“KAZA”

476 Words
HAZAR SARUHAN Ruken’i ardımda bırakırken içine düştüğüm durumu çözmeye çalışıyordum. Anasını satayım… bu bir tuzak mıydı, yoksa tesadüfi bir rastlantı mı? Kim benim… Hazar Saruhan’ın resmini gizlice çekmeye cesaret edebilirdi ki? Öyle ya… ya Urfa’da yaşayıp kim olduğumu bilmeyen bir ahmak… ya da ne yaptığını gayet iyi bilen, cesaretine güvenen başka bir ahmak. Gıcırdayan kapıdan fırlayıp doğrudan aracıma atladım. İleride nokta gibi görünen şirket aracını benim için tanımamak mümkün değildi. Kapısını açıp bindiğim araç ise sıradan değildi. Altımda duran şey bir Audi RS7’ydi. Bu şehirde bırak aynısını görmeyi, adını bilen bile azdı. Buralarda böyle bir makineye sahip tek adam bendim zaten… Olmasına da izin vermezdim. Her erkeğin kendi havasında bir imzası varsa eğer işte bu araç ta benim imzamdı. Her ne kadar pahalı zevkleri olmayan bir adam olsamda zamanında şimdi işler değişmişti. Bulunduğum konum itibariyle dostumun da düşmanımında gördüğü şey güçten başka bir şey olmamalıydı. Hızın da gücün de bir sahibi varsa, o da bendim! Hiç vakit kaybetmeden kontağı çevirdim ve gazı kökledim. Aracım sıfırdan yüze dört saniyede çıkarken, altımdaki motor hırçın bir hayvan gibi gürledi. Gaz pedalını ezip geçtim. Motor homurdu, araba ileri fırladı. Gözüm tek bir noktadaydı: ilerideki şirket araçları. Mesafe hızla kapanıyordu. Telefonum çaldı. Ekrana bakmadan açtım. “Konuş.” Barut’un sesi geldi, gergin ve hızlı. “Öndeki araç netleşti. Mercedes… siyah. Plakayı okuyamadım.” Çenem kasıldı. Telefonu kapattım. Gaza biraz daha yüklendim. Önümde uzanan anayolda artık onları net görüyordum. Bizim aracı geçtim, direksiyonu kırıp hedefe kilitlendim. Siyah Mercedes. Kaçıyordu. “Kaçamazsın…” diye mırıldandım. Hızımı artırıp yanına yaklaştım. Direksiyonu hafif kırarak aracı sıkıştırdım. Durması için selektör yaptım. Onu sağ şeride itmeye çalıştım. Ama… Tepki vermedi. Ne yavaşladı, ne manevra yaptı. Kornaya abandım. Bir kez. İki kez. Üç— Şeytan diyor çıkar makinayı sık tekerlere… bunu yapmam bu hızla muhtemelen takla attırırdı önümdeki araca… malum olduğum konumdan dolayı tepemden düşmeyen çoktu. Kim olduğunu öğrenmem lazımdı. Camı indirip bağırdım: “ÇEK KENARA! DUR!” Ultra siyah filmli camdan aracın içini, kim olduğunu da göremiyordum. Lanet olsun! Sesim rüzgârda parçalanıp gitti. Ama araç… Hâlâ durmuyordu. İçime garip bir his çöktü. Bu normal değildi. “Lanet olsun…” Direksiyonu biraz daha kırdım. Bu sefer daha sert. Mercedes anlık bir yalpaladı. Ve sonra— Her şey bir anda oldu. Araç kontrolden çıktı. Önce sağa kırdı, sonra savruldu. Lastiklerin çığlığı kulaklarımı yırttı. “Hayır—” Mercedes bir anda takla attı. Bir. İki. Üç— Metal ezildi, camlar patladı. Araç yol kenarındaki arazilere doğru savrulup fırladı. Toz bulutu yükseldi. Sessizlik. Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Frene asıldım. Aracım sertçe durdu. “Lanet olsun… lanet olsun!” Kapıyı açtığım gibi kendimi dışarı attım. Hem öfkeliydim… Hem de içimi kemiren o ani korkuyla donup kalmıştım. Koşmaya başladım. Takla atmış araca doğru. “Hey! Sesimi duyuyor musun?!” Ayaklarım toprağa gömülürken hız kesmedim. Aklımda tek bir şey vardı artık— Resimlerimizi çeken kimdi? Hoşuma gitmeyecek biriyse eğer… Kaza, gebermesi için güzel bir fırsattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD