Sinan, Leyal’i duşakabinin camına doğru yasladı camın soğukluğuyla tenlerinin sıcaklığı çarpıştığında Leyal küçük bir çığlık attı. Sinan’ın elleri, Leyal’in bacak içlerinden yukarıya, o en mahrem ve en sıcak noktaya ulaştığında ikisi de nefesini tuttu. "Beni mahvediyorsun," diye fısıldadı Sinan, dudakları Leyal’in dudaklarına santimler kala. "Bu banyodan canlı çıkabileceğimden emin değilim. Tenin altına benziyor, suyla birlikte parlıyorsun ve ben sadece sana açım."
Leyal, Sinan’ın yüzünü ellerinin arasına alıp onu kendine çekti ve dudaklarını hırsla onunkilere mühürledi. Suyun altında birbirlerine kenetlendiklerinde, dökülen her damla sanki arzularını biraz daha körüklüyordu. "O zaman beni tüket," diye mırıldandı Leyal öpücüklerin arasında. "Bu gece ne olacaksa burada, senin kollarında olsun." Diyalogları ve dokunuşları gittikçe hırçınlaşırken, buharın içindeki iki silüet tek bir bedene dönüştü. Dışarıdaki o kanlı gece, yerini bu ıslak ve ateşli sığınağa bırakmıştı.
Sinan, Leyal’i duşakabinin camına biraz daha yasladığında, ıslak vücutlarının birbirine sürtünmesinden doğan o ritmik ses suyun sesine karışıyordu. Sinan’ın elleri, Leyal’in suyla parlayan kalçalarından yukarıya, belinin o dar kavisini sahiplenerek tırmandı. Leyal, hissettiği bu yoğun ve hırçın arzuyla sarsılırken nefesi kesildi. Sinan’ın dokunuşları o kadar kararlı ve güçlüydü ki, genç kadın bir an için dengesini kaybedecekmiş gibi hissetti.
Ellerini Sinan’ın ıslak omuzlarına dayadı, parmaklarını onun gergin kaslarına geçirdi. "Yavaş ol..." diye inledi Leyal, başını geriye doğru atarken. Sesi, buharın içinde eriyen bir duman gibi kısık ve titrekti. "Sinan, biraz yavaş... Kalbim duracakmış gibi hissediyorum."
Sinan, bu itirafla birlikte durmak yerine hafifçe sırıttı bakışları Leyal’in arzuyla buğulanmış gözlerine kilitlendi. Bir elini Leyal’in ıslak saçlarının arasından geçirip başını hafifçe geriye yatırdı, böylece boynu tamamen savunmasız bir şekilde ortaya çıktı. Dudaklarını Leyal’in kulağına yaklaştırdı, sıcak nefesi suyun serinliğine inat tenini kavurdu. "Az önce 'beni tüket' diyordun," diye fısıldadı Sinan, sesi karanlık bir melodi gibi boğuk ve kışkırtıcıydı. "Ne oldu tatlı kız? Bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?"
Konuşurken elleri boş durmuyordu parmak uçları Leyal’in göğüs uçlarından karnına, oradan da bacak içlerine doğru yavaş ama yakıcı bir hat çizerek ilerledi. Her temasında Leyal’in vücudu bir yay gibi geriliyor, suyun altında küçük ürpertilerle sarsılıyordu. Sinan’ın teni, Leyal’in tenine her vurduğunda, aralarındaki o hayvani ve saf çekim banyodaki buharı bile ateşe veriyordu.
"Seni tüketme mi istemiyor muydun?" diye devam etti Sinan, dudaklarını Leyal’in boynundaki o hassas nabız noktasına bastırarak. "Şu an benden başka hiçbir şeyin, hiçbir korkunun zihninde yeri yok, biliyorum. Sadece bu an var... Sadece benim ellerim ve senin bedenin."
Leyal, Sinan’ın bu özgüvenli ve baskın tavrı karşısında tamamen eridiğini hissetti. "Çok kötüsün..." diye mırıldandı, ama kollarını onun boynuna daha sıkı dolayarak onu kendine daha çok çekti. "Beni böyle çaresiz bırakmandan nefret ediyorum ama... durmanı da istemiyorum." Sinan, Leyal’in bacaklarından birini tutup beline doladığında, aralarındaki o ıslak ve mahrem temas artık kaçınılmaz bir noktaya gelmişti.
Sıcak su, bu iki günahkar ama birbirine muhtaç ruhun üzerinden akıp giderken, Sinan Leyal’in dudaklarını bir kez daha hırsla mühürledi. Artık yavaşlığa yer kalmamıştı sadece suyun, buharın ve birbirlerinde yok olmanın o vahşi hazzı vardı.
Duşun altındaki o hırçın ve yakıcı dakikalar, yerini suyun dinlendirici sessizliğine bırakmıştı. Sinan, Leyal’i kalın, beyaz bir bornoza sarmalayıp kendi de bornozunu üzerine geçirdiğinde, banyonun buharlı havasından çıkıp yatak odasının nispeten daha serin ve loş atmosferine adım attılar. Odadaki abajurun sarı ışığı, halının desenlerini ve yatağın üzerindeki beyaz çarşafların kırışıklıklarını yumuşak bir biçimde aydınlatıyordu.
Sinan, Leyal’i pencerenin önündeki o şık, iki kişilik kadife koltuğa nazikçe oturttu. Leyal’in ıslak saçlarından damlayan sular bornozun yakasında koyu lekeler bırakırken, Sinan onun yüzüne dökülen nemli bir tutamı geriye itti. "Saçlarını kurutup taramak istiyorum," dedi Sinan, sesi bir esinti kadar hafif ve huzur doluydu. "Sen sadece arkana yaslan ve dinlen. Hemen geliyorum." Sinan, banyoya doğru kurutma makinesini ve tarağı getirmek için yöneldiğinde, Leyal odada yalnız kaldı.
Bakışları boşlukta gezinirken, az önce üzerinde tutkuyla kayboldukları yatağa takıldı. Gözleri, yastığın biraz aşağısında, o bembeyaz ve kusursuz çarşafın tam ortasında duran küçük, dairesel bir lekeye çivilendi. Leke, odadaki sarı ışığın altında koyu bir pas rengi gibi parlıyordu.
Leyal’in kalbi, bir kuşun kanat çırpışı gibi göğüs kafesine vurmaya başladı. O leke, sadece az önceki birleşmelerinin bir nişanesi değildi Leyal’in zihninde o gece, o bıçağın ve kendi ruhuna bulaşan o çıkmazın bir yansımasıydı. Koltuktan nasıl kalktığını anlamadan, bir büyülenmişlik içinde yatağa doğru yürüdü.
Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu ama elini uzattı. Parmak uçları, çarşafın dokusuna ve o küçük, sertleşmiş lekeye hafifçe dokundu. Kumaşın serinliği ile lekenin o pürüzlü hissi parmaklarında birleştiğinde, Leyal dünyadan bir anlığına koptuğunu hissetti. Bu leke, temizliğin bittiği, günahın başladığı o ince çizgiydi. Kendi kendine, "Geri dönüşü yok," diye mırıldandı belli belirsiz.
Kapı kolunun sesini duyunca hızla elini çekti, sanki ateşe dokunmuş gibi ürperdi. Adımlarını telaşla geriye atıp koltuğa, Sinan’ın onu bıraktığı yere çöktü. Ellerini bornozunun içinde birleştirip titremesini gizlemeye çalıştı.
Sinan, elinde makine ve tarakla içeri girdiğinde, Leyal’in yüzündeki o kireç gibi beyazlığı fark etmedi. Yüzünde, sevdiği kadına bakım yapacak olmanın verdiği o saf ve içten gülümseme vardı. Koltuğun arkasına geçti, makinenin fişini taktı ve Leyal’in ıslak saçlarını parmaklarıyla ayırmaya başladı.
Sinan, elindeki kurutma makinesini çalıştırdığında, odanın sessizliğini makinenin monoton ve boğuk uğultusu kapladı. Cihazdan yayılan sıcak hava, Leyal’in nemli saç tellerini havaya uçuruyor, etrafa şampuanın ferahlatıcı kokusunu yayıyordu. Büyük bir özenle, parmaklarını Leyal’in saçlarının arasından geçirerek tarağı nazikçe kökten uca kaydırıyordu.
Leyal ise koltukta adeta taş kesilmişti. Bakışları hala az önce dokunduğu o küçük, uğursuz kırmızı lekeye çakılıydı. Makinenin uğultusu kulaklarında bir uğultuya dönüşürken, içindeki ses dışarıdaki dünyadan daha gürültülü bir hal aldı. "Kan lekeleri..." diye geçirdi içinden, dudakları belli belirsiz titrerken. "Kan lekeleri hiçbir zaman peşimi bırakmayacak. Sokağın karanlığında, banyonun köşesinde, Sinan’ın bembeyaz çarşafında... Nereye gidersem gideyim, o kırmızılık arkamdan sızıyor."
Sinan, tarağı Leyal’in ensesine doğru indirirken genç kadının omuzlarının sarsıldığını, bedeninin zayıf ama sürekli bir titremeyle sarsıldığını hissetti. Bu, sadece üşümenin getirdiği bir titreme değildi bu, ruhun dışarı vurduğu bir kriz anıydı. Sinan hemen makinenin düğmesine bastı. Odanın içine düşen ani sessizlik, az önceki uğultudan daha ağırdı. "Canım... İyi misin?" diye sordu Sinan, sesi derin bir endişeyle yankılandı. Eğilip Leyal’in yüzünü görmeye çalıştı. "Tir tir titriyorsun, bir yerin mi ağrıyor?"
Leyal, gözlerini yataktaki o izden ayırmadan, eliyle yatağı işaret etti. Sesi, bir cam kırığı kadar keskin ve kırılgandı. "Yataktaki kan lekesi..." dedi, yutkunarak. "Neden var? Neden orada öylece duruyor?"
Sinan, Leyal’in bu kadar sarsılmasına bir anlam veremese de, onun bu savunmasız halini dindirmek istercesine arkadan boynuna sarıldı. Koltuğun kenarına hafifçe oturup dudaklarını Leyal’in kulağına yaklaştırdı. Sıcak nefesi, ıslak saçlarının arasından tenine sızdı. "Korkma," diye fısıldadı Sinan, sesi güven veren, kadifemsi bir tondaydı. "O kan lekesi... ilkim olduğunu simgeleyen bir iz sadece."
Sinan, Leyal’in boynuna düşen bir tutam saçı eliyle yavaşça geri çekti. Dudaklarını, Leyal’in az önce duşta sırılsıklam olan ama şimdi yavaş yavaş ısınan o narin boyun derisine bastırdı. Oraya derin ve huzurlu bir öpücük bıraktı. "O, tutkulu, sıcak ve ateşli bir gecenin lekesi Leyal," dedi, kelimeleri tenini okşayarak. "Bizim gecemizin mührü o. Seni bana bağlayan, bu geceki teslimiyetinin en saf kanıtı. Sadece bize ait bir hatıra."
Sinan’ın bu sıcak ve sahiplenici açıklaması, Leyal’in zihnindeki o karanlık sokak imgelerini bir anlık da olsa geri itti. Kan, bu sefer bir ölümün ya da bir suçun değil, Sinan’ın dünyasında bir başlangıcın simgesiydi. Leyal, aldığı derin bir nefesle birlikte omuzlarının düştüğünü, kasılan bedeninin gevşediğini hissetti. Sinan’ın kollarının arasında, bu yalanın içindeki tek gerçeğe, yani Sinan’ın sevgisine sığındı ve yavaşça sakinleşti.
Sinan, elindeki tarağı son bir kez Leyal’in ipek gibi yumuşayan saçlarından geçirdi. Makinenin yaydığı o yapay sıcaklık, yerini odanın içindeki huzurlu, lavanta kokulu serinliğe bırakmıştı. Leyal’in titremesi tamamen kesilmiş, Sinan’ın boynuna kondurduğu o son öpücükle birlikte ruhundaki gergin teller gevşemişti.
Sinan makineyi sessizce komodinin üzerine bıraktı ve Leyal’in elinden tutarak onu koltuktan kaldırdı. "Artık sadece uyuma vakti," dedi Sinan. Sesi, dünyanın en güvenli sığınağının kapılarını aralıyor gibiydi.
Yatağın kenarına geldiklerinde Sinan, o küçük kırmızı lekeyi görmezden gelerek yorganı genişçe açtı. Leyal, bornozundan sıyrılıp Sinan’ın sunduğu o beyaz, taze kokulu çarşafların arasına süzüldü. Sinan da yanına yerleştiğinde, birbirlerine doğru döndüler. Yorganın altında çıplak bedenleri tekrar buluştuğunda, bu seferki temas yakıcı bir arzudan ziyade, iki yaralı ruhun birbirine şifa olması gibiydi.
Sinan, bir kolunu Leyal’in başının altına yerleştirdi, diğer eliyle onu belinden kavrayıp göğsüne iyice çekti. Leyal, yüzünü Sinan’ın boyun çukuruna gömdü. Orada, Sinan’ın nabzının düzenli atışını teninde hissederken, zihnindeki o karanlık labirentlerin kapıları birer birer kapandı. "Seni seviyorum," diye fısıldadı Sinan, uykunun en tatlı evresine geçerken. Dudakları Leyal’in saçlarının tepesinde asılı kalmıştı.
Leyal cevap vermedi, ama Sinan’ın göğsündeki parmaklarını hafifçe sıkarak ona karşılık verdi. O an, bu yalanlarla dolu dünyanın içinde tutunabileceği tek dalın bu adam olduğunu biliyordu. Dışarıda gece tüm karanlığıyla hüküm sürerken, bu küçük odada, Sinan’ın kollarının arasında zaman durdu. Leyal, hayatında ilk kez gerçekten korunuyormuş gibi hissederek, ağırlaşan göz kapaklarını nihayet serbest bıraktı.
Gece, bu iki bedeni ve aralarındaki o büyük sırrı karanlığıyla örttü. Sinan huzurla, Leyal ise bir süreliğine unutmanın verdiği o ağır rehavetle derin bir uykuya daldı.
•••
Bölüm Sonu...