktım yürüyüp şömine karşısında ki koltuğa oturdum. Sırat Abi önümde duran masadan çakmağını alıp mutfağa ilerlemeye başladı. "Sen otur ben hemen bir kahve ve sıcak çikolata yapıp geliyorum" dedi. "Yardıma gerek var mı," "Hayır hayır otur ısın sen, geliyorum hemen," dedi ve gitti. Sırat abi, mavi gözlerini çoğu zaman saklayan bir sessizliğe sahipti. Uzun boylu, kumral dünya yakışıklısı ve çok iyi birisi olmasının yanı sıra, kalabalığın içinde hemen fark edilemeyen ama bir kez göz göze geldin mi unutamadığın bakışlara sahipti. Bakışlarında, söylemediği cümlelerin ağırlığı vardı. Konuşmaktan çok gözlemlemeyi tercih eder; dinler, analiz eder ve susardı. Sırat abi, içe kapanık görünür ama bu onun için bir kaçış değil, bilinçli bir duruş olurdu. Zihni sürekli çalışır; kitaplardan, deneyimlerinden ve insanlardan öğrendiklerini kendine saklardı. Bu yüzden ekibin işlerini çoğunlukla Sırat abiye devrederlerdi. Sırat abi benim için gerçekten başkadır. Bir de ikizi Sedat abi var. Mavi gözleri çok neşe saçar, gülümser bazen durduk yere kendini odaya kapatır. Kalabalık ortamlarda Sırat abinin tersine çok dikkat çeker ve çok drama yapardı. Sedat abi, Sırat abinin tersiydi, zıt kutuplar ama birbirlerini çok iyi anlıyorlardı. Burnuma evin içinden hiç eksilmeyen kahve kokusu tekrar doluşunca yeterince ısındığım için manto mu indirip mutfağa koştum. "Abi bana da kahve yapıyorsun değil mi," diye sordum yanına gidip. "Hayır sana sıcak çikolata yapıyorum," diye konuştu ciddi bir ses ile, "Ama abi şuan canım senin kahvenden istedi anlayamazsın gerçekten," "Hayır olmaz," "Evin içi buram buram kahve kokuyor sürekli içiyorsun zaten ne olur bu sefer bunu ben içsem," diye olduğum yerde çocuk gibi zıpladım. "Sana en son yasakladım diye hatırlıyorum ha yanlış mıyım?" dedi gözlerimin içine bakarken. "Doğru ama bir kere hem sende içiyorsun bir şey olmaz," "Alya benim bağışıklık sistemim ile senin bağışıklık sistemin aynı değil, mide rahatsızlığın geçene kadar içmiyorsun nokta." diye kızdı. Tek kelime etmeme izin vermeden "Hadi gel hazır bunlar," dedi ve bir bardak sıcak çikolata ile bir çaydanlık kahve alıp salona doğru ilerlemeye başladı. Bana kahve içemezsin sana yasak diyor kendisi çaydanlık ile içiyor. Anlamadım ki ben bu işi! Aslında tam çaydanlık denilemezdi ama o kadar çok meşgul oluyordu ki tekrar kalkmamak için büyük bardaklar tercihi oluyordu. Salona geçmeden önce etrafa bir göz gezdirdim ve tam o esnada mutfak tezgahında gözüme resmen 'beni al' diye batan cips paketini de alıp salona geçtim. Sırat abi, bardakları indirip oturduğu esnada elimde cips paketini görünce güldü. Bende gülümseyip şöminenin yanına, Sırat abinin karşısına oturdum. Oturduğum gibi "Sırat bey ne yalan söyleyeyim ikiziniz sayesinde bu eve alınan tüm abur cuburlardan bende yararlandığım için çok memnuniyet duyuyorum." öyle mi der gibi kaşlarını kaldırdı. Geriye yaslandı ve "Anlat bakalım günün nasıl geçti, geldiğinde yüzün pek iyi görünmüyordu. Neler oldu," diyerek soru yağmuruna tuttu. Elimde ki paketi açıp, ağzıma bir tane cips atarken konuştum. "Gün uzun ve yorucu geçti," dedim. Elimde ki paketi yavaş yavaş yarıya inerken. "Sabah ki olaydan sonra profesör kalp krizi geçirmiş. Dersler iptal oldu." Düz kaşları kahvesini yudumlarken hafifçe çatıldı ve tüm renklerden daha güzel olan mavi gözleri yüzüme odaklandı. "Durumu nasıl ağır mı?", "Bir bilgim yok abi," ağzıma bir tane daha atarken "Ama öğrenciler biraz panik olmuş gibiydi." dedim. Başını salladı ve bir süre sadece sustuk. O sessizliğin içerisinde sadece yüzümü incelerken ben tıkınmaya devam ettim. Hiç sesi çıkmıyordu sadece yüzümü izliyordu saniyelik başka yere bakıyordu ama hemen gözleri beni buluyordu. Sessizlik rahatsız edici değildi ama benim yediğim cipslerin sesi hariç yoğun gibiydi. Bir kaç dakikanın ardından o konuştu. "Bahar'ı sordun mesajda." Bardağını tabii bardak denilebilirse masaya sakince indirdi ve bakışlarının odağı farklı bir yer olmaya başladı. Yüzüme o kadar uzun süre bakmıştı ki, bir an lokmalarımı sayıyor herhalde diye düşünecektim ama Sırat abi öyle biri olmadığından düşüncemden vaz geçtim. "Vitamin eksikliği var biliyorsun. Uzun süredir ilaçlarını almıyormuş ondan kaynaklanıyor, Kerim de onun yanına gitti zaten," diyerek onu cevapladım. Kafasını aşağı yukarı sallayarak "İyi ise sıkıntı yok," dedi. Başını kaldırıp derin bir nefes aldı ve tekrar bana baktı. "Sen profesör meselesi için buraya gelmedin bunu ikimizde biliyoruz hatta gece de burada kalacaksın onu da biliyoruz ama bu canın istediği için değil başka bir şey var. Ne oldu?" dedi, duymayı beklemediğim cümleleri kulağıma doluşurken, yediğim lokma nefes boruma kaçınca aniden nefessiz kalıp öksürmeye başladım. Bakışlarını suratımdan ayırmayıp hızlıca masanın üzerinde ki yarım bardak suyu dudaklarıma yaklaştırdı ve suyu yavaş yavaş bana içirdi. Bardağı dudaklarımdan ayırdığında, yavaş yavaş normale dönmüştüm. Tedirgin olmuştum. Hafifçe tekrardan öksürüp gözlerine baktım ama hemen gözlerimi bana bakan koyu mavi gözlerinden kaçırdım. Olmamıştı işte ne kadar gülerek gizlemeye çalıştıysam da gizleyememiştim. Hemen her şeyi anlıyordu. Ayrıca evet gece burada kalmayı düşünüyordum. Yutkunup hiç bir şey olmamış gibi paketin içindekileri yemeye başladım ve "Ne demek istiyorsun?" diye sordum. Bir şey yok Alya sakin ol. "Bugün ne oldu Alya?" gözlerini odak kurmaktan kaçırdığım gözlerimden ayırmıyordu. "Ne olacak abi biliyorsun dersler, Kerim falan, durmuyor yerinde" yanaklarımı içten ısırırken, biraz eğilip yüzüme baktı böylece göz göze gelmiş bulunuyorduk. "Alya, anlamayacağımı falan mı sanıyorsun? Ailede herkesten çok seni görüyorum iki günde bir yanımdasın ve her hareketinden her şeyi anlıyorum." dedi ve devam etti. "Gülümseyerek bir şeyleri bastırmaya çalışman, sorumu sorduğum anda öksürmen, gözlerini kaçırman, kızarman en önemlisi de bir şey yok gibi yemeye devam etmen. Bunlar açıkça seni ele veriyor, şuan da yanaklarını ısırmanda cabası. Sıkıntın her neyse bana anlat Alya, eğer bugün saklarsan, belki zaman geçtikçe anlatmadığın şeyler ağırlığı ile seni ezecek," dedi yumuşak bir ses tonu ile. Gözlerimin içerisine bakarken kalbimi yumuşacık eden o cümleyi de kurdu. "Alya, sen benim için ailede ki herkesten- hatta ikizimden bile- ayrı bir yerde duruyorsun. Bunu bilmeni istiyorum ki söz konusu sen olursan, karşıma alamayacağım tek bir kişi bile yok. Bu yüzden senden tek bir şey istiyorum, ne olursa olsun seni benden koparabilecek hiç bir gerçeği benden saklama. İster güzel bir şey olsun isterse üzücü bir şey olsun. Çünkü seni kaybetmek, herkesi kaybetmekten daha ağır gelir." tebessümü içimi sıcacık etmişti. Dudaklarım aşağı doğru kıvrılırken "Sedata rağmen bile mi," diye sordum. Gülümsedi yüzünde güller açtı. "Sedat'a rağmen bile." Hayatımda ilk defa Sırat abinin birisine duygularını açıkça söylediğine ve birisini kardeşinin önüne koyduğuna şahit olmuştum ve bu kişi bendim. Bu an benim için paha biçilemez bir değerdeydi. Kollarımı uzatıp kendisine kısa bir süre sarıldım. Kollarımı sırtından ayırıp, elimde ki paketi masanın üzerine koyup koltukta biraz doğruldum. "Tek bir şart ile söylerim," iç çektim "Şartın nedir?" dedi aynı şekilde bakarken "Koray'a söylemeyeceksin, biliyorsun abi zar zor ikna ettim onu her çeşit insanın olduğu bir okulda okumaya yoksa izin vermiyordu." dedim, "Tamam söylemeyeceğim" diye söz verince derin bir nefes aldım. "Ya abi boş ver gerçekten önemli değil şimdi bu duygusal anı bozmayalım," R yapmaya çalıştım da başarılı olamadım. "Anlat Alya," "Ya tamam anlatıyorum," diye söylendim, çünkü gerilmiştim bayağı. "Şimdi beni iyi dinle hızlıca anlatıyorum tekrarı olmaz. Ben ve Kerim yola çıkmak için arabanın yanına geldik, o sırada Kerim bir şeyler söylendi ve telefonu ile uğraşmaya başladı. Bende etrafıma bakınırken arabanın sağ dikiz aynasından komple siyah giyinen birisinin okulun balkonundan beni işaret edip el salladığını gördüm. Başımı çevirip baktığımda ise kimseyi bulamadım daha sonra arabaya bindik araba hareket etmeye başladığı esnada aynı şekilde yine birisi bana el sallıyordu. Aynadan görünen kişi baktığım zaman görünmüyordu bende orada biraz tedirgin oldum ama daha sonra yorgun olduğumdan yanılgı olduğunu düşünerek boş verdim." diye hemen bir özet geçtim ve rahat bir nefes aldım. Bu söylediklerimden hemen sonra kaşları yavaş yavaş çatılırken gözleri kısıldı. Burun kemerini sıkarak bana "Bundan Kerimin haberi var mı?" diye sordu. Başımı iki yana salladım ve kendisini izlemeye devam ettim. "Alya bu normal değil biliyorsun değil mi?" mavi gözleri tekrar bana dönmüştü. "Biliyorum abi yorgunluktan halüsinasyon gördüm diye düşünüyorum." Kafasını iki yana salladı ve sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik süresince ben sıcak çikolatamı yavaş yavaş yudumlamış ve bitirmiştim. Sırat abinin sessizliği ise artık odanın duvarlarını birbirine yakınlaştıran, havayı ağırlaştıran bir güce dönüşmüştü. Ama bu sessizlik, zihnindeki o karanlık arşivin sayfalarını hızla çevirmesinden kaynaklanıyordu. Bakışları üzerimdeydi ama beni görmüyormuş gibiydi. Bakışları ne kadar beni görmüyormuş gibi olsa da, bir o kadar derin bakıyordu. Sanki beni bir düğümü çözecek anahtar gibi görüyordu. Dakikalar birbirini kovalıyordu ve bu sessizliğin içinde bende yavaş yavaş hayal alemine giriş yapıyordum. Ama tam o sırada Sırat abi birden, "Anlat," deyince hafif irkilmiştim. Kendimi toparlayıp "Efendim?" diyerek gözlerine baktım. "Bak Alya bana yaşanan olayı hiçbir şeyi atlamadan, ne gördüysen aynen o şekilde anlat." Sesi bir emir kadar net, bir bıçak kadar keskindi. Yutkundum. O anın görüntüsü zihnimde asılı duruyordu. "İki kere gördüm," dedim düz bir sesle. "İlkinde işaret parmağını kaldırıp baktığım aynayı hedef gösterdi yani beni. Daha sonra el salladı hızlıca. Sanki orada olduğumu bildiğini, beni seçtiğini gösterir gibi.. Bunun üzerine aynada ki yansımanın olduğu noktaya dönüp baktım ama kimse yoktu. Daha sonra arabaya bindik araba ilerlemeye başladı, ikincisi ise orada gerçekleşti. Sadece el salladı. Öylece, havada yavaşça süzülen bir el." Sırat abinin gözleri tekrardan kısıldı. Ama bakışları hâlâ benim üzerimdeydi. "Yüzünü görmüş müydün?" sesi keskindi. "Hayır." "Netlik?" "Sadece aynada gördüğüm bir gölge gibiydi ama oradaydı." Sırat abi ayağa kalktı. Bu kalkışta bir panik yoktu; aksine, fazla kontrollüydü. Pencereye doğru yürüdü, perdeyi biraz aralayıp dışarıda yağmurun her bir damlası ile ıslanan ormana baktı. Cebinden telefonu çıkardı ve bir numarayı ezbere tuşladı. Kulağına götürdüğü telefon bir kaç çalıştan sonra açılmış olmalı ki sesi odaya doluştu. "Umut Karan.. Benim Sırat. Kuzey dosyasını hatırlıyor musun hani şu yarım kalan." Sırat abi karşı tarafı dinlerken gözleri yine bana ilişti. O anda Sırat abi telefonu hoparlöre aldı ve Umut Karanın sesi odada yankılandı; metalik, mesafeli ve bir o kadar tekinsiz. Umut Karan'ı daha önce hiç görmemiştim ama Sırat abinin telefon konuşmalarında sesini bir kaç kez duymuştum. "Aynı şey mi? Sırat, üç ay önce ki o vakayı mı kastediyorsun? Otopark, balkon ve önce işaret ve daha sonra el sallama." Ne olayı bu hiç bir şey anlamamıştım. "Koordinatlar bire bir oturuyor. 4. Bölge, 3. Kat, otopark açısı. Özne yine aynı örüntüyü izliyor." dedi Sırat abi. Biraz durdu ve tekrar bana bakarak konuştu. "Onu gören kişi Alya. Ama bu sefer farklı bir detay var Umut Karan. Bu sefer dışarıdaki o şey bir yeri veya bir kapıyı değil, direkt Alya'yı işaret ediyor. Hiç bir yeri değil direkt onu seçiyor." Umut Karan'ın tarafında derin bir sessizlik oldu. Sadece bir kağıdın hışırtısını ve Umut Karan'ın ağır nefesini duydum. "Bu kötü," dedi Umut Karan nihayet. Sırat abi burun kemerini sıktı ve başını salladı. "Üç ay önce ki dosyayı hatırla Sırat. Orada ki adam önce çevreyi işaretlemişti, o bir mülkiyet meselesiydi. Ama direkt kişiyi işaret etmesi.. Bu, sürecin çok daha hızlı ve farklı ilerlediğini gösterir. O el sallama hareketi bir veda değil, Sırat. O bir mühür yani sahiplenme ' Seni gördüğümü biliyorsun, senin beni gördüğünü bildiğimi de biliyorsun. Aramızda bir bağ var' demek." Sırat abi ellerini sıkıp açtı. Ve ben şuan ne yaşandığını gerçekten anlayamıyordum. Umut Karan'ın sert sesi tekrar doluştu odaya. "Alya'ya sor, el sallarken elinin hızı nasıldı?" cevaplayacağım esnada Sırat Abi benim yerime cevapladı. "Görüş alanına ilk girdiğinde çok hızlı fakat ikincisinde araba hareket halindeyken yavaş. Sanki bir dostuna el sallar gibi." Umut Karan'ın sesi telefonda daha tok bir şekilde yükseldi. "Kuzey dosyasının içeriği ile aynı. O zaman da kurban, figürün çok tanıdık, hatta dostça el salladığını söylemişti. Sırat, bu bir av stratejisi. Önce güven veya korku veriyor, daha sonra fark edilmeyi bir oyun haline getiriyor. Alya'nın başını çevirdiği an kaybolması bir kaçış değil; Alya'nın zihniyle oynuyor. O şey aslında kaybolmuyor, sadece bakış açısının dışına çıkıp beklemeye geçiyor." Ne yani ben halüsinasyon görmemiş miydim? Sırat abi hava karardığı için lambayı yaktı ve masaya doğru yaklaştı. Açıkçası şuan gerilmiştim. Lamba ışığının altında yüzü sert bir ifadeye bürünen Sırat abi, korkmuyordu; aksine karşısındaki bu tekinsiz düşmanı bir kez daha bulmuş olmanın verdiği o garip, karanlık hırsla bakıyordu. "Umut Karan, bu sefer yarım bırakmayacağız. Üç ay önceki o hataya tekrar düşmeyeceğiz." Bana bakıp korumak istermiş gibi "Bir kayıp daha vermeyeceğiz." dedi. "Bu sebeple şimdi senden istediklerimi yapmanı istiyorum. Üniversitenin otoparkını, o balkona bakan tüm kamera kayıtlarını kontrol etmeni istiyorum. Yüksek bir ihtimal ile o ana dair hiçbir şey bulamayacaksın ama Alya'nın görüntülerini bulabilirsin. O anda ki tüm enerjiyi kontrol etmen ve kayıtlara geçirmen lazım. Mutlaka bir iz bırakmıştır." "Dikkatli olun," dedi Umut Karan. "Bu olayın tekrar yaşanacağını sanmıyorum. El sallama bittiyse, gözlem aşaması da kapanmış demektir. Bu, o şeyin artık balkonun dışında, otoparkın karanlığında beklemekten sıkıldığı anlamına gelir. Bir sonra ki aşamada onu çok daha farklı bir yerde görebilirsiniz. Sırat, kapıları kontrol et. Üç ay önce bu dosyayı elimize aldığımız zaman o şey içeriye sızarken hiç ses çıkarmamıştı ve az daha tüm delilleri kaybediyorduk." "Merak etme evin dört bir yanı kilitli ve güvenli." Sırat abi telefonu kapatmadı. Bana doğru bir adım attı. Gözlerinde beni korumaya yemin etmiş ama aynı zamanda bu gizemi çözmek için her şeyi göze almış bir adamın kararlılığı vardı. "Korkma Alya," dedi alçak ama sarsılmaz bir sesle. "Umut Karan ve ben bu işi daha önce konuştuk, bu yolu daha önce beraber yürüdük. O dışarıdaki gölge ne kadar zeki gibi görünse de biz daha zekiyiz. Onun bu gece bu kapıdan içeri girmesine izin vermeyeceğim. Gitmek istesen de bu gece benim evimde kalıyorsun gitmene izin vermiyorum." O an anladım, bu sadece benim gördüğüm bir görüntü değildi. Bu bir Yanılgı hiç değildi. Bu benim üzerimden tekrar açılan, daha önce Sırat abi ve Umut Karan'a oynanan bir oyunda kurban verilen bir tuzaktı. Ve sıradaki hedef bendim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD