Güneşin ilk ışıkları, perdenin aralığından sızarak odayı soluk bir altın rengine boyamaya başlamıştı. Sabahın o taze, henüz dokunulmamış sessizliğinde ilk uyanan Sinan oldu. Uykunun o ağır sisinden yavaşça sıyrılırken, kolunda hissettiği sıcaklıkla gülümsedi. Dirseğinin üzerinde hafifçe doğrularak yanı başında, bembeyaz çarşafların arasında huzurla uyuyan Leyal’i izlemeye koyuldu.
Leyal’in yüzü, sabahın bu çiğ ışığında bir sanat eseri kadar kusursuz görünüyordu. Dağılmış saçları yastığın üzerine bir gece bulutu gibi yayılmıştı dudakları hafifçe aralıktı ve nefes alışverişleri odanın sessizliğinde ritmik bir ninni gibi duyuluyordu. Sinan, bakışlarını onun üzerinde gezdirirken göğsünün derin bir hayranlıkla dolduğunu hissetti. Bu kadını sadece sevmiyor, ona adeta tapıyordu.
Leyal, yüzüne vuran ışığın ve üzerinde hissettiği bakışların etkisiyle kirpiklerini yavaşça kırpıştırdı. Gözlerini açtığında karşısında Sinan’ın o derin, mavi ve sevgi dolu bakışlarını buldu. "Günaydın güzelim," dedi Sinan, sesi uykunun mahmurluğuyla derin ve erkeksi bir tonda yankılanarak.
Leyal, uykulu bir gülümsemeyle gerindi, çarşaflar vücudunda hışırdayarak kaydı. "Günaydın... Erken kalkmışsın," diye mırıldandı, sesi hala rüyaların izini taşıyordu.
Sinan, elini uzatıp Leyal’in yanağını başparmağıyla okşadı. "Sana doyamıyorum ki," dedi içtenlikle. "Çocukken aşık olduğum kadın şimdi yatağımda... Gözlerimi kapatıp bu anın kaybolmasından korkuyorum."
Leyal tam bu romantik sözlerin etkisiyle içten bir gülümseme gönderecekti ki, gözü komodinin üzerindeki saate takıldı. Akrep ve yelkovanın duruşu, zihninde bir şimşek çakmasına neden oldu. Annesine sabah erkenden geleceğini söylediği o an, tüm geceki huzuru bir anda dağıttı. "Eyvah!" diyerek aniden, çırılçıplak bir halde yataktan doğruldu.
Battaniye ayaklarının dibine yığılırken telaşla etrafa bakındı. "Çabuk giyinelim, kahvaltı yapalım! Anneme sabah geleceğimi söylemiştim, çoktan uyanmıştır!"
Yataktan fırlayıp odanın içinde bir sağa bir sola giderek kıyafetlerini aramaya başladı. Odanın loşluğunda ve akşamın dağınıklığında hiçbir şeyi yerinde bulamıyordu. "İç çamaşırlarım nerede? Sinan, iç çamaşırlarım nerede?" diyerek telaşla mobilyaların altına, koltukların arkasına bakmaya başladı.
Sinan, yatakta doğrulup sırtını başlığa yasladı. Leyal’in bu telaşlı ama bir o kadar da sevimli halini izlerken yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. "Valla güzelim," dedi omuz silkerek. "O kadar kendimden geçmiştim ki, iç çamaşırlarını tam olarak nerede çıkardığı mı hatırlamıyorum."
Leyal, elini alnına vurup ona döndü. "Sinan! Şaka yapma, gerçekten geç kalıyorum! Hadi kalk artık!"
Sinan gülerek yataktan doğrulmaya başladı, çarşaflar üzerinden kayarken Leyal’e göz kırptı. "Yatak o kadar sallanmıştı ki Leyal, belki sarsıntıdan yere falan düşmüştür, oralara iyi bak," diye takıldı.
Leyal, Sinan’ın bu rahat ve dalga geçen tavrına daha fazla dayanamadı. Yataktaki yastıklardan birini kaptığı gibi bütün gücüyle Sinan’a fırlattı. Yastık Sinan’ın göğsüne yumuşakça çarparken Leyal kaşlarını çatarak ama gülmemeye çalışarak bağırdı "Sinan dedim! Kalk ve yardım et!"
Sinan, Leyal’in yastık darbesinden sonra kahkaha atarak yataktan tamamen çıktı. Çıplak ayakları parkede hafif sesler çıkarırken, gardırobun yanındaki köşe koltuğun arkasına ilişilmiş olan o küçük dantelli kumaş parçasını fark etti. Eğilip iç çamaşırlarını yerden aldı ve parmağının ucunda sallayarak Leyal’e doğru muzip bir adım attı. "Bak buradalarmış," dedi Sinan, sesi sabahın o buğulu tonuyla daha da derinleşmişti.
Leyal’e yaklaştığında, bakışları genç kadının sabah güneşinde ışıldayan çıplak tenine odaklandı. Sinan, elindeki çamaşırları vermek yerine onları hafifçe kenara çekip boşta kalan eliyle Leyal’in göğüslerine, o en hassas kıvrımlarına dokundu. Parmak uçları, sanki az önceki gecenin ateşini yeniden körüklemek ister gibi ağır ağır gezindi. "Giyinmene yardımcı olmamı ister misin güzelim? Belki acele etmemize gerek yoktur..."
Leyal, Sinan’ın parmaklarının teninde bıraktığı o yakıcı elektrikle bir anlığına sarsılsa da, zihnindeki saat tiktakları durmuyordu. Sinan’ın elini nazikçe ama kararlı bir şekilde kendinden uzaklaştırdı. "Bence..." dedi Leyal, nefesini düzene sokmaya çalışarak. "Şu an giyinmeme yardımcı olmak yerine mutfağa geçip güzel bir kahvaltı hazırlamalısın. Zaman daralıyor Sinan."
Sinan, pes etmeye niyetli değilmiş gibi gülümsedi. Bir adım daha atıp ellerini Leyal’in çıplak beline doladı ve onu pürüzsüz göğsüne mühürlercesine kendine çekti. Leyal’in saçlarından yayılan o taze şampuan kokusunu içine çekerken, "Bence biraz daha uyuyabiliriz ya da uyanık kalmanın başka yollarını bulabiliriz," diye fısıldadı. "Annen o kadar da erken beklemiyordur herhalde."
Leyal, Sinan’ın kollarının arasında kendini ne kadar güvende ve huzurlu hissetse de, içindeki o gizli korku ve annesine karşı duyduğu sorumluluk ağır basıyordu. Gözlerini yavaşça kapattı, başını Sinan’ın omzuna yaslayıp derin bir iç çekti. "Sinan, lütfen..." dedi fısıltıyla. "Zorlaştırma. Gerçekten gitmem lazım." Sinan, Leyal’in sesindeki o gerçek endişeyi ve ricasını duyunca kollarını yavaşça gevşetti.
Ondan bir adım geri çekilip ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı; yüzünde hala o aşık ve anlayışlı gülümseme vardı. "Peki, peki... Tamam, zorlamıyorum," dedi Sinan, Leyal’in yanağına hızlı ve sıcak bir öpücük kondurarak. "Ben gidip kahvaltı hazırlayayım o zaman. Malum, müstakbel kayınvalidemiz kızmasın bize. Sen de hazırlan, sofrada bekliyorum." Sinan, odadan çıkmadan önce kapı pervazında durup son bir kez Leyal’in o gün ışığındaki güzelliğine baktı, ardından koridora doğru yönelip mutfağa geçti.
Leyal odada yalnız kaldığında, sessizliğin içine çöken o ağır gerçeklikle baş başa kaldı. Sinan mutfakta tabakları hazırlarken, Leyal titreyen elleriyle iç çamaşırlarını giymeye başladı.
Leyal, üzerindeki ağırlığı atmaya çalışarak Sinan’ın odasında bıraktığı kıyafetlerini özenle giydi. Aynadaki aksine son bir kez baktığında, gözlerindeki o buğulu ifadenin ve dudaklarındaki hafif şişkinliğin dün geceyi ele verdiğini düşündü. Saçlarını elleriyle düzeltip mutfağa doğru yürüdü.
Mutfağa adım attığında, burnuna taze demlenmiş çay ve kızarmış ekmeğin o iştah açıcı kokusu doldu. Sinan, üzerinde sadece bir eşofman altıyla, sabah güneşinin altında parlayan çıplak sırtıyla tezgahın önünde duruyordu. Leyal’in geldiğini fark edince omuzunun üzerinden ona döndü; gözlerinde Leyal’i her gördüğünde parlayan o saf hayranlık vardı. "Giyinmişsin bile..." dedi Sinan, Leyal’in yanına yaklaşıp elini beline koyarak. Dudaklarını kulağına yaklaştırdı ve alçak bir sesle ekledi "Ama itiraf etmeliyim ki, çıplak halinle daha güzeldin birtanem. O halin zihnimden hiç çıkmayacak."
Leyal hafifçe kızarırken Sinan nazik bir hareketle sandalyeyi geriye doğru çekti. Leyal sandalyeye yerleştiğinde, Sinan da karşısına oturdu. Masada her şey kusursuzdu sanki dışarıdaki o tekinsiz dünya bu mutfağın kapısından içeri girememişti.
Leyal, elindeki çatalıyla tabağındaki peynirden küçük bir parça alırken bakışlarını Sinan’a kaldırdı. Sesi, samimiyetin ve minnetin en saf tonundaydı. "Dün gece gerçekten çok güzeldi Sinan. Her şey için... kendimi böyle hissettirdiğin için teşekkür ederim."
Sinan, çay bardağını dudaklarına götürmeden önce duraksadı. Leyal’in elini masanın üzerinden uzanıp sıkıca tuttu. "İyi ki odama geldin Leyal. Eğer o kapıyı açmasaydın, aramızdaki bu bağın bu kadar derinleşmesi için daha ne kadar beklerdik bilmiyorum. Artık sadece geçmişin arkadaşı değiliz, biz artık birbirimize aidiz."
"Biliyorum," dedi Leyal, sesini toparlamaya çalışarak. "Sadece... hayat bazen çok hızlı değişiyor ve gelişiyor Sinan. Dün akşam bu kapıdan girdiğimdeki Leyal ile şu an karşında oturan kadın arasında dağlar kadar fark var. Bu hız beni biraz ürkütüyor."
Sinan, Leyal’in elini bırakmadan başını hafifçe yana eğdi; onun bu çekingen ama dürüst halini anlamaya çalışıyordu. "Gelişmesi güzeldir Leyal. Bizim için gelişiyor her şey." Dedi ve kahvaltılarına devam ederken Sinan, Leyal’in yüzüne düşen bir tutam saçı nazikçe kulağının arkasına itti.
•••
Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...