12. BÖLÜM

560 Words
AYÇA'NIN ANLATIMINDAN Bugünün tarihini not alın lütfen. Neden mi? Çünkü bugün ölmedim. Kalbim deli gibi attı ama sonunda durmadı. Misafirler gittikten sonra odama çekildim. Annem “Sen git, ben hallederim,” dedi işleri. Canıma minnet zaten… Üzerimi değiştirdim, yatağa girdim. Saat 23:15’ti. Gözlerimi kapadım ama Mert Üsteğmen’in arabaya binerken attığı o bakış gözümün önüne geldi. Hemen gözlerimi açtım. O nasıl bir bakıştı öyle? Ve o gülüş… İnsan birine öyle bakar mı? Telefonu elime aldım. Mesaj atacaktım. Vazgeçtim. Telefonu bırakacakken mesaj bildirim sesi geldi. Kalbim yine hızlandı. Mert mesaj atmıştı. “Güzeldi.” Ekrana bakakaldım. Ne güzeldi? Ben mi? Annem mi? Yemekler mi? “Güzel olan ne?” diye yazdım. Cevap gecikmedi. “Sen.” Ah kalbim… Ne oluyor bana böyle? Aşık mı oluyordum yoksa sadece heyecan mıydı bu? Ne yazacağımı düşünürken bir mesaj daha geldi. “Ayça, sen başımı belaya sokacaksın.” Bu mesaj nedense hoşuma gitti. Sanki gizli bir sır varmış gibi. “Niye ki? Uslu kızlar kimsenin başına bela olmaz,” diye yazdım. Tam o sırada kapı açıldı. Annem. “Konuşalım mı?” diye sordu. Telefonu yastığın altına koydum. “Tamam,” dedim. Annem yanıma oturdu. Bana dikkatlice baktı. “Mert Üsteğmen’e olan bakışlarını gördüm,” dedi sakin bir sesle. Başımı eğdim. “Şey anne…” dedim ama devamını getiremedim. Nedense utandım. Annem elimi tuttu. “Anasının kızı…” dedi gülerek. “Sen de benim gibi babasının emri altındaki askere âşık oldun.” Başımı hızla kaldırdım. “Nasıl yani? Siz görücü usulü evlenmediniz mi?” Vay canına sayın seyirciler… Anne babamın aşk hikâyesini bilmiyorum ben! Annem gülümsedi. “Baban o zaman yüzbaşıydı, deden ise binbaşı. Bir keresinde görev dönüşü deden babanı yemeğe davet etti. Kapıdan girdi… ve ben ona âşık oldum.” Gözleri o an parladı. “Tabii o zamanlar sosyal medya yoktu. Ne mesaj var ne bir şey. Sadece beklemek…” “Ee sonra ne oldu da bir araya geldiniz?” diye sordum merakla. Annem hafifçe güldü. “Hazır mısın duymaya?” “Evet,” dedim. “Dedene söyledim. Baba ben Yüzbaşı Oğuz’a âşık oldum dedim.” Ağzım açık kaldı. “Anne! Sen ne yapmışsın öyle?” “İlk başta kızdı,” dedi. “Ama sonra Oğuz’dan iyisini bulamam damat diye düşündü galiba.” “Sonra?” “Babam Oğuz’u çağırdı. Ona dedi ki ‘Benim kızla evlen.’” “Şaka yapıyorsun…” “Hayır. Ve babanın da bende gönlü varmış ki hiç itiraz etmeden ‘Evet’ demiş.” Vay vay vay… Ben az önce ne öğrendim? Annem bana baktı. “Sen de Üsteğmen Mert’e âşıksın,” dedi hafifçe gülerek. Ne “hayır” diyebildim… Ne de “evet.” Çünkü ben bile bilmiyorum hissettiklerimin adını. Heyecan mı? Hoşlanmak mı? Yoksa gerçekten… aşk mı? Annem alnımı öptü. “Seni seviyorum kızım. İyi geceler,” dedi ve odadan çıktı. Kapı kapandı. Oda sessizleşti. Yastığın altındaki telefon aklıma geldi. Çıkardım. Mert’ten yeni bir mesaj vardı. “Sessiz kaldın.” Ekrana baktım. Kalbim yine hızlandı. “Annemle konuşuyordum,” diye yazdım. Bir süre yazıyor… yazıyor… kayboldu. Sonra mesaj geldi. “Hakkımda mı?” Gülümsedim. “Belki.” Bu sefer cevap biraz geç geldi. “O zaman dikkatli olmalıyım.” Derin bir nefes aldım. “Geç kaldın Üsteğmen Bey,” diye yazdım. “Bence zaten başladınız.” Mesaj gitti. Ve ben o gece ilk kez şunu düşündüm: Belki de insan birine âşık olurken ölmez. Sadece kalbi biraz daha hızlı atmayı öğrenir.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD