“HAYAL KIRIKLIĞI”

545 Words
HAZAR SARUHAN Hızlı adımlarla Baruta doğru yürüdüm, “Kim amına koyayım bunu yapan piç, söyle!” Diye kükredim. Ellerim titriyor, gözlerimden ateş çıkıyordu. Bu şımarık veledin arkasında kimin olduğunu, aylarca internet haberleriyle hakkımda çıkan dedikoduları kimin verdiğini öğrendiğimde ona ölümlerin en şiddetlisini yaşatmaya ant içmiştim. Barut omzunu silkip dudaklarını kıvırdı. “Piç değil, Ruken Azadi… ‘O patronunuz, Hakkında yapılan tüm haberlerin bitmesini istiyorsa Kendal Bozbey’in şımarık kızını uyarmasına gerek yok… benim ayağıma gelecek,’dedi.” İşittiğim isimle olduğum yere mıh gibi çakıldım. Ruken. İçimde bir yer… yıllardır üstüne toprak atılmış, sesi kesilmiş bir şey, ansızın dirildi. Arslan ağa gelip bana “Kendal ağanın kızı uğraşıyor” dediğinde bile bu kadar sarsılmamıştım. Aklımın ucundan bile geçmemişti. Çünkü Ruken… Ruken geçmişti, eskide kalmıştı. Ya da ben öyle sanmıştım. Adını duyduğum an, yılların üstünü örttüğü her şey tek tek sıyrıldı. O bakış. Yarım kalmış bir cümleler. Ve içimde hâlâ kapandığını sandığım hesap… Boğazım kurudu. Nefesim daraldı ama belli etmedim. “Ruken ha…” dedim, sesim sandığımdan daha soğuk çıktı. Barut’un gözleri üzerimdeydi ama ben çoktan orada değildim. Yıllar öncesine gitmiştim. “Gedelim de artık kurtulalım abi şu manyaktan!” Dediği an öfkeyle baktım Ayaza… “Senin o ağzını sikerim Ayaz!” “Kusura bakma abi…” Derin bir nefes aldım. “Benimle görüşmek istiyorsa gelsin! Yerim belli,” dedim. “Söyledim… kabul etmiyor! İki saat sonra bu adreste olacakmış,” deyip küçük bir kağıt uzattı. “oraya gelmeni istiyor.” Kâğıda baktım. Urfa’nın dışına doğru bir adres… Ruken yıllar sonra benimle burada buluşmak istiyorsa diyeceği çok önemli bir şey olmalıydı. Belki de yardıma ihtiyacı vardı. Gerçi, evli barklı kadın… Azadilerin gelini… benimle neden buluşsun ki? Gitmek ile gitmemek arasında kaldım. Aklımla kalbim aynı tarafta değildi. Evli bir kadının benim gibi tehlikeli bir adamla ne işi olurdu ki? Hem o seçimini çoktan yapmıştı. Bana yakışmazdı artık böyle kuytu köşede görüşmek… Kâğıdı buruşturup attım. İlerleyip koltuğa oturdum. “Gitmiyor muyuz abi?” Ayazın sesine başımı salladım. “Gitmiyorum!” Gözümü kapatıp başımı geriye yasladığımda 12 yıl öncesine götürdü beni anılar… 24 yaşındayım… Tüm bildiğim, inandığım, yaşadığım ne varsa sırt dönmüşüm. Bi Ruken başka… kışla içerisindeki ankesörlü telefonda ezbere bildiğim numarayı çevirdim. Hemen açılan telefon bu sefer uzun uzun çaldı. Ama açıldı. “Alo…” “Benim Ruken, Hazar… sonunda oldu!” Diye heyecanla şakıdım. “Ne oldu Hazar?” Diye bir ses. Ama sanki soğuk… her zamankinden daha donuk… “Asteğmen oldum Ruken… açıklandı. Şimdi tayinim nereye çıkar bilmiyorum. Ama en kısa zamanda seni yanıma alacağım. Ne baban umrunda ne abin Kendal…” “Hazar…” “Söyle kurban olduğum… bi sorun mu var sesin de iyi değil…” “Hazar ben yapamam! Ben ailemi bırakamam! Saygın bi ailem var… seninde öyle… niye böyle yapıyorsun?! Niye gelip istemiyorsun?!” Rukenin sesi gergin, adeta taşıyordu. “Ruken—“ dediğimde sertçe kesti sesimi. “İki yıldır susuyorum senin bu saçma inadının bitmesini bekliyorum. Ama sen aptal gibi soyunu, aileni bırakıp basit bir işe gönül verdin! Ben ağa kızıyım Hazar! Sen de öyle! Beni istiyorsan dön Urfa’ya! Al aileni yanına, gel kapıma!” “Öyle mi Ruken?!” “Öyle!” Ruken son kez bağırıp kapattı telefonu yüzüme. Elimdeki ahize titriyordu. Sıktıkça avizeden gelen çıtırtı sesleriyle arkamda ailesini aramak isteyenlerin sesleri birbirine karışıyordu. Verdiği onca söz yalan mıydı?! Beni mi eğlemişti Ruken?!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD