Devrim KARAN
Eve giderken Safir'in evinin önünden geçtim. Neden geçtiğimi bilmiyordum. Sadece belki cama çıkar da onu görürüm diye. Neden böyle bir şey yaptığımı düşünüyorum. O benden nefret ediyordu. Ben ondan farklı şeyler hissediyordum. Sevgi veya aşk değil. Daha farklı. Ben ona aşık asla olamam. Yani ona değil. Ben aşık olamam. Nasıl hissedilir bilmiyorum. Bir kere başıma geldi. Aslında şimdi düşünüyorum da Simay'a hissettiklerim çocukça şeylermiş. Onu o kadar kendi içimde büyüttüğüm için kendime lanet okuyorum. Bir insana asla fazla değer vermemeliydim. Şu an hatırlayınca Simay benim için sadece birine yakınlaşmak için birini kullanacak kadar düşmüş adi bir orospu. Kesinlikle öyle. Hayatıma giren bütün kadınlar ya fahişe ya da para düşkünü insanlar. Belki de bu yüzden gerçek aşka inanmıyorum. Aşık olunca insanlar aptallaşıyor. Safir gibi. Safir Acar'a hissettiği aşkla bu yaşına kadar aptal gelmiş. Şu an üniversite de okuduğunu biliyorum ama bu yaşına kadar bu aptallıkla gelmesi bir mucize. O kadar saf ki. Onu ilk gördüğümde liseye giden bir kız zannetmiştim. Gözleri çok güzeldi. Lacivert gözleri vardı. Hayatımda gördüğüm en güzel göz onundu. İri lacivert gözleri şaşırdığında daha da büyüyerek ürkütücü bir hal alıyordu. Ama bana ürkütücüden çok sevimli bir kız çocuğu gibi geliyordu. Ağladığında kızaran burnu. Konuşurken oynattığı dudakları. O dudakları bir kez tatmak için neler yapardım. Çilek tadı gelmişti fincanından. Acaba gerçekten çilek tadında mıydı? Kendime gelip durulandım. Liseli ergenler gibi duşta Safir'i düşünüyordum. Buharlaşan aynayı elimle sildim ve aynadaki yansımama baktım. Acar'dan çok daha yakışıklıydım. Yani beni ve onu yan yana getirince hem ondan uzun hem de yakışıklıydım. Bir kere ben esmerdim. Esmerler her zaman birkaç adım öndedir. Acar ise benim tam tersi sarışındı. Sarı saçları ve mavi gözleriyle tipik sarışındı. Şu an sadece egomu tatmin ediyordum. Ama yakışıklıydım yalan mı söyleyeyim?
Duştan çıkıp yarın işleyeceğim konu hakkında küçük notlar hazırladım. Bunları tüm sınıfa çoğalttım. Hepsinin üzerine isimlerini yazdım. Safir'in notlarının içine bir de kendi yazdığım notu sıkıştırdım. Yarın dersim öğleden sonra olduğu için biraz keyif yapabilirdim. Dolaptan içkileri ve çerezleri çıkarıp salona geçtim. Kapağını açıp içeceğim sırada kapı çaldı. Oflayarak kapıyı açtığımda Acar gelmişti. "Selam abi. N’aber?" diyerek içeri girdi. "Neden geldin? Başka şeyler de mi söyleyeceksin? Yoksa kız peşinde koşan bir piç olduğumu söylemeyi mi unuttun? Tanıyamamışsın beni kardeşim." "O konuyu konuşmak için geldim. Ben çok özür dilerim. O gün fevri davranmamın nedeni Safir'di. Safir çok..." "Masum." "Kesinlikle. Yani anlarsın ayrıca çok...-" "Güzel." "Öyle. O yüzden seni öyle görünce. Bir de bardan birlikte çıkınca ben sizi birlikte oldunuz zannettim. Yani kim öyle görse aynı tepkiyi verirdi." "Safir senin çocukluktan beri arkadaşın değil mi?" "Öyle." "Sen çocukluk arkadaşını tanımıyor musun? Ben bile tanışalı 3 gün olduğu halde onun böyle bir şey yapmayacağını biliyorum." "Ben de ama bilmiyorum abi ben çok özür dilerim. Ayrıca o gün sana vurduğum için çok üzgünüm." "Bana vurduğun için üzgünsen Safir'e söylediğin sözler için ne hissediyorsun?" "O konuyu biz Safir'le konuştuk. Beni affetti." "O affedebilir ama o seni o kadar se- önemserken sen ona nasıl böyle şeyler söylersin? O affetse bile ben seni affetmiyorum." "Sen Safir'i seviyor musun?" diye sorduğunda gözlerim yuvalarından fırlayacaktı. "Saçma saçma konuşma!" diyerek biranın ağzını açıp kafama diktim. "Emin misin? Bana hiç öyle gelmedi." dediğinde göz devirdim. "Acar öyle bir şey olmaz. Olamaz. O daha çok küçük. Hatta daha kız." dedim iğrenirmişçesine. "Daha iyi değil mi?" "Beceriksiz bir kızı kimse istemez." dediğimde "Becerikli olsa?" "Konuştuğumuz konuya bakar mısın? Bize ne becerikli olup olmamasından." "Abi cevap ver. Becerikli olsa?" "Hayır. İki türlü de olmaz. Çünkü o benden nefret ediyor." "Kendini ona sevdirsen? Belki bana olan aşkı azalır?" "S-sana olan aşkı mı?" "Evet. Beni sevdiğini biliyorum." "Nerden biliyorsun?" "Hareketlerinden. Yani hareketleri bana yönelik. Sarıldığımızda fazla yakın davranıyor, birkaç saatten fazla küs kalamıyor benimle. Kız arkadaşlarımla anlaşamıyor. Daha sayayım mı?" "Bunu bildiğin halde hala kızın yanında dolaşıyorsun yani?" "O benim çocukluk arkadaşım." "Ve sen bunu bildiğin halde yanında duruyorsun?" "Çocukluk arkadaşım." "Evet. Anladım. Çocukluk arkadaşın. Bu neden onun yanında kaldığını açıklamaz." "Abi ben onu kardeşim gibi seviyorum. Yani Sibel'le aynı gözümde. Korunmaya muhtaç küçük kız kardeş. O kadar. Daha fazla değil." "O zaman neden yanında duruyorsun?" "Onun korunması gerekiyor. Masum hem de çok masum. İstanbul'a ilk geldiğinde birkaç kez geri dönmeye çalıştı. Kazanmasını kutlamak için bara gittik ilk geldiğinde içti sarhoş oldu. Tuvalete diye gidip 15 dakika orada kalınca merak ettim. Gittim baktım. Bizim yaşlarımızda biri bunu yakalamış tecavüz etmeye kalkışmış. Çocuk ona yaklaşınca çırpınmaya başlamış. Gittiğimde çocuk bunu sıkıştırmıştı. Birkaç dakika sonra gitsem çocuk buna tecavüz edecekmiş. Son anda kurtardım. O günden sonra bana daha çok bağlandı. İlk okuldayken de böyle bir olay yaşamıştı. Yine ben kurtarmıştım onu. Ondan sonra başladı zaten bana olan hayranlığı." şaşkınlıkla açılan gözlerim dediklerini kavramaya çalışırken o iki adama olan öfkem baş göstermişti. Sinirle kasılan çeneme yumruklarım eşlik ediyordu. O adamları bulmam ve onları bir güzel halletmem gerekiyordu. "Orospu çocukları yakalandı mı?" "İlk okuldaki yakalandı. Şu an hapiste. Duyduğumuza göre orada tecavüzcülere pek iyi bakmıyorlarmış. Hele çocuk istismarı yapanlara çok daha kötü." "Peki bardaki?" "O yakalanmadı. Zaten ben benzettikten sonra kaçtı." "O orospu çocuğunu bulup benzeteceğim." "Neden?" "Çünkü..." neden gerçekten? Safir neden önemliydi benim için? Diğer kızlardan ayıran özelliği ne? Masumluğu? Güzelliği? Saflığı? Ondan daha güzel, masum, saf kızlar gördüm ama hiçbiri benim için bir anlam ifade etmiyordu. Ben Safir'in bana hissettirdiklerini seviyorum. O benim içimdeki hayvanat bahçesini dışarı salan tek kızdı. O bu yüzden önemliydi benim için. Ben onu korumak istiyorum. Abi veya baba gibi değil. Onu bir kahraman edasıyla korumak istiyordum. Avını çakallara karşı korumak isteyen bir aslan gibi, onu sahiplenmek istiyorum. Omzuma alıp daldan dala gezip göğsüme vurarak benim olduğunu ilan etmek istiyordum. Onu koruyup saklamak, kalbimin en derinliklerine sokmak istiyordum. Bu nedendi? Yeni tanıştığım birine karşı bu denli şeyler hissetmem normal miydi? Peki onun Acar'a hissettikleri gerçek miydi? Başka birini seven birini nasıl sevebilirdim? Yorulacağımı bildiğim halde nasıl ona karşı dürüst olacağım? "Abi ne dersin olur mu?" "Ha? Şey ne? Ne dedin?" "Abi sen beni dinlemedin mi?" "Gerçek mi yalan mı?" "Gerçek." "Dinlemedim. Başka bir şey düşünüyordum ama sorma söylemem." "Pekala. O zaman son kez anlatıyorum." "Tamam. Dinliyorum bu sefer." "Şimdi abi Safir'i seviyorsan onu kendine aşık edeceksin." "Ben onu sevmiyorum." "Pekala öyle olsun ama onun ismini duyduğunda gözlerinin parlaması normal değil." "Öyle bir şey olmuyor." diyerek gözlerimi kaçırdım. "Tamam her neyse olmuyor diyelim. Kardeşin için Safir'i kendine aşık eder misin?" "Olmaz." "Neden?!" "Benden nefret ediyor." "Her kız senden nefret eder. Sen Gecelerin Devrimi'sin." "Ama o öyle olduğumu bilmiyor. O taksiyi kaçırdığım için benden nefret ediyor. Sana vurduğum için benden nefret ediyor. Onu sınıfta bırakmakla tehdit ettiğim için benden nefret ediyor. Yani benden nefret etmesi için birçok nedeni var." "Denesen?" "Denesen? Beni düşün o zaman ben ona aşık olsam ama o bana olmasa? Ben ne yaparım bir fikrin var mı?" "Eğer aşık olmazsa... Kaçırırız?" "Dağdan geldik biz tabi. Sen de haklısın." "Dalga geçme. Lütfen ikinizde bir deneyin. Söz veriyorum seni ona öveceğim." "Bir zahmet. Bir ipin ucundan da sen tut." "Yani bu kabul ettiğin anlamına mı geliyor?" "Evet. Onu kendime aşık edeceğim." "Pekala. O zaman bunu kutlamalıyız. "Kesinlikle." diyerek bir bira daha açıp Acar'a uzattım. "Aşk oyununa." "Aşk oyununa."
Safir KATAY
Bugün uzun zamandır ilk defa iyi bir kahvaltı yaptım. Atıştırmak yerine oturup yemiştim. Rahat olmamın nedeni motosiklet ile hızlı gidebileceğimden dolayıydı. Aşağı asansör yerine merdivenlerden indim. Kapıyı açtım ve kaskı kafama taktım. O sırada bir kol koluma dolandı. Aklıma o anlar geldiğinde hızla dirsek atıp arkamı döndüm. Tabi ki Devrim'i beklemiyordum. İki büklüm olmuş bir şekilde Devrim'i görmemle şaşkınlığım arttı. "Ah! Elin çok ağır." dediğinde elimi sırtına koydum "İyi misin?" "Hayır!" dedi inlerken "Su ister misin?" "Hayır." "Neden arkamdan sinsi sinsi yaklaşıyorsun?" "Ben böyle bir tepki vereceğini tahmin etmemiştim." "Kimin arkasından sinsi sinsi yaklaşırsan aynı tepkiyi verir." "Onların eli daha hafiftir." göz devirdim. "Her neyse araba kullanacak durumda mısın?" "Hayır. Hala midem ağrıyor." "İyi tamam o zaman ben gidiyorum. Taksi bulursun. İyi günler." diyerek kaskımı geri takıp motosiklete bindim. "Beni de bırakır mısın?" "Hayır?" "Lütfen araba kullanacak durumda değilim." "Taksiyle git o zaman. Beni ilgilendirmez." "Sen yaptın ama." "Bana ne? Yaklaşmasaydın." "Lütfen?" "Yüzsüz müsün?" "Belki evet. Belki hayır. Kişiye göre değişiyor." "Ah!" göz devirdim. Yedek kaskı çıkarıp ona verdim. "Tak." "Ben senin öğretmeninim." "O zaman ona göre davranın sayın öğretmenim." deyip motora bindim. "Bekle eşyalarım var." dedi ve arabasına gidip birkaç dosya aldı. Arabasını kilitledi ve arkama oturdu. Kollarını belime doladı. "Kollarını çekmen için 3 saniyen var." "Çekersem düşerim." "Cüssenden utan." "Bu cüsse kolay kolay yapılmadı. O yüzden hemen dağılmaması gerek. Daha yapılacak çok işim var." "Hadi ya. Eğer o ellerini çekmezsen bundan sonraki işlerini kolsuz yapacaksın." "Pekala. Düşersem iyileşene kadar sen bakarsın bana ama senin bunu yapmak isteyeceğinden emin değilim. O yüzden ellerim burada kalacak." dedi ve kollarını belimde sabitledi. "Öyle olsun bakalım." dedim ve karnımda tepinen hayvanları yok sayarak motoru çalıştırdım.
Okula geldiğimizde birkaç meraklı göz bana döndü. Yani daha önce motoruma bindirdiğim sayılı kişi vardı. Acar'ı bile bindirmemiştim. Çünkü o bana sarılırken aklımı toplayamıyordum. Motoru park ettiğimde Devrim arkadan indikten sonra ben de inip kaskı çıkardım. Devrim ise son derece havalı bir şekilde çıkarıp saçlarını karıştırdı. Evet tamam kabul ediyorum son derece seksiydi. Ama Acar da seksiydi. Ah! Kimi kandırıyorum? Acar seksi falan değil o çok tatlı. Oyuncak ayı gibi. İkisini karşılaştırmayı bırakıp kaskı küçük bölmeye koydum. Daha sonra onun kafasına taktığı kaskı elinden alıp yanına koyup motoru kilitledim. Arkama bile bakmadan ilerlerken okulun kızları aralarında konuşuyordu.
İleride hızlı adımlarla gelen Selen'i gördüğümde el salladım. Gülümseyip adımlarını hızlandırıp yanıma geldi ve kolumu tutarak çekmeye başladı. "Ne oluyor?" "Asıl sana ne oluyor? Bana her şeyi anlatacaksın." "Mecbur muyum?" "Kesinlikle. Şimdi otur ve anlat." "Ne anlatayım?" "Mesela aranızda ne var?" "Aramızda? Devrim ile mi?" "Devrim? Ne zamandır ismiyle sesleniyorsun öğretmenlerine?" "Öğretmen? Hadi ama?!" "Fazla konuşma ve anlat." dediğinde derin bir nefes aldım. "Aramızda ne var onu mu merak ediyorsun?" "Evet." "Aramızda çok kuvvetli bir nefret ilişkisi var." deyip göz devirdiğimde "Göz devirme bana. Göz devirme... Nasıl başladınız?" "Neye? Selen aramızda bir şey yok hem biliyorsun ben-" "Evet evet. Acar'a aşıksın." dediğinde göz devirdim. "Hadi derse girelim." deyip ayağa kalktım. "Ama anlatmadın?" "Anlattım. Aramızda bir şey yok. O kadar." sınıfa doğru ilerlerken Devrim'i gördüm. Göz kırptığında karnımdaki hayvanlar doğaya salındı. Ona bakmayarak, daha doğrusu bakmamaya çalışarak sınıfa girdim. Selen arkamdan gelip omzumu dürttü "Bence senden hoşlanıyor." "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" "Hayır. Ciddiyim. Göz kırptı sana." "Kim bilir günde kaç kıza kırpıyordur?" "Öyle biri değil gibi sanki?" "Tanımıyorsun bile." "Seninle kavga edemeyeceğim." diyerek önüne döndü. Telefonumla uğraşırken mesaj geldi. Acar'dandı.
'Merhaba bu akşam sahil turu yapalım mı?'
Ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Kalbim 'Evet.'' derken beynim 'Bu kadar çabuk affetme. Sana fahişe dedi.' diyordu. Her zamanki gibi kalbime uyup cevap yazdım.
'Olur. Her zamanki yerde?'
'Her zamanki yerde. 20.00'da orada ol.'
Cevap yazacağım sırada ders öğretmeni içeri girdi ve dersi başlattı.
Sıkıcı bir ders sonunda sınıftan çıkmayıp pinekledim. Selen önümde ilgilenmediğim bir konu hakkında konuşurken ben onu dinlemiyordum. "Safir dinlemiyorsun değil mi?" "O kadar belli oluyor mu ya?" "Of!" diyerek ön sıraya geçti. Acar'ı düşündüm. Acaba şu an ne yapıyordu? Ya da ne düşünüyordu? Bunları öğrenmeyi o kadar çok isterdim ki. Yüzümde sallanan bir el sayesinde kendime geldim. "Ne oldu?" "Ders başladı." masanın oradaki öğretmene baktığımda bu saat miydi Devrim'in dersi? Göz devirdim. "Evet arkadaşlar! Dün gece size notlar hazırladım. Bunlar ilk sınavda çıkacak soruların cevaplarının olduğu çalışma kağıdı. Ayrıca finallerde de burada olan konulardan çıkacak. O yüzden bu konuyu çok dikkatli ve ayrıntılı çalışmalısınız. Benden size bir öneri her gün en az 15 dakika derslerinize zaman ayırın. Son seneniz. Bu sene mezun olacaksınız. Ona göre davranın." dedi ve isimleri söyleyerek kağıtları dağıttı. Bana uzattığında kağıtlara göz attım. Küçük sarı not kağıdı gördüğümde okumaya başladım.
'Safir beni affet. Hatta affetmene yardımcı olmak için bu akşam 20.30'da sahildeki parka gel.'
Kağıdı Devrim'in gözünün içine baka baka buruşturup attım. Notlardaki konuları anlatmaya başladığında ben de küçük küçük notlar alarak dinliyordum.
Okuldan çıktıktan sonra otoparka gittim. Otoparka girdiğimde sevgilimin üzerindeki Devrim'i görmemle gözlerimi büyüterek ona doğru ilerledim. Yanına gittiğimde "Ne oluyor?" "Arabam evinin önünde ben de beraber gideriz düşünmüştüm." "Yanlış düşünmüşsün. Şimdi kalkarsan eve gideceğim." "Hadi ama sabah getirdin. Şimdi de geri götürsen ne olur?" "Bana karşı neden bu kadar yüzsüzsün?" "Küçük kız çocuklarına zaafım var." "Benim de yaşlı insanlara saygım var. O yüzden seni bırakacağım." dedim ve gülerek kaskı çıkardım. Yüzü düşerken gülme sırası bendeydi. Onun oturmasını bekleyip "Yavaş gidiyorum. Şimdi kalbin hızlı dayanmaz falan, uğraştırma beni." diyerek motora bindim. Daha doğrusu Devrim'in kucağına. "Geri gider misin?" "O kadar yaşlıyım ki hareket bile edemiyorum." dediğinde görmese bile göz devirdim. Sertçe oturduğumda kollarını belime sardı. Motoru çalıştırıp gaza bastım. Şu an bir erkeğin neredeyse kucağında oturuyordum ve bu durumdan pek de şikayetçi olduğum söylenemezdi. Aksine güvende hissediyordum. Tümseklerde zıpladıkça Devrim'in garip şeyler hissettiğinden emindim. Çünkü o bir erkekti. Ben bile Acar bana sarıldığında garip şeyler düşünüyordum. Terbiye sınırları içerisinde tabi.
Evin önüne geldiğimiz de park edip onun inmesini bekledim. Kaskı çıkarıp sabahki gibi saçlarını dağıttığında onu izliyordum. "Gösteri bittiyse kaskı alayım diyorum." dediğimde gülerek kaskı verdi. Alıp motorun direksiyonunu kilitledim ve apartmana girdim. "Sana da iyi günler!" diye seslendiğinde gülümsedim. Cevap vermeden eve girip duş aldım. Hazırlanmam gerekiyordu. Duştan sonra dolabımın karşısına geçip kıyafet aradım. Etek ve elbise giyinemezdim. Motosiklet kullanıyordum. Pantolon? Hava sonbahara göre fazla sıcak. Şort? Belki olabilirdi. Şortlarımı gözden geçirip kot şortu çıkardım. Üzerine beyaz bol tişört giydim. Spor ayakkabılarımı giyerken telefonuma mesaj geldi. Şarjdaydı. Ayakkabılarımı giyip aynada kendime baktım. Fena sayılmazdım. Üzerime şortumu kapatan uzun bir hırka giyip evden çıktım. Her ihtimale karşı almıştım o hırkayı. Soğuyabilirdi hava.
Her zaman buluştuğumuz küçük balıkçı barakasına girdim. Bir yandan kolumdaki saate bakarken bir yandan da denizi izliyordum. Saat 20.15'ti ama Acar hala gelmemişti. Telefonumu çıkardım. Acar'dan gelen mesaja baktım. Bundan yaklaşık 40 dakika önce atılmıştı. Mesajı açtığımda sinirlendim.
'Safir çok üzgünüm. Bu akşam gelemeyeceğim. Sevgilim biraz rahatsızlandı. Çok özür dilerim. Bugünü telafi edeceğim. Anlayışın için şimdiden çok teşekkürler.'
Sinirden kudururken beni bir kız için ekmesini kaldırmaya çalışıyordum. Barakadan çıktım ve motoruma ilerledim. Arkamdan dolanan sarhoş adamı takmamaya çalışarak ayrıca korkudan ne yapacağımı bilemez halde ilerliyordum. Ben neden bu kadar uzağa park ettim ki?! Adımlarımı hızlandırırken bir yandan da insanların çoğunluklu olan parka doğru ilerliyordum. En azından peşimi bırakana kadar orada kalabilirdim. Yaklaştığını hissettiğim de hızlı adımlarımı koşmaya çevirdim ve koşarak parka girdim. Park'ta arkama bakarak koşarken o adamı bir yerde görmüş gibiydim. Hafızamı zorlarken bir yandan da koşmaya devam ediyordum. Kim olduğunu hatırladığımda bir anlık boşluğuma geldi ve gözlerim doldu. Bana iyice yaklaştığını anladığımda adımlarımı hızlandırdım. Parkın sonundaki boşluktaki banklarda neden bu kadar az kişi vardı? Biri kolumu kavrayıp ağzımı kapattığımda sesimi duyurmaya çalışıyordum. Kulağıma yaklaşıp "Geçen sefer kurtuldun ama bu sefer kurtulamayacaksın." dediğinde çırpınmaya devam ediyordum. "Bence hiç o kadar emin olma!" diyen ses ile kendime gelip daha fazla çırpınmaya başladım. Beni ondan kurtarıp yumruklamaya başlayınca içimde garip duygular oluştu. Onu yere yatırıp yumruklamaya devam ederken sarhoşluğun etkisiyle karşılık veremiyordu. Her yumruğunda şoktan dolayı algılayamadığım bir şeyler söylüyordu.